• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

sss- yeteneklerimin kaynağı kim

-2009
Sitemizi ziyaret eden ve yazılarımızı takip eden birçok okurumuz, zaman dilimi içinde bizlerle temasa geçiyor ve paylaşmak istedikleri konuları bizle paylaşıyor. Bazılarının evinde yatalak bir hastası bulunuyor ve bizden yardım istiyor, bazıları bizden eğitim almak için iletişime geçiyor, bazıları yazılarımız ve araştırmalarımızdan ötürü bizi tebrik ediyor, bazılarıda yaşadıkları olayları anlatıp kendilerinde biyoenerji olup olmadığını bize soruyor. Bu yazımızın konusuda bu, kendinizde gördüğünüz yeteneklerin sahibi sizmisiniz? Bu sorunun cevabı herkes tarafından bilinmesi gerekiyor, o yüzden kişilere verdiğimiz cevabı bir yazıya döküp herkesin bilgisine sunmaya karar verdik. Yeteneklerinizin kaynağı sizmisiniz yoksa başka birisimi, bunu nasıl ayırt edebilirsiniz, bu yazımızda sizleri bu konuda aydınlatmaya çalışacağız.

İnsan bedenin sınırları

Birşey yetenekmi yani kendi yaratılışınızla ilgilimi, yoksa bunda farklı bir varlığın parmağı varmı, bunu ayırtedebilmenin en güzel yolu insan bedenin sınırlarını bilmekten geçiyor. Kendi yaratılış sınırlarınızı bilirseniz yaşadığınız olayın sizden kaynaklanıp kaynaklanmadığını rahat anlarsınız. İnsan bedeni neye muktedir, yaratılış sınırları nedir, bunu bilirseniz bunun dışında gerçekleşen olayların sizden kaynaklanmadığını rahat anlarsınız.

Yaratılış sınırımızı nasıl tespit ederiz?

İnsan bedeni belirli sınırlar içinde yaratılmış, o sınırların dışınada çıkamıyor. Örneğin; bedenimiz koşabiliyor, ama yakalayabildiği maksimun hız ortalama 44 km/h. Bir çita mesela 98 km/h hıza ulaşabiliyor. İnsan yapısı çok katı sınırlar içinde hareket etmesi için yaratılmış. Bu haksızlık derseniz; hayr, değil çünkü Allahu Teala bizimle birlikte yeryüzüne ilim indirmiş. Süper adam gibi tüm yetenekleri bize baştan verme yerine, o kabiliyetleri çalışarak ve öğrenerek elde etmemizi istemiş. Yaratılışın getirdiği sınırları ilimle gidermemizi istemiş. Örneğin bir çita kadar hızlı değiliz, ama bir araba üretip çitadan 4 katı, hatta savaş uçklarıyla 20 katı hıza ulaşabiliyoruz. Gözlerimiz bir kartal kadar keskin değil, ama kameralar üretip kartaldan çok daha ötesine gidebiliyor, uzaydan yeryüzündeki bir kol saatini okur derecesine geliyoruz. İnsanoğlu çok ince dengeler ve katı sınırlar içinde yaratılmış, bu sınırlarıda biz teknolojiyle aşıyoruz. Biyoenerji gibi ilimlerle uğraşanlarda, bedenlerinin bu sınırlarını cinlerle aşıyor. Öneğin; kendisi insan bedenin içine giremiyor, cini sokuyor. Gelelim sorumaza, yeteneğinizin size ait olup olmadığını nereden anlarsınız? Bedeninizin sınırları nedir bunu öğrenerek anlarsınız. Örneğin; insan bedeni 37 derecelik bir ısı üretiyor. Gün içinde de bunda sadece 0.5 derece yukarıya ve aşağıya sapmalar yaşanıyor, ötesi değil. Hastalansanız dahi beden ısımız yükseliyor ama bu yükselmede belirli sınırlar içinde kalıyor, ısı derecemiz 2-3 derecelerden daha fazla yukarıya çıkmıyor. Beden ısımızın 37 (normal) ve 40 (hastalık) arası hareket ettiğini bir yere not ediniz; ettinizmi? İnsan cildinde ısı ölçerler var, bu sensörler birşeyin yakıcı sıcaklığa sahip olup olmadığını bize bildiriyor. Bu sensörlerde 43 dereceden itibaren bir sıcaklığı acı verici his olarak algılamaya başlıyor. Birşeyin can yakıcı olarak hissedebilmeniz için o şeyin 43 derece olması gerektiğinide bir yere not ettinizmi; ettiniz. Şimdi; bazı okurlarımız elleriyle birine temas ettiğinde, hastada o dokunuşun acı verici bir ısı hissi olarak algılandığını bize anlatıyor, sizce böyle bir şey mümkünmü? Not ettiğiniz bilgilere bakarak mümkün değil hocam diyeceksinizdir. Haklısınız, mükün değil. Cildimizin ağrı reseptörleri ısıyı acı verici bir his olarak algılayabilmesi için o ısı 43 derecenin üstünde olması gerek, 37 dereceden 43 derecelerine kadarda sizin bedeniniz ısı üretemez, üretirse ölürsünüz. Bedenimizin yapısal sınırlarını bildiğinizde, kişinin itiraz edemeyeceği netlikte sorulara ne kadar rahat cevap verebildiğinizi görüyormusunuz. Hastaya acı verecek bir ısıyı elinizde oluşturamazsınız, çünkü o derecelere ulaşmak sizin doğal yapınıza, sınırlarınıza aykırı! Eğer elinizde hastaya acı verecek ısı derecesi oluşuyorsa o zaman elinizdeki bu ısının kaynağı siz olmadığınızı, elinize konaklanan, sadece o bölgeye yoğunlaşan bir cin olduğunu bilmelisiniz.

İnsanın kendi enerjisi az hissedilir, cin’in enerjisi ise madde yoğunluğunda hissedilir

Yeteneğinizin size ait olup olmadığını başka nasıl anlarsınız; ortaya çıkan enerjinin yoğunluğundan anlarsınız. Bazılarınız biyoenerji seansı esnasında o enerjinin bedeninizde nasıl süzüldüğünü, bir şeylerin bedeninizden nasıl çıktığını çok iyi hissedebildiğinden bahsediyor. O enerji sanki maddeye dönüşmüş bir cisim kıvamında baştan veya vücudun başka bir yerinden bedene girdiği ve bir şeyleri sökercesine bedende süzüldüğü anlatıyor. Eğer siz bir seans esnasında bu tarz duyular yaşarsanız, bilinki hissettiğiniz o duyuların kaynağı uzmanınızın enerjisi değil, bir cin. Neden? İnsanın kendi enerjisi damla damla akar, çünkü ilahi düzen herşey için bir zaman süreci belirlemiş ve insanın enerjisinide bu zamana göre ayarlamış. Örneğin; bir kas yırtığı 4-6 haftada, bir kemik kıırıldığında ise 6-8 hafta arasında iyileşiyor. Hasar gören dokularımızın onarımı belirli bir süre gerektirdiği için, bedenimizi onaran enerjiyide Allah o sürece saygı duyacak güçte ve dozajda varetmiş. Kişinin kendi çok az dozjlarda akıyor, çünkü dokuların ihtiyaç duyduğu o kadar. Eğer seans esnasında yoğun bir enerji hissediyorsanız, bilinki bu enerji uzmanınıza ait değil, bir cine ait.

İnsanın enerjisi ile tedavi zaman alır, anında iyileştirmez

Yeteneğinizin size ait olup olmadığını başka nasıl anlarsınız; tedavi süreci ne kadar sürüyor, oradan anlarsınız. İnsanın kendi enerjisi dokuların onarım süreci doğrultusunda ve dozajında üretiliyor, dolayısıyla tedaviler genelde bir kaç haftadan, bir kaç aylık bir zamana ihtiyaç duyuyor. Bu sayede dokulara bir iyileşme süreci tanınıyor. Ağrılarınızda genelde bir anda değil, bir kaç gün sonra gidiyor. Birisi ama eğer hastaya dokunduğu an hastanın ağrılarını giderebiliyorsa, o enerji hasta tarafından bir şelale kıvamında hissediliyorsa, yoğun bir enerjinin bedenine indiğini görüyorsa, o zaman bilinki kişi kendi enerjisini kullanmıyor, cinleri kullanıyor.

Cinleri kullanmanın sakıncası nedir?

Cinleri kullandığınızda hücrelerin doğal onarım sürecini dikkate almıyorsunuz, hücreleri iyileşmeye zorlamış oluyorsunuz. 9 ayda anca hazır olan bir bebeği, bir ayda doğuma hazır getirmeye çalışmış gibi oluyorsunuz. İyileşme tamamlanmadan ağrıları gideriyor, siz iyileştim zannedip normal hayatınıza geri dönüyorsunuz, hücreler ama henüz iyileşmediği için aynı sorun aynı yerden sürekli nüksedip duruyor. Cinler sıkıntılarınıza anlık çözüm sunabilir, ama sorunlarınıza kalıcı çözüm arıyorsanız sabırlı olmalı, dokuların doğal sürecine saygı göstermek zorundasınız. Örneğin; bir çocuk 9 ayda anne rahminde gelişiyor, bir kas yırtığı 4-6 hafta arasında iyileşiyor, cinlerde bu ilahi süreçleri kırabilecek güçte değil, onlar sadece ağrı kesici gibi size anlık çözüm sunuyor, o kadar. Eğer sıkıntılarınıza kalıcı çözüm arıyorsanız, sabırlı olmalısınız ve rahatsızlığınızın ağırlığına göre haftalarca veya aylarca tedavi görmeye hazır olmalısınız. Anlık rahatlama cindendir, kalıcı çözüm ise insandan!

Cinler ağrıları nasıl gideriyor?

Cinler bedenlerinize girdiğinde hasta bölgede biriken elektromanyetik enerji yoğunluğunu o bölgeden uzaklaştırıyor. Hasta bölgelerde elektrosmog olur, bu dumanda ucu açık olan sinirleri uyarıyor. Eviniz sigarı dumanı ile dolduğunda siz nasıl pencereleri açıp havalandırıyorsanız, cinlerde bedene girdiğinde elektromanyetik dumanı, enerjiler için öngörülen çıkış yollarına doğru süpürür. Elektromanyetik yoğunluk o bölgeden uzaklaştığı anda ağrılarınız anında yok oluyor. Bu arada, biyoenerji uzmanların hastalar üzerindeki el haraketleride bunu amaçlıyor, hasta bölgedeki elektromanyetik yoğunluğu, enerjinin giriş çıkış noktası olan el ve ayaklara süpürmek.

Düşünce gücü ile insanlar değil cinler şifa dağıtır

Yeteneğinizin size ait olup olmadığını başka nasıl anlarsınız; düşündükleriniz gerçek oluyormu, yanınızda olmayan birine odaklandığınızda onu iyileştirebiliyormusunuz, buradan anlarsınız. Düşünce beyinde oluştuğu an belirli bir frekansta çevreye yayılıyor. İnsan ve cinde bu frekansları algılayabilir. İnsanlar bu akımları kafaya cihaz bağlayarak algılıyor (örneğin; bmi- brain machine interface), cinler ise yaratıcının kendilerine sunduğu doğal yeteneklerden faydalanıyor. Onlar doğrudan enerji boyutuna dalıp orada yaşama şanslarına sahip. Eektromanyetik bir enerji şekline dönüştürdükleri zamanda enerji boyutundaki herşeyi görüyor ve işitiyorlar, düşüncelerimiz dahil. Örneğin; bir cin size sahiplendiyse, düşünce bazında sizinle iletişime geçip size sürekli bilgi aktarabilir ve siz bunun farkında bile olmazsınız. İçinize doğan düşüncelerin kendinize ait olduğunu sanırsınız. Örneğin; beyninize gelecek hakkında bazı düşünceler doğduğunu görürsünüz ve bir bakarsınız o olaylar gerçektende o şekilde vukuu buluyor. Uzaktan beyninizle birine odaklanırsınız ve gerçektende o kişinin sıkıntısını giderdiğini görürsünüz. Siz bu yeteneklerin kendinizde var olduğunu zanneder, kendinizi özel bir yaratık gibi görmeye başlarsınız, ama değilsiniz; siz sadece bir oyunun kurbanı, cinlerin bir kuklasısınız!

Şifa gücü pratik uygulama ile gelir, şifa gücü doğuştan gelmez

Yeteneğinizin size ait olup olmadığını başka nasıl anlarsınız; pratik yapmadan, çalışmadan bir meziyete sahipseniz, buradan anlarsınız. İnsan bedenindeki enerji vücudunuzun kasları ve diğer doğal yapılarınız gibi kullandıkça gelişiyor ve güçleniyor. Biyoenerji beyinden ellere akan bir güç. Bu güç beyinde üretilip bedenin enerji hatları tarafından ellere doğru taşınıyor, avuçların içindeki gözeneklerden de dışa aktarılıyor. Beyin, enerjiyi taşıyan hatlar ve avuç içindeki gözenekler, bunların hepsi zayıf ve pürüzlüdür, hem doğuştan böyledir hem hayatın sıkıntıları ve hastalıkları o bölgelere izlerini bırakır. Beyininize odaklanmayı öğretmeden, enerji hatlarınızı ve el içi enerji gözeneklerini yılların pratik uygulamaları ile pürüzsüz bir hale getirmedende şifa dağıtmanız mümkün değil. Siz ama eğer, hayr hocam, ben doğuştan yetenekliyim diyorsanız, o zaman doğuştan bir cinin size musallat olduğunu bilmelisiniz. 

Şifa gücü bir keşif değil, çalışma ile elde edilen bir güçtür

Biyoenerjinin varlığını kendinizde keşfedebilirsiniz, yani bilinçaltında akan akımları bilince taşıyabilirsiniz ancak bununla şifa verebilmek bir keşif olmaz, şifa gücü kas gücünde olduğu gibi kullandıkça gelir, gelişir. Bizler sebepler dünyasında yaşıyoruz, bir şeyleri elde edebilmek için Allahu Teala usul ve kaideler koymuş. Örneğin; birisine şifa verebilmek, insanın sıkıntılarını ve üzüntülerini gidermek anlamına geliyor, dolayısıyla bol sevap anlamına geliyor, Allahta bunu öylesine hiç bir çaba göstermeden, yıllarca dürüst ve azimli çalışmadan kimseye vermiyor. Birisi eğer yıllardır bu alanda çalışmadan, herhangi bir emek sarf etmeden, "ben kendimdeki enerjiyi keşfettim" diyerek bir anda hastaları iyileştirmeye başlıyorsa, bunun ilahi düzene aykırı, bunda cinlerin bir parmağı olduğunu anında biliniz.

Yetenekleriniz sizdenmi, cindenmi? Teşhisinizi birden fazla veriyi inceleyerek koyun

Teşhisler sadece bir veri doğrultusunda değil birden fazla veri doğrultusunda konulur. Sizde bir cinin olup olmadığını kesin bir bilgi ile tespit edebilmeniz için hayatınızın her bölümünden bilgi toparlamalısınız. Cinler size bulaştıysa onlar sadece hastalıklara el atmakla yetinmez, onlar hayatınızın başka alanlarınada müdahale eder. Rüyalarınızı inceleyin, ailenizde psikiyatrik hastalar varmı, sizde psikolojik değişimler görünüyormu, gün içinde beyninizde ne tür düşünceler doğuyor, insanlar hakkında tahminleriniz doğru çıkıyormu, rüyada gördükleriniz gerçekleşiyormu, daha önceden cinler âlemine merakınız oldumu? Bu tür soruları kendinize sorun ve hayatınızın farklı bölümlerini mercek altına alın, sağlıklı bir teşhise anca bu şekilde kavuşursunuz!




kelimelerden türemiş hurafeler