• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler............     
"Allah: Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz, diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir" (Mücadele Süresi; 58).


 




kefaret oruçları ve 10 gün
örtünme vs temiz kalp
gıybet ve kurtcuklar
sihir ve örümcekler

cemaatler, ilahiyatçılar ve tarikatlar bölüm 9 (3)- gayrimüslimler cennete girermi?


3. Bölüm

Kalu Bela: "Rabbin Âdemoğullarından, onların birbiri arkalarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahit tutarak: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" demişti. "Evet, buna şahidiz" demişlerdi. Bunu böylece hatırlatıyoruz ki, kıyamet gününde "Doğrusu bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz" (Araf Süresi; 172). Cennete girmek için peygamber inancını şart koşanlara bu Ayeti hatırlatın, Kalu Bela'daki sözleşmeyi hatırlatın. Biz sadece Allahla antlaşma yaptık, Allaha inanmaya söz verdik, bu antlaşmada peygamber inancı yoktu deyin. Kalu Bela, yani ruhlar aleminde bizler Allahu Tealanın kendisiyle bir ahitleşme içine giriyoruz, ona inanmaya söz veriyoruz, onunla birlikte başka birisine değil.

Gördüğünüz gibi, biz sizlere farklı Ayetlerden örnekler verebiliyor, farklı pencerelerden konuyu sizlere anlatabiliyoruz, peygamber inancını şart koşanlar ise size hiçbir Ayetten örnek veremiyor, neden veremiyor, çünkü peygamber inancını şart koşan bir Ayet yok. Neden bunu savnuyorlar o zaman; nefislerinden ötürü. Kendilerine böyle öğretilmiş, kendileride bunu böyle öğretmiş. Şimdide kendilerinin ve şıhlarının hatalı olabileceğini kabullenmek nefislerine ağır geliyor. Hatasız ve kusursuz gördükleri, her gün peygamberimizle görüşüyor, her hafta Allahla konuşuyor dedikleri şıhlarının hatalı ve yanlış olabileceğini kabullenmek nefislerine ağır geliyor.

Eğer bunu kabullenirlerse, kutsadıkları insanların o kadarda kutsal olmadığı ortaya çıkacak ve bir anda herşeyleri her sözleri sorguya açılacak. Kendi inanç dünyalarını böylesine bir çöküşle yüzleştirmektense, körü körüne birşeyi savunmayı tercih ediyorlar.
Sizin bilmeniz gereken, eğer cennete girmek için, yani sonsuz saadete kavuşmak için bir peygamber inancı şart olsaydı, kalu bela'da Allahu Teala sadece kendisiyle ahitleşme yaptırmaz, peygamberlede yaptırırdı. Eğer cehennemden kurtulmak için, Allah dışında bir başkasına daha inanmak gerekseydi, Kalu Belada o kişide karşımıza çıkar, onunlada ahitleşme olurdu. Böyle bir durum yok ama, neden yok; çünkü Allah malını, dinini ve makamını kimseyle paylaşmaz.

Detaylar: "Peygamber, Rabbinden ne indirildiyse ona iman etti, müminler de. Hepsi, Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve: "Peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmayız." diye Peygamberlerine inandılar ve: "İşittik ve boyun eğdik, bağışlamanızı dileriz, ey Rabbimiz! Dönüş sanadır!" dediler (Bakara Süresi; 285). Bu Ayet bir müminin tanımını yapıyor, cennete girmenin önkoşulunu yapmıyor. Zaman dilimi içinde bazı İslam alimleri bu Ayetleri almış, sonrada bu Ayetlerden imanın şartları, İslamın şartları gibi kılavuzlar geliştirmiş. İslam dini daha iyi anlaşılsın diye özetler geliştirmiş. Bunu yapmalarıda iyi olmuş. Fakat bu kılavuzlar bize imanınızın derecesi hakkında bilgi veriyor, cennete girip girememeniz hakkında değil.

Örneğin; bir kişinin peygamber veya meleklere inanmaması onun imanı hakkında ipuçları veriyor, cennete girip girmemesi hakkında değil. Cennet için çünkü sadece Allah inancı yeterli. Hocam Allaha inanan ve Allahı seven, Allahın indirdiği peygamberlerede inanır kitaplarınada; haklısınız, buna itiraz etmiyoruz, ama inanmıyorsa veya haberi yoksa ne yapacaksınız. Örneğin; günümüz Müslümanlarını gören birisi Allah dışında hiçbir şeye inanmak istemeyebilir. Biz dünyaya güzel bir örnekmi teşkil ediyoruzda, günümüz insanları kutsal kitabımıza ve peygamberimize muhabbet beslesin. Örneğin; türklerin İslamla buluşmadan önceki hallerini düşünün veya ibrahim as. Onlar gökte bir tanrı olduğuna inanıyordu ama ortalıkta ne bir peygamber ne de bir kitap vardı.

Şimdi; ne olacak bunlara? Cennete girebilmenin bir kaidesi olması gerek ve bu döneme göre değişmemesi gerek, çünkü Adem as'dan beri din bir. Örneğin; cennete girebilmek için ya peygamber inancı şart ya da değil. Nokta. Eğer şartsa, o zaman gökte bir tanrıya inanan ama peygamber yüzü görmeyen onca kavimlerin haline ne olacak? Bu olayı analiz ederken atıp kesmeyin, tüm çağları ve tüm insanlığı hesaba katın, çünkü peygamber inancı olmadan kimse cennete giremez dediğiniz an sadece gayrimüslimler hakkında karar vermiş olmuyorsunuz, tüm insanlık için karar vermiş oluyorsunuz,
orta asyada yaşamış ve İslamdan haberi olmayan atalarınız dahil.

Kısacası, gayrimüslimler cennete girermi girmezmi konusuyla ilgili her bir Ayeti çıkarabilir ve bunu size izah edebiliriz, fakat bu olayın detayına girmek olur. Bizde sizi detaylarda boğmak istemiyoruz. Peygamberlerin görevi nedir, elçi tanımı nedir, tebliğ nedir bunları araştırmanız bu konuya açıklık getirmeniz için yeterli olacaktır inşallah.

Hadis: cennete girebilmek için peygamber inancını şartmı değilmi, gelin bunu birde peygamberimiz sav ağzıyla dinleyelim, internete girin ve la ilahe illallah kelimeseyle ilgili hadisleri bir tarayın. Araştırmalarınızın sonucunda göreceksinizki sihirli kelimenin La ilahe illallah, Allahtan başka ilah yoktur kelimesinin olduğu. Örneğin; "Kimin son sözü, “Allah’tan başka ilah yoktur” (La ilahe illallah) cümlesi olursa, o kişi cennete girer." (Ebû Dâvûd, Cenâiz 20).

Örneğin;
Su’dâ el-Mürriye (r.anhâ) anlatıyor: “Hz. Peygamber’in vefatından sonra Hz. Ömer (r.a), birgün kocam Talha’nın yanına gelmişti. Onun üzgün olduğunu görünce: “–Neyin var, niye üzgünsün? Amcaoğlun Hz. Ebû Bekir’in emir oluşu mu seni üzdü?” dedi. Talha: “–Hayır! Lakin ben Allah Rasûlü’nün: «Ben bir kelime biliyorum, her kim ölümü anında onu söylerse mutlaka amel defteri için bir nûr olur ve onun cesedi ile rûhu, ölüm anında o kelime sebebiyle ilâhî rızâya ve rahmete nâil olur» buyurduğunu işitmiştim. Bu kelimenin ne olduğunu Rasûlullah (s.a.v) vefat edinceye kadar soramadım. İşte bu sebeple üzgünüm” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a): “–Ben o kelimeyi biliyorum. O, Hz. Peygamber’in amcası Ebû Tâlib’e, vefatı anında teklif ettiği Kelime-i Tevhîd’dir. Eğer Rasûlullah (s.a.v), amcası için Kelime-i Tevhîd’den daha kurtarıcı bir söz bilseydi onu söylemesini isterdi” dedi. (İbn Mâce, Edeb, 54).

Örneğin; Ebû Hüreyre radıyallahu anh’tan rivâyet edildiğine göre Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem ashâb-ı kirâma hitâben: “–Îmânınızı yenileyiniz!” buyurdu. Ashâb-ı kirâm: “–Ey Allâh’ın Rasûlü, îmânımızı nasıl yenileyelim?” diye sordular. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de: “–«Lâ ilâhe illallâh» sözünü çokça söyleyiniz!” cevabını verdi. (Ahmed, II, 359; Hâkim, IV, 285/7657). Gördüğünüz gibi burada sihirli kelime, la ilahe illallah, Allahın varlığına ve tekliğine iman etmek. Peygamberimiz sav'da amcısını ikna etmeye çalıştığı cümle bu. İslamda esas olan, tüm peygamberlerin davet ettiği şeyde bu, Allahın varlığı ve tekliğine iman etmek.

Peygamber inancı cennete girmek için şart değilse, inanmanın ne avantajı var o zaman? Değerli dostlar; İslam inancını bir devletin vatandaşlığına girmek gibi düşünün. İslam vatandaşı olmak içinde sizden beklenen tek şey; la ilahe illah kelimesini kalbinizle zikretmeniz. İslam vatandaşı olmanız için sizden başka hiçbir şey beklenmiyor. O yüzden Musa as ilk Müslüman benim diyor, bunuda ortalıkta Kur'an-ı Kerim ve Peygamberimiz sav yokken diyor. Demek Müslüman olmanın peygamber ve kitapla ilgisi yokmuş. Fakat bir ülkenin vatandaşlığına kabul edilmeniz, o ülkede istediğiniz gibi hareket edebileceğiniz, cezadan muaf olacağınız anlamına gelmiyor. O ülkenin yasaları var ve devlet adamları var, bir ülkenin vatandaşlığına geçtiğinizde de o ülkenin yasalarına riayet etmeniz devlet büyüklerine saygı göstermeniz bekleniyor. Bu durumda yasaları Kur'an-ı Kerim temsil ediyor, devlet büyüklerinide peygamberler.

Sizin anlamanız gereken; İslam vatandaşı yani iman sahibi olmak ayrı birşey, Kur'an-ı Kerim ve peygamberler apayrı birşey. Birisi vatandaşlığa giriş belgesi (Allah inancı), diğerleri ise vatandaşlıktan atılmamak ceza yememek için sizden ne bekleniyorsa onu size aktaran araçlar. Müslümanlar maalesef bunları birbirine karıştırmış, vatandaş olmak için şunada inanmanız şunada gibisine bir çok şeyi imana eklemiş. Bu da ister istemez dini özünden koparıyor. İslam demek Allaha iman etmek demektir. Bu yetmez, şuda buda gerekli dediğiniz an İslamı özünden koparmış oluyorsunuz, bu da sizi çok tehlikeli boyutlara sürükler.

Hocam sizde ama bu söylemlerle deizime teşvik etmiş oluyorsunuz, bu da tehlikeli sulara götürüyor. Bakınız; bizim görevimiz hakkı söylemek, o hak kişileri nasıl etkileyecek bu bizim sorumluluk alanımız içinde değil. Siz yanlış anlayabilirsiniz diye hakkı yamultalımmı, söylemekten vazmıgeçelim? Ne diyor Rabbimiz peygamberimize; sen hakkı söyle, kim nasıl nasiplenecek o senin sorumluluğunda değil, onu bana bırak diyor. İslam camiasında yaşadığımız sıkıntı, nasıl vatikan hristiyanlık üzerinde bir egemenlik kurduysa, tarikat ve cemaatlerde İslam camiası üzerinde kendilerine göre bir egemenlik alanı kurmuş ve nüfus alanlarını tehdit eden herşeye direniyorlar, bu hakkın kendisi olsa dahi.

Örneğin; İsa as çıksa ilk vatikan buna direnecek, hz Mehdi çıksa bunada ilk tarikat ve cemaatler direnecek, çünkü kendileri kendi nüfus alanları ve egemenlikleri ortadan kalkacak. O yüzden biz insanlar ne düşünür diye bakmıyor, hak olanı aktarıyoruz, bu size dokunsa dahi. Tüm amacımız, inancımızı yeniden özüne döndürmek. Nedir inancımızın özü; la ilahe illah. Esas olan Allah, gerisi teferruat. Tüm peygamber ve kutsal kitaplar, tümü insanlığı Allaha davet etmek için indirilmiş, siz ama ne yapmışsınız; kutal kitaplarımızı ve peygamberleri malın sahibine ortak kılmışsınız. Rabbimin izniyle biz bu yanlışı düzelteceğiz, herkesi ait olduğu yere koyacağız. Kimbilir, insanlar peygamberimiz sav ve Kur'an-ı Kerimin gerçek konumunu öğrendiğinde belkide daha çok sevgi ve muhabbet besleyecek.

Belkide insanları deizime sevk eden sizsiniz ve belkide bu insanları yeniden peygamberimiz sav inanmalarını sağlayacak olan biz olacağız. Peygamberleri ve kutsal kitapları vatandaş olmanın şartı olarak öne sürerek insanları ürkütmüş ve kafalarını karıştırmışsınız. Siz eğer peygamberleri ve kutsal kitapları Allahın ortağı olarak değilde, Allahın dininde yasaları aktaran birer araç olarak tanıtsaydınız, kimbilir belkide insanlar deizime sürüklenmeyecek, herşey onlar için daha net olacaktı. Herşey böyle değilmi ama, özünden birşeyi kopardığınızda insanlar kayboluyor, ürküyor ve korkuyor. Birşey ama ne kadar sade ve nezih olursa o kadar ilgi görüyor ve insanlar tarafından anlaşılıyor. Kısacası, deizime sebep olan sizsiniz, İslamı özünden koparıp şuda gerekli bu da gerekli diyerek.  

Peygamberlere inanmanın iki boyutu var, bir yeryüzü boyutu birde ahiret hayatı. Yeryüzünde peygamberler birer kutup yıldızı gibidir. Onların yaşantılarını kendinize rehber alırsanız yeryüzünde kaybolmazsınız. Allahu Teala yasalarını onlar üzerinden yeryüzüne aktardığı için, onları takip ederseniz Allahu Teala nasıl bir yaşantı içinde olmamızı istiyor, ibadetlerimizi nasıl gerçekleştirmemizi istiyor bunu anlar, yanlış yollara ve sapkınlıklara dalmaz, la ilahe illallah diyerek elde ettiğiniz o vatandaşlığı korursunuz. İman sahibi yani İslam dinin bir vatandaşı olmanız için Allah inancı yeterli, ama iman sahibi olmanız cehennem azabından sizi kurtarmayacak, çünkü kötülük yaptığınızda bunun bir bedeli olacak. İşte bunun içinde yasalar inmiş.

İslam dinin en büyük ayrıcalığıda bu, tüm dinler iyiliği emreder, ama sadece İslam dini o iyiliği nasıl elde edeceğiniz nasıl koruyacağınız bunun yolunu size gösteriyor. Ahiret hayatı boyutunda ise, kendi döneminizdeki peygambere inanmanız o peygamberin şefaatine nail olmanızı sağlayacak. Örneğin; mahşer gününde terazide günah yükünüz %51, sevaplarınız ise %49 olduğunu ve %1'lik günah için cehenneme gireceğinizi varsayın, işte burada peygamber inancı sizi kurtararabilir, şefaati ile o %1'lik günahınızı bağışlayıp cennete girmenize vesile olabilir. Bunun dışında ahiret hayatında VİP muamelesi görmenizi sağlayacak. Mahşere intikal ettiğinizde herkes karanlık ve korku, bunaltıcı bir hava içinde, tıklım tıklım dolmuş hesap anını beklerken, sizlerse
havalimanlarındaki VİP salonları gibi özel bir yerde ağırlanacaksınız, ikramlar içinde olunacaksınız, esenlik içinde korkudan yoksun.

Özetlersek; peygamberimiz sav'a hem bu hayatta hem ahiret hayatında
inanmak çok ama çok önemli ve kimsede buna itiraz edemez, fakat cennete girmek için önkoşul dediğiniz an olayı başka bir boyuta taşıyorsunuz. Hangi boyuta; Allahın bir hizmetçisini Allahın malına ortak kılmış, Allahın hakkını gasp etmiş oluyorsunuz. Bizim görevimizde Allahın hakkını korumak. Umarız konuyu anlamışsınızdır.














hz muhammed
hz isa
sadaka
nasuh tövbesi
kelimelerden türemiş hurafeler
yapay zeka ve şeytanlar