cemaatler, ilahiyatçılar ve tarikatlar bölüm 10 (2)- cihat ne zaman hak?
2. Bölüm
Başka bir ülkede çoğunluk tarafından alınmış bir cihata katılabilirmiyiz? Örneğin; öso'nun suriyede verdiği mücadele. Çok kısa ve öz; katılamazsınız! Katılabilmeniz için çoğunluğun lideri bu yönde bir emir vermesi gerek. O savaş ne kadar hak olsada, siz kendi kafanıza göre katılamazsınız. Bu Müslüman kardeşleriniz olasada, savaşamazsınız. Neden? Aileniz ve toprağınız sizi kendi ülkenize faydalı olmanız için büyüttü, başka bir ülke için değil. O savaş o ülke insanı için bir imtihan, sizin için değil. Siz ilk önce kendi arka bahçenizden sorumlusunuz. Sizin ülkeniz sabah akşam saldırı altındayken, kendi ülkenizde çetin bir hak ile batıl savaşı varken siz başka ülkelerin menfaatleri için koşturursanız bu Allah katında hoş karşılanmaz. Siz kendi ülkenizde ne yapabilirsiniz ilk önce bunun muhakemesini yapacaksınız.
Sizin ülkenizdeki mücadele size zahmetli geliyor ve siz; "suriye gideyim bir kurşun yiyip şehit olayım ve bu dünyadan kurtulayım" diyorsanız yani kestirmeden cennete girme hesabı içindeyseniz bizce o hesabı tekrar gözden geçirin. Her halk kendi günah yüküne göre bir imtihanla yüzleştirilir. Bu bazı ülkelerde iç savaş olur bazılarında terör örgütleri bazılarında derin devlet yapılanmaları bazılarında ise darbeler. Ülkenizin şuan bir savaş içinde olmaması ülkenizde hak ile batıl arasında çetin bir savaşın var olmadığı anlamına gelmez. Siz ülkeniz adına İslam adına cihatmı etmek istiyorsunuz, o zaman çoğunluğunuzun liderine kulak asın.
Örneğin; seçimler büyük bir cihattır. Seçimler bir savaş meydanıdır. Kaybettiğinizde baatı bir kurşun sıkmadan ülkenize hakim olacak, böylesine bir şeyden bahsediyoruz. İlla vatan ve millet adına cihat etmek istiyorsanız, seçim dönemlerinde ne yapabilirim deyip o süreci iyi değerlendirmeye çalışın. Günümüzde savaşın bir ayağıda medya üzerinden, sosyal paylaşım platformları üzerinden yürütülüyor. Eğer illa İslam adına, millet ve vatan adına cihat etme arzusu varsa kendi çapınızda sosyal paylaşım platformlarında bir cihat verin. Yani ne kendi kafanıza göre cihat çağrısı yapabilirsiniz ne de kendi kafanıza göre birilerin yaptığı cihat çağrısına katılabilirsiniz. Her birey ilk önce kendi ailesinden, mahallesinden kasabasından ülkesinden sorumlu.
Kendi mahallenize, kasabanıza hayrınız olmayacak sonra dünyanın bir köşesinde İslamı kurtaracaksınız, öylemi? Hadi oradan!
İslam adına bir birey olarak cihat etmek imkansız, o zaman diyorsanız. Aynen. Suuistimallerin önüne geçmek içinde öyle olması gerekli. Çoğunluğun onayını almak sizlere küçük bir detay gibi görünebilir, ancak bu detay sizleri birileri tarafından kullanabilir olmaktan çıkarıyor. Eğer geçmiş alimler bu küçük detayı Müslümanlara bildirseydi günümüzde deaş ve taliban gibi örgütler türemezdi. Değerli okurlarımız, siz kendi hayatınızın cihatından sorumlusunuz. Siz Allah adına çoğunluk adına kararlar veremezsiniz. Allahın rızasını kazanmak istiyorsanız Allahın koyduğu kurallar doğrultusunda oyunu oynayacaksınız.
Örneğin; fetö. Şantaj, yalan, haram, iftira, kumpas, gizlice gözetleme, takiyye, içki helal, gerekirse namaz ve oruçtan uzak durmak gibisine bunlar her türlü yolu kendilerine mübah gördü. Büyük hedef ve amaç doğrultusunda herşeyi yapabileceklerine inandılar. Sonuç; bir veba gibi herkes bunlardan uzak duruyor. Lanet üzerlerine indi ve bu daha iyi günleri. Eğer biz bunu hak için yapıyoruz, dolayısıyla herşey bize mübah olsaydı, o zaman Kur'an-ı Kerim ve onca yasak indirilmezdi. Hak ile baatıl arasındaki farkta bu, birisi meşru yollardan hedefe ulaşır diğeri ise gayri meşru. Birisi gizlenir diğeri gizlenmez. Birisi Allahın belirlediği sınırlar içinde hareket eder diğeri değil. Eğer birisi sizi gayri resmi yollara, ahlaki olmayan yollara itiyorsa bilinki size hakka değil şeytana hizmet ediyorsunuz.
Kural çok basit; çoğunluğun lideri sizi İslam ve millet adına cihata, şıhlarınızda size bireysel cihata kendi hayatınızla ilgili cihata davet edebilir. Kendi hayatınızı nasıl Allaha uygun bir yaşantıya dönüştürebilirsiniz, sizi ancak ona davet edebilir. Siz veya hocalarınız insanları ne İslam adına cihata çağırabilir, ne de toplum adına sokak eylemlerine çağırısı yapabilir ne de millet adına savaş ilan edebilir. Bu tür hakları Allahu Teala çoğunluğun temsilcilerine vermiş. Eğer şıhınız söylemlerinde samimiyse, o zaman konuyu toplumun kanaat önderlerine taşır ve toplum nezdinde bunun istişare edilmesini ister.
Art niyet besleyen bir şıh ise ne yapar; gizli saklı toplantılar düzenler. Hücre evlerinde insanları dünyanın farklı yerlerindeki çatışmalara ikna etmeye çalışır. Şıhlar istihbarat örgütlerine çalışır, bunlarda kişinin kendi ülkesine savaş açmayacağını bildiği için, başka bir ülkedeki çatışmaya ikna etmeye çalışır. Dünyanın neresinde acilen bir savaşçıya ihtiyaç varsa, kişiler o ülkedeki savaşa ikna edilmeye çalışılır. Adamlar düzeni kurmuş. Olanda İslama oluyor. "Ey iman edenler! Siz baş başa gizlice konuştuğunuz zaman, günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşmayın. İyilik ve takvayı konuşun ve huzuruna toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının. Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu, iman edenleri üzmek içindir. Oysa Şeytan, Allah’ın izni olmadıkça inananlara hiçbir zarar veremez. Mü’minler Allah’a dayanıp güvensinler". (Mücadele Süresi; 9-10).
Gizli konuşmalar şeytandan gelir, eğer birisi sizle gizli konuşmalar yapıyorsa bilinki çoğunluğun aleyhine iş çeviriyorsunuz ve bilinki yanlış yoldasınız ve bilinki bu sizin için hayrla sonuçlanmayacak!
İslamı biz düşünmezsek kim düşünecek, diyorsanız. Çok basit; ALLAH! İslamın bir sahibi var. Siz islamdan birinci derece sorumlu değilsiniz. Birinci derece sorumlu olan Allah. Sizler ilk önce kendi hayatınızdan sorumlusunuz, sonrası milletinizden sonrası vatanınızdan sonrası İslamdan. İslam adına cihat edenlere bir bakınız, kendi hayatlarında hiç birşeyi başaramamış, kendi aile ve milletine zerre kadar faydası olmamış tipler. Bunlarmı İslamı kurtaracak? Siz kendi hayatınızdan sorumlusunuz İslamdan değil. Zaten kendi yaşantınızı İslam dinine göre biçimlendirirseniz, İslam dinine en büyük iyiliği yapmış oluyorsunuz. Sizin ama kendinize, ailenize ve mahallenize bir faydanız yok ki İslama olsun.
Siz kendi ayaklarınızın üzerinde duramıyorken kendinize hayrınız yokken, sizmi İslamı kurtaracaksınız? Siz ilk önce kendi hayatınızı düzene sokunuz, sonrası ailenize, mahallenize, şehrinize ve ülkenize olan sorumluluklarınızı yerine getiriniz, kimbilir belki o zaman Allah, İslam adına birşeyler yapmayı sizede nasip eder!
Not: el kaide ve deaş gibi terör örgütlerine katılan tiplere baktığımızda, bunların depresyon ve bunalım içinde olan, esrar ve hapis ortamından çıkmış, şiddet içeren geçmiş, intihar psikolojisine sahip, okul ve mesleki hayatı başarısız, özel hayatı kaos içinde olan kişilerden oluştuğunu görüyoruz. Bu tür örgütlere katılan kişilerin insan ve hayattan nefret eden tiplerden oluştuğunu görüyoruz. Sizce Allah bu tiplere İslam adına cihat etmeyi nasip edermi? Elbette etmez. Onlara ancak sahte şıhların sahte cihatların peşinde koşmak nasip olur.
Hocanızın bir ajan olduğunu nasıl anlarsınız? 1) Toplantılar gizli gerçekleşiyorsa, 2) çoğunluğu temsil etmiyorsa, 3) davanızın uluslararası boyutu varsa, 4) fetvalar genelde azap ve savaş Ayetlerini içeriyorsa ve 5) liderlerinizin ağzından kin ve nefret söylemleri çıkıyorsa. Bağlı olduğunuz cemaat gizli toplantılar yapıyorsa ve cemaatinizin uluslararası ayağı varsa, üstüne bir de şıhınız yabancı bir ülkede yaşıyorsa (fetö, süleymancılar, ahmed hulusi) bilinki siz çoktan kuyruğu kaptırdınız. İslami bilgiye sahip olmasanızda genel mantık açısından tuzağı görüp o ortamdan uzaklaşmalısınız. Çoğunluk konusunu bir üstte zaten ele aldık.
Gelelim azap ve savaş Ayetlerine ve nefret diline; eğer şıhınız ağırlıklı olarak azap ve cihat Ayetleri üzerinde duruyorsa ve ağzından şuna buna yönelik nefret söylemleri çıkıyorsa, o zaman bilinki o bir ajan! Sayın okurlarımız; Kur'an-ı Kerim bir aynadır, onu açıp baktığınızda kendinizi görürsünüz. Örneğin; bazıları Kuran-ı Kerimi açar, hatim eder ve kendilerine bir özetini yaparmısınız denildiğinde onlar bizim dikkatimizi en çok Allahın merhameti çekti der. Bu kişilerin kendileri merhamet dolu olduğu için, onlar Kur'an-ı Kerimi okuduğundan en çok Allahın o vasfı gözlerine batar. Bazı insanlar adalete önem veriyor, onlar Kur'an-ı Kerimi okuduklarında onlarda daha çok adalet merkezli bir Kur'an görüyor. Bazıları güzel ahlaklı, onlar Kur'an-ı Kerimi hatim ettiğinde de sanki güzel ahlakın tarifini yapan bir roman, bilimsel bir dergi okuduklarını sanır.
Geçmişinde şiddet, kalbinde nefret olan insanlar Kur'an-ı Kerimi okuduğunda ne olur? Onların gözüne en çok Allahın azap ve cezalandırma Ayetleri batar. Neden? Birincisi, nasip. Onlar Allahın merhameti gibi af içeren güzel ahlak gibi sevap içeren şeyleri hak etmiyor. Onlar cezayı hak ediyor. İkincisi, bu bir niyet meselesi. Kişi içinde ne niyeti barındırıyorsa, ilham aldığı şeyde o alanda olur. Demek bu kişiler başkalarına yönelik şiddet içeren niyetlere sahipki, gözlerine en çok o tarz Ayetler batıyor.
- Azap ve savaş Ayetleri neden kullanılıyor? Kur'an-ı Kerimin çok özellikleri var, bunlardan biriside Kur'an-ın bir terazi olması. Bu terazide azap Ayetleri bir ucu temsil ediyor, diğer ucunu ise merhamet, sevgi, şefkat Ayetleri. İkisine eşit değer verdiğinizde dengeli bir hayat sürdürüyorsunuz, vermediğinizde fıtratınız bir yöne doğru kayıyor. Kur'an-ı Kerim bir heykel traşcısı gibi düşünün, okuduğunuz her Ayeti kalbinize işliyor. Okuduğunuz Ayet eğer adaletten bahsediyorsa adalet duygularını kalbinize kazıyor, merhametse bağışlama duygularını. Bu teraziyi dengede tuttuğunuz müddet, Allahın tüm Ayetlerine eşit değer verdiğiniz müddet sıkıntı yok, Allahın tüm güzellikleri kalbinize nakşedilir. Savaşmak için cesarette size verilir, sevmek ve yaşatmak için merhamet duygularıda.
Varsayalımki ama sadece azap ve savaş Ayetlerini okuyorsunuz, bu durumda ne olur? O Ayetler terazinin diğer ucundaki Ayetleri, yani merhamet duygularını kalbinizden silmeye başlar. Siz azap ve savaş Ayetlerini okudukça hem o Ayetlerin enerjisini alırsınız hem merhamet duygularınız silinmeye başlanır. Bir müddet sonrada cehennemin bekçileri gibi duygudan yoksun, merhametin ne olduğunu bilmeyen bir varlığa dönüşürsünüz. Size bir esir getirdiklerinde ve bunun kellesini kes dediklerinde, gözünüzü kırpmadan hiçbir acıma duygusu hissetmeden yapar hale gelirsiniz. İstihbarat örgütleri azap ve savaş Ayetlerinin Müslümanlar üzerindeki bu etkisini bilir ve bundan yararlanmak, kurdukları terör örgütlerine eleman devşirmek için, talebelere sürekli azap ve savaş Ayetlerini okutur ve dinletirler.
Savaş ve azap içeren Ayetler o kadar ağır bir enerjiye sahip ki, örneğin o Ayetlerden birisi peygamberimiz sav deve üstündeyken indiğinde, Ayetin ağırlığından deve dizlerinin üzerine çöküyordu. Devenin bile kaldıramadığı böylesine ağır bir enerjiden bahsediyoruz. Bu ağır enerjilere maruz kalan öğrencilerde bu enerjinin altında kayboluyor. Yüzlerindeki o nurani o masumane enerji gidiyor, yerini bir karanlık alıyor. Siz o negatif enerjiyi onlara baktığınızda hissedebilirsiniz. Gözlerinin içinde bir ümitsizlik bir nefret bir karanlık görürsünüz.
- Devşirme nasıl gerçekleşiyor. Elinizin altındaki talebelere ilk önce bol azap ve savaş Ayeti dinletiyor ve okutturuyorsunuz. Bu Ayetler bir müddet sonra o öğrencinin içindeki karanlığı açığa çıkarmaya başlıyor. O karanlık açığa çıktığını nasıl anlıyorsunuz? Bir Müslüman konuştuğunda güzel konuşur. Azap Ayetlerine maruz kalan talebeler konuştuğunda ise, ağızlarından şu veya bu ırka millete karşı sadece kin ve nefret söylemi çıkar. Başlarındaki abi ve ablalar bunu gördüğü an da, şeytanın açığa çıktığını anlar ve o talebeyi bir sonraki safhaya hazırlar. O talebe o örgütlenmenin içindeki daha gizli toplantılara davet edilmeye başlanır. Aşama aşama, beyin yıkama süreci ilerledikçe kişi örgütlenmenin daha derinine sokulur.
Örneğin; eğer o genç talibana gönderilecekse, rusya ve amerika aleyhi galyana getiriliyor. Eğer işid'e gönderilecekse şiilere karşı gaza getiriliyor. Özeti: siz tertemiz duygularla inancınızı doğru öğrenme niyetiyle cemaatlere, tarikatlara giriyorsunuz orada ise işlene işlene, kalbinize nefret ve aşırılık duyguları doldurula doldurula şeytanın askerlerine dönüştürülüyorsunuz.
Not: bazılarına nefret pompalanmasına gerek yok bile. Bunlar hayatlarında yeterince kin ve nefret biriktirmiş. Bunlar bir cemaate veya tarikata girdiğinde tuzağa düşmeye dünden hazır. Örneğin; her sohbette gözlemciler bulunur. Bu gözlemciler sohbetlerde kimlerin daha öfkeli söylemler geliştirdiği kimlerin daha kontrolsüz hareket ettiğini gözlemler. Bunlar üstlerine rapor edilir, sonrası o kişi hakkında bir araştırma yapılır. Sicili uygun bulunduğunda da özel sohbetlere davet edilir. Gördüğünüz gibi, siz masumane niyetler ile bir cemaate veya tarikata katıldığınızı zannediyorsunuz, arka planda neler olup bittiğinden kişilerin nasıl süzgeçten geçirildiğinden ise haberiniz olmuyor.