• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        








sss- fayda görmek için uygulamaya inanmakmı gerekir

-2009
Biyoenerji ve benzeri uygulamalara batı tıbbı inanmıyor, gerekçe olarakta seanslarda alınan sonuçların tamamen psikolojik boyutta olduğu, hastanın buna inandığından dolayı iyileşmenin gerçekleştiğini iddiasını ortaya atıyor. Bu doğrumu, seanslarda alınan sonuçlar psikolojikmi? Bu yazımızda bu konuyu ele alacağız, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

1) Her türlü şifanın özü İNANMAKTA YATAR

İlk önce şunu bilmenizde yarar var; dünyada yapılan her hangi bir tedavi uygulamasının başarıyla sonuçlanabilmesi için ilk önce o tedavi yöntemine inanmak gerekiyor. Bu söylem ve kural sadece alternatif tıp için geçerli değil, tüm uygulamalar için geçerli. İlaç tedavisi içinde geçerli, bitkisel tedavi içinde. Bilim camiası kötünün eline geçtiği, onlarda bu alanda eğitim alanları bir beyin yıkamasından geçirdiği, kendi inançları doğrultusunda eğitim verdiği için, tıp camiası maalesef gerçeklerden çok uzak. Kendileri için bir hayal dünyası kurulmuş, onun dışınada çıkıp gerçekleri maalesef göremiyorlar. Kendileri için kurulan o hayal aleminde olanları doğru olarak kabul ediyorlar. Örneğin; birşeyden fayda görmek için inanmak, tıbbi müdahaleler içinde geçerli. Biyoenerji ve benzeri enerji aktarım yöntemleri ama yinede hastanın inancına en az muhtaç duyan uygulamalar. Bunun nedeninide bir alt bölümde sizlere izah edeceğiz. İlk önce size birşeye inanmak neden önemli, bunun önemini sizlere aktaralım; hayatınızda herhangi bir şeyi başarmak istiyorsanız, karşılaştığınız zorlukları ve engelleri aşmak istiyorsanız ilk önce o engelleri beyinde aşmalısınız, o zorlukları beyinde yok saymalısınız. Örneğin; siz dünyanın en etkili ilacını kullansanızda, dünyanın en iyi hekimini getirsenizde, eğer hasta o ilaca veya hekime inanmıyorsa tedaviniz başarılı olamaz. Biyoenerji ve benzeri enerji aktarım uygulamaların sırrı hastanın inanmasında yatıyor diyenler, aslen kendileri hastanın onlara inanmasına mahkum!

2) Dünyada bütün uygulamalar arasında biyoenerji ve benzeri enerji uygulamalarını farklı kılan nedir?

Her hangi bir tedavi programın, biyoenerji dahil başarı ile sonuçlanabilinmesi için hastanın bedenine temas eden beyin, o tedavi programına inanması gerekiyor. Buradaki püf noktayı anladınızmı? İnanmak iyileşmek için bir önkoşul ancak bu inancın hangi beyinden geldiği önemli değil, hasta ile temas içinde olan herhangi bir beyin bu önkoşulu yerine getirebilir, illa hastanın beyni olması gerekiyor diye bir zorunluluk yok. O beden ile temas içinde olan her hangi bir beyin bu görevi üstlenebilir. Eğer bir hasta yılların yıpranışı sonucu bütün ümitlerini yitirmiş, inancını kaybetmişse o zaman terapistin beyni inanma önkoşulunu yerine getirir, terapistin beyni hastanın bedenine sahip çıkar. İyileşmenin önkoşulu sadece bir beyindir; iki olursa, yani hastada inanırsa tabikii daha güçlü bir enerji oluşur ve iyileşme daha hızlı gerçekleşir ama olmasına gerek yok. Hasta inanmıyorsa, terapistin beyini hastanın psikolojisini bypass ederek istediği enerjiyi o bedene aktarır. Gördüğünüz gibi düzen hiçte iddia edildiği gibi işlemiyor; tıbbın başarısı hastanın o tedaviye inanmasına bağlıdır, biyoenerji uzmanların başarıları ise hastalardan bağımsız gerçekleşir, şifa için biyoenerji uzmanların inanması yeterli!

3) Bilinci olmayan hastaların iyileşmesi bizlere biyoenerji seansların inanmakla alakalı olmadığını gösterir

Biyoenerji ve benzeri enerji uygulamaları dünyanın dört köşesinde yeni doğan çocuklarda, alzheimer veya komada olan hastalarda hatta hayvanlarda çok başarılı sonuçlar elde edilerek uygulanır. Aklı ve iradesi olmayan bu hastalarda elde edilen sonuçlar bizlere bu sonuçların o hastanın buna inanması ile alakalı olmadığını kanıtlar!

4) Fiziğin temel yasaları inanma tezini çürütür

Hayatta bazı şeyler vardırki onların varlığını inkar etsenizde onların etkisinden kaçamazsınız. Örneğin; siz uydudan veya baz istasyonundan cep telefonunuza akan elektromanyetik akımları görebiliyormusunuz? Siz bu akımların varlığına inanmasanızda bu akımlar cep telefonunuza geldiğinde cep telefonunuz çalar. Siz bu cep telefonların yaydığı frekanslara inanmasanızda, bedeniniz bu akımlardan etkilenir ve bir gün beyin kanserine yakalanma riski ile karşı karşıya kalırsınız. Özet; pozitif veya negatif akımlara maruz kalan her madde, canlı veya cansız bundan etkilenir. Bu akımların kaynağı ister bir akar su, ister bir cep telefonu, ister bir İNSAN olsun!

5) İnanma olayını ortaya atanlar mantıksal bir yanılgı içindeler

Biyoenerji seanslarında elde edilen sonuçların tamamen psikolojik boyutta olduğunu savunan bilim adamları mantıksal bir hata içinde bulunur. Nedir mantıksal hata? Eğer hastanın iyileşmesi tedaviye inanmaktan kaynaklanıyorsa o zaman aklımıza şu soru gelir: soyut bir kavram olan beyindeki bir duygu, bedendeki somut bir sorunu nasıl iyileştirir? El ile tutulamayan ve göz ile görülemeyen soyut bir kavram olan "inanmak", el ile dokunabilen ve göz ile görülebilen vücuttaki somut bir oluşumu nasıl tedavi edebilir? Aralarında bir mesafe var; beyin ile beden arasındaki hangi hat, hangi güç veya hangi bağlantı bu iletişimi kurup rahatsızlığı iyileştirir? Eğer iyileşmesinin yapılan uygulamadan değilde hastanın bu tedaviye inanmasından kaynaklandığı iddia ediliyorsa, o zaman bunu iddia edenler soyut bir oluşumun bedendeki somut bir sorunu nasıl tedavi edebildiğinide açıklamalı.

- Soyut duygumu önce gelir yoksa somut oluşumlarmı?

Örneğin; hangisi daha önce varolur, mutluluk duygularımı yoksa mutluluk hormonlarımı? Bilim alemi ilk önce somut olayların gerçekleştiğine inanır yani mutluluk hormonların salgılandığına, sonrası soyut duyguların ortaya çıktığına inanır. İlk önce dopamin, serotonin, endorphine, oxytocin, noradrenalin veya phenethylamin gibi mutluluk hormonları salgılanır, sonrası mutluluk, soyut duygu olarak ortaya çıktığına inanır. Bu doğrumu? Değil. İlk önce soyut duygu gelir, sonrası hormonlar salgılanır. Bunun en güzel kanıtıda depresyon hastaları. Siz bu hastalara mutluluk hormonları verip mutlu edebiliyormusunuz? Hayır. Demek kişiyi mutlu eden hormon değil, soyut duyguymuş. Soyut bir oluşum olan duygular, somut bir oluşum olan hormonların salgılanmasına nasıl sebep oluyor? Hücreleri, duygu gibi soyut oluşumlarla iletişime girmesini mümkün kılan DNA. Duygu beyinde oluşuyor, sonrası bir radyo yayını gibi çevresine elektromanyetik frekans olarak yayılıyor. Beyinde oluşan duygular çevredeki tüm canlı veya cansız herşeyin algılayabileceği bir frekansa dönüşüyor. İnsan bedenindeki DNA'da bu frekanlası algılıyor ve o doğrultuda hücreleri harekete geçiriyor. Beyin ile bedendeki hücreler arasında üç farklı iletişim yolları var, birincisi sinir sistemi, ikincisi hormonlar ve üçüncüsü elektromanyetik boyut. Beyinde oluşan duygularla hücreler arasındaki etkileşimi sağlayanda bu, elektromanyetik boyut. Hücrelerin DNA ‘ları büyük bir antendir, bu anten sayesinde de hücreler her türlü elektromanyetik akımla iletişime geçebilir. Beyninizde oluşan her duygu ve düşüncenin bir enerji frekansı ortaya çıkardığını düşünürseniz, DNA ‘lar rahatlıkla bu elektromanyetik frekanslarla iletişime geçip o frekanslar doğrultusunda hücre içi somut mekanizmaları harekete geçirebilir. Örneğin; beyin felci geçirmiş ve bacağı hareket etmeyen birisi, hareket etmeyen bacağına bakarak o bacağın koştuğunu, yürüdüğünü veya bisiklet sürdüğünü hayal ederse, o elektromanyetik frekanslar kas hücrelerin DNA'sı tarafından algılanıyor ve kas kütlesini büyütmeye başlıyor. O hücrelere gerçektende bu hareketlerin yapıldığı algısını veriyor ve hücreleri somut boyutta harekete geçiriyor. Gördüğünüz gibi herşey beyinde başlıyor ve beyinde bitiyor!!