• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

evrim palavrası vs mutasyon

-2011
Bu bölümde olayın bilimsel boyutuna girmeden sadece mantık üreterek evrim teorisinin neden mantık, bilim ve akıldan uzak olduğunu sizlere izah etmeye çalışacağız. Evrim teorisinin temelini mutasyonlar oluşturduğu için, mutasyonlar üzerinden örnekler vereceğiz. Biz burada sadece bir kaç başlık sıraladık, bu tabiiki bunlar ile kısıtlı değil, dahasını size bırakıyoruz. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Sihirli kelime; tesadüf

Okuduğu ilimlerin gereğini yerine getirmeyen, okuduğu ilimler doğrultusunda ameller işlemeyen kişileri Allah merkebe benzetiyor; "Tevrat’la yükümlü tutulup da onun hakkını vermeyenlerin durumu, koca koca kitaplar taşıyan merkebin durumuna benzer. Allah’ın âyetlerini yalan sayan kavmin misali ne kötü! Allah zalimler topluluğunu doğru yola çıkarmaz" (Cuma Süresi, 5). Evrimcilerin taşıdığı ünvanlara bakmayın, inanın bunların her biri bir mal. Mal alemine dalmanın sihirli kelimeside, tesadüf kelimesi. Bunlar okudukları ilimleri kenara atmış, kendilerini küresel çetenin DC ve Marvel çizgi roman kahramanlar alemine, mutasyon sonucu süper kahramanların oluştuğu hayal ve fantezi alemine kaptırmış. O aleme dalmanın sihirli kelimeside; tesadüf. Hipnoz altında olanları nasıl bir kelimeyle hipnoz alemine daldırıyorsanız, bunlarıda tesadüf kelimesiyle hipnoz edebiliyorsunuz. Tesadüf kelimesini duydukları an kimliklerini kaybediyor, herşeyin mümkün olduğu bir aleme dalıyorlar. Örneğin; bunların akıl babalarına soruyorsunuz, bir bakteriden insan nasıl oluştu diye, size tesadüfen yanıtını veriyorlar. Tabiat nasıl oluştu diye soruyorsunuz, size tesadüfen diyorlar. Çiftler nasıl oluştu diye soruyorsunuz, size tesadüfen diyorlar. Hayvanlar aleminde neden sadece maymun soyundan insan türedi, neden başka hayvanlardan da türemedi diye soruyorsunuz, yine ve yine, tesadüfen diyorlar. Ne soru sorarsanız sorunuz, bunların akıl babalarından tesadüfen yanıtı alıyorsunuz. Siz ve bizler her soruya tesadüf yanıtıyla karşılaşsak, öyle gözükiyorki bunların bu konu hakkında hiçbir fikri yok der ve bunlardan uzak durardık. Bunların müritleri (evrimciler) tesadüf kelimesini duyduğunda ama, hipnoz altına giriyor ve beyinleri herşeyin mümkün olduğu bir aleme dalıyor. İlk okuldan itibaren bunlara tesadüf kelimesini evrimle, muhteşem varlıkların açığa çıkışıyla ilişkilendirmişler, dolayısıyla bunlar tesadüf kelimesini duyduğu an o hayal alemine, herşeyin mümkün olduğu aleme kendiliğinden dalıyor. İlk okuldan itibaren o yönde format yemiş, 30- 40 yaşına gelmiş bu mallarıda o hipnoz aleminden çıkarmanız artık mümkün değil. Biz bunları çoktan kaybettik. Siz artık kendinizi ve çocuklarınızı kurtarmaya bakın. Bunlar tesadüf kelimesini duyduğunda aklın ötesi bir yere ışınlanıyor. O andan itibarenden bu kişilerle oturup bilim veya mantık konuşmanız anlamsız. Bunlardan tesadüf kelimesini duyduğunuz an ya masadan kalkın ya da bunlarla superman, spiderman, captain america sohbetine girin ve kişiyi üzmemek adına, onların o hayal dünyasını kırmamak adınada bu süper kahramanlar gerçekmiş gibi davranın. Gelelim mutasyona...


Mutasyon

Evrimcilerin savunduğu şey şu; sakat ve özürlü bir canlı (onların ilk atası) başka bir sakat ve özürlü biriyle çiftleşti ve bunlar özürlü çocuklar dünyaya getirdi. O sakat ve özürlü canlılarda başka sakat ve özürlü canlılarla çiftleşti. Sakat ve özürlü canlılar birbiriyle çiftleşe çiftleşede insan ortaya çıktı. Evrim inancına göre bizler sakat bir ürünüz sakat ve özürlü ataların bir ürünüyüz. Şaka yaptığımızı sanıyorsanız, yapmıyoruz, canlılar mutasyon sonucu ortaya çıktı derseniz bunu kastetmiş oluyorsunuz. Bizde diyoruzki yok böyle bir dünya. Mutasyon kusursuz canlılar ortaya çıkarmaz, şekilden yoksun canlılar çıkarır diyoruz. Örneğin; cildinizde kara bir ben göründü. Bunun iyi huylu veya kötü huylu olduğunu nasıl anlarsınız; şekline ve rengine bakarak. Şekil bozlukluğu yani konturleri düzensizse, homojen bir renge sahip değilse o zaman kötü huyludur. Tıp ilmi kanseri bir mutasyon olarak görüyor, mutasyonun tanımınıda şekil bozukluğu ve homojen renge göre yapıyor. Şimdi; tıp ilmi mutasyonu şekil bozukluğu ile tanımlarken, nasıl oluyorda evrim teorisinde bunun zıttı gerçekleşiyor, mutasyon sonucu insan gibi mükemmel simetriye sahip kusursuz bir canlı ortaya çıkıyor. Aklınızı kiraya verirseniz çıkıyor işte. Tıp ilmi mutasyonu homojen rengin yokluğu olarak tanımlarken, nasıl oluyorda evrim teorisinde bunun zıttı gerçekleşiyor, homojen bir ten rengine sahip canlılar ortaya çıkabiliyor. Aklınızı kiraya verirseniz çıkıyor işte. Ya tıp ilmi bizimle dalga geçiyor ya da evrimciler. Mutasyon neden yeni canlılar ortaya çıkaramaz.....


- Ölçü

Canlıların bedenlerine baktığımızda bunun bir ölçü içinde, yani çok hassas bir denge içinde yaratıldığını görüyoruz; bedenlerin uzunluğu ve kilosu, tüyleri, iç organ ve kan değerlerine kadar hepsi çok hassas bir denge içinde hareket ediyor. Örneğin; genetik mutasyona uğramış bir hücre yığınına baktığınızda ölçü ve dengenin kaybolduğunu görürsünüz. Evrimciler genetik mutasyonların şu güzel dünyanın canlılarını ortaya çıkardığını, günümüzün tıp dünyası ise genetik mutasyonların çirkinleştirdiğini iddia eder.

- Simetri

Canlıların bedenlerine baktığınızda bunun bir simetri içinde olduğunu görüyoruz; sağ ve sol taraf, ön ve arka, üst ve alt, kaşlar, gözler, organlar, kıscası neresine bakarsanız bir simetri içinde var edildiğini görürsünüz. Genetik mutasyona uğramış bir hücreye baktığınızda ama, orada simetri olmadığını görürsünüz. Mutasyonlar simetri kaybına uğratır, müthiş bir simetriye sahip canlılar ortaya çıkarmaz.

- Güzellik

Canlıların bedenlerine baktığımızda detaylara dikkat edildiğini görüyoruz, sanki bir üst akıl bu canlıları piyasaya sürmeden son bir retuştan geçirmiş; gözler kaşlar ile, azalarımızda tırnaklar ile süslenmiş, başımız ve yüzümüzün belirli bölgeleri saçlar ile örtülmüş. Mutasyona uğramış hücrelere baktığınızda ama, orada güzellik olmadığını görürsünüz. Mutasyonlar doğayı süslemez, tam aksine işgal ettikleri alanları çok çirkin görünümlü bir hücre yığınına çevirir.

- Derinlik

İnsan bedenine baktığımızda çok karmaşık ve derin bir düşünce üzerine kurulduğunu görüyoruz. Örnek olarak elinizi verelim; 1) ciltten başlarsak sağ elinizde arapça 18, sol elinizde ise 81
yazıldığını, yani Allahın 99 ismin avuç içlerinize dövme yapıldığını görürsünüz. 2) İnsan tırnakları ve parmak yapılarına baktığınızda bunların insanların fıtrat yapıları hakkında bilgi barındırdığını görürsünüz. İnsanların tırnaklarına bakarak insanların karakteri hakkında kanaatler geliştirebilirsiniz. 3) Parmak uçlarımız parmak izlerimizi içerir. Bu şekilde insanları birbirinden ayırtedersiniz. 4) Avuç içlerine baktığınızda organlarınızın haritasını görürsünüz. Bilim kurgu filmlerindeki yıldız geçitleri gibi avuçlarınızda sizi iç dünyanıza ulaştıracak geçitler içerir. Bir noktaya bastığınızda anında o organa ulaşır, onu etkilersiniz. Sadece ellerimize baktığımızda ellerimizin çok kompleks karmaşık bir yapıya sahip olduğunu görüyoruz. Ellerimizin daha nice özelliklerine anatomik özelliklerimiz yazısında değiniyoruz, onları burada da anmaya gerek yok. Mutasyonlarda değerli dostlar böyle bir derinliğe sahip bir mahlukatı ortaya çıkarması söz konusu değil. Mutasyonlara baktığınızda onların bir boyutta hareket ettiğini, üst üste yığılmış hücrelerden ibaret olduğunu görürsünüz.

- Uyum

Canlıların bedenlerine baktığımızda bunun tabiat ile uyum içinde olduğunu görüyoruz. Meyve ve sebzelere bakarsanız, o meyve/ sebze hangi organa faydalı ise görünümüde o organ şeklinde, örneğin; havuç- göz, incir- sperm, zeytin-yumurtalık, çeviz-beyin, mercimek- alyuvarlar vs. Varsayalımki hayvan ve insanoğlun çıkışını mikroskopik canlılar ile izah ettiniz, meyve ve sebzelerin o canlıların organlarına benzer görünmesini nasıl izah edeceksiniz? O mikroskopik hücreler bunlarıdamı koordine etti, yoksa o mikroskopik hücreler dışında bir de bilinçli hareket eden mikroskopik meyve ve sebze hücrelerimi vardı? Vardıysa ikisi arasındaki uyumu kimi koordine etti? Bir çeviz insan beynin ne olduğunu nereden biliyorda, o şekilde kendisini tasarladı? Yoksa bununda tesadüfen insan beynine benzediğini iddia ediyorsunuz. Tesadüfen insan beynine benziyorsa, insan beynine faydalı maddeleri içermesini nasıl izah edeceksiniz? Hadi varsayalımki o da tesadüf, diğer meyve ve sebzelerin insana organlarına benzemesini ve o organa faydalı maddeler içermesini nasıl diyeceksiniz? Arkadaşlar, vallahi bravo size; ona tesadüf şuna tesadüf buna tesadüf diye diye ata maymun inancını topluma yutturdunuz. Varsayalımki insan tesadüfen oluştu, meyve ve sebzeler tesadüfen gelişti, ya mevsimler? İnsan o mevsimde neye muhtaçsa o meyve ve sebze o mevsimde yetişiyor, bunu nasıl izah edeceksiniz. Bakınız; evrim teorisi bireyler üzerine oynar, herşeyin tesadüfen diğerinden bağımsız var olduğuna inanır. Evrene baktığımızda ama bir koordinasyon bir ekip çalışması görüyoruz. Bir anahtar- kilit sistemi vari her bir canlının diğeri ile, çevresi ile uyumlu var edildiğini görüyoruz. Bu uyumda evrim teorisini çöpe atıyor. Örneğin; bir mikroptan insan oluştu derseniz o zaman insan ile uyumlu meyve ve sebzeleri nereye oturtacaksınız, onlarıda mikroplar koordine etti derseniz o zaman o meyve ile uyumlu mevsimleri nereye oturtacaksınız, onu da mikroplar koordine etti derseniz o zaman mevsimlere sebep olan ay ve güneş yörüngelerini nereye oturtacaksınız, onları da mikroplar koordine etti derseniz o zaman sizin ilk mikrop dediğiniz şey aslında Allah, olay bu kadar basit!

Özet

Evrim teorisinin hiçbir elle tutulur yanı yok. Bilim ve mantıktan uzak, kendi içinde çelişkiler dolu bir inanç. Neden buna inanıyorlar o zaman; bazıları ilk okuldan itibaren bunların beyin yıkmasına maruz kalmış, bazıları zaten sapkın inançlara dünden razı, bir kısımda kariyer için bunlara boyun eğiyor. Bilim camiasının içine girdiğinizde öyle veya böyle bu inanç size empoze ediliyor. Muhafazakar iktidarlar bu baskıya biraz direnebiliyor, diğerleri ise esir düşüyor. Hatta amerika gibi satanistlerin yönettiği ülkelerde evrim teorisini inkar edenin öğretmenlik diploması elinden alınıyor. Hani sanatçı camiası var ya, hep özgürlükten bahseden o çakma solcular, işte onların arasına girin ve içki içmeyin onlar gibi düşünüp hareket etmeyin bakalım size ne yapıyorlar. Bilim dünyası içinde de böylesine bir baskı var. Onların inançlarını kabul etmez, uydurdukları inançları öğrencilerinize öğretmezseniz o alemin içinde barınmanıza izin vermiyorlar. Onların dünyasında (bilim camiası) iki tür insan var, gönülden kendini bu sapkın inanca kaptıran, bir de inanıyormuş gibi yapıp kariyer peşinde koşan. Gönülden inanan bir yana, inanıyormuş gibi yapıp bu sapkın inanca ses çıkarmayanlara ama ne demek gerek? Yanlışlara ses çıkarmayan, kendi kariyerine odaklanıp evrim propagandasının gençliğimizi zehirlemesine göz yumanlara ne demek gerek? Örneğin; ülkemizde on binlerce akademisyen var, evrim teorisine inanmayan akademisyen. Nasıl oluyorda o zaman evrim teorisi eğitim müfredatımızda yer bulabiliyor? Nasıl oluyorda bir avuç evrimci, gelecek nesillerimizin inanç dünyasına şekillendirebiliyor? Masanın altına saklanırsanız, korkak ve bencil olursanız oluyor işte. Siz meydanı bir avuç evrimciye bırakırsanız, onlar seve seve çocuklarınıza sahip çıkar. Tabii, bu korkaklığın hesabı birilerine sorulur, siz akademisyendiniz, o camianın içindeydiniz, doçent ve profesörlük ünvanı taşıdınız, neden evrim palavrasına dur demediniz hesabı bunlara bir gün sorulur. Değerli dostlar; birileri sürekli masanın altında saklandığı için meydan baatıla kalıyor, bizde meydan kötüye kalmasın diye sürekli ortaya atılıyoruz, hakkınızı helal edin.


kelimelerden türemiş hurafeler