nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    





onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara;

onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, herşeyi pahalaştır sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Petrolünü satamıyor, altın ve paralarına el konuluyor, içerideki işbirlikçiler sistemi kilitliyor, ekonomi kötüye gidincede suçlu hükümet, öylemi? Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bazı salaklar erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı. Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya böylesine bir çetenin varlığı neden tespit edilemedi, bunuda bir eleştiri olarak biz bir kenara koyalım. Bu eleştiriyi oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun. Oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın, çünkü siz ondan sorumlusunuz, mahşer günü onlarla haşrolunacaksınız. Şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler. Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı Nankör. 50 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Haram haramı çeker. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Yan gelerek para ödeyerek emekli olma hakkını elde ettiler.

Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 50 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Avrupada hiçbir insan 40 yaşında emeklilik benim hakkımdır demeyi aklına bile getrimezken, bunlar açık açık bunu söyleyebiliyor ve insanlarıda buna inandırtabiliyor. Avrupada birisi 40 yaşında emekli olmak benim hakkım dese tımarhane atılır, burada ise bu söylem alıcı buluyor. Ne hale düştük. Gerçektende utanmadan bunu talep eden insanlar var. Ne yüzsüzlük. Memurluk maaşınız 4000 TL ve bu size yetmiyormu. Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın derdik. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün derdik. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün derdik. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün derdik. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler. Sahillere diktiler kaçak yapıları, yaylalara ormanlara diktiler kaçak villaları, kaçırdılar vergileri, bir de bu ülkede yaşanmaz diye şikayet ediyorlar. Nankörler. Bu milletin omuzundan parayı kazan, sonrada bu mileti aşağıla. Nankörler. Devlet memuru olmak için üniversiteye gidiyorlar. Ufka bakın. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Felsefe şu; devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Mantığa bakarmısınız. İş hayatına atıldığın gün çalışma hayatı başlaması gerekirken bunlar için üniversiteye girdiklerinde başlıyor, üniversite bittiğinde de bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Olmayıncada devleti kötülüyorlar. Üniversite sonrası herkes devlet memuru olup bir emekli gibi rahat etme derdinde. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Taktik hep aynı. Kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Ne kadar vatan haini varsa, hepsini topladı ülkeye. Kendisinden sonrakiler için çok ağır bir miras bıraktı. Birde erdoğandan neden nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl iş bu, bizde anlamadık. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl iş bu? Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Şimdi; gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası. Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? Erdoğan bizi '70 li yıllara götürdü diyorlar. Aşağılık herifler. '70 li yıllarda yokluktan ötürü kuyruk vardı, bugün ise bolluk içinde kuyruk var. 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olması ve fiyatları birlikte belirlemesi. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediklerini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı. Ülkemizde yaşayan bu iki zümre arasındaki fark; kendilerini alim zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halindeler. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. "Alim" ile arif, nankör ile vatansever arasındaki farkı anladınızmı? Nankör olan, arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Sizin bu asil duruşunuz herşeye yetiyor. Sizin irfanınıza hayranım. Kendini alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine sizin başınıza kaldı. Gazi mustafa dün size sığınmış, kurtuluş mücadelesini anadoludan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek size nasip olacak. Kılıcınız keskin yolunuz açık, yardımcınız Allah olsun.

Bu arada, bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Nankörler. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Müslümanların içine fitne sokan münafıklar, sizi. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir yerden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi, onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz müslümansınız, ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile niye aynı safta yer alıyorsunuz? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Bunun aması maması yok. Müslüman Müslümanın kardeşidir, NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar. Nankörler. Anadolu size kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Nasıl işse bu. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Gidin arabistana diyorlar, gerici diye aşağılıyorlar. Teşekkürler erdoğan. Sana çok büyük bir tuzak kurdular, sende yuttun. Sana sabah akşam diktatör dediler, sende bu algıyı yıkmak için her türlü ihanete göz yumdun. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Bu tuzağa düşmemen gerekirdi. Birde utanmadan sana diktatör diyorlar. YÜZSÜZLER. Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Az kaldı ama merak etmeyin, erdoğandan sonra Allahın size çok güzel bir süprizi var. Bekleyin ve görün. Şu kesin ama, Allahın azabı çok çetin olacak. Çok ama çok azdınız. Yeter artık. Erdoğan sizden hesap soracak gibi gözükmüyor, erdoğan altında siz daha çok azıyor daha çok güçleniyorsunuz. Yeter artık. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Özerklik isteyen, şehirlerimizde bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor, bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor, diyecekler. Öyle bir algı oluşturdularki, sanki erdoğan diktatör. Erdoğanda o diktatör söylemini haksız çıkarmak için, bunlara istediklerini yapma izni veriyor.

Algı nedir? Kelimeler ile olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, kelimeler ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyorsunuz ve gerçek dünyanın o olduğuna inandırtıyorsunuz. Sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli kelimeleri tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Bittik gittik, suriyelilerin istilasını uğradık, iltica geldi vs vs. Bu insanlarda gerçek türkiyenin bu olduğuna inanıyor. O paralel dünyadan uyanmamaları, gerçekleri görmemeleri içinde diğer haber kaynaklarını kötülüyorlar. Havuz ve yandaş gibi kavramlar boşuna değil yani. Hepsi kendi tabanlarına kurulan bu tuzağın bir parçası. Kendi tabanlarına sanal bir dünya kuruyorlar, uyanmamaları içinde gerçek dünya ile temas içinde olmalarına izin vermiyorlar. Kendileri dışında herkes kötü. Sözcü tayfasıda bunu bal gibi yutuyor. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak bir medya organın okurların zekası bu kadar olur zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Siz pkk'lılara savaş açtığınızda, ne dedi bunlar; pkk'lı teröristleri davul zurna ile karşılayan siz değilmisiniz dediler. Algı böyle birşey işte, algı sizi gerçeklerden koparır, sizleri tezat söylemlere iter. Örneğin; vakti gelir size "özgür medya" diye bağıttırır, vakti gelir yandaş ve havuz gibi kavramlar ile medyayı aşağılamanızı sağlar. Bir yandan medya susturulmaz diye bağırıyorlar, başka bir gün ise yandaş ve havuz medyasını yok edeceğiz diyorlar. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet. Deccaliyet budur; iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız. Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah ve huzur, kalkınmamı geldi? Hayır, savaşlar, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat etmeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyorlar yani kötüyü iyi gösteriyorlar. Deccaliyet bu. Rabbim bu aziz millete yardım etsin.

Sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu, onların ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, şeytanlar sizi. Kim bunlar; chp' nin başını çektiği çete. Şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı verip sonrada utanmadan vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyen şeytanlar sizi.  


Okurlarımıza tavsiyemiz; safhınızı belirleyin. Bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak; suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu, erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin.



orucun alt��nda yatan hikmet


bu yazıyı çok farklı nedenlerden dolayı kaleme almayı gerekli gördük. bir; mübarek üç aylara gireceğiz ve neden oruç tutuyoruz, orucun altında yatan hikmet nedir bunu bilmeniz gerektiğine inanıyoruz. oruç ibadetini daha bilinçli yapmanız, oruç ibadetinden daha büyük feyz almanız için bu sorunun cevabını bilmelisiniz. iki; sağlığa kavuşmak istiyorsanız oruç tutmalısınız. oruç ile hastalıklar arasındaki bağ nedir, bu ve dahasını önümüzdeki yazı dizilerinde sizlerle paylaşma niyetindeyiz. konumuza girmeden, cemaat ve tarikatlara bir kaç sözümüz olacak. iyi kulak verin. sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.


düşünce nasıl yasaklanır 

kimse kalkıp düşünce ve fikir üretmek burada yasaktır demez. bunu çok sinsi yaparlar. çok sinsi yoldan sizi sustururlar. nasılmı? "sen arapça biliyormusun", "bu ilim çok karmaşık sen anlamazsın", "sen kaç eser kaleme aldın" veya "sen kaç ilim biliyorsun",  "senin yaşın daha neki" gibi kavramlar kullanırlar. işte bu kavramlar sayın okurlarımız karşı tarafı susturmanın, bir düşünce ve bir fikre karşı gelmenin, başkalarını kendi düşüncelerinize boyun eğdirmenin sinsi bir yoludur. hocam ama en basiti arapça bilmek gerekmiyormu? bakın arkadaşlar, herkes herşeyi bilemez eğer bilmeye ve öğrenmeye kalkışırsa bir konuda sivrilemez. sonuçta bir konuya ayırması gereken zamanı farklı konulara harcamış oluyor. bunun en güzel örneği tıp ilmidir. tıp ilmin kullandığı dil latince ve eski yunancadır, siz ama dünyanın hiçbir yerinde latince ve eski yunanca konuşan uzman hekimler bulamazsınız. sistemi nasıl kurmuşlar? görev dağıtımı yapmışlar! tıp ilmi farklı parçacıklardan oluşur (latin dili, biyokimya, anatomi, fizyoloji, patoloji vs) ve adamlar bu alanların her birinde uzman yetiştirmiş. bunların hiçbiride kalkıp herşeyi öğrenmeye kalkışmıyor, her biri kendi alanında nasıl en yükseğe ulaşabilirim (nobel ödülleri) bunun hesabını yapıyor. yani batı dünyasının başarı sırrı, görev dağıtımında yatıyor! siz ise bir kişinin her dalda her konuda uzman olmasını bekliyorsunuz. sonuç? çocuk hayatını ezberle geçiriyor. yaşamını düşünme ve üretmekten yoksun bir şekilde geçiriyor. örneğin; birileri arapça üzerinde ihtisas yapmış, onların meallerinden faydalanmak varken, neden 5-10 yılımı arapça dilini öğrenmekle geçireyim? zamanın varsa bunu yap, ama çözmen gereken sorular varsa birşeyleri üretmen gerekiyorsa, dünya seninle yarışıyorsa o zaman buna ayıracak zamanımız yok. bırakın herkes en iyi yapabildiği işi yapsın, birileri dil öğrenmede iyidir başkaları pozitif bilimlerde başkalarıda analitik düşüncede. örneğin; elmalılı hamdi yazır arapça dilinde uzamanlaşmış, bende pozitif bilimlerde uzmanım. onun sahip olduğu bilgi bende yok, benim sahip olduğum ilimde onda yok. ne yapmalıyız o zaman? herkes diğerin ilmini öğrenip yalnız başına dünya ya meydan okuma yerine, akıl derki; işbirlği yapın. gücünüzü ve ilminizi birleştirin. yani gücünüzü birleştirin, karşı tarafa kendi bilgilerinizi şart koşmayın. ortak üretime odaklanın!!! ben mesela ne yapıyorum; elmalılı hamdi yazarın o temel kuran- kerim mealini alıyorum, bende olan ilimle o meali bir üst safhaya taşımaya çalışıyorum. ben elmalılı hamdi yazır ile rekabet etmiyorum, onun ilmini yok saymıyorum, ondaki ilmin üzerine nasıl katkıda bulunabilirm bunun hesabını yapıyorum. doğru yol ve yaklaşım budur. bu noktada bazılarınızın aklına bir kaç dalda ilim bilen eski alimler gelebilir. eğer geliyorsa unutun o alimleri. o alimler bizlere sağlıklı örnekler teşkil etmiyor. neden? o alimler belki bir kaç farklı dalda ilim bilmiş olabilir ama bu alimler bu ilimlerin ya hiçbirinde sivrilememiş ya da sadece ve sadece bir dalda sivrilmiş diğer daldaki ihtisasları zaman kaybından ötesine geçememiştir. bize her telden orta şeker çalan ve anlayan kişilere değil, bir dalda sivrilen, ilmi ile dünya ile rekabet edecek kişilere muhtacız. özeti; "şunuda bilmen gerek" şunuda bilmezseniz bunu yapamazsanız" "benim gibi arapça bilmeden yapamazsın" deme yerine, "ben bu alanda çalışma yaptım, ben sana nasıl yardımcı olabilirim" "zaman kaybetmeme açısından benim bilgi ve çalışmalarımdan da faydalanabilirsin" demeniz ümmet için daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır. 

evet, eski zaman bir İslam alimi ömrünü medreselerde kitap okumak ve öğrenmekle geçirdi. belki bundan dolayı onların eserlerini sorgulamaya veya onların eserlerinin üstüne birşey koymaya kendinizi laik görmüyorsunuz. ama arkadaşlar biraz kendinize güvenin. o alim bir konuyu öğrenmek için bağdat, şam ve mekke arasında belki yıllarca gidip geldi. siz o alimin 10 yılda öğrendiği bir bilgiyi, google amca sayesinde beş dakikada öğreniyorsunuz. biraz kendinize ve günümüzün ilmine güvenin. eski alimleri kutsallaştırmayın ve gözünüzde büyütmeyin. sevgi ve saygı duyun ama kutsallaştırmayın. onların hataları ve eksikleri ile birer beşer olduğu, kaleme aldıkları eserlerinde Allah kelamı Kuranı Kerim olmadığını lütfen unutmayın. sorgulanamayacak ve üstüne birşey konulamayacak tek eser Kuranı Kerimdir, diğer herşey beşeridir yani kusurlu ve eksiktir, tamamlanmaya ve düzeltmeye muhtaçtır. o yüzden hiçbir beşeri ve beşeri eseri gözünüzde büyütmeyin, büyütürseniz o şahsın ilmi üzerine bir gram ilim koyamazsınız. ilim bir bayrak yarışıdır ve sizde bu bayrağı bir sonraki seviyeye taşımalısınız. ilmin sınırı yok, ne bugünün ne de yüz yıl önceki ilmin seviyesiyle yetinin. yetinirseniz başkaları çağ atlar siz geri kalır, onların kulu kölesi olursunuz. onların akıttığı kanı yaydığı adaletsizliğe ve işledikleri zulme dur diyemezsiniz. devletinize, milletinize ve ümmetinize yapılan saldırıları engelleyemezsiniz. İslamın ilk emri "ikra- oku". ikra emrini yerine getirebilmeniz içinde ilk önce hür olmalısınız. hür olabilmeniz içinde ilk önce kendi aklınızı kullanmalısınız. kendi aklını bir cemaate bir tarikata veya herhangi bir guruba emanet eden biri hür değildir, hür olmayanda ikra emrini yerine getiremez. siz ne kadar çok kitap okusanız ve ezberlesenizde bunları kendi hür iradeniz kendi akıl tercihiniz ile yapmadığınız için siz içi boş bir kütüksünüz, sırtında kitap taşıyan bir merkepsiniz, dahası değil. içi boş bir kütük olmak istemiyorsanız, sırtında kitap taşıyan bir merkebe dönüşmek istemiyorsanız başkaların tezi ile değil kendi aklınızla doğrularınızı savunun, başkaların emriyle değil kendi hür iradenizle okuyun ve üretin. eğer bugünki yaşantınızı, okuduğunuz kitapları kaleme alan geçmiş alimler görseydi; "siz halen benim eserlerimimi okutuyorsunuz, aradan yüz veya bin yıl geçti, benim araştırma ve eserlerimin üzerine birşey koyamadınızmı", deyip "yazıklar olsun size" diyecek olan ilk onlar olurdu bunuda biliniz.

oruç ibadetin altında yatan ilmi derinlik nedir?


kısa ve öz; insanlar gün içinde sürekli birbirinin hakkını yer. bu hak yemeler bazen bilmeyerek, istem dışı gerçekleşir, bazende bilerek ve isteyerek. istemdışı gercekleşen hak yemeler günlük hayatımızın kaçınılmaz bir parçası. örneğin; torunlarınızın gürültüsü komşuyu rahatsız eder veya arabanızı kaldırıma park eder ve yayaları rahatsız edersiniz veya moraliniz bozulur bunu cevrenize hisettirirsiniz vs. hak yemeler bazende bilerek ve isteyerek gerçekleşir. özet: iki tür hak yeme var. birisi istemdışı, günlük hayatın bir parçası olarak gerçekleşir. diğer hak yeme ise bilerek ve isteyerek gerçekleşir. ikisininde çözümü var. birinci çözüm yolu o kişiler ile helalleşmek ve onların gönlünü almak. kul hakkından kurtulmanın bir diğer yolu ise oruç tutmak. çok ilginçtirki oruç bizi bu hak yemelerden temize çıkarıyor, üstüne bunu hakkını yediğimiz kişiler ile muhatap olmadan yapıyor. oruç bunu nasıl yapıyor bizi nasıl temize çıkarıyor, bu yazımızın konusu bu.

1. bilmeyerek işlenen kul haklarından oruç bizi nasıl kurtarır?

hayatın şartları bizleri, istemdışı hak yemelere itiyor. örneğin trafikte birinin önüne arabanız ile dalıyorsunuz veya işyerinde müşteriye asık süratla hizmet ediyorsunuz. bunların her biri birer kul hakkı yemedir. hayatın akışında siz sürekli hak yiyorsunuz ve hakkını yediğiniz insanların bir çoğunu ne tanıyorsunuz ne de onları bir daha görme şansına sahipsiniz. tanımadığın ve tekrar görme şansın olmadığı insanlar ile nasıl helalleşebilirsin? ramazan orucu ile! nasılmı? Allahu Teala, insana günlük rızkını gece ve gündüz olarak iki öğün indirir. ramazan orucunda siz, bir öğünden feragat ediyorsunuz ve bunu Allah için yapıyorsunuz. ramazan ayında siz Allah rızası Allahın gönlünü kazanmak için, gündüz öğününden feragat ettiğinizi Allaha söylüyorsunuz. Allah, sizlerin kendisinin rızasını kazanmak için bir öğünden feragat ettiğinizi görünce, o rızkı sizden esirgemiyor o rızkı sizin için daha hayırlı birşeye dönüştürüyor. Allahu Teala o gün size indireceği rızkı alıyor ve sizin adınıza bir hesap açıyor ve rızkınızı o hesaba yatırıyor. otuz gün boyunca oruç tutuyorsunuz ve her günün rızkı o hesapta birikiyor. bunu bir ailenin yeni doğan bir çocukları için banka hesabı açıp her ay oraya belirli bir miktar para yatırmasına benzetebilirsiniz. o çocuk üniversite veya evlilik çağına geldiğinde bir birikimi olsun niyetiyle açılmış bir banka hesabı. çocuğunuza açtığınız hesap bir gün çocuğunuza döner veya siz dilediğiniz zaman kendiniz içinde kullanabilirsiniz. Allah nezdinde size bir oruç hesabı açıldığında ise o birikim size geri dönmez. siz bisefer o rızıktan feragat ettiniz. hesapta biriken rızıkımız ile Allah ne yapıyor o zaman? çok basit; ramazan ayında siz bir ay boyunca rızkınızdan feragat ediyorsunuz. bu birikiminize Allah, sizin samimiyet ve niyetiniz oranında kendi merhamet ve lütfunu ekliyor. sonrası kime istemdışı haksızlık ettiyseniz o mağdur ruhlara o birikimleri dağıtıyor. bu sayede Allah sizi o yılki istemdışı kul haklarından temize cıkarıyor. mağdurlar arasında huzur arayana o oruç huzur olarak iniyor, rızık arayana rızık, şifa arayana şifa olarak iniyor vs. şimdi bir düşünün; hardal tanesi kadar suçlardan hesaba çekileceğimiz bir günde, ramazan orucu sayesinde ne kadar büyük bir hesaptan kurtulduğumuzu görebiliyormusunuz? bir de ramazan orucunu tutmayanların mahşer günündeki hesaplarını bir düşünün. siz oruç tutarken bazıları yer ve içer. siz oruç ile o yıl temize çıkarılıyorsunuz, onların ise her yıl günahları birikiyor ve onlar o günah yükü ile öbür hayata intikal ediyor. siz oruç tutarken onlar bu dünyada sizle dalga geçiyor, öbür dünyada da siz onlar ile dalga geçeceksiniz.

o yıl başınıza güzel birşey geldiğinde, kimbilir belki bunun sebebi komuşunuzun o yıl tuttuğu oruçtur ;)

   - istemdışı kul hakkı gaspı fıtratsal bir alışkanlık haline gelirse

bazı insanların günlük hal ve hareketleri alışkanlık, fıtratsal yapıların bir parçası haline dönüşmüş. kabalık, asabilik ve zorbalık doğal yapıların bir parçasına dönüşmüş. bunlar isteyerek kötülük yapmasada, o halleri ile çevrelerine her gün zulüm ediyorlar ve bir çoğuda bunun farkında bile değil. bu insanları tabiki ramazan orucu temize çıkarmaz. onlar arınmak için ramazan orucu dışında, ekstra oruç tutmaları gerek. ramazan orucu sıradan şeyleri temizler, bunların yükü artık sıradışı haline gelmiş. bu durumda bu kişiler fıtratlarını temize çıkarmak ve insanlara ettikleri zulümün bedelini ödemek için ilk önce içten bir tövbe sonrası ramazan orucu dışında 40 gün arka arkaya oruç tutmaya niyet etmeleri gerek ve bunu üç yıl arka arkaya tekrarlamalılar. üç yıl sonrası belki hem o kul hakkı yeme yükünden, hem fıtratını kirleten o negatif enerjilerden arınabilirler.

    - kul hakkı ödenebiliyormu?


"Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür." (Nisa Süresi, 116). toplumda şöyle bir yanlış algı var; Allahın herşeyi bağışladığı, tek bağışlamadığı şeyin kul hakkı olduğu. bu yanlış! Allahın tek bağışlamadığı şey kendisine şirk koşulması. diğer bütün günahları Allah kişinin samimiyeti, niyeti, tövbesi ve kendi lütuf ve merhameti doğrultusunda bağışlar. istemdışı gerçekleşen kul hak gasplarıda Allahın lütuf ve merhameti kapsamına girer. bu merhameti nasıl elde ederiz bunun yollarınıda ayetleri ile bize aktarmış. örneğin; kul hakkından kurtulmak için fakirleri doyurun ya da oruç tutun denilmesi gibi. oruç tutarak borcumuzu neden Allaha havale ediyoruz? değerli okurlarımız, siz kime nerede ne kadar ne yaptığınızı çoğu zaman bilmiyorsunuz veya helalleşmek için o kişilerin nerede yaşadığını bilmiyorsunuz veya hayatlarında neye muhtaç olduklarını, tür sıkıntı ve istekler içinde olduklarını bilmiyorsunuz. bunların hepsini ama Allah biliyor. bütün hesaplar Allah katında tutulur. örneğin, siz oruç tutarak kumbaranıza parayı yatırıyorsunuz, dağıtımın miktarı, adresini ve şeklinide Allaha bırakıyorsunuz. eğer bakiyeniz yetmezse, o zaman Allah sizin arınma ve temizlenme cabanız, oruç ibadetine gösterdiğiniz muhabbet, tövbenizdeki samimiyet oranında merhamet ve lütfundan hesabınıza ekliyor ve sizin adınıza ödenmesi gereken borçları ödüyor. bunu banka hesabınızdan yapılan ödemelerde yeterince bakiye olmadığında bankanın sizin adına, bankaya geri ödemeksizin o ödemeleri yapması gibide düşünebilirsiniz. ne güzel bir banka ne güzel bir hesap tutucu!!!

2. isteyerek ve bilerek kul hakkı yemek

kul hakkı Allahu Tealanın bağışlayacağı günahlardan birisi. ancak Allahu Teala bu bağışlanmaya önşartlar koymuş, örneğin; Allahın adaleti. Allahu Teala kalkıp bir mağdurun arkasından bir suçlu ile iş çevirmez. kul hakkı ile Allaha başvurduğunuzda Allah, adil sıfatı gereği mağdura ödenecek bir bedel sizden ister. bir başka önşart ise; niyetiniz. eğer kul hakkın bağışlanması için Allaha başvurursanız, Allahu Teala ilk önce tövbenizdeki samimiyete, o suçu halen işleyip işlemediğinize bakar. kul hakkı ile Allaha başvurduğunuzda ilk önce tövbeniz ve niyetinizdeki samimiyete bakılır. eğer bu basamağı geçerseniz yani tövbeniz samimi görülürse, o zaman Allahın adil vasfı devreye girer ve ilahi adalet doğrultusunda sizden bir bedel istenir. kendi günahlarınız için tövbe etmeniz yeterli. ama bilerek ve isteyerek bir kul hakkı yediyseniz mağdura yani sahibine gidecek bir bedel ödemeniz gerek. bu bedel ne olmalı, bunu Kur'an-ı Kerim açıklar. Oruçla ilgili ayetleri gözden geçirirseniz, bir hak yeme durumu söz konusu olduğunda Allahu Teala ilk önce fakirleri doyurun, imkanınız yoksa oruç tutun der. Oruç kelimesinin geçtiği ayetleri incelediğimizde Allah ilk önce kendi elimizle temize çıkmamızı yani fakirleri bizzat kendimiz doyurmamızı istiyor. eğer buna imkanımız yoksa o zaman oruç tutup borcu kendisine havale etmemizi istiyor.

    - eğer kazancınıza ve malınıza haram karıştırdıysanız

haram kazanç ve mal ile siz hayır yapamazsınız. nokta!!! bırakın fakirleri doyurmayı, size ait olmayan mal ile siz Allah adına hiçbir şey yapamazsınız. o mal size ait değil veyahut o mala haram karıştırdınız, öyle veya böyle o süt artık beyaz değil. süt lekelendiğinde ve o leke o süt ile tamamen karıştığında, artık süt ile lekeyi ayırtedemez, birbirinden ayrıştıramazsınız. helal malınıza haram karıştırdığınızda da durum budur. yediğiniz haramdan temizlenmek için helal elde ettiğinizdende feragat etmek zorundasınız. başka çareniz yok. ne kadar haram ile haşır neşir olursanız, helal mal ve haram mal o kadar iç içe girer. gün geçtikçe birini diğerinden ayrıştırmanız imkansız olur. tek çareniz elinizden herşeyi çıkarıp yokluk içinde kalmanız. ne kadar haram o kadar kendinizi yokluğa atacaksınız. sizin ödemeniz gereken bedel bu. siz o haksız kazancın getirdiği rahat yaşamı yaşamaya devam edeceksiniz, sonrada cami yapıp, fakirleri doyurup veya oruç tutup ben temizlendim diyeceksiniz, öylemi? yok öyle birşey. siz o haksız kazancın getirdiği yaşam tarzından feragat etmediğiniz müddet, hiçbir hayır hiçbir oruç, ramazan orucu dahil sizi temize çıkarmaz.


kendi günahlarınızdan arınmak için samimi bir tövbe etmeniz yeterli. istemdışı kul haklarından arınmak istiyorsanız size ramazan orucu yeterli. isteyerek ve bilerek kul hakkı yediyseniz o zaman samimi tövbenin ötesinde bir bedel ödemeniz gerek. bu bedelinde ne olduğunu kur'an-ı kerim bize anlatır. ilk önce o kişiler ile hellaleşme yolunu aramalısınız, buna imkanınız yoksa o zaman mağdurların adına fakirleri doyurmalısınız, bunada imkanınız yoksa mağdurların adına, ramazan orucu dışında ekstra oruç tutacaksınız. ettiğiniz haksızlık soyut boyut değilde haksız kazanç gibi somut boyutta ise o zaman o haksız kazancınızı karşılıksız elinizden çıkaracaksınız sonrası oruç ile temizlenmeye çalışacaksınız. Allahın bizlere gösterdiği yol bu!!!

özet

günlük hayatımızda bizler sürekli birbirimizin hakkına gireriz. bir gram o senin, bir gram sen onun vesai. Allahu Tealada bizleri bu tür küçük ve ince işlerden dolayı mahşeri sorguda hesaba çekmek istemez. eğer çekse, o küçük hesapların hesabı bizleri belki onlarca yüzlerce yıl sorguda kalmamıza sebep olacak. Allahu Teala müslümanlara olan merhameti gereği bizleri bu eziyetten bu derin ve detaylı sorgulamadan muaf tutmak ister ve muaf kalmanın yollarını bize gösterir. bu yollar müslümanlara indirilen ibadetler. hangi konu bizleri mahşeri sorguda sıkıntıya sokacaksa o konuda Allah bir ibadet şekli indirmiş. hatta o ibadetleri merhameti gereği zorunlu, farz kılmış. bir ibadet eğer farz kılınmış ise bu Allahın haşa zorba olmasından dolayı değil, Allahın bizi çok sevdiği için. ebeveynlerin çocuklarına okula gitmeyi yemek yemeyi zorunlu kılması gibi. çocuklarımıza faydalı olduğuna inandığımız birşeyi biz ne yapıyoruz; çocuklara tercih hakkı bırakmaksızın o şeyi yaptırıyoruz. bizlere farz kılınan ibadetlerede bu gözle bakmanızda yarar var. farz kılınan ibadetler sınanmamız veya bize sevap kazandırsın diye farz kılınmamış, o ibadetler günahlardan arınalım, mahşer günü kıçımızı kurtaralım diye farz kılınmış!!! Ramazan orucu işte böylesine indirilen ve farz kılınan bir ibadet. Ramazan orucu ile siz o yıl istemdışı kul haklarından arındırılıyorsunuz. Ramazan orucun Allah nezdindeki karşılığı bu. nefsi terbiye, fakirler ile empati, beden detoksu gibi boyutlarda, orucun yeryüzü ile kısıtlı artıları. şimdi, bir de oruç tutmayan insanların hallerini o mahşeri sorgulamada hayal edin. her ince detaydan hesaba cekildiği, bu sorgulamanın yıllarca sürdüğü ve sevapları ile borçlarını ödemek zorunda kaldığı, sevapları kalmayıncada hardal tanesi kadar yediği hakları o kişilerin günahlarını üstlenerek ödediği, o mahşeri sorgulama anını bi hayal edin. cok korkunç değilmi? o yüzden aman orucunuzu ihmal etmeyin. farz kılınan ibadetlerin hiçbirini kaçırmayın!!

namaz ve oruç, bizlere farz kılınmış iki büyük ibadet. aralarındaki en büyük fark; namazı kaçırdığınızda onun kazası size farz değil ama bir gün orucu kaçırırsanız onun kazası size farz kılınmış. namazı asla ve asla kaçırmamanıza cok önem verilir. orucuda asla ve asla kaçırmamanız tavsiye edilir. birisini kaçırdığınızda ama yapacağınız bişey yok, diğerini kaçırdığınızda onun kazasını tutma zorunluluğu var. bu sizlere Allahın oruca ne kadar değer verdiğini göstermeli. kendi hayrınız için oruçlarınızı kaçırmayın. belirli sebeplerden dolayı kaçırırsanız lütfen ve lütfen onun kazasını yapın.