biyoenerji- vs theta terapi (2)
2. Bölüm
Theta terapisi ve kader: theta terapi gibi uygulamalar İslami realiteden uzak uygulamalar. Örneğin; İslami açıdan biyoenerji makul bir uygulama çünkü ruh, zihin ve maneviyatla ilgilenmiyor. Tıbbi bir müdahale gibi bedensel bir soruna odaklanıyor. Theta terapi ise zihin kodlarınıza hafızanıza odaklanıyor. Nasıl algılıyorsunuz dünyayı, bunu değiştirebilirim diyor. Değerli dostlar hayatta bu kadar basit ve kolay değil işte. İmanın altı şartından birisi kadere inanmaktır. Kader nedir? Size inen hayır veya musibetlerdir. Bunlar neye göre size iniyor? Sizin ve atalarınızın yaşantısına bakarak. Hafızanızdan silmek istediğiniz geçmişte yaşanan bir musibet sizin veya atalarınızın yaşantısı sonucu ortaya çıktı.
Varsayalımki o negatif olayı hafızanızdan sildiniz, o negatif olayı size yaşatan kadere nasıl engel olacaksınız? Siz yaşantınızı değiştirmediğiniz müddet kader çünkü size o negatif olayları yaşatmaya devam edecek. Bir olumsuz hafızayı sileceksiniz bir olumsuz bakış açınızı değiştireceksiniz, bir sonraki gün kader size beş olumsuz hadise daha yaşatacak. O sorunları başınıza musallat eden yaşantıyı terk etmediğiniz müddet başınız olumsuzluklardan kurtulmayacak. Theta terapi ile karşılaştığımız ikinci sorun burada; bu tür terapiler size kalıcı çözüm üretemez çünkü sorununuz dünyayı nasıl algıladığınızla ilgili değil, yaşantınızla ilgili. Yaşantınızıda ne hocalarınız ne bilim adamlarınız ne de theta terapistleriniz değiştirebilir. Onu ancak siz kendiniz, yaşantınızla değiştirebilirsiniz.
Örneğin; kader size sorun arkasına sorun indirmeye karar verdiyse, bir yere kadar theta terapisi veya şununla bununla bardağın dolu tarafına bakabilirsiniz, bir müddet sonra yeter yahu dersiniz. Anlayacağınız sorunlarınızın kaynağı birşeyi nasıl algıladığınız değil, yaşantınızla ilgili. Hafızanıza odaklanma yerine yaşantınıza odaklamanızı tavsiye ederiz.
Not: bu tür teknikler batı kaynaklı teknikler ve bunu ortaya atan insanlar rızkın gökten indirildiğine, herşeyin Allahın tasarrufu altında olduğuna inanmaz. Onların hayat felsefesi, sen istersen yaparsın senin sınırların senin hayal dünyan kadar gibi söylemler içerir. Kaderde o kadar basit işlemiyor işte. Siz omuzunuzda sadece kendi yükünüzü değil dört neslin yükünü taşıyorsunuz (on emrin ikinci emri). Kaderiniz sadece sizin bakış açınız doğrultusunda belirlenmiş olsa, görüşünüzde bir haklılık payı olurdu. Pozitif düşünerek pozitif bir hayat sürdürebilirdiniz. Kader ama rızkınızı hesaplarken atalarınızıda hesaba katıyor. İşlerde burada karışıyor. Ne kadar çok ailenizden maddi ve manevi besleniyorsanız, "göbek bağı" ile onlara bağlıysanız o kadar çok onların yanlışları size kader olarak yansıyor.
Bu konuda batı dünyası kaynaklı hayat hikayeleri sizi yanıltmasın. Orada 16 yaşından itibaren çocukların kendi ayakları üzerinde durması bekleniyor. Batı dünyasının bireyleri ne ekerse onu biçiyor olabilir. Orada ben hayata pozitif bakmaya başladım ve hayatım değişti hikayelerini çok duyabilirsiniz. Bizim gibi 40 yaşına kadar, ölüme kadar atalarından beslenen topluluklarda ama bilinki olay kendi bakış açımızla bitmiyor. Ebeveynlerimizin bizi okutmasını, evlendirmesini araba ve evimizi almasını, bunlarla yetinmeyip birde biz çalışırken çocuklarımıza bakmalarını bi' nevi onlarıda büyütmelerini bekliyoruz. Bu hak hiç ödenirmi? Varsayalımki ebeveynlerinizin üzerinizde fazla bir emeği yok, yinede onların işlediği haltlardan kaçışınız yok, en geç mirastan payınızı aldığınızda ataların o negatif enerjileri size bulaşıyor. O mirasta zerre kadar lanet ve beddua varsa o mirası yediğiniz an, o lanet ve beddua hayatınızı allak bullak edecek. Hayata pozitif bakış açınızda buna engel olamıyacak.
Miras olayı batı dünyasında yokmu, elbette var ancak batı kültüründe "yediğin zıkkım olsun", "sütüm haram olsun" gibisine bizde olduğu derinlikte bir lanet ve beddua kültürü yok. Atalarından kalan mirasta birilerin hakkı olsada, lanet ve beddua içermediği için o miras o kişilerin hayatını bizde olduğu kadar etkilemiyor. O hakkın hesabı öbür dünyaya kalıyor. Bu vesileyle şunuda biliniz, kişinin arkasından lanet ve beddua okursanız bilinki o haksızlığın bedelini bu dünyada ödetiyor, ahiret hayatına hesap bırakmıyorsunuz. Yani ne ekersem onu biçerim değil, topluca ne ekersek onu biçeriz. Kaderiniz sadece sizin bakış açınıza göre değil, bağlı olduğunuz tüm canlılara göre belirleniyor. Doğanın kendiside öyle değilmi, içinden birşeye dokunduğunuzda bakıyorsunuzki tüm ekosistemin dengesi bozulmuş.
Theta terapisi ve şeytan: beyinde kayıtlı negatif bir hissi aldınız ve bunu pozitif bir hisse dönüştürdüğünüzü varsayalım, bu yine sorunlarınızı gidermiyor çünkü sorununuz bir hadiseyı nasıl algıladığınız değil, o kaydın sürekli size hatırlatılması! Farkı anladınızmı? Bu ikisi aynı şey değil. Örneğin; bilgisayarınızda bir müzik parçası yüklü. O müzik parçasını dinlediğinizde onun sizde belirli duyguları canlandırması ayrı, o parçayı çalan mp3 çalar ayrı birşey. Bu tür terapilere başvurmadan kendinize şu soruyu sorun, bir olay aklınıza geldiğinde onun sizde canlandırdığı duygularmı sizi rahatsız ediyor, yoksa o olayın size sürekli hatırlatılmasımı? Bu ikisi aynı şey değil. Birisi bir algı diğer ise onu sürekli beyinde çalan bir aygıt. Benim sorunum olayları algılamada diyorsanız bunun tedavisini theta terapisi ile yapabilirsiniz.
En azından onlar yapabildiklerini iddia ediyor. Benim hatıralarımla bir derdim yok, yaşamam gerekenleri yaşadım diyor ve asıl sorununuz olarak o hatıraların sürekli beyninizde canlanmasını görüyorsanız, o zaman bunun tedavisini theta terapisi ile yapamazsınız. Bunun tek bir tedavisi var o da İslam. Theta terapisi ile yaşanan bir diğer sıkıntıda bu; theta terapisi ile siz hafızaya dokunuyorsunuz, bozuk bant gibi o hadiseyi beyninizde sürekli oynatana değil. O olumsuz düşünceleri beyninizde canlandırana (şeytan) dokunmadığınız müddette, siz o travmayı sileceksiniz o başka bir gün başka bir travmayı size hatırlatacak. Siz siliyorsunuz, o yenilerini hatırlatmaya devam ediyor ve bu döngü hiç son bulmayacak. Duygularınıza müdahale ettire ettirede ne olur size ve kişiliğinize? Allak bullak olur.
Örneğin; temizlik takıntısını yendiniz. Bir sonraki gün sizi simetri ile vuracak. Onu yendiniz bir başka gün panik atakla sizi vuracak. İçinden çıkmanız mümkün olmayan bir gırdabın içine sürükleneceksiniz. Ömrünüzü sebeple değil, sonuçla uğraşmakla geçireceksiniz ve bu hiç son bulmayacak. Hafınızınızın mahremiyetini sürekli yabancı kişilere açacak, o hafızaları akla düşüren şeytana dokunmak hiç aklınıza gelmeyecek.
Not: hafızınızda kayıtlı bir hatırayı o an sizmi bilince taşıdınız yoksa şeytanmı, nasıl anlarsınız? Konuya odaklandığınızda konu hafızanıza düşüyorsa teyip çalar sizsiniz, konuyu düşünmeden o hatıralar kendiliğinden aklınıza düşüyorsa o zaman teyip çalar başkası (şeytan). Eğer bir konuya odaklanmadan o bir düşünce olarak aklınıza doğuyorsa bilinki o an hafızanıza siz değil başka birisi erişim sağlıyor. O erişim sağlayanıda yok etmediğiniz müddet olumsuz düşüncelerden kurtulamazsınız. Birisini yok eder, on tane yenisi gelir.
Şeytan neden bu tür tekniklere cevap versin, bu oyuna dahil olsun? Şeytan kişiyi İslamdan uzak tutmak ister. Şeytan eğer sizde bir kararlılık görürse o rahatsızlığı daha fazla kabul edemeyeceğiniz kararlılığını, o zaman şeytanlar çözüm arayışlarınızın sizi Allah kelamı okunan bir yere götürmesinden korkar. Önlem adına kendi çözüm yerlerini kurarlar. Şeytanlar bedensel sıkıntılara sebep olur, çözümüde yine kendisinin işlettiği mekanlarda aransın ister. İnsan üzerindeki total kontrol. İslama altenatif şifa merkezleri kurar. Theta terapistler böyle yerler. Theta terapistler şeytanlar için biçilmiş kaftan. Arınmak için tövbe yok, namaz yok, oruç yok, Kur'an-ı Kerim yok, Allah yok, içki ve zina gibi zevklerden vazgeçme yok. Şeytanlar açısından ne güzel bir arınma yolu.
Theta terapisi ve hayat tecrübesi: bir duyguyu pozitife dönüştürmek mümkünmü? Bunun cevabını vermek için ilk önce duygular nasıl oluşur bunu anlamalısınız. Örneğin; özgüven. Özgüven zamanla ve pozitif hadiselerin tekrarı sonucu ortaya çıkar. Her başarınız taşa oymak gibi beyin hücrelerine kazınır. Otuz veya kırk yıllık bir hayat sonrasıda karşınızda sportif, okul ve iş dünyasında başarılı bir insan profili çıkar. Bir de hayatı başarısızlıklar ve ezilmişlikler ile dolu bir insanı düşünün. Özgüven ile ilgili fazla bir yükleme yapılmayan bir beyini düşünün. Siz o beyine yapay bir özgüven yüklemesi yapmaya kalkıştığınızda ne olur biliyormusunuz; hayatın ilk zorluğunda beynin o bölgesi iflas eder. Hayatta elde edilen pozitif hisler taşa yazmak gibidir, en zor günlerinizde bile sizi taşır, kalıcıdır ve size güçlü bir benlik kazandırır. Bir iki seansta yüklenen hisler ise kuma yazmak gibidir, hayatın ilk fırtınasında kaybolur gider. En zor günlerinizde sizi yapayalnız bırakır.
Şimdi, varsayalımki bu hisler doğuştan itibaren zaten var ve sizde sadece duyguları fabrika ayarlarına geri getirdiniz, bu durumda dahi düşünemediğiniz bir nokta var ama, ha bize göre düşünmediğiniz onlarca nokta varda; siz bir kişiye reset yaptığınızda karşınızda artık 30 yaşında ve 40 yaşında bir hasta olmayacak, bir günlük bebek olacak, siz olayın bu boyutunu hiç düşündünüzmü? Sizin teziniz doğru ise, gerçektende ilk günki duyguları geri getirebiliyorsanız o zaman siz kişiye bir reset attığınızda karşınızda bir günlük bebeğin hislerine sahip bir varlık olacak. Olayın bu yönünü hiç düşündünüzmü? Varsayalımki reset yaptınız, açığa çıkardığınız yeni hislerin olgunlaşması ve filizlenmesi için ne tür bir program izleyeceksiniz? Siz o bir günlük duygulara sahip bir bireyi dünyaya saldığınızda ne olur biliyormusunuz?
Duygusal çöküntüler yaşayan, duygularını kontrol edemeyen bir birey olur. Değerli dostlar duygular hayat tecrübeleri ile ortaya çıkar ve olgunlaşması için zamana ihtiyaç duyar. Örneğin; pozitif duygular ile seanstan çıktınız, bunların sizde kalıcı olabilmesi büyümesi için bu hisler sürekli pozitif olaylar ile beslenmesi gerek. Bunun içinde kişi günlük hayatında sürekli pozitif olaylar yaşaması gerek. Kişinin hayatı ama pozitif gitmiyorsa ne yapacaksınız? Geldikmi tekrar olayın kader boyutuna? Muayenehanenizde istediğiniz seansı yapın, hasta dışarıya adım attığında yine kaderiyle baş başa. O kaderide sizin değiştirme gücünüz yoksa, insanlara mutlu ve huzurlu yaşam felsefeleri ile kandırmayın.
Okurlarımıza tavsiyemiz şu; gerçektende huzur ve mutluluk peşindeysiniz beyninizdeki olumsuzlukları silerim diyenlerin peşinden değil kaderi kontrol edenin peşinden koşun. Kaderi kontrol eden ancak mutluluğun garantisini size verebilir. Kaderide kim kontrol ediyor; ALLAH. "Doğrusu güldüren de ağlatan da o'dur" (Necm Süresi; 43). Yani, öyle veya böyle olay yaşantınızda bitiyor. Siz yaşantınızı değiştirmediğiniz müddet o yaşantı karşınıza yine olumsuz olaylar savuracak beyninizde yine olumsuz hisler doğacak. Sizde ömrünüzü onları sildirmekle geçireceksiniz.
Theta terapisi ve duygular: benliğimizi oluşturan şey hayat tecrübelerimiz ve zamandır. Bir yemek düşünün, hayat tecrübeleriniz malzemeleri sunar zamanda ateşi. Birilerin sürekli benliğinize yani duygularınıza müdahale ettiğini, sürekli birşeyleri oradan çıkarıp başka şeyleri koyduğunu varsayın. Hayat tecrübeleri ile desteklenmeden zaman ile olgunlaşmasına müsade edilmeden, sürekli birşeylerin benliğinizden çıkarılıp eklendiğini düşünün, bir müddet sonra ne olur size biliyormusunuz; benliğinizi kaybeder, büyük ruhsal ve duygusal çalkantılar yaşarsınız. O yüzden his ve inançlarınıza lütfen dışarıdan müdahale ettirmeyin. İnançların oluşumu zaman ister ve hayat tecrübesi ister. Herhangi bir hayat tecrübesi yaşamadan, bir iki seans ile o hisleri beyninize yüklerseniz bu sizin hayrınıza olmaz.
Theta terapisi ve aynaya bakmak: bir Müslüman theta terapisini uygulamaz çünkü, ruhsal sorunların şeytan kaynaklı olduğu ve bu şeytanlarında terapi ile giderilemeyeceğini bilir. Ruhsal sorunların kaynağı kişinin yaşantısı ve günahları olduğu ve kişi o yaşantıdan vazgeçmediği müddet o sıkıntıların kalkmayacağını bilir. Kim bu tekniklere yönelir? Kendi yaşantısında bir sorun görmeyen kişi yönelir. Yaşantısını değiştirmek istemeyen yönelir. Başına gelenlerin kendisinden değil, başkalarından kaynaklandığına inanan kişiler gider. Bu kişiler kendi yaşantılarında bir kusur görmez, başkalarından gelen kusurlarıda (travmalar) bu tür teknikler ile giderip lekesiz kusursuz bir yaşantı sürdüreceklerine inanır.
Biyoenerji ile theta terapisi arasındaki en temel fark: insan bedeni iki tür enerjiyi içinde barındırır, birisi kendi üretimidir (ısı ve elektromanyetik), diğeri ise dıştan gelen günahlarımız üzerinden bize bulaşan enerjiler (şeytan). Biyoenerjistler bedenin kendisine has enerjisi ile, theta terapistler ise bedenlerimize dıştan bulaşan enerji ile uğraşır.
İslamın ayrıcalığı: modern tıp birşeylerin atalardan bizlere geçtiğini kabul ediyor. Ne kadar çok bunu tam bir yere koyduramasada buna genetik diyor ve bu gerçeği kabul ediyor. Uzak doğu uygulayıcılarıda belirli enerjilerin atalardan nesillere geçtiğine inanıyor ve buna yin ve yang diyor. İslam dini bu gerçeği kabullenmektende ötesi, buna bir ad koyuyor günahlar ve şeytanlar diyor. Diğerleri atalardan ve hatalarımızdan birşeylerin bedenlerimize sindiğini kabul ediyor, İslam ise bundanda öte bunun ne olduğunu bize söylüyor. Diğer inançlar hastalıkların negatif enerjilerden negatif enerjilerinde hatalarımızdan bize bulaştığını kabul ediyor, İslam dini ise bundanda ötesine giderek o negatif enerjilere isim koyuyor (şeytan). Eğer theta terapisinde olduğu gibi bir kişinin geçmiş yanlış ve hatalarını açığa çıkarmaya çalışıyorsanız, bilinki şeytanlar ile uğraşıyorsunuz.
Eğer şeytanlar ile uğraşacaksanız o zaman neden uzak doğu felsefelerinden esinlenmiş theta tekniğini kullanıyorsunuz? Müslümansanız, İslamın oruç tekniğini kullanın. Seanslarınızda tanrı kelimesini kullanma yerine, yaratıcıyı kendi ismiyle anın (Allah).
3. Bölümde devamı gelecek...