riyazat oruçları hakmı bölüm 6- vaka çalışması, ölmeden öncesi öl (2)
2. Bölüm
Hocam atlar zararsız, nefis ise zararlı, onu nimetlere daldırarak daha kötü kılmazmıyız; bu da sizlere anlatılan çok büyük bir yalan, çünkü nefis özünde kötü değil. Kötü olmadığını nereden biliyoruz; yaratıcıdan biliyoruz. Nefsi kim yarattı; Allah yarattı. Allahta hiç kötü birşeyi var edermi; etmez. Eğer var etseydi, o zaman kötülükten doğan tüm zarardan Allah sorumlu olurdu. "Şüphe yok ki Allah, insanlara hiçbir suretle zulmetmez, fakat insanlar, kendi kendilerine zulmederler" (Yunus Süresi; 44). Rabbimiz ben asla zulmetmem diyor, nefis kötü derseniz ama o zaman nefsin insana zulmettiğini, dolayısıyla nefsi yaratan Allahın insana zulmettiğini söylemiş oluyorsunuz. Bu da sizi bir Ayete şirk koşmaya götürür.
Nefis nedir o zaman; nefsiniz windows veya android işletim sistemleri gibi bir işletim sistemi. Bilgisayar ve telefon üreticileride tertemiz bir işletim sistemini sizlere nasıl sunuyor, sonrası hangi uygulamaları veya programları yükleyeceksiniz bunu sizin kararınıza bırakıyorsa, Allahta insanı tertemiz bir nefisle yeryüzüne indiriyor, o nefsi iyi veya kötü yapanda sizin yüklemeleriniz oluyor. O nefise duyu organlarınız üzerinden neyi yüklüyorsanız nefisi iyi veya kötü kılan siz oluyorsunuz. O zaman nefsi kötü yapan kimmiş; insanmış. Ayetin dediği gibi, insan kendisine zulmediyormuş. Eğer nefsi özünden kötü sayarsanız, o zaman Allahı kötülükle itham etmiş olursunuz, bu da sizin adınıza hiç iyi olmaz.
Dünya nimetlerinden uzak kalmak bize makam kazandırmıyorsa, ne kazandırıyor? Kefaretler. Biz cennetten geldik, meleklerin arasında yaşıyorduk, cennetten kovulmamıza sebep olanda bir günah oldu. Dolayısıyla tekrar özümüze dönmek için, ait olduğumuz yere geri dönmek için yapmamız gereken tek şey kendimizi günahlardan arındırmak. Bu da ancak kefaretlerle mümkün. Örneğin; siz ne kadar kendinizi dünya nimet ve zevklerinden uzak tutsanızda üzerinizdeki kul haklarını kapatamıyorsunuz. Neden kapatamıyorsunuz; kul hakları başkasının hakkını içeriyor, o hesabı kapatmak içinde başkasına birşey yapmaniz gerek. Dünya zevklerinden uzak durmak ise, kişinin kendisine yaptığı birşey kendisinden başkasını etkilemediği bir şey. Kendinize yaptığınız birşeylede başkasına ait bir kul hakkını kapatamazsınız.
O kul haklarını kapatmadığınız müddette içinizdeki şeytanları yok edemiyorsunuz, belki onları evcilleştiriyorsunuz, ama onları yok edemiyorsunuz. O şeytanları yok etmediğiniz müddette ne kader sizden kıssas almaktan vazgeçer ne de melekler alemine açılırsınız. Kefaretler ve dosdoğru bir hayatla o arınmışlığı elde ettik varsayalım, bu durumda nasıl bir hal alırız diye soruyorsanız; cennet vari bir yaşantı içinde olursunuz, gökten size yiyecek iner, istediğiniz an evrenin herhangi bir yerine seyehat edebilirsiniz, acı, soğuk gibi hislerden muaf olursunuz, yaşlanmazsınız. Cennette ne tür bir yaşantı varsa size o yaşantı nasip olur.
Neden cennet vari bir yaşantı; atalarımız cennetten geliyor, siz özünüze, o tertemiz ilk yaratılışa döndükçede kader sizi cennete ve o yaşantıya yaklaştırıyor. Tam arınmayı elde ettiğiniz zamanda melekler alemine perdeler açılır, meleklerde ahiret hayatında olacağı gibi size hoşgeldiniz der; "Melekler de her kapıdan yanlarına varıp onlara şöyle derler: Sabrettiğinizden dolayı size selâm olsun! Bakın, dünya hayatının mutlu sonu ne kadar güzelmiş!" (Ra'd Süresi; 23-24). Kim hz Adem ve Havva anamızın hatasını telafi ederse, onların bedenimize bulaştırdığı kiri temizler, tekrar o arınmışlığı elde ederse, o kişilere Allahu Teala cennet vari bir yaşantıyı taahhüt ediyor.
O arınmışlığı elde eden birisi hiç çıktımı? Bunun tek bir örneği var, o da İsa as, o da nitekim sonunda meleklerin arasına alındı. İsa as o arınmışlığa nasıl ulaştı? Doğuştan. Kimin sayesinde; Ruhu'l Kudüs. Ruhu'l Kudüs kim; Hz Mehdi. Ölmeden önce öl hali var ya, herkesin ulaşmak istediği o hal, işte o halin sırrı hz Mehdi'de yatıyor. O çıktığında eğer ona tabi olursanız, kimbilir belki o ayrıcalıklı hali sizde yaşayabilirsiniz.
Bazı evliyaların hali var, onların yaptığı ne? Onların yaptığı tamamen cinni. Örneğin; hiçbir evliya tayyi mekan yapmadı, fiziki anlamda bir mekandan diğerine zıplamadı, yaşanılanlar tamamen cinlerin göz boyamasıydı. Cinler birilerine o evliyanın görünümünde göründü, insanlarda gerçekten o zatın örneğin hacca gidip geldiğini sandı. O zatta ben gitmedim diyemedi, çünkü o cin aynı anda kabeyi o evliyanın gözünün önüne getiriyordu.
Şunu çok net anlamalısınız, içinizde şeytanlar olduğu müddet fiziki anlamda bir mekandan diğerine ışınlanamazsınız, çünkü içinizdeki şeytanlar o geçişe engel olur. İstemdışı engel olur, çünkü içinizdeki şeytanlar enerji, siz tayyi mekan yapmak için enerjiye dönüştüğünüzde de o şeytanların enerjisi ile çatışırsınız. Enerjinin içinde enerji varolamaz. Dolayısıyla şeytanlar içinizde enerji boyutunda var olduğu müddet, siz enerjiye dönüşemezsiniz. Ne fiziki anlamda gayp alemine geçiş yapabilirsiniz ne de mekan değiştirebilirsiniz. Geçiş yaptığı iddia edilenlerin hepside hikaye. Eğer tayyi mekan o kadar kolay olsaydı, bu ilk önce peygamberlere nasip olurdu, örneğin Musa as Hızır'ı bulmak için onca yolculuğu yapmak zorunda olmazdı, doğrudan o mekana kendisini ışınlardı.
Buradan peygamberlerin içinde şeytanlar olduğunumu çıkarmalıyız; hayır, müslüman cinler olduğunu ama çıkarabilirsiniz. Neden; çünkü tebliğ orada devam ediyor, o cinlerde oradan alıyor ve bilgileri cinler alemine yayıyor. Marvel Sinema Dünyasının Karınca Adam filmlerinde gösterilen quantum alemi gibi, bedenlerimizin içini öylesine ayrı bir dünya olarak düşünmelisiniz. Filmler ile gerçek arasındaki tek fark; iç dünyanızı dezayn eden amelleriniz, gözle gördüğünüz mekanlar. Gözle gördüğünüz mekanlar, örneğin amellerinizin işlendiği mahal, bedeninizin içinde yeniden var ediliyor, o günahtan bulaşan şeytanlarda bedeninizin içindeki o mahale yerleşiyor.
Şimdi gelelim okurumuza, bu okurumuzu kader neden böylesine ilginç bir konuya sürükledi; kader birşeyi karşınıza çıkarıyor, beyninizi birşeyle meşgul ediyorsa mutlaka o konuyla ilgili gökte bir hesabınız var. Bilhassa ne zaman o düşünceler sizde doğmaya başladıysa, o konu sürekli karşınıza çıkıyorsa, bilinki düne kadar o hesap kapalıydı, şimdi ise aktif hale geldi. Her bir hesabın bir vakti var, vakti geldiğinde ve aktif olduğunda da kader bunu düşünce boyutunda size bildirir. Eğer beyninize yeni düşünceler doğuyorsa, yeni şeyler karşınıza çıkıyorsa bilinki kaderinizde yeni birşey aktif oldu.
Burada ne tür bir hesap aktif olmuş olabilir; önümüzde dört şık var, ya okurumuzun üzerinde o kadar günah varki, hayatın hiçbir lezzeti ve tadını hak etmiyor, o kıssasın kendisinden çıkma vaktide gelmiş olabilir, ya üzerinde o kadar lanet varki, o lanetler açığa çıkmaması için kader onu hayattan bir müddet koparmak istiyor olabilir, bir müddet hayattan elini ayağını çek, yoksa ben seni felç edeceğim diyor olabilir, ya o kadar kötü birisiki, kader onu bu hayattan koparıp cinler alemine sürüklemek istiyor olabilir, ya da çok büyük bir nimet kapısına dayandı, örneğin mehdilik çağında yaşıyoruz, o da çok basit beşeri ilişkilerden ötürü o kısmeti geri çeviriyor, kaderde onu uyarıyor olabilir, bu fırsatı kaçırma, yeryüzü ilişkilerine fazla takılıyorsun, esas önemli olan şeyleri, senin hak ettiğin, ezelden beri istediğin veya ait olduğun yeri kaçırma diyor olabilir.
Kötü birisi olmadığı aşikar, onun dışındaki şıklardan hangisi okurumuz için geçerli, bunuda kendisi düşünmesi gerek. Bu sorunun cevabını biz kendisi adına veremeyiz. Ölmeden önce ölün cümlesi sürekli aklına geliyorsa veya sadece bir kaç günlüğüne geldiyse dahi, kaderin burada kendisine bir mesaj vermek istediği çok açık.
Bir not düşelim; nefsin farklı mertebelerine girmiyoruz çünkü bunlar hurafe. Neden hurafe? Düğmeyi baştan yanlış iliklerseniz geri kalanı yanlış olur olayı var ya, burada yaşadığımız olaylardan birisi bu. Nefis kötü değil, siz ama nefsi kötü der ve tüm şemanızı bunun üzerine kurarsanız, başı doğru değilki sonrası doğru olsun durumuna düşersiniz. Felsefi boyutunda bunların kendilerine kurduğu tuzak bu. Eylem boyutunda düştükleri yanılgı ise, dünya nimetlerinin kötü olduğu inancına sahip olmaları. Bu da keza doğru değil. Dünyevi zevkler dünya zorluklarını, acı ve üzüntülerini dengelemek için indirilmiş birer nimet. Olaya bu boyuttan bakarsanız bizce karlı çıkan siz olursunuz.
Bakınız, Allahu Teala bu yaşantımızın bizlere nice acı ve üzüntüler yaşatacağını biliyordu, bunların üstesinde gelebilmemiz içinde yeryüzüne tat ve zevkleri indirdi. Dünya nimetleri yeryüzü acıların karşılığı olarak bize verilmiş. Birileri eğer dünya zevkleri kötü diyorsa, bilinki o kişi dünya acılarını yaşamadı. Dünya acılarını yaşayan birisi, çünkü dünya zevklerinin değerini bilir. Birisinde nasıl sabrediyorsa, diğerinde de şükreder, iyiki bu güzel nimetleri bana nasip ettin Rabbim, yoksa yeryüzü çekilmezdi der. Dünya zevkleri, çalışanlara ödül olsun diye indirilmiş. Kendi elleriyle kendilerini bu nimetlerden mahrum bırakanlardan bilinki yeryüzünde dikili taşı yok, yani o nimetleri hak etmedikleri için kader onları o zevk ve tatlardan uzak tutuyor.
Şaşırdınız şimdi değilmi; bardak yarı boşmu yarı dolumu, size hep dolu yönünden olayı anlattılar, bu tür inzivaların çok büyük bir iş olduğunu anlattılar, biz ise hayır, burada bardak yarı boş, bunlar hayrlı insan olduğundan değil, bu nimetleri haketmediklerinden ötürü kader bunları bu ortama sürüklüyor.
Nereden çıktı o zaman nefsin bu mertebeleri; geçmişte elle tutulur bilim yoktu, dolayısıyla insanlar oturdular ve felsefe yaptılar. Felsefe nedir; yaşanılan olaylara anlam yüklemektir. Örneğin; bilim yeni birşeyi icat eder, topluma yeni bir bilgi sunar. Felsefe ne yapar; yeni bir bilgi veya icat sunmaz, var olan bilgilere anlam yüklemeye çalışır. O dönemin alimleride bunu yaptı, oturdular ve nefsi toplum için anlamlandırmaya çalıştılar. Cinler alemindende yardım alarak ortaya 7 farklı mertebe çıkardılar. Bu mertebelerinde başı, sonu, sağı, solu herşeyi yanlış. Oluşturdukları şemada kendi içinde bir mantık ve tutarlılık olabilir, ama bu o şeyin yanlış olduğu gerçeğini değiştirmez.
Örneğin; nefsin 7 mertebesi yok, ama insanda 7 şablon var. Eğer bu şemalarını 7 şablon üzerinden açıklasalardı, belki yorumlarında bir haklılık payı bulurduk. Şuanki haliyle ama onlar, isa değil musa, sopa değil asa, dere değil kızıldeniz hikayesinin durumunda.
Tasavvufcular bilimden yoksun, laf ebeliği yapan tiplerden oluşur. O yüzden tasavvufa fazla anlam yüklemeyin. Size bir ton hikaye anlatırlar, ortada ama elle tutulur bir bilgi olmaz. Siz lütfen bunların süslü kelimelerine ve ritüellerine kanmayın. Allah nezdinde en iyi insan en iyi Müslüman üreten ve topluma faydalı olandır, bunlarda ise sıfır üretim sıfır topluma katkı var. Bunlar sizi lafa boğar, anlattıkları kulağa hoş gelir, eyleme gelince ama bunları ortalıkta göremezsiniz. Eylemde gördüğünüz zamanda kendilerine çalışırlar, topluma bir katkıda bulunmazlar.
Rabbimiz bunlara yeryüzü tatlarını nasip etmiyor, çünkü hak etmiyorlar. Kişi yeryüzü için çalışır, sorumluluklarını yerine getirirse, Rabbimiz o kişiyi yeryüzü tatları ve zevkleriyle ödüllendirir, çalışmazsa, üzerine düşeni yapmazsa ama, o zaman o zevk ve nimetlerden uzak tutar. Allah nezdinde bunlar lanetli, o yüzden kader bunlara yeryüzünün hiçbir güzelliğini nasip etmiyor. Bir not daha, birileri İslamı ruhbanlık gibi farklı boyutlara çekmeye çalışıyor, bu işin altında bir tuzakta bu olduğunu biliniz. Uzun lafın kısası, hayattan kendinizi koparmayın, içinde yaşadığınız aile ve topluma yönelik sorumluluklarınızdan kaçmayın, her anı yaşayın, tadını çıkarmayıda ihmal etmeyin.