nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

orucun alt��nda yatan hikmet


bu yazıyı çok farklı nedenlerden dolayı kaleme almayı gerekli gördük. bir; mübarek üç aylara gireceğiz ve neden oruç tutuyoruz, orucun altında yatan hikmet nedir bunu bilmeniz gerektiğine inanıyoruz. oruç ibadetini daha bilinçli yapmanız, oruç ibadetinden daha büyük feyz almanız için bu sorunun cevabını bilmelisiniz. iki; sağlığa kavuşmak istiyorsanız oruç tutmalısınız. oruç ile hastalıklar arasındaki bağ nedir, bu ve dahasını önümüzdeki yazı dizilerinde sizlerle paylaşma niyetindeyiz. konumuza girmeden, cemaat ve tarikatlara bir kaç sözümüz olacak. iyi kulak verin. sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.


düşünce nasıl yasaklanır 

kimse kalkıp düşünce ve fikir üretmek burada yasaktır demez. bunu çok sinsi yaparlar. çok sinsi yoldan sizi sustururlar. nasılmı? "sen arapça biliyormusun", "bu ilim çok karmaşık sen anlamazsın", "sen kaç eser kaleme aldın" veya "sen kaç ilim biliyorsun",  "senin yaşın daha neki" gibi kavramlar kullanırlar. işte bu kavramlar sayın okurlarımız karşı tarafı susturmanın, bir düşünce ve bir fikre karşı gelmenin, başkalarını kendi düşüncelerinize boyun eğdirmenin sinsi bir yoludur. hocam ama en basiti arapça bilmek gerekmiyormu? bakın arkadaşlar, herkes herşeyi bilemez eğer bilmeye ve öğrenmeye kalkışırsa bir konuda sivrilemez. sonuçta bir konuya ayırması gereken zamanı farklı konulara harcamış oluyor. bunun en güzel örneği tıp ilmidir. tıp ilmin kullandığı dil latince ve eski yunancadır, siz ama dünyanın hiçbir yerinde latince ve eski yunanca konuşan uzman hekimler bulamazsınız. sistemi nasıl kurmuşlar? görev dağıtımı yapmışlar! tıp ilmi farklı parçacıklardan oluşur (latin dili, biyokimya, anatomi, fizyoloji, patoloji vs) ve adamlar bu alanların her birinde uzman yetiştirmiş. bunların hiçbiride kalkıp herşeyi öğrenmeye kalkışmıyor, her biri kendi alanında nasıl en yükseğe ulaşabilirim (nobel ödülleri) bunun hesabını yapıyor. yani batı dünyasının başarı sırrı, görev dağıtımında yatıyor! siz ise bir kişinin her dalda her konuda uzman olmasını bekliyorsunuz. sonuç? çocuk hayatını ezberle geçiriyor. yaşamını düşünme ve üretmekten yoksun bir şekilde geçiriyor. örneğin; birileri arapça üzerinde ihtisas yapmış, onların meallerinden faydalanmak varken, neden 5-10 yılımı arapça dilini öğrenmekle geçireyim? zamanın varsa bunu yap, ama çözmen gereken sorular varsa birşeyleri üretmen gerekiyorsa, dünya seninle yarışıyorsa o zaman buna ayıracak zamanımız yok. bırakın herkes en iyi yapabildiği işi yapsın, birileri dil öğrenmede iyidir başkaları pozitif bilimlerde başkalarıda analitik düşüncede. örneğin; elmalılı hamdi yazır arapça dilinde uzamanlaşmış, bende pozitif bilimlerde uzmanım. onun sahip olduğu bilgi bende yok, benim sahip olduğum ilimde onda yok. ne yapmalıyız o zaman? herkes diğerin ilmini öğrenip yalnız başına dünya ya meydan okuma yerine, akıl derki; işbirlği yapın. gücünüzü ve ilminizi birleştirin. yani gücünüzü birleştirin, karşı tarafa kendi bilgilerinizi şart koşmayın. ortak üretime odaklanın!!! ben mesela ne yapıyorum; elmalılı hamdi yazarın o temel kuran- kerim mealini alıyorum, bende olan ilimle o meali bir üst safhaya taşımaya çalışıyorum. ben elmalılı hamdi yazır ile rekabet etmiyorum, onun ilmini yok saymıyorum, ondaki ilmin üzerine nasıl katkıda bulunabilirm bunun hesabını yapıyorum. doğru yol ve yaklaşım budur. bu noktada bazılarınızın aklına bir kaç dalda ilim bilen eski alimler gelebilir. eğer geliyorsa unutun o alimleri. o alimler bizlere sağlıklı örnekler teşkil etmiyor. neden? o alimler belki bir kaç farklı dalda ilim bilmiş olabilir ama bu alimler bu ilimlerin ya hiçbirinde sivrilememiş ya da sadece ve sadece bir dalda sivrilmiş diğer daldaki ihtisasları zaman kaybından ötesine geçememiştir. bize her telden orta şeker çalan ve anlayan kişilere değil, bir dalda sivrilen, ilmi ile dünya ile rekabet edecek kişilere muhtacız. özeti; "şunuda bilmen gerek" şunuda bilmezseniz bunu yapamazsanız" "benim gibi arapça bilmeden yapamazsın" deme yerine, "ben bu alanda çalışma yaptım, ben sana nasıl yardımcı olabilirim" "zaman kaybetmeme açısından benim bilgi ve çalışmalarımdan da faydalanabilirsin" demeniz ümmet için daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır. 

evet, eski zaman bir İslam alimi ömrünü medreselerde kitap okumak ve öğrenmekle geçirdi. belki bundan dolayı onların eserlerini sorgulamaya veya onların eserlerinin üstüne birşey koymaya kendinizi laik görmüyorsunuz. ama arkadaşlar biraz kendinize güvenin. o alim bir konuyu öğrenmek için bağdat, şam ve mekke arasında belki yıllarca gidip geldi. siz o alimin 10 yılda öğrendiği bir bilgiyi, google amca sayesinde beş dakikada öğreniyorsunuz. biraz kendinize ve günümüzün ilmine güvenin. eski alimleri kutsallaştırmayın ve gözünüzde büyütmeyin. sevgi ve saygı duyun ama kutsallaştırmayın. onların hataları ve eksikleri ile birer beşer olduğu, kaleme aldıkları eserlerinde Allah kelamı Kuranı Kerim olmadığını lütfen unutmayın. sorgulanamayacak ve üstüne birşey konulamayacak tek eser Kuranı Kerimdir, diğer herşey beşeridir yani kusurlu ve eksiktir, tamamlanmaya ve düzeltmeye muhtaçtır. o yüzden hiçbir beşeri ve beşeri eseri gözünüzde büyütmeyin, büyütürseniz o şahsın ilmi üzerine bir gram ilim koyamazsınız. ilim bir bayrak yarışıdır ve sizde bu bayrağı bir sonraki seviyeye taşımalısınız. ilmin sınırı yok, ne bugünün ne de yüz yıl önceki ilmin seviyesiyle yetinin. yetinirseniz başkaları çağ atlar siz geri kalır, onların kulu kölesi olursunuz. onların akıttığı kanı yaydığı adaletsizliğe ve işledikleri zulme dur diyemezsiniz. devletinize, milletinize ve ümmetinize yapılan saldırıları engelleyemezsiniz. İslamın ilk emri "ikra- oku". ikra emrini yerine getirebilmeniz içinde ilk önce hür olmalısınız. hür olabilmeniz içinde ilk önce kendi aklınızı kullanmalısınız. kendi aklını bir cemaate bir tarikata veya herhangi bir guruba emanet eden biri hür değildir, hür olmayanda ikra emrini yerine getiremez. siz ne kadar çok kitap okusanız ve ezberlesenizde bunları kendi hür iradeniz kendi akıl tercihiniz ile yapmadığınız için siz içi boş bir kütüksünüz, sırtında kitap taşıyan bir merkepsiniz, dahası değil. içi boş bir kütük olmak istemiyorsanız, sırtında kitap taşıyan bir merkebe dönüşmek istemiyorsanız başkaların tezi ile değil kendi aklınızla doğrularınızı savunun, başkaların emriyle değil kendi hür iradenizle okuyun ve üretin. eğer bugünki yaşantınızı, okuduğunuz kitapları kaleme alan geçmiş alimler görseydi; "siz halen benim eserlerimimi okutuyorsunuz, aradan yüz veya bin yıl geçti, benim araştırma ve eserlerimin üzerine birşey koyamadınızmı", deyip "yazıklar olsun size" diyecek olan ilk onlar olurdu bunuda biliniz.

oruç ibadetin altında yatan ilmi derinlik nedir?


kısa ve öz; insanlar gün içinde sürekli birbirinin hakkını yer. bu hak yemeler bazen bilmeyerek, istem dışı gerçekleşir, bazende bilerek ve isteyerek. istemdışı gercekleşen hak yemeler günlük hayatımızın kaçınılmaz bir parçası. örneğin; torunlarınızın gürültüsü komşuyu rahatsız eder veya arabanızı kaldırıma park eder ve yayaları rahatsız edersiniz veya moraliniz bozulur bunu cevrenize hisettirirsiniz vs. hak yemeler bazende bilerek ve isteyerek gerçekleşir. özet: iki tür hak yeme var. birisi istemdışı, günlük hayatın bir parçası olarak gerçekleşir. diğer hak yeme ise bilerek ve isteyerek gerçekleşir. ikisininde çözümü var. birinci çözüm yolu o kişiler ile helalleşmek ve onların gönlünü almak. kul hakkından kurtulmanın bir diğer yolu ise oruç tutmak. çok ilginçtirki oruç bizi bu hak yemelerden temize çıkarıyor, üstüne bunu hakkını yediğimiz kişiler ile muhatap olmadan yapıyor. oruç bunu nasıl yapıyor bizi nasıl temize çıkarıyor, bu yazımızın konusu bu.

1. bilmeyerek işlenen kul haklarından oruç bizi nasıl kurtarır?

hayatın şartları bizleri, istemdışı hak yemelere itiyor. örneğin trafikte birinin önüne arabanız ile dalıyorsunuz veya işyerinde müşteriye asık süratla hizmet ediyorsunuz. bunların her biri birer kul hakkı yemedir. hayatın akışında siz sürekli hak yiyorsunuz ve hakkını yediğiniz insanların bir çoğunu ne tanıyorsunuz ne de onları bir daha görme şansına sahipsiniz. tanımadığın ve tekrar görme şansın olmadığı insanlar ile nasıl helalleşebilirsin? ramazan orucu ile! nasılmı? Allahu Teala, insana günlük rızkını gece ve gündüz olarak iki öğün indirir. ramazan orucunda siz, bir öğünden feragat ediyorsunuz ve bunu Allah için yapıyorsunuz. ramazan ayında siz Allah rızası Allahın gönlünü kazanmak için, gündüz öğününden feragat ettiğinizi Allaha söylüyorsunuz. Allah, sizlerin kendisinin rızasını kazanmak için bir öğünden feragat ettiğinizi görünce, o rızkı sizden esirgemiyor o rızkı sizin için daha hayırlı birşeye dönüştürüyor. Allahu Teala o gün size indireceği rızkı alıyor ve sizin adınıza bir hesap açıyor ve rızkınızı o hesaba yatırıyor. otuz gün boyunca oruç tutuyorsunuz ve her günün rızkı o hesapta birikiyor. bunu bir ailenin yeni doğan bir çocukları için banka hesabı açıp her ay oraya belirli bir miktar para yatırmasına benzetebilirsiniz. o çocuk üniversite veya evlilik çağına geldiğinde bir birikimi olsun niyetiyle açılmış bir banka hesabı. çocuğunuza açtığınız hesap bir gün çocuğunuza döner veya siz dilediğiniz zaman kendiniz içinde kullanabilirsiniz. Allah nezdinde size bir oruç hesabı açıldığında ise o birikim size geri dönmez. siz bisefer o rızıktan feragat ettiniz. hesapta biriken rızıkımız ile Allah ne yapıyor o zaman? çok basit; ramazan ayında siz bir ay boyunca rızkınızdan feragat ediyorsunuz. bu birikiminize Allah, sizin samimiyet ve niyetiniz oranında kendi merhamet ve lütfunu ekliyor. sonrası kime istemdışı haksızlık ettiyseniz o mağdur ruhlara o birikimleri dağıtıyor. bu sayede Allah sizi o yılki istemdışı kul haklarından temize cıkarıyor. mağdurlar arasında huzur arayana o oruç huzur olarak iniyor, rızık arayana rızık, şifa arayana şifa olarak iniyor vs. şimdi bir düşünün; hardal tanesi kadar suçlardan hesaba çekileceğimiz bir günde, ramazan orucu sayesinde ne kadar büyük bir hesaptan kurtulduğumuzu görebiliyormusunuz? bir de ramazan orucunu tutmayanların mahşer günündeki hesaplarını bir düşünün. siz oruç tutarken bazıları yer ve içer. siz oruç ile o yıl temize çıkarılıyorsunuz, onların ise her yıl günahları birikiyor ve onlar o günah yükü ile öbür hayata intikal ediyor. siz oruç tutarken onlar bu dünyada sizle dalga geçiyor, öbür dünyada da siz onlar ile dalga geçeceksiniz.

o yıl başınıza güzel birşey geldiğinde, kimbilir belki bunun sebebi komuşunuzun o yıl tuttuğu oruçtur ;)

   - istemdışı kul hakkı gaspı fıtratsal bir alışkanlık haline gelirse

bazı insanların günlük hal ve hareketleri alışkanlık, fıtratsal yapıların bir parçası haline dönüşmüş. kabalık, asabilik ve zorbalık doğal yapıların bir parçasına dönüşmüş. bunlar isteyerek kötülük yapmasada, o halleri ile çevrelerine her gün zulüm ediyorlar ve bir çoğuda bunun farkında bile değil. bu insanları tabiki ramazan orucu temize çıkarmaz. onlar arınmak için ramazan orucu dışında, ekstra oruç tutmaları gerek. ramazan orucu sıradan şeyleri temizler, bunların yükü artık sıradışı haline gelmiş. bu durumda bu kişiler fıtratlarını temize çıkarmak ve insanlara ettikleri zulümün bedelini ödemek için ilk önce içten bir tövbe sonrası ramazan orucu dışında 40 gün arka arkaya oruç tutmaya niyet etmeleri gerek ve bunu üç yıl arka arkaya tekrarlamalılar. üç yıl sonrası belki hem o kul hakkı yeme yükünden, hem fıtratını kirleten o negatif enerjilerden arınabilirler.

    - kul hakkı ödenebiliyormu?


"Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür." (Nisa Süresi, 116). toplumda şöyle bir yanlış algı var; Allahın herşeyi bağışladığı, tek bağışlamadığı şeyin kul hakkı olduğu. bu yanlış! Allahın tek bağışlamadığı şey kendisine şirk koşulması. diğer bütün günahları Allah kişinin samimiyeti, niyeti, tövbesi ve kendi lütuf ve merhameti doğrultusunda bağışlar. istemdışı gerçekleşen kul hak gasplarıda Allahın lütuf ve merhameti kapsamına girer. bu merhameti nasıl elde ederiz bunun yollarınıda ayetleri ile bize aktarmış. örneğin; kul hakkından kurtulmak için fakirleri doyurun ya da oruç tutun denilmesi gibi. oruç tutarak borcumuzu neden Allaha havale ediyoruz? değerli okurlarımız, siz kime nerede ne kadar ne yaptığınızı çoğu zaman bilmiyorsunuz veya helalleşmek için o kişilerin nerede yaşadığını bilmiyorsunuz veya hayatlarında neye muhtaç olduklarını, tür sıkıntı ve istekler içinde olduklarını bilmiyorsunuz. bunların hepsini ama Allah biliyor. bütün hesaplar Allah katında tutulur. örneğin, siz oruç tutarak kumbaranıza parayı yatırıyorsunuz, dağıtımın miktarı, adresini ve şeklinide Allaha bırakıyorsunuz. eğer bakiyeniz yetmezse, o zaman Allah sizin arınma ve temizlenme cabanız, oruç ibadetine gösterdiğiniz muhabbet, tövbenizdeki samimiyet oranında merhamet ve lütfundan hesabınıza ekliyor ve sizin adınıza ödenmesi gereken borçları ödüyor. bunu banka hesabınızdan yapılan ödemelerde yeterince bakiye olmadığında bankanın sizin adına, bankaya geri ödemeksizin o ödemeleri yapması gibide düşünebilirsiniz. ne güzel bir banka ne güzel bir hesap tutucu!!!

2. isteyerek ve bilerek kul hakkı yemek

kul hakkı Allahu Tealanın bağışlayacağı günahlardan birisi. ancak Allahu Teala bu bağışlanmaya önşartlar koymuş, örneğin; Allahın adaleti. Allahu Teala kalkıp bir mağdurun arkasından bir suçlu ile iş çevirmez. kul hakkı ile Allaha başvurduğunuzda Allah, adil sıfatı gereği mağdura ödenecek bir bedel sizden ister. bir başka önşart ise; niyetiniz. eğer kul hakkın bağışlanması için Allaha başvurursanız, Allahu Teala ilk önce tövbenizdeki samimiyete, o suçu halen işleyip işlemediğinize bakar. kul hakkı ile Allaha başvurduğunuzda ilk önce tövbeniz ve niyetinizdeki samimiyete bakılır. eğer bu basamağı geçerseniz yani tövbeniz samimi görülürse, o zaman Allahın adil vasfı devreye girer ve ilahi adalet doğrultusunda sizden bir bedel istenir. kendi günahlarınız için tövbe etmeniz yeterli. ama bilerek ve isteyerek bir kul hakkı yediyseniz mağdura yani sahibine gidecek bir bedel ödemeniz gerek. bu bedel ne olmalı, bunu Kur'an-ı Kerim açıklar. Oruçla ilgili ayetleri gözden geçirirseniz, bir hak yeme durumu söz konusu olduğunda Allahu Teala ilk önce fakirleri doyurun, imkanınız yoksa oruç tutun der. Oruç kelimesinin geçtiği ayetleri incelediğimizde Allah ilk önce kendi elimizle temize çıkmamızı yani fakirleri bizzat kendimiz doyurmamızı istiyor. eğer buna imkanımız yoksa o zaman oruç tutup borcu kendisine havale etmemizi istiyor.

    - eğer kazancınıza ve malınıza haram karıştırdıysanız

haram kazanç ve mal ile siz hayır yapamazsınız. nokta!!! bırakın fakirleri doyurmayı, size ait olmayan mal ile siz Allah adına hiçbir şey yapamazsınız. o mal size ait değil veyahut o mala haram karıştırdınız, öyle veya böyle o süt artık beyaz değil. süt lekelendiğinde ve o leke o süt ile tamamen karıştığında, artık süt ile lekeyi ayırtedemez, birbirinden ayrıştıramazsınız. helal malınıza haram karıştırdığınızda da durum budur. yediğiniz haramdan temizlenmek için helal elde ettiğinizdende feragat etmek zorundasınız. başka çareniz yok. ne kadar haram ile haşır neşir olursanız, helal mal ve haram mal o kadar iç içe girer. gün geçtikçe birini diğerinden ayrıştırmanız imkansız olur. tek çareniz elinizden herşeyi çıkarıp yokluk içinde kalmanız. ne kadar haram o kadar kendinizi yokluğa atacaksınız. sizin ödemeniz gereken bedel bu. siz o haksız kazancın getirdiği rahat yaşamı yaşamaya devam edeceksiniz, sonrada cami yapıp, fakirleri doyurup veya oruç tutup ben temizlendim diyeceksiniz, öylemi? yok öyle birşey. siz o haksız kazancın getirdiği yaşam tarzından feragat etmediğiniz müddet, hiçbir hayır hiçbir oruç, ramazan orucu dahil sizi temize çıkarmaz.


kendi günahlarınızdan arınmak için samimi bir tövbe etmeniz yeterli. istemdışı kul haklarından arınmak istiyorsanız size ramazan orucu yeterli. isteyerek ve bilerek kul hakkı yediyseniz o zaman samimi tövbenin ötesinde bir bedel ödemeniz gerek. bu bedelinde ne olduğunu kur'an-ı kerim bize anlatır. ilk önce o kişiler ile hellaleşme yolunu aramalısınız, buna imkanınız yoksa o zaman mağdurların adına fakirleri doyurmalısınız, bunada imkanınız yoksa mağdurların adına, ramazan orucu dışında ekstra oruç tutacaksınız. ettiğiniz haksızlık soyut boyut değilde haksız kazanç gibi somut boyutta ise o zaman o haksız kazancınızı karşılıksız elinizden çıkaracaksınız sonrası oruç ile temizlenmeye çalışacaksınız. Allahın bizlere gösterdiği yol bu!!!

özet

günlük hayatımızda bizler sürekli birbirimizin hakkına gireriz. bir gram o senin, bir gram sen onun vesai. Allahu Tealada bizleri bu tür küçük ve ince işlerden dolayı mahşeri sorguda hesaba çekmek istemez. eğer çekse, o küçük hesapların hesabı bizleri belki onlarca yüzlerce yıl sorguda kalmamıza sebep olacak. Allahu Teala müslümanlara olan merhameti gereği bizleri bu eziyetten bu derin ve detaylı sorgulamadan muaf tutmak ister ve muaf kalmanın yollarını bize gösterir. bu yollar müslümanlara indirilen ibadetler. hangi konu bizleri mahşeri sorguda sıkıntıya sokacaksa o konuda Allah bir ibadet şekli indirmiş. hatta o ibadetleri merhameti gereği zorunlu, farz kılmış. bir ibadet eğer farz kılınmış ise bu Allahın haşa zorba olmasından dolayı değil, Allahın bizi çok sevdiği için. ebeveynlerin çocuklarına okula gitmeyi yemek yemeyi zorunlu kılması gibi. çocuklarımıza faydalı olduğuna inandığımız birşeyi biz ne yapıyoruz; çocuklara tercih hakkı bırakmaksızın o şeyi yaptırıyoruz. bizlere farz kılınan ibadetlerede bu gözle bakmanızda yarar var. farz kılınan ibadetler sınanmamız veya bize sevap kazandırsın diye farz kılınmamış, o ibadetler günahlardan arınalım, mahşer günü kıçımızı kurtaralım diye farz kılınmış!!! Ramazan orucu işte böylesine indirilen ve farz kılınan bir ibadet. Ramazan orucu ile siz o yıl istemdışı kul haklarından arındırılıyorsunuz. Ramazan orucun Allah nezdindeki karşılığı bu. nefsi terbiye, fakirler ile empati, beden detoksu gibi boyutlarda, orucun yeryüzü ile kısıtlı artıları. şimdi, bir de oruç tutmayan insanların hallerini o mahşeri sorgulamada hayal edin. her ince detaydan hesaba cekildiği, bu sorgulamanın yıllarca sürdüğü ve sevapları ile borçlarını ödemek zorunda kaldığı, sevapları kalmayıncada hardal tanesi kadar yediği hakları o kişilerin günahlarını üstlenerek ödediği, o mahşeri sorgulama anını bi hayal edin. cok korkunç değilmi? o yüzden aman orucunuzu ihmal etmeyin. farz kılınan ibadetlerin hiçbirini kaçırmayın!!

namaz ve oruç, bizlere farz kılınmış iki büyük ibadet. aralarındaki en büyük fark; namazı kaçırdığınızda onun kazası size farz değil ama bir gün orucu kaçırırsanız onun kazası size farz kılınmış. namazı asla ve asla kaçırmamanıza cok önem verilir. orucuda asla ve asla kaçırmamanız tavsiye edilir. birisini kaçırdığınızda ama yapacağınız bişey yok, diğerini kaçırdığınızda onun kazasını tutma zorunluluğu var. bu sizlere Allahın oruca ne kadar değer verdiğini göstermeli. kendi hayrınız için oruçlarınızı kaçırmayın. belirli sebeplerden dolayı kaçırırsanız lütfen ve lütfen onun kazasını yapın.