aile bölüm 4 (2)- isimlerin altında yatan hikmet
2. Bölüm
Ölünün etini yemek: kalbimiz gökle bağlantıyı kuran nokta. Gökten bu noktaya ilhamlar inebiliyorsa bilinki çıkabiliyordurda, çünkü ilahi düzen tek yön üzerine kurulu değil, alma ve verme üzerine kurulu. İnsanın bedeninde gökle bağlantı kurabilecek, ilham alıp verebilecek en uygun noktada kalbiniz. Örneğin; organlar beyinden gelen sinyallere göre çalışır, kalp hariç, kalbin kendisine has uyarı sistemi var. Yani akıldan bağımsız çalışabillen tek nokta kalbiniz. Şimdi; bir kişi hakkında konuşuyorsanız, kişi orada olmasada o kişi hakkında sarfettiğiniz kelimeler o kişiye ulaşıyor. Ha arkasından konuşmuşsunuz ha önünde, Allah nezdinde hiç farketmiyor. Önünde konuştuğunuzda kişinin kulağı ve kalbi, arkasından konuştuğunuzda da kalbi işitiyor.
Öyle veya böyle o kişi işitiyor, niyetiniz ve sözünüz o kişiye ulaşıyor. Ulaştığında da ya o kişiyi daha kötü bir insana dönüştürüyorsunuz ya da kendinizi. Konuşacaksanız güzel şeyler konuşun. Eğer kişi için kullanacak iyi bir kelime bulamıyorsanız Allah islah etsin, Allah merhamet etsin deyip geçin. Eğer varsa kalp o sözleri onaylar ve o vasıflar kişinin benliğine işlenir. Örneğin; o yüzden Rabbimiz kişinin arkasından dedikodu yapmayın diyor, çünkü kişi orada olması dahi söyledikleriniz kişinin kalbine ulaşıyor. Kişi hakkında söyledikleriniz doğruysa, o zaman kötü vasıflar kişinin benliğine işleniyor ve o vasıflar kişide daha belirgin hale geliyor.
Evde oturup lak lak yaparak ne yapmış oldunuz? Kötü işlere bulaşan birisinin arkasından konuşarak, onu daha çok o kötü işlerin içine sürüklemiş oldunuz. O yüzden Allah, goy gıybeti bir kardeşin etini yemekle eş değer tutuyor, çünkü sizin goy gıybetiniz o kişiyi daha çok kötülüğe boğuyor ve o yolda yavaşça ölümüne sebep oluyor. Sizin diliniz kişilerin ölümüne sebep olduğu içinde Allah ne diyor, eğer bu huydan vazgeçmezseniz kabir hayatında o kişilerin etini size yedirtirim diyor. "Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan tiksinir!" (Hucurat Süresi; 12).
Bir vaka çalışması yapalım: varsayalımki bir kızınız oldu ve kızınızın ismini fatma koydunuz. Fatma ismin bir kelime anlamı var, bir de o toplulukta çağdaştırdığı anılar ve hatıralar var. Kızınıza fatma ismini koyduğunuzda, siz kızınızı fatma ismi ile hitap ettikçe kızınızın kulağı fatma kelimesini işitecek, kalbi ise fatmanın sizin nezdinizde anlamını ne ise onu işitecek. Kızınızın benliğini şekillendirecek olanda sizin o isime yüklediğiniz anlamlar. Örneğin; içinde yaşadığınız toplum fatma isminden ne anlıyorsa, onlarda fatma ismi neyi çağrıştırıyorsa, kızınız bu isimle çağrıldıkça o vasıflar kızınızın kalbine oradanda benliğine işlenecek.
Örneğin; fatma ismi bizim toplumda neyi çağrıştırıyor? Gelenek, örf ve adet, ninelerimizi çağrıştırıyor. Kızınıza fatma ismini koyduğunuzda kızınız ilkokulda, ortaokul ve lisede bu isimle hitap edildikçe, kızınızda hangi vasıfları canlandırmış oluyorsunuz? Aynen, örf ve geleneklerimizi. Kızınız büyüdüğünde atalara hürmet ve geleneklere bağlılık konusunda çok ılımlı düşüncelere sahip olacak bunu biliniz. Örneğin; fatma, ayşe, hatice ve gülsüm gibi geleneksel isimlere sahip kız çocukları daha geleneksel olur.
İkinci bir vaka çalışması yapalım: varsaylımki bir erkek çocuğunuz oldu ve buna peygamberimiz sav dedesinin ismini (abdülmüttalib) koydunuz veya herhangi bir sahabenin ismini. O mübarek zatların çok güzel şeyler yaptığına inandınız ve onlara hürmet adına veya çocuğunuzunda onlar gibi olması niyetine çocuğunuza o isimlerden birini koydunuz. O çocuk o ismin o güzel özelliklerini kaparmı? Kapmaz. Buraya kadar yazdıklarımızdan sizden bunu çıkarmış olmalısınız. Bir çocuğun kendisine konulan ismin özelliğini kapması o çocuğa bağlı değil, içinde yaşadığı toplumda o ismin neyi çağrıştırıyor ona bağlız. Bir isim koyduğunuzda sizin neye inandığınız değil, yaşadığınız toplumun neye inandığı önemli.
O yüzden atalarımız çocuğu bir aile değil, bir köy büyütür demiş. En çok kim o çocuğu o isimle çağırıyorsa en çok o, o çocuğun benliğin oluşumunda katkıda bulunur. Anne ve baba olarak siz nadiren çocuğunuzu ismiyle anıyorsunuz, siz oğlum veya kızım diyorsunuz. Köyünüz veya kasabınızdaki insanlar ama çocuğunuzu ismiyle hitap ediyor. O yüzden sizin değil onların beyinlerinde o isim neyi çağrıştırıyor, asıl önemli olan bu. Anlayacağınız, çocuğunuza isim koyarken sizin beğendiğiniz değil, toplumun beğendiği ismi koyun. Çocuğunuzun kimliğini belirleyecek olan onlar çünkü.
Örneğin; abdülmüttalib ismi Türkiyede neyi çağrıştırıyor? Peygamberimiz sav dedesini değil. Neden? İlk veya ortaokul veya lise veya üniversitede hangi çocuk peygamberimiz sav dedesinin ismini biliyor veya onun hayatını biliyor? Kimse! Çocuğunuz ömrünün büyük bölümünü geçireceği ortamda (ilkokul-üniversite), kimse o ismin altında yatan hikayeyi bilmiyor. Herkes çocuğunuzu o isimle çağıracak ama kimse o ismin altında yatan kahramanı bilmeyecek. Bilmeyince o insanlar ne yapacak? İsmin arkasındaki hikayeyi bilmeyince kelime üzerinden gidecekler. İsim sıradan bir kelimeye dönüşecek ve o kelime kendilerinde neyi çağrıştırıyorsa o anlamı o isime yükleyecekler. Abdülmüttalib kelimeside bizde neyi çağrıştırıyor? Bir arabı.
Bir arapta günümüzde neyi çağrıştırıyor? Yobaz, tembel, dünya zevklerine düşkün vs vasıfları. Ne oldu şimdi; siz iyi niyet içinde çocuğunuza abdülmüttalib ismini koyuyorsunuz, yaşadığınız toplumda ama kimse abdülmüttalibi tanımadığı için, abdülmüttalib ismi sadece arabı çağrıştıran bir kelimeden ibaret oluyor. Çocuğunuzun abdülmüttalibin o güzel vasıflarını alacağı ümidiyle o isimi koyuyorsunuz, ne alıyorsunuz; günümüzdeki bir arabın vasıflarını. Olayı anladınız, değilmi? Çocuğunuza koyacağınız ismin anlamını içinde yaşadığınız topluluk bilmiyorsa, o ismi çocuğunuza koymayın!
İsimlerin lügat anlamı: her biriniz lügatı açıyor ve çocuklarınıza toplumun bilmediği isimleri koyuyor, sonrada ama lügatta bunun anlamı çok güzel diyor. Güzelde, o anlamı sizin dışında kimse bilmiyorsa, hatta sizde çocuğunuzu o isimle anmayacaksanız, kimsenin bilmediği bir ismi koymanın ne anlamı var? Hiçbir anlamı yok. Hatta tam aksi bir etki oluşturuyorsunuz, topluma aykırı bir isim koyarak çocuğunuzda aykırı olma arzularını uyandırıyorsunuz. Gün gelecek çocuğunuz içinde yaşadığı topluma yabancı hissetmeye başlayacak. Nedenini kendiside bilmeyecek. Suç kimde? Annede. Neden, çünkü anne fantastik, kimsenin daha önce koymadığı bilmediği bir isim koymak istedi. Haltı siz işliyorsunuz, çocuklarda çekiyor.
O yüzden ne demiş İslam dini, çocukların üzerinizde hakkı var, bunlardan biriside onlara koyacağınız isimler demiş. O yüzden isim konusunda aman dikkat edin. Bir çocuk koyduğunuz ismin anlamından feyz alabilmesi için, içinde yaşadığı topluluk o ismin anlamını bilmesi gerek. Anladınız! Niyetimiz güzel, Allahın bilmesi yetmezmi? Yetmez! Biliyorsunuz, başımıza ne geliyorsa iyi niyetimizden ötürü geliyor. Demek niyetimizin iyi olması bizi korumuyormuş. Allah iki akıl vermiş, kalp ve beyin. Kalbinizi kullandığınız kadar aklınızıda kullanacaksınız. Yoksa hapı yutarsınız.
Kavimler: "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık...." (Hucurat Süresi; 13). Allahu Teala insanları kavimlere ayırmış ve her birimizin kendi kavimini ayakta tutmasını istemiş. Vefasızlığa Rabbim rıza göstermez. Bizler ilk önce kendi kavmimizden sorumluyuz. Bizler eğer bizi yediren ve içeren vatan toprağına bizi koruyan ve büyüten atalarımıza sırtımızı döner, sahabelere veya başkalarına özenmeye başlarsak bu bizim için hiçte hayrla sonuçlanmaz. Siz kendi kavminize sırt çevirir ve başka bir millete özenti duyarsanız, Allahın bunu anlamasını bundan hoşnut olmasını beklemeyin. Eğer çocuğunuza bu topraklara yabancı bir isim koyarsanız, bilinizki çocuğunuz kendisini içinde doğup büyüdüğü kavime yabancı hissedecek.
Sonuç; benliğini kaybeden nesiller, yok olup giden kavimler. Bu tür sonuçlara sebep olacak eylemlerede Allahu Teala hiç rıza gösterirmi? Göstermez. Bilhassa batı gibi kötü medeniyetlere hayranlık duyuyor, batı kaynaklı isimler koyuyorsanız bunun bedeli size ağır olur. O yüzden, Türkseniz Türk geleneklerinizi örf ve adetlerinizi muhafaza etmenin yollarını arayın. Kürtseniz Kürt, Arapsanız Arap. Bakınız; Allahu Teala bizleri kavimlere ayırmış. Bunun altında da çok güzel nedenler var. Bunlardan biriside İslamla ilgili. Kavimlerden birisi eğer çökerse o zaman Allah, İslamın bayrağını bir sonraki yüz yıllara taşıma görevini diğer kavimlere veriyor. Kavimler şekilde yaratılmamızın bir sebebi bu. Dünya'ya renk kazandırmak bir sebepse bir diğer sebepte bir bütün olarak yobazlaşmamıza engel olmak için. Kavimler halinde yaratılmış olmamız kendi içimizde kendi değerlerimizi muhafaza etmemizi sağlıyor.
Bir kavim bozulursa bu diğer kavimleri etkilemiyor. O yüzden her birimiz türk, kürt, malezyalı, pakistanlı vs ilk önce kendi kavmimize sahip çıkmalıyız, ilk önce kendi arka bahçemizi temiz tutmalıyız. Biri çökerse Allahu Tealanın İslamın o şerefli bayrağını aramızdan bir başkasına vereceği varsayımı ile kendimizi ve kavmimizi hazır ve güçlü tutmalıyız. Türkler çökerse, kürtler hazır kıta beklemesi gerek. Türk ve kürt çökerse, malezyalı ve endonezyalı kardeşlerimiz hazır kıta beklemesi gerek. Onlarda çökerse araplar o zamana kadar ayağa kalkmış olmalı ve bayrağı ayakta tutmalı. Bu bir döngü bir bayrak yarışı. İslam bayrağı asla yere düşmemeli.
Bir kavim bir yere kadar, oradanda bir başka kavim o şerefli bayrağı devralmalı. Bu yarışta da bizler başka kavimlerden değil kendi kavimlerimizden sorumlu tutulacağız. Allah nezdinde bizler ilk önce kendi arka bahçemizden sorumluyuz. Mahşeri sorguda neden arap kültürüne sahip çıkmadın denilmeyecek, neden içinde yaşadığın kültüre sahip çıkmadın denilecek. O yüzden bırakın yabancı hayranlığını kendi kültürünüzü ayakta tutmanın yollarını arayın.
Türklerin ayrıcalığı: şunuda anlamış değiliz, cemaat ve tarikatlar veya batıya haranlık duyan, kendilerini modern gören aileler, bunlar çocuklarına neden Türk isimleri koymaz bunu anlamış değiliz. Peygamberimiz sav mekkeyi fethinden sonra dahi Allah, Kabe'nin bakımını araplara bırakmamış, Türklere emanet etmiş. Tekrar ediyorum; peygamberimiz sav hayattayken dahi Allah kendi evinin bakımını Türklere emanet etmiş. Böylesine güzel bir milletten olma nimetine erişmişsiniz, İslamı dünyaya yayan iki milletten birisisiniz, birisi araplar diğeri siz, yüzyıllarca İslam alemine halifelik yapmışsınız, Allah kutsal emanetleri başka milletlere değilde size emanet etmiş, geçmişinizde soykırım ve kötülük yok, yani böylesine güzel ve ayrıcalıklı bir milletin mensubusunuz, siz ama gidiyor arapları şunları bunları kendinize örnek alıyor, gidiyor onların isimlerini çocuklarınıza veriyorsunuz.
Ne anladık biz bundan şimdi. Allah kendi evini Türklere emanet edecek kadar, kutsal emanetleri Türklere bırakacak kadar Türklerden hoşnut, siz ama çocuğunuza bir Türk ismi koyacak kadar değilsiniz. Allahın kendisine laik gördüğü bir milleti, siz kendi çocuklarınıza laik görmüyor ve gidiyorsunuz başka milletlerin isimlerini çocuklarınıza koyuyorsunuz. Hocam milliyetçilik yapıyorsunuz, İslamda da milliyetçilik yok diyorsanız; hayır, yapmıyoruz. Milletiyle gurur duymak ve buna hamd etmek ayrı birşey, bu üstünlüğü insanların yüzünü vurmak onları hor görmek ayrı birşey. Biz bize bahşedilen lütfu dile getiriyoruz, siz ise nankörlük ediyorsunuz.
Sadece bir nankör Allahın bahşettiği bir nimeti bir güzelliği görmemezlikten gelir. "Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir" (Nisa Süresi; 58). Nasıl bir milletin mensubusunuz, bunu anlamanız için bu Ayetin iniş nedenini araştırmanızı öneriyoruz. Siz ayakta kalabilesiniz, bir yüz yıl daha bu topraklarda yaşayabilesiniz diye atalarınız canlarını feda etti, siz ise o ataların isimlerini değilde, yüz yıl öncesi size ihanet eden ve size saldıran milletlerin adlarını çocuklarınıza veriyorsunuz. İnanılır gibi değil.
Peygamberimiz: Allahu Teala kendisi dışında, sadece birine muhabbet beslememize izin veriyor. Kalpler, Allah dışında sadece birinin aşkını kaldırır o da peygamberimiz sav. Diğer muhabbetler ve aşklar kalbi saptırır. Sahabeler, şıhlar, eşiniz farketmez, beşeri aşklar insan kalbini saptırır. Bundan muaf tutulan tek beşeri aşk peygamberimiz sav beslenen aşktır. Hangi kavimden olursanız olun, çocuğunuza peygamberimiz sav ismini koymanızda bir sakınca yok. Rabbim o çocuğu korur ve o kavmin değerleri üzerinde büyümesini sağlar. O çocuk yerli ve milli olur. Bu ama sadece ve sadece peygamberimiz için geçerli bunuda biliniz. Allahu Teala onu bol zikrettiği ve bizlerinde onu zikretmesini istediği için, o bir istisna. "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler: Ey inananlar! Siz de onu övün, ona salat ve selam getirin" (Ahzap Süresi; 56).
Bir vaka çalışması daha: günümüzde maalesef bir çok aile isim konusunda batı kültürünü andıran isimleri tercih ediyor. Sizler konuyu anladınız. Bir isim o toplumda neyi çağrıştırıyorsa o kişi o isimle anıldıkça, o ismin çağrıştırdığı vasıfları alır. Örneğin; çocuğunuza batı kültürünü çağrıştıran bir isim koyduğunuzu varsayın, günümüzde bu çocuğunuzu nasıl etkiler? Günümüzde batı medeniyeti bizde neyi çağrıştırıyorsa, çocuğunuz o doğrultuda etkilenir. Günümüzde de batı medeniyeti bizde neyi çağrıştırıyor? Ülkemizi yıkmak isteyen ittifakı çağrıştırıyor. Siz eğer çocuğunuza batılı bir isim koyarsanız bilinki çocuğunuz o isimle anıldıkça, insanların aklına devletimizi yıkma projeleri gelecek.
Çocuğunuz o isimle anıldıkça, çocuğunuza yüklenecek değerler bunlar olacak. Bilinki çocuğunuz büyüdüğünde yerli ve milli olmayacak. Ülkeyi terk etmek isteyen, ülkesini batıya şikayet eden ilk o olacak. Kendisini bu vatan topraklarında yabancı gibi hissedecek, bir türlü bu topraklara bu toprakların değerlerine ısınamayacak. Batılı güçler ülkemizde ne tezgahı pişirirlerse çocuğunuz bilerek veya bilmeyerek bunun parçası olacak. Bununda ötesi, batının bizim akıllarımıza yerleşmiş bir yaşantı tarzı var. Siz eğer çocuğunuza batılı bir isim koyarsanız, bizler çocuğunuzu o isimle çağırdıkça akıllarımıza batının yaşantı tarzı gelecek, bu da çocuğunuza o değerlerin aşılanmasını sağlayacak. Çocuğunuza batılı bir isim koyarsanız, bilinki çocuğunuz batının yaşam tarzını benimseyecek. Koyduğunuz bir ismin çocuğun üzerindeki etkisini görüyormusunuz?
Örneğin; çocuğunuza modernliği çağrıştıran bir isim koydunuzu varsayın, bu durumda ne olur? Çocuğunuz büyüdüğünde yeni çağ (new age) akımlarına hayranlık duyan birisi olur. Neden, çünkü bizim kültürde modernlik yeni çağ akımlarını canlandırıyorda ondan. Özetlersek; çocuğunuza ne isim koyarsanız koyun o çocuğun o isimden feyz alıp almaması içinde yaşadığınız topluma bağlı. Öyle veya böyle ama, koyduğunuz isim çocuğunuzun geleceğini biçimlendirecek. O yüzden İslam dini ataların çocukları üzerindeki haktan bahsederken, çocukların ebeveynler üzerindeki haklarından da bahseder. Hayrlı bir isim, helal rızık ve hayrlı bir insanla evlendirmek bunlarda çocukların ataları üzerindeki hakları. Yani, hayırlı bir isim böylesine bir hak. İstisnalar yokmu? Olmazmı. Mutlaka istisnalar vardır, ancak istisnalar kaideleri bozmaz. Kaide; taşıdığınız isim o toplulukta neyi ifade ediyorsa o isimle hitap edildikçe o vasıflar size işlenir!
Atalarımızın isimlerini koyalım: bizler ilk önce kendi atalarımızı kendi kavmimizi sevmek ve saymakla, korumak ve ayakta tutmakla mükellefiz. Yüzyıllar içinde kültürümüzün bir parçası haline gelmiş isimler dışında yabancı isimleri koymayın. Buradan kendi çapımızda bir kampanya başlatalım, örf ve adetlerimizi yaşatma kampanyası. Çocuklarınıza lütfen atalarınızın isimlerini koyun; fatma, ayşe, hatice, gülsüm, mehmet ahmet ibrahim fatih gibi isimleri. Koyduğunuz isimler hem geleneklerimizle hem islamla özleşmiş ise dahada güzel. Eğer atanız iyi birisi değilse, toplum nezdinde iyi bir hatırası yoksa o zaman çocuğunuza o atanın ismini koymayın. O çocuğu o isimle çağıran herkeste geçmişin kötü anıları canlanır, istemeden o çocuğa o vasıfları bulaştırır, bulaştıysa açığa çıkartırsınız.