• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

biyoenerji ve fizyolojik etkisi

-2008
Biyoenerjinin hücreler üzerindeki etkisi herkes tarafından merak edilir, bu yazımızda bu konuya açıklık getirmeyi arzuluyoruz. Yazılarımızı toplumun geneline hitap edecek şekilde tasarladık, o yüzden bu yazımızı okurken tıp literatürüne hitap eden terimleri ve derin fizyolojik açıklamaları beklemeyiniz. Yazılarımız olayların genel akışı ve işleyişi üzerinde duracak. Konumuza girmeden bazı temel bilgilere sahip olmanız gerektiğine inanıyoruz;

1) terapistlerin kullandığı enerji nedir?
Enerji uzmanları seanslarında üç enerji türünden faydalanır; bunlar ısı, elektrik ve elektromanyetik enerjisi. Bunların hücreler üzerinde birbirinden farklı etkileyişi bulunur o yüzden bu akımları teker, teker ele almalıyız.

2) Terapistin enerjisi hastayı nasıl etkiler?
Maddeyi madde ile etkilersiniz, enerjiyi ise enerji ile. Terapistin elindeki ısı ile anca hastanın ısı akımlarını, elektromanyetik akım ile hastanın manyetik akımlarını ve terapistin elindeki elektrik akım ile de anca hastanın (+) ve (-) yüklü maddelerini etkileyebilirsiniz.

3) Terapistte başkasında olmayan güçler varmı?
Her terapist üç enerji kullanır, ısı elektromanyetik ve elektrik enerjisi. İnsanlar bunların dışında bir güce sahip değil. Doğaüstü güçler veya gizemli enerjiler bulunmaz. Bu kavramlar hurafe, uzak doğu dinler ve ateizm inancın propagandası, terapistin kendisini özel gösterme çabası ve cinlerin oyunudur.

1. Isı aktarımı nasıl gerçekleşir?

Fiziğin termodinamiğin sıfırıncı yasası şunu savunur; farklı sıcaklıklardaki iki cisim temas ederse sıcak olan cisim soğur, soğuk olan cisim ısınır. Bu fiziğin temel kurallarından birisi. Bir terapist elini tedavi edilmesi gereken bölgeye koyduğu an, hastanın ilk hissettiği terapistin elindeki sıcaklık olur. Hastanın bu sıcaklığı hissedebilmesi içinde hasta doku ile terapistin eli arasında bir ısı farkı olması gerekir. Bu ısı farkı oluştuğu an da termodinamiğin sıfırıncı yasası devreye girer ve ısı yüksek orantıda olan bölgeden kendisinden daha düşük dereceye sahip olan bölgeye doğru akar. Terapistin veya hastanın yapması gereken herhangi bir şey yok. Bu akımları doğa harekete geçirir ve siz isteseniz istemesenizde temas kurulduğu akımların akışı başlar. Bu akımlara da fizik "enerji" der. Bu akımlara "enerji" terimini atayan biyoenerji uzmanları değil fizik profesörleridir.

- Isının hücreler üzerindeki makroskobik etkisi

Fizikte düzensizlik eğilimi anlatılırken “entropi” kelimesi kullanılır. En düzensiz enerji türüde ısıdır. Isının bulunduğu bölgede bir düzensizlik olur ve fizik buna müdahale edilmediği müddet, bu düzensizliğin kaosa dönüşeceğini savunur. Isı bir bölgeyi nasıl düzensizliğe sürükler diye sorarsanız? Bunun cevabını almak için ilk önce ısının etkisini makroskobik açıdan sonrada mikroskobik açıdan değerlendirmek gerekir. Makroskobik açıdan baktığımız zaman ısı kan damarlarını gevşetir ve rahatsız bölgedeki sıvı ve hücre trafiğini çoğaltır. Daha fazla trafik daha fazla hareketlilik anlamına gelir. Daha fazla hareketlilikte daha fazla kaos demek. İyileşme sakinlikle gelir. İyileşme istiyorsanız ilk önce bedeni sakinleştirmeniz gerekiyor. Yani hücre hareketliliğini ve ona sebep olan ısıyı ortadan kaldırmanız gerekiyor. Tıp dünyası bunu buz tedavisi ile elde etmeye çalışır. Hücreler kendi iç sorunları ile baş başa kalabilmesi için onlara sakin bir ortam sunmalısınız. Siz eğer bir hücreyi beyin kanamasında olduğu gibi sıvı altında bırakırsanız, hücre yoğunluğu altında boğarsanız o zaman bırakın o hücreyi iyileştirmeyi sorunları artırırsınız. Isının hastalıklar üzerindeki makroskobik etkisi; ısı rahatsız bölgeleri sıvı ve hücre izdihamına uğratır. İyileşmeye çalışan bir hücre tsunami altında kalır ve durumu dahada kötüleşir. Örneğin; ısının hasta bölgedeki bu tsunami efektini tıp dünyası buz tedavisi, anti- enflamatuvar veya anti- histaminerjik ilaçlar ile engellemeye ve kırmaya çalışır.

- Isının hücreler üzerindeki mikroskobik etkisi

Isının etkisine mikroskobik açıdan baktığımızda ısı bize ne anlatıyor; hareketlenmeyi anlatıyor. Isı demek hareketlenmek demek. İnsan bedenindeki 36,6 derecelik ısı bedeninizdeki bütün atomların hareket enerjisidir. Her ısı artışıda daha fazla atomun harekete geçtiği anlamına gelir. Atomar hareketlilik arttıkçada hücreler moleküler yapılarını korumakta zorlanır. Bir kasırganın yerüstündeki düzeni yerle bir etmesi gibi ısı artışıda hücrelerinizin moleküler istikrarını yerle bir eder. Isı artışı olduğu bir yerde iyileşme elde edilemez çünkü iyileşme için sakinlik gerek, ısıda hareketlendirir. Örneğin; dikiş atabilmeniz için dikiş atacağınız nokta hareket etmemesi gerek. Isı atomları hareketlendirir, iyileşme içinde atomların sakin olması gerek. Biyoenerji bu konuda nasıl faydalı olur? Çok basit, biyoenerji ısıyı hedef alır. Hasta bölgedeki ısıyı ben uzaklaştırırsam iyileşme için uygun ortamı sağlamış olurum der ve tespit ettiği ısıyı uzaklaştırır. Bu basit müdahalede hasta hücrelerin kendi iç sıkıntılarına odaklanması ve iyileşme mekanizmalarını devreye sokması için yeterli oluyor. Biyoenerji uzmanları çok gizemli ve doğaüstü birşey sergilemez. Onları lütfen gözünüzde yüceltmeyin. Yaptıkları tek şey ısı, manyetik ve (+/-) yüklü elektron artışlarına engel olmak. Biyoenerji uzmanları hücreleri iyileştirmiyor. Biyoenerji uzmanları iyileşme için gereken ortamı sağlıyor. Siz ortamı sağlıyorsunuz gerisini hücrelerin kendileri hallediyor. İyileştiren biyoenerji değil hücreler. Biyoenerji sadece uygun ortamı sağlıyor! 

- Terapistin elindeki ısı hastalığı etkileyebilecek güçtemi?

Buz tedavisi veya sıcak tedavisi ile hastalıkların tedavi edildiği herkes tarafından bilinir ve kabul edilir, tartışılan nokta bunun insan eli ile mümkün olup olmadığı. Biz bu bölümde bu soruyu cevaplamaya çalışacağız. Eliniz ile birini tedavi etmeniz mümkünmü? Soruyu bu şekilde sorarsak insanları yanıltmış oluruz, çünkü siz tedavi etmiyorsunuz hücrelerin kendisi ediyor. Asıl sorulması gereken soru; eliniz ile temas ettiğiniz nokta arası bir ısı derece farkını oluşturup oluşturamamanız. Bir noktadan başka bir noktaya enerji akışı olabilmesi için o iki nokta arasındaki enerjide bir fark olması gerek. Fark varsa enerji bir noktadan diğerine akar yoksa akmaz. Soru şu; eliniz ile seans ettiğiniz bölge arası böylesine bir enerji fark oluşturabiliyormusunuz edemiyormusunuz. Eğer oluşturabiliyorsanız gerisini zaten fizik kuralları ve hücrelerin kendisi hallediyor. Buz tedavisi gibi siz farklı ısı dereceye sahip objeleri bir araya getiriyorsunuz, iyileşmeyi hücrelerin kendisine bırakıyorsunuz. Hasta bölge ile terapistin eli arasında böylesine bir ısı farkı oluşuyormu? Evet oluşuyor. Hastanın bedeni ile terapistin elindeki ısı farkı genelde 1-2 derece arasında olur. Bu ısı farkı fazla bir şey olarak görünmüyor olsada, bu fark akımları bir yönden diğer yöne harekete geçirmek için yeterli oluyor. 1-2 derecelik ısı farkı ne değiştirir? İnsan bedenindeki hücreler çok hassas ısı dengeleri içinde hareket eder. Beden ısısı ne normalin 0,5 derece yukarısına nede aşağısına doğru kayar. İnsan hücreleri sadece belirli derece aralıklarında çalışır ve bundan ufacık sapmalar hücrelerin fonksiyonlarını aksatır. Bu hassas dengeyi göz önünde bulundurduğunuzda 1-2 derecelik ısı farkın çok büyük fark yaratabileceğini görebilirsiniz. Ne yapar mesela? Terapistin elindeki ısı derecesi hastanın bedeninden daha fazla ise, ısı hastaya doğru akar ve iskelet sistemi ve benzeri rahatsızlıklarda hastaya bi ‘nevi ısı tedavisi uygulamış olursunuz. Eğer hastanın ısı derecesi daha fazla ise bu sefer akımlar terapiste doğru akar ve hastaya bi ‘nevi buz tedavisi uygulanmış olur. Bazılarınız hasta ile terapist arasında gerçekleşen bu 1-2 derecelik ısı akışını küçümseyebilir ancak bedenlerinizin ne kadar ince ayarlar içinde hareket ettiğini göz önünde bulundurursanız 0,6 lık bir ısı değişimine sebep olabilmek bile hücre ve organları ölümden kurtarmak anlamına gelir.

2. Elektrik aktarımı nasıl gerçekleşir?

Elektromanyetik akımlardan bahsederken bunları manyetik ve elektrik olarak birbirinden ayrı ele almalıyız. Manyetik akımlarına bu bölümde değinmeyeceğiz çünkü manyetik akımların hücreler üzerindeki etkisi nice farklı araştırmada ele alınmıştır (örneğin; cep telefonları, baz istasyonları vb). İnternet ortamında bu konu hakkında farklı kaynaklardan farklı bilimsel makaleler bulabilirsiniz. Biz sizlere bu bölümde ellerimizden hastaya aktardığımız elektrik akımların işleyişini ve beden üzerindeki etkisini izah etmeye çalışacağız. Elektrik bir yerden diğer yere nasıl akar? Fizik bize elektrik potansiyeller hakkında şunu söyler; elektrik potansiyelleri farklı olan iki iletken cisim birbirlerine dokundurulduğun da potansiyelleri eşit oluncaya kadar birinden diğerine elektrik yükü akışı olur. Potansiyeller eşitlendiğinde de yani potansiyel farkı sıfır olduğunda bu akış durur. Buradaki püf nokta iki obje arasındaki potansiyel farkı. Siz eğer elektriğin bir noktadan farklı bir noktaya akmasını istiyorsanız o iki nokta arasında bir güç farkı oluşturmalısınız. Terapistler kendileri ile hasta beden arasındaki bu potansiyel farkını ellerine odaklanarak elde eder. Eline odaklandığı an beyin bir “van de graaf” jeneratörü gibi ellere elektron göndermeye başlar. Eldeki elektron basıncı artar, artar artar, temas edilen beden ile el arasında potansiyel farkı oluşuncaya kadar. Fark oluştuğu anda elektronlar karşı bedene akmaya başlar. Bu akış ısıda olduğu gibi bir fizik kuralına dayanır. Dolayısıyla siz seansa inansanız inanmasanız, isteseniz istemesenizde o potansiyel farkı oluştuğu an akımlar bir taraftan diğer tarafa akmaya başlar. Karşı cisime nasıl akar? Eğer hastanın bedenindeki elektrik potansiyel terapistin elinden daha fazla ise akımların akışı hastadan terapistin eline yönelir, ama eğer terapistin kendi eline odaklanması ile elinde daha büyük bir potansiyel kaynağı oluşturulabilirse o zaman elektrik akımları terapistin elinden hastanın bedenine doğru akar. Terapist ile hasta arasındaki elektrik akışı bu şekilde gerçekleşir. Arabaya temas ederken hiç küçük bir elektrik çarpması yaşadınız mı? Bu sizin bedeniniz ile arabanın arasındaki elektrik potansiyeli farkından kaynaklanır. Normal şartlarda bedeniniz ve çevresi arasındaki potansiyel farkı denge içindedir. Bedeniniz elektrik ürettikçe toprak bunu emer. Eğer ama elektrik çarpmaları yaşıyorsanız demek bedeniniz kendi enerjisini istenilen düzeyde uzaklaştıramıyor (deşarj edemiyor). Bu durumda toprak veya su ile vücudunuzun elektriğini deşarj etmenin yollarını arayınız. Enerjinin bedende birikmesine müsaade ederseniz organlarınız bundan zarar görür.

- Elektriğin hücreler üzerindeki etkisi

Bazı insanların 100 Wattlık ampulü yakabildiği görülmüştür. 100 Wattlık ampulü yakabilecek basınç gücünün insan bedeninde neleri harekete geçirebileceğini hayal edebilirmisiniz? Bu doğaüstü bir olay değil, her beden bu enerjiye ve daha fazlasına sahip. Niye o zaman herkeste ampul yanmaz? Çünkü herkes o akımları elinin içine odaklayabilme kabiliyetine veya eğitimine sahip değil. Ayrıca insan bedenindeki hücreleri aktive edebilmek için 100 Wattlık bir güce ihtiyaç duyulmaz, insan bedenindeki hücreleri harekete geçirebilmeniz için 200mV bir potansiyel gücü yeterli. Elektrik akımlarının vücuttaki etkisi ısıdan farklı. Elektrik akımlar bedendeki (+) ve (-) yüklü maddeleri harekete geçirip serbest radikalleri nötralize eder. Yani elektrik akımları hücrelerin metabolik/ oksidatif kapasitelerini etkileyen akımlardır. Bunu biraz açalım; kanın içindeki proteinlerin çoğu negatif bir yüke sahip. Hastalandığınız an bu negatif yüklü proteinler hasta bölgede çoğalır ve bölgeyi negatif yüklü bir alana dönüştürür. Bedeniniz bu negatif yüklü hücre topluluğuna karşı o negatif yüklü hücreleri nötralize etmek için bölgeye büyük miktarda pozitif yüklü hücreler gönderir (serbest radikaller), ancak bedeninizin bu iyi niyeti kontrolden çıkar ve bu pozitif yüklü hücreler sağlıklı sağlıksız her şeye saldırmaya başlar. Biyoenerji uzmanın elinden çıkan elektrik akımlarda çevreye zarar veren bu serbest radikalları nötralize eder. Serbest radikaller hakkında internette bir arama yaparsanız bu konu hakkında daha detaylı bilgi alabilir, çok farklı bilimsel makale ve çalışmalar bulabilirsiniz.

- Terapistin elindeki elektrik akımı hastalığı nasıl etkiler?

Beyniniz her odaklanmanız ile bir van de graaf jeneratörü gibi elektron üretimine geçer ve bu elektronları odaklandığınız noktaya yönlendirir. Elektronları elinize odaklarsanız, bu elektronlar elinizin triboelektrik özellikleri sayesinde dokunduğunuz cisime aktarılır. Elektronlar hastalığı nasıl etkiler? Elektronlar negatif bir yüke sahip, eğer elinizdeki elektronları bir hastaya aktarırsanız hasta bölgedeki pozitif yüklü serbest radikalleri nötralize eder, bu serbest radikallerin çevresine saldırmasını önlersiniz. Bu da iyileşme sürecini hızlandırır, sizleri hastalıklara karşı korur.

3. Elektromanyetik aktarım nasıl gerçekleşir?

Elektrik akışı içeren her parça fleming sağ el kuralına göre çevresinde bir manyetik alan oluşturur. Eliniz elektrik kablo içeriyormu (sinir); evet içerir. Elektriğin olduğu yerde de manyetik bir alan olur. Bu manyetik alan ile başka birini etkileyebilirmisiniz; evet etkileyebilirsiniz. Bunuda biz değil cep telefonları ve baz istasyonları gibi manyetik radyasyon yayan elektronik cihazlar üzerine yapılan araştırmalar söylüyor. Bir üst paragraftada belirttiğimiz gibi bunun detaylarına burada değinmeyeceğiz. MAnyetik akımların isan bedeni üzerindeki etkisi bilinen şeyler. Buna hiçbir eğitime sahip olmayan köydeki amcamız bile itiraz etmez ve bilir.

Tıp literatürü ile bizim açıklamalarımız arasındaki fark

Bu yazımızda enerji aktarımların insan bedenini nasıl etkilediğini sizler için açıklamaya çalıştık. Yazımız doçent veya profesörlere hitap eden bir literatür makalesi olarak değil, daha çok halkımızın geneline hitap edecek şekilde tasarlandı. Eğer sizlere hücresel bazda gelişen olaylardan anlatmaya kalkışsaydık, sizleri hem onca bilimsel terim arasında kaybederdik hem teoriden ötesine taşıyamazdık. Hücresel bazdaki olaylar gözlememiz dışında gerçekleşir. Dolayısıyla bunlara yorum getirmek her zaman yanılgıları beraberinde getirir, bizde sizleri bu tür yanılgılara maruz bırakmak istemedik. Örneğin; tıp öğrencilerin okuduğu fizyoloji kitapları teoriden ibarettir. Kanıtı yoktur. En gelişmiş elektron mikroskopisini kullansanız bile bununla sadece hücrelerin bir anlık fotoğrafını çekersiniz, nasıl çalıştığını değil. Fizyoloji kitaplarında anlatılanlar bir görüntüden alınan yorumlardır. Bu bir resme bakarak görüntüdeki varlıkların nasıl beslendiği nasıl ürediği nasıl sosyal hayat sürdürdüğü, binaların ne fonksiyon gördüğü yorumlarını çıkarmaya benzer. Örneğin; hayatınızda bir kilise veya bir futbol stadyumu gördüyseniz, o zaman bir fotoğrafta bunları gördüğünüz an bunların ne vazifesi gördüğünü bilirsiniz ama siz mikroskop ile bir hücrenin içine baktığınız an, siz yabancı bir dünyanın içine bakmaktasınız ve orada gördüğünüz görüntülere yorum getirmeye kalkışmak kaçınılmaz yanılgıları beraberinde getirir. Tıp literatüründe bu yanılgılara sık rastlarsınız. Teknoloji geliştikçe daha net görüntüler elde edilir ve eski baskılarda verilen bilgiler yeni baskılarda düzeltilir. Biz biyoenerji alanındaki açıklamalarımız ile kendimizi fizyoloji literatüründen bir adım önde görüyoruz çünkü biz açıklamalarımızı fotoğraflardan edindiğimiz yorumlara göre değil, fiziğin temel yasalarına dayanarak yapıyoruz. Bizim biyoenerji hakkındaki açıklamalarımız fizyoloji kitaplarında verilen bilgilerden daha bilimsel verilere dayanarak yapılmıştır.

kelimelerden türemiş hurafeler