nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    






"Kafirler: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız, dediler." (Fussilet Süresi, 26)

Ezanımız okunurken gürültü çıkaran, o ezanı bastırmaya çalışanları gördünüz değilmi? Günümüzde yaşadığımız olayları bu Ayetten daha güzel özetleyen varmı? Aradan neredeyse 1500 yıl geçti, hak ile batıl arasındaki mücadelede zerre kadar birşey değişmedi. "Kutuplaşma" var diyenlerede günaydın; hak ile batılın olduğu yerde her zaman kutuplaşma vardır ve olacaktır. Batıl olan hakkın iktidarına tahammül edemez, hakta batıla boyun eğmez. Bu ikisi aynı ortamda yaşadığı müddet her zaman kutuplaşma, kavga ve gürültü olacak. Malazgirt savaşından beri yaşadığımız sıkıntıların özü bu. Ezanlar bu topraklarda okunmaması gerek. Mesele erdoğan değil, halen ANLAMADINIZMI? Geziden beri yaşadığımız tüm saldırıların özü bu; anadolu yahudilere vaat edilmiş topraklar. Biz asla bu topraklara ayak basmamamız gerekliydi. Ya siyasallaşmış yahudilik yeryüzünden ya da bizler bu topraklardan yok oluncaya kadar bu mücadele devam edecek. Lezbiyenler, mimarlar odası veya chp, pkk ve fetö bunlar birer piyon, asıl düşman bunların arkasındaki güç, yahudiler. Siz piyonlara değil bunları finanse eden, akıl veren organize edenlere odaklanın. Sanmayınki bu piyonlar kendi iradeleri ile hareket ediyor. Sanmayınki günlük ajandalarını, adaylarını ve eylemlerini kendileri belirliyor. Kendilerine ait tek şey kalplerinde size besledikleri nefret. Örneğin; kadın hakları. Konu kadın hakları ise kimse erdoğanın eline su dökemez. Kadını iş hayatına sokmak için, adam neredeyse İslam dinini tekrar yazdıracak. Teşvik paketleri, pozitif ayrımcılık gibi gibi İslama ters ne kadar adım varsa bu adımları attı, kadını aile hayatından alıp iş hayatın içine soktu. İslami açıdan, erdoğan bu konuda bir felaket. Kadın kadın diye diye, ülkemizde ev hanımı yani ANNE olmak isteyen bir genç kız bırakmadı. Aile diye birşey bırakmadı. Bizim mahalle yalakalarla dolu olduğu için onu bu konuda uyaran ilahiyatçılarda yok. Yani feministlerin kadın ile ilgili konularda en son eleştireceği kişi erdoğan. Konu kadınsa, erdoğan gibi bir lideri bunlar başka bir yerde bulamaz. Bunlar eğer kadın hakları altında sokağa dökülüyorsa bilinki mesele erdoğan değil, mesele başka dert başka. Erdoğan, eğer kılıçdaroğlu gibi fetö ile mücadele etmese, dinler arası diyaloğun önünü açsa, suriyede bir kürt devletin oluşumuna karşı çıkmasa, akdenizdeki haklarından feragat etse, kendisine çoktan nobel ödülü verilmişti. Sözcü gazetesi ve odatv onun heykelini çoktan dikmişti. Sorosa bağlı lezbiyenler ve feminist pislikler onu çoktan kutsamıştı. Duymuşsunuzdur, bizim mahalleden bir gurup ezik yeni bir parti kurmak için kolları sıvamış. Bunların eski bir danışmanıda bir tweet ile o heyecanı aktarmaya çalışıyor; "toplumu kutuplaştıran, her türlü değeri kısa vadeli öncelikler için istismar etmekten çekinmeyen bir nobranlığa karşı; herkesin hukukunu koruyan, herkesin acısına duyarlı bir bilinç yeşeriyor. Bizi bu bilinç kurtarır." Bunları böyle okuyunca bu insanlar gerçekmi diye düşünüyoruz. Bunlar hangi dünyada hangi ülkede yaşıyor? Kulağa hoş gelen cümleler ile insanları kandırıyorlar, kendilerini kandırıyorlar. Bakınız; bu topraklar üzerinde birilerin hesabı var ve bunlar o istediklerini elde edinceye kadar rahat durmayacak. Siz, hesabı olanlara laf atmanız gerekirken saldıra altında olana laf çakıyorsunuz. Nankörler. Saldıran erdoğan değilki, erdoğan kutuplaşmaya sebep olsun. Aksine, bu pislikler ile iyi geçinmek için erdoğan her türlü ihanete ve hakarete göz yumuyor. Yapmadığı tek şey, devleti satmıyor. Bu da karşı tarafı çıldırtmak için yetiyor. Davutoğlu veya abdullah gül gelecek ve herkesle iyi geçinecek diyorsanız, o zaman geçmiş olsun ülkemize. Siz bu saldırıların erdoğanın şahsıyla ilgili olduğunumu sanıyorsunuz? Salaklar. Gezi platformun taleplerini ne kadar hızlı unuttunuz. Davutoğlu ve abdullah gül gelseydi, demek sizler toplumsal barış adına üçüncü havalimanından, nüklear santrallerden, üçüncü boğaz köprüsünden vs vs vs vazgeçecektiniz. Onlar çünkü istediklerini elde edinceye kadar yakmak ve yıkmaktan, size saldırmaktan vazgeçmeyecekti. Toplumsal barış için varsayalımki bunları kabul ettiniz, bunların talepleri bunlarla sınırlı kalacağınımı sanıyorsunuz; akdenizde doğal gaz arama, uzay ajansı kurma, suriye müdahale etme, kandile girme, s-400 alma, kendi siha'nı üretme, kendi arabanı üretme gibi talepler hiç bitmeyecekti. Size bu ülkede bir taş üzerine bir taş koydurtmayacaklardı. Sonunda anahtar teslim devleti teslim edecektiniz. Gezizekalılar. Sıkıntı erdoğan değilki, o gittiğinde ülkemize huzur gelsin. Sanki davutoğlu ve gül gelince, batı dünyası türkiye'yi parçalama planlarından vazgeçecek. Salaklar. Siz gelirseniz planları hiçbir aksamaya uğramadan gerçekleşecek. Değerli dostlar; bu film size bir yerden tanıdık geldimi? Aynen, biz bunların aynısını yüz yıl önceside yaşamıştık. Yüzyıl önceside padişahımıza bu ithamlarda bulunuyorlardı. Ülkeyi kutuplaştırıyor diyorlardı. Sonunda padişahımızı tahttan indirdiler. Ne oldu sonrası? Huzur, barış ve kalkınma vaat eden ittihati terakki ne getirdi? 2.5 milyon metrekare olan topraklarımız bir kaç yıl içinde 780 bin metrekareye düşüverdi. Adamlar hep aynı oyunu oynuyor, tuzak hep aynı, akıllanmanız için daha kaç defa darbe yemeniz gerek? Anlayacağınız, mesele erdoğan değil mesele bağımsızlığımız. O yüzden erdoğana değil, bağımsızlığınıza odaklanın.

Aman dikkat; şeytan, olayları şahsileştirir. Kişiye olan pati veya antipatinizle kararlar vermenizi sağlar. Bu tuzağa düşmeyin. Kişilere değil, olayın özüne odaklanın. Ya bağımsız olacağız, yüz yıl öncesi yarıda kalan kurtuluş savaşın final mücadelesini vereceğiz, ya da bu topraklardan yok olup gideceğiz. Bir tarafta avrupa, kandil, abd, lezbiyenler, ataistler, fetö, chp/ ip/ hdp ve saadet; diğer tarafta ak parti ve mhp. Ortaya oynamayın. Herşey apaçık ortada. Söze gerek kaldımı? Ben bilmiyordum görmedim duymadım deme şansınız yok, herşey aleni ortada. Tarafınızı belirleyin. Bu topraklar daha fazla bu aşağılanmayı bu ihanetleri ve hakaretleri kaldıramaz. Ya onlar ya da biz, birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Bir chpli kalkıyor ppk'dan oy istiyor diğeri kalkıyor ezanla dalga geçiyor,
bombalı saldırı faili bir teröristte başka
bir yerde aday gösteriliyor ve bunlarıda artık gizli saklı yapmaya ihtiyaç duymuyorlar. Halen görmüyorsanız, o zaman sizde helaklıksınız. Şu hale bakarmısınız; yaşam tarzımıza müdahale ediliyor diye sokağa çıkıyorlar, sokağa çıktıklarında yaptıkları ilk iş başkaların yaşam tarzına saldırmak (ezan). Bunun İslamda adı nedir; deccaliyet. Kötüyü iyi, iyiyide kötü göstermeye deccaliyet denir. Bunlar kötü, ama laflarına baktığınızda kadın haklarından bahsederler özgürlükten ve insanlıktan bahsederler. Söyledikleri kulağınıza hoş gelir. Evrensel ve herkesin kabul edebileceği cümleleri kullanırlar. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde sadece kötülük görürsünüz. Kadın haklarından bahsederler başörtülü kadınlara saldırırlar. Özgürlük derler, çarşaf giyeni arabistana kovmaya kalkarlar. bunların yaşantıları ve giyim tarzlarına baktığınızda hoşunuza gider, konuştuklarında güzel konuşurlar, iç dünyalarını görebilseydiniz ama sadece karanlık ve pislik görürdünüz. O gece yaşananlar bunların ilk vukuatı değil. Örneğin; 15 temmuz geceside bunlar sela okuyanlara saldırdılar. Ne oldu saldıranlara? Mahkeme salıverdi. Bunların yüz yıllık tarihi ezana ve İslama, müslümanlara saldırı ve hakaretler ile dolu. Bunlara dokunan da yok. İçleri pislik dolu, kendilerini dinlediğinizde ama size insanlık dersi verirler. İşte bunlar birer deccal. Özü ve niyeti kötü olup, kamera (tek göz) önünde iyi görünene deccal denilir. Ahir zamanda beklenen deccal bir şahıs değil, bu lezbiyenleri örgütleyen fetöyü kuran, natoyu işleten bir üst akıl var ya, doların üzerindeki tek göz sembolü var ya, "demokrasi" deyip dünyayı ateşe veren batı dünyası var ya işte bu örgütlenmenin adı deccaldır. Sizlere deccalın bir şahis olduğuna inandırttılar. Bu doğru değil. Deccal, dünya hakimiyeti peşinde koşan üst akla verilen İslami addır. Siz bir şahıs beklerken deccal "demokrasi" altında çoktan malı götürüyor. Örneğin; bu üst akla bağlı örgüt temsilcileri veya politikacılar kameraların önüne çıktığında demokrasi ve özgürlükten bahseder, kalkınma ve insan haklarından bahseder ama eylemlerine baktığınızda sadece zulüm ve kötülük görürsünüz. İyi olanlarada ne yaparlar; mursi gibilerine terörist derler, erdoğan gibilerinede hırsız. Deccal dediğimiz bu örgütlenme kendisini iyi gibi gösterir, iyi olanıda kötü. Bu tuzağa düşmemek içinde cümlelere kanmayın, kişilerin eylemlerine bakın. Ezanı ıslıklayan o pisliklerin arasında bulunan başörtülü saadetli, fetölü "ablalara"da diyeceğimiz; bu büyük günaha ortak olmak size müstehak. Sizler, "Bir kadının yoksa parası, A......dır Kumbarası", "Sabahlara kadar içsek, A...... Soğumaz", "Namusumu kirletmeden Duramam" pankartların içeriği ile damgalandınız. Allah nezdinde sizler artık birer O......sunuz. Geçmiş olsun size. İblis, adem as nefreti yüzünden şeytan oldu. Bunlarda erdoğan nefreti yüzünden birer o...... birer deccal oldu. Allah bunları eşcinsellerin, ezandan ve Allahtan nefret edenlerin ortasına attı, pkk'lılar ile ortaklığa itti, yüz yıldır bu topraklara zulüm edenler ile işbirliğine itti, namus kavramı olmayanlar ile birlikte sokağa itti ve halen içine atıldıkları cehennem çukuruğun farkında değiller. Neden? Kin ve nefret. Davalarını şahsileştirdiler. Birşeyi şahsileştirdiğiniz anda şeytanın tuzağına düşersiniz. Geçmiş olsun.

Ezanı ıslıklayanlarada tavsiyemiz; sıkıysa bunu avrupada yapın. Çanlar çalmaya başladığında biz çanmı dinlemek zorundayız deyin ve bunu ıslıklarla protesto edin. Edinde görelim bakalım ne yapıyorlar size. Yahut, hristiyanlığın ve yahudiliğin çıkış noktasıda orta doğu, onlarda bir arabın (peygamberimiz sav- atası ismail as) kuzenlerine inanıyor (isa as ve musa as- ataları ishak as), hadi sıkıyorsa avrupalı bir hristiyana veya yahudiye alın peygamberlerinizi ve nereden geldiyseniz oraya gidin, deyin. Var ya, siz sabah akşam şükredin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, o gittiğinde de sizle hesaplaşırız. Az kaldı. O zaman size diktatörlük neymiş gösteririz. Siz harbi sopalıksınız. Kendi ülkemizde aşağılanıyoruz. Kendi ülkemizde, bir azınlık istediği gibi manevi değerlerimize saldırabiliyor, hakaretler yağdırabiliyor ve bunlara dokunan yok. Nerede görülmüş böyle birşey. Ne hale geldik?

Gelelim asıl konumuza; onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara!

Onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, kurduğun gıda kartelleri üzerinden herşeyi pahalaştır, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bu boyutta bir kontrolü nasıl elde edebildiler? Çok basit, örgüt olarak bir merkezden hareket ederek bunları başarıyorlar. Siz bireyler olarak hayatınızı yaşıyorsunuz, onlar karınca gibi sürü halinde yaşıyorlar. Bir merkezden aynı hedef doğrultusunda hareket edenlerde, bireyler olarak hareket eden ve yaşam sürdürenlere her zaman üstün gelir. Bazı salaklar bu market zincirlerin erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Ette halen bu milleti kazıklamaya devam ediyor. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı veya halen önlem alamıyor? Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya halen edilemiyor? Bu eleştirileride oy vermediğiniz partiye değil, oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun ve oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın. Siz bunlardan sorumlusunuz bunlarla mahşer günü haşrolunacaksınız.

Serbest piyasa kavramı;
bugünlerde "serbest" piyasa kavramı çok popüler oldu. Bu kavram bizim mahalleyede yutturulmuş. Bizim mahallede bu kavramı sık kullanır ve savunur halde. Bu kavramada bir açıklık getirmek bir zorunluluk oldu. Bakınız; şeytanın yeryüzüne yaydığı en büyük yalan var olmadığını insana inandırtmak. Birileride bizim tarafa piyasanın serbest olduğuna inandırtmış. Bizim taraf zaten herşeye inanmaya çok müsait. Ne kadar korkak, ezik ve yalaka tipler varsa hepsi bizim mahallede toplanmış ve bizim mahalleye önderlik ediyor. Bu kadar ezik tipler tarafından yönetilincede, karşı taraf karşısında sürekli aciz, yenik, haksız ve yetersiz görünmemiz bizleri şaşırtmıyor. İktidar biziz, biz karşı tarafa sopa atmamız gerekirken, her gün sopa yiyen taraf biz oluyoruz. Biz iktidarız ama, iktidardaymış gibi özgüven içinde hareket eden onlar. Bizim taraf, her yere maydonoz olursam beni sürgün ederler anlayışına sahip memur tiplerinden, yalaka ve ezik tiplerden ibaret. Örneğin; adalet bakanına bir bakın. Eziklik, yetersizlik ve korkaklık her yerinden akıyor. Böyle birisinin başında olduğu bir yargı caimasından ne beklersiniz; her türlü ihaneti her türlü korkaklığı. Birde içişleri bakanına bakın. Süleyman soylu. Her yerinden cesaret ve asalet akıyor. Bu da onun altında olan emniyete ve jandarmaya seriyat ediyor. Babalar gibi mücadele ediyorlar. Gelelim serbest piyasa kavramına; doğa asla boşluğu kabul etmez. Bu, bir fizik prensibidir. Bir yerde bir boşluk varsa birisi gelir ve onu doldurur. Doğada hiçbirşey kendi haline bırakılmaz. En basiti, o şeyi kuran akıl orasını kontrol eder. Bir şey eğer bir gücü temsil ediyorsa bilinki orası onu kuran akıl tarafından işletilir ya da o güce tapan, daha üstün bir aklın işgaline uğrar. Serbest ve bağımsız diye birşey yok. Birileri eğer serbest piyasadan bahsediyorsa bilinki onlar orasını çoktan kontrol ediyor. Anladınız. Serbest piyasa veya bağımsız yargı/ sanat/ merkez bankası diye birşey yok. Bu tür kavramları kullananlar kendi hakimiyet alanlarını gizlemek için bu terimleri kullanır. Kendilerin kontrol ettiği bir alanda, bu kontrolü kamufle etmek için kullanır. Mesela, siz gerçektende merkez bankasının bağımsız olduğunamı inanıyorsunuz? Koskocaman ekonomistler çıkıp merkez bankasının bağımsızlığından bahsediyor. Salaklar. Milletin aklıyla dalga geçiyorlar. Bir ülkenin para politikasını, faizini, ekonomisini belirleyen, parasını basan bir kurum, orada çalışan memurların kendi insiyatifinde olacak, öylemi? Salaklar. Yok, öyle birşey. Bağımsız değilse, kime bağımlı? Kim kurduysa, ilk kurulduğu yıllarda kim paramızı bastıysa oraya bağlı. Merkez bankası başkanların görev süresi bittikten sonra, kim onları işe alıyorsa oraya bağlı. Siz kendinize bağlamaya çalışın, en çok ses kimden çıkıyorsa bilinki merkez bankanız oraya bağlı (londra). Anadolu olarak siz bir yere el atmaya çalıştığınızda, eğer birileri serbest ve bağımsız gibi kavramlar ile buna engel olmak istiyorsa, bilinki onlar oraya çoktan çöreklendi. Sizin müdahalenizi engellemek içinde bağımsız kavramını kullanıyor, anladınız. Biz buraya ilk geldik, burası bize ait derlerse o makamın evrenselliğine gölge düşürürler, kendilerini ifşa ederler. O yüzden bağımsız kavramına sarılıyorlar. Örneğin; dolar, swift sistemi, dünya altın ticareti, imf ve merkez bankaları, petrol ticareti, dünya ticaret örgütü, dünyanın en büyük 50 şirketi gibi ekonominin en temel taşların hepsi bir zihniyet tarafından kontrol ediliyorsa, bu sistem nasıl "serbest" ve "bağımsız" 
oluyor? Adamlar istedikleri gibi kurlar ve faizler ile oynuyor, istedikleri zaman gıdayı pahalaştırıyor, ülkelere ambargo ve yaptırımlar uyguluyor, sonrada insanın aklıyla dalga geçercesine piyasanın serbest olduğunu anlatıyorsunuz. Yazık. Bu kadar aptallık olmaz. Bu kafayla biz daha çok kazık yeriz.

Aramızdaki nankörler;
şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler.
Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Dilencilerin, çalışanlardan daha varlıklı olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Varmı bunun dünyada başka bir örneği? Bir de kalkıp battık diyorsunuz, nankörler.
Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı. Kendi kulübüne gelince, negatif söylem geliştirenleri kulüpten uzaklaştır, herkesin yapıcı söylem geliştirmesini iste, konu ama devlet olunca olumsuz söylem geliştirenlerin öncüsü ol, piyasa kötü batıyoruz de. Hainler. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Bir memur 4000tl maaş alıyor, halen mırıldanıyor. Nankör. 4000 TL ve bu size yetmiyormu? Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün. Nankörler. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler.

Emeklilikte yaşa takılan hainler;
40 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Ancak haram haramda ısrar eder. Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 40 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Utanmadan birde suriyelilere harcanan parayı örnek veriyorlar. Karnı geniş tipler sizi. Bir milletin verdiği zekata göz dikecek kadar aşağılık herifler sizi.

Devlet memuru olmak için üniversiteye giden ufku dar olanlara;
Ufka bakın; memur olmak için okuyorlar. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Asıl hayat ve çalışma, iş hayatına atıldıkları gün başlaması gerekirken, bunlar memurluğa adım attıklarında zor günlerin geride kaldığı, rahat etme dönemine girdiklerine inanıyor. Onlar için çalışma hayatı üniversiteye girdiklerinde başlıyor, memur olduklarında da bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Günlerini boş geçirerek maaş alıyorlar. Memur olamadıkları zamanda devleti kötülüyorlar. Nankörler. Sanki devletin görevi onlara iş vermek. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Yandaş ve havuz medya diye bağıran devletisiz tiplere;
taktik hep aynı, kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Devletsiz tipler sizi. Siz devletinin yanında durmaktan ne anlarsınız. Soyunuzda devlet kurmak yokki, devletin ne olduğunu bilesiniz. Tarihi devlet kurmakla dolu milletler ancak, devletin ne olduğunu, külliyenin ne olduğunu bilir ve devletinin arkasında durur. Soyu sapı belli olmayan tipler, sizi. Siz kimsiniz, devlet kim. Her yüz yıl bir yerlerden kovulan aşağılık tipler sizi. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Siz sabah akşam dua edin, erdoğan başta kalsın. Salaklar. Birde erdoğan gitsin diye sabah akşam tuzak kuruyorlar. Salaklar. Gezizekalılar. Erdoğan gittiğinde gelecek olanın sizin hayrınıza çıkacağını nereden biliyorsunuz? Siz tuzak kuruyorsunuz, Allah boşmu duruyor sanıyorsunuz? Salaklar. Birde erdoğandan nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, bizde anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl bir iş bu, bizde anlamadık. Böylesine ezik bir adalet bakanın olduğu yerde, şaşırdıkmı; hayır. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar ise takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl bir iş bu? Bunlar bizleri idam etti, hapihanelerde her türlü işkenceyi yaptı, uyduruk iddianameler ile bizleri yıllarca zindanlara mahkum etti, biz ise bunları salıveriyoruz. Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Gelenler gidenleri aratırmış, bunu unutmayın. Her yeni gelen sizin lehinize çıkacak değil ya!

Devletini ve milletini satmayan birinin arkasında bu millet durur;
Bu milletin erdoğana teveccühü nereden geliyor, gezizekalılar onun sırrınıda size verelim; devleti satmıyor, millete ihanet etmiyor ve milletin manevi değerlerine saygı gösteriyor. Bunuda yapmaçıktan değil, samimi duygularla yapıyor. Bu topraklarda iktidar olmanın sırrı bu. İktidarmı olmak istiyorsunuz, formülü çok basit; millete ihanet etmeyin, vatanı satmayın ve bu toprakların manevi değerlerine saygı gösterin. Siz ama satmadan ihanet etmeden, milletin manevi değerlerini aşağılamadan yapamayacağınız için, siz gezizekalıların bu topraklarda iktidar olma şansı sıfır. Bu toprakları satmak bu millete ihanet etmek için, resmen birbirinizle yarış içindesiniz. Siz gerçekten helaklık bir topluluksunuz. Bu millet, vatanı ve milletini satmayan, milletin değerleri ile dalga geçmeyen, batıya karşı dik duran birine o kadar hasret kalmışki hatalarına ve kapasitesine bile bakmıyor. Birde samimiyeti görüyorsa ölümüne o siyasetçinin arkasında duruyor. Siz ile bu millet arasındaki fark, siz gezizekalılar siz erdoğanın hatalarına odaklanıyorsunuz. Siz detaylarla uğraşıyorsunuz. Bu millet ise hatalara değil büyük fotoğrafa bakıyor. Hatasız bir kul olmaz diyor, kişinin samimiyetine, vatan ve millete olan sadakatına bakıyor. Örneğin; erbakan 28 şubatta dik duramadığı için bu millet ona sırtını döndü ve erdoğanı iktidara getirdi. Kişinin oyu namustur, erbakan milletin kendisine emanet ettiği o namusa sahip çıkamadığı için bu millet ona sırtını döndü. Bugün erdoğan bu millete ihanet ederse, bu millet erdoğanada sırtını döner. Anap ve refaha sırtını dönen bu millet, ak partiyemi acıyacak? Bu millet 20 yılda bir, bir partiyi devirdi. Bu millet ak partiyemi acıyacak. Siz ise 80 yıldır mal gibi aynı partiye oy verip duruyorsunuz. O hırsızlık ve yolsuzluk iftiraların bedelide size çok ağır olacak, bizden söylemesi. Masum insanlara çok ama çok büyük bir iftira attınız. İslam dini yalanı ispatlanmışların şahitliğini kabul etmeyin, sözlerine inanmayın der (Nur Süresi; 4). Yolsuzluk iftiralarını ortaya atanlar fetöcü hakim ve savcılardı, yani sahte deliller ve kumpaslarla balyoz, ergenekon, askeri casusluk gibi davalarda analarınızı ağlatanlar bu iddiaları ortaya attı. Kendiniz olunca bu hakim ve savcılar kumpascı oluyor, hedefte erdoğan olunca demokrasi kahramanları öylemi? Gerçekten helaklık bir topluluksunuz. Sabah akşam hırsız ve yolsuz diye bağırıyorsunuz, sanki bundan hesaba çekilmeyeceksiniz (Nur Süresi; 11-17).

Gıda kartelin varlığı apaçık ortaya çıktı;
gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Yerli olanda korkak olduğu, ezik olduğu için, memurluk zihniyeti ile çalıştığı yani her yere maydonoz olmayayım, sürgün edilirim gibisine menfii kaygılar ile hareket ettiği için hiçbir halt olmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası.
Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Çok fena sobelendiler. Şimdi de oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olduğunu ve fiyatları birlikte belirlediğini gizlemeye çalışıyorlar. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediğini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı.

Arif ile "alimler" arasındaki fark;
kendilerini alim ve aydın zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halinde. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. Arif ile güya aydın ve alim arasındaki farkı anladınızmı? "Aydın ve alim" olan, Arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Senin bu asil duruşun herşeye yetiyor. Senin irfanına ferasetine hayranım. K
endini aydın ve alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine senin başına kaldı. Gazi mustafa dün sana sığınmış, kurtuluş mücadelesini senin (anadolu) omuzundan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek sana nasip olacak. Kılıcın keskin yolun açık, yardımcın Allah olsun.

Suriyeli kardeşlerimize laf çakan nankörlere;
bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Kendileri birer kaçak, bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Biz anadolu, topraklarımızı terk etmedik, can pahasına savaştık. Siz niye savaşmadınız, neden kaçtınız? Birde utanmadan suriyelilere laf atıyorlar. Yüzsüzler. Her birinin atası bir savaş kaçağı, başkalarına laf atıyorlar. Utanmazlar. Savaştan kaçan birinin dramını en iyi onlar anlaması gerekirken, geri gönderin diye haykırıyorlar. Kendilerine kucak açıldı, kendileri ise kovuyor. Kendilerine merhamet gösterildi kendileri ise zulmediyor. Hain Nankörler. Örneğin; dağ 2 filmi. Orada rol alan gezici bir ablamız, kendisini kurtarmaya gelen devlete ve askere saydırıyor, yerel halkıda buradan çıkarın burada katledilecek diye feryat ediyor, yani güya bizim askere ve devlete insanlık dersi veriyor. Realite ne? Gerçek hayatta devlet kurtarıyor, bunlar ise buna karşı geliyor. Kurtarılanlarıda katliam bölgelerine geri göndermeye çalışıyor. Kendi dünyalarında bunlar insan, bizde hayvanız. Gerçek dünyada ise bunlar birer hayvan. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir bölgeden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Şuayp, lut, salih ve hud peygamberlerde inananlarla birlikte zulümden zalimlerden kaçanlar arasında. İnsanlık ve İslam tarihi zulümden kaçan peygamber ve müslümanlarla dolu. Siz ise, bu tarihi reddedercesine zulümden kaçanlara laf atıyorsunuz. Sizi uyarıyoruz, cahillerden olmayın. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz nasıl bu tuzağa düşersiniz? Siz müslümansınız, siz nasıl olurda ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile aynı safta yer alırsınız? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. 1500 yıl öncesinin mekkesinde müslümanlar zulüm görürken kahkaha atıyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Yazıklar olsun size. Müslüman Müslümanın kardeşidir. NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Örneğin; 3 milyon türk almanyada yaşıyor. Hoşuna gidermi sizin, bir kaç türkün yaptığı pisliğin tüm türklere mal edilmesi? Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar, bizim tarafıda gazlıyorlar. Nankörler. Anadolu bunlara kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Utanmadan birde gazi mustafayı kullanıyorlar. Hainler.

Kim kimi denize dökmüş, kim gazinin askeri;
Gazi mustafa size değil, anadoluya komutanlık etti, gezizekalılar. Siz bugün olduğu gibi geçen yüz yılda düşmanı alkışlarla karşıladınız. Siz ne geçen yüz yıl gazinin askerleriydiniz ne de bugün gazinin askerlerisiniz. Sloganlarla milliyetçilik taslayan korkaklar, sizi. Bir tank gördüğünde eve saklanan, atm kuyruklarına giren KORKAKLAR, sizi. Sizden bir halt olmayacağı yüz yıl öncesi belliydi. O yüzden gazi mustafa size değil, bize sığındı BİZE. Korkaklar sizi. Düşmanı denize döken siz değil biz anadoluyuz, BİZİZ. Siz, chp'ye oy veren o sahil illerimiz siz, siz işgal altındayken gazi mustafa anadoluya sığındı ve anadolu insanından yardım talep etti. Nankörler. Denize döken biziz, yunanın elinden sizi kurtaran biziz, BİZ. Bir de gelmişsiniz bizi denize dökmekle tehdit ediyorsunuz. Siz kim denize dökmek kim. Biz anadolu topraklarına savaşarak geldik, feth ede ede geldik. Siz ise kaça kaça geldiniz. Kalkmışsınız birde bizi denize dökmekle tehdit ediyorsunuz. Savaştan kaçan korkaklar sizi. Siz kim denize dökmek kim. 500 yıl önce kaçtınız, 300 yıl önce kaçtınız, 100 yıl önce yine kaçtınız. Vatansızlar sizi. Siz kim devlet ve vatan aşkı kim. Bizde şehit verdik hocam; verdiyseniz şehitleriniz kadar sesiniz çıksın. Şehitlerin yüzde 1, 5' lik payınız ile yüzde 99' luk paya sahip anadoluya ayar çekmeye kalkışmayın. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Ne hale geldik. Biz 21 yüzyılda yaşıyor uzaya gitmeye çalışıyoruz, onlar halen 1923de takılı kalmış. Gerici ama biz, çağdaşta onlar oluyor. Yerim sizin çağdaşlığınızı. Teşekkürler erdoğan.

Erdoğana kurulan tuzak;
erdoğan bunları şımarta şımarta, bunlar devlete ihanet etmeyi, millete hakaret etmeyi, hatta erdoğanı ipte sallandırmayı açık açık yapar ve söyler hale geldiler. Nasıl bu hale düştük? Basit bir algı operasyonu ile. Bunlar sabah akşam diktatör kelimesini tekrarladı, erdoğanda bu algıyı yıkmak, böyle bir şeyin olmadığını göstermek için her türlü ihanet ve şımarıklığa göz yumdu. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Erdoğan bunu yutmaması gerekiyordu. Yuttuda, bunlara yaranabildimi? Hayır. Her türlü ihanete şımarıklığa göz yumdu, yine de onların gözünde diktatör. Halbuki, yapması gerekenleri yapsaydı chp ve hdp tabanı bile erdoğana teşekkür ederdi. Biz bunlardan kurtulamadık, sen kurtardın derlerdi.

Şükretsinler erdoğan var;
Erdoğanın şöyle bir huyu var, erdoğan herkesle iyi geçinmek herkes kendisini sevsin istiyor. Yok böyle bir dünya. Trump senin dostun değil, putin senin dostun değil. Uluslararası ilişkilerde yok böyle birşey. Erdoğanın bu yumuşak huyuda maalesef günümüzün şartlarına uygun değil. Biz barış dönemi yaşamıyoruz, biz savaş dönemindeyiz. Savaş döneminde de böylesine bir huy, olaylara sürekli geç müdahale etmenize sebep olur. İyi geçineyim, dost olayım derken hep kandırılır hep kazık yersin. Erdoğan, batı veya muhalefet ile iyi geçinme çabalarını bırakıp yapması gerekenleri yapmalı. Örneğin; amerika ile sıcak bir çatışmaya gireceğimiz çok açık. Geçmiş ticaretlerimizden dolayı bizleri yargılıyorlar (halkbank), ambargo uyguluyorlar, ekonomini mahvederiz tehdidini açık açık savuruyorlar sende kalkıyorsun bunlarla ticaret hacmini artırmaya çalışıyorsun; hangi danışmanın aklından çıktı bu fikir? İşte, günümüzün şartları bu yumuşak huyluğu kaldırmaz. Elde ettiği büyük kazanımlarıda gözünü kararttığı günler elde etti; el bab ve afrin. Elbette belirli dengeler korunması gerek, elbette herşeyi bir anda kesip atamazsın, ancak sıcak bir çatışmaya gireceğin bir ülkeylede kalkıp ticareti artırmaya kalkışmassın. Var olan ilişkileri askıya alır, oyalama taktiğine girersin. Günümüz yumuşak huylulara değil, şahinlere muhtaç. Erdoğan bir şahin değil, bunu bilesiniz. Batının saldırılarına karşı boyun eğmemek, dik durmak şahin olmak değildir. Şahin olmak 15 temmuz sonrası idam cezasını getirmek, ab ile müzakereleri durdurmak, geçici olarak incirliği kapatmaktır. Erdoğan şahin birisi değil. Nokta. Erdoğan yumuşak huylu, herkesle iyi geçinmek isteyen birisi. O yüzden bunlar sabah akşam şükretsin erdoğan gibi bir lider bu ülkeyi yönetiyor. Bilsinlerki, erdoğanın tabanı erdoğan gibi layt tiplerden ibaret değil. Bilsinlerki erdoğanın tabanı kelle istiyor kelle. Bu kelleleride erdoğan bize vermiyor. O yüzdende erdoğanın günleri sayılı. Örgütlenen tek siz değilsiniz ya. Erdoğanın başta kalması için s
abah akşam dua edin. Bu hainliklerinize başka kimse göz yummaz. Erdoğan gittiği gün, kelleler düşmeye başlar. Salaklar. Erdoğanı devirmek için tuzak üzerine tuzak kuruyorlar. Bilmiyorlarki erdoğan gittiğinde kendi sonları gelecek. O yüzden, ne yapın edin erdoğanı başta tutun. Başka kim size bu özgürlükleri verir? Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor. Bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor.

Algı nedir?
Yalanlar ile var olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, yalanlar ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyor, gerçek dünyanında o olduğuna inandırtıyorsunuz. Örneğin; sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli yalanları tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Örneğin; suriyelilere bedava üniversite, suriyelilere bedava maaş, suriyeliler türk vatandaşlığına geçiyor, suriyeliler ülkede kalacak vs vs. Örneğin; anketlerde şu kadar öndeyiz, bu sefer kesin kazanacağız vs. Gerçek ne? Adam yenmişte yenmiş, her seçimde bir değil otuz puan fark atmış. Kendilerine sunulan o yalan dünyada ama hep onlar önde. Acı gerçekle yüzleştikleri zamanda şizofreni boyutuna geçiyorlar, oylar çalındı, hırsızlar gibi söylemlere sarılıyorlar. Yani daha fazla yalan daha fazla iftiraya sürükleniyorlar. Allah bunları günah bataklığı içine sokmuş, çırpındıkça daha çok batıyorlar. Diyorsun; madem ak parti oy çalmakta maharetli, neden izmir ve eskişehir, diyarbakarda çalamıyor? Yanıt yok. Kişi ne ise karşısında da onu görürmüş. Kendileride söylediklerinin saçma olduğunu biliyor ama, kendi medyası ve yöneticileri tarafından kandırıldığını kabullenmektense, karşı tarafa saldırmak nefse daha kolay geliyor. Ne kadar acınacak bir haldeler. Yalanlar üzerinden muhalefete bir türkiye geleceği ve ortamı çizilmiş, bunlarda bunu her gün yutuyor. Bir depresyon hastası gibi, gerçek dünyaya uyanmamak için her gün o yalan hapını yutuyorlar. Ne zavallılar. Her bir yalan, oluşturulan o yeni dünyanın bir tuğlası. O inşa süreci tamamlanıncaya kadarda bu insanlar gerçeklerden uzak tutulmamalı. Nasıl? Yandaş ve havuz gibi kavramlar ile kendilerinden olmayan medya guruplarını şeytanlaştırarak. Yalan bir dünya inşa etmek kolay değil. Bunun için, o kişinin tek bilgi kaynağı siz olmalısınız. İnsanlar gerçekleri öğrenirse, inşa ettiğiniz o yalan tuğlaları teker teker yıkılır. Kurulan o sanal dünya yıkılır. O yüzden ne pahasına olursa olsun, bu insanları diğer medya guruplarından uzak tutmanız gerek. Örneğin; deaş elemanları küçük yaşta alınır ve kamplarda eğitilir. Bu kamplarda da dış dünya ile her türlü iletişim yasaklanır. Neden? Kendilerine anlatılanların gerçek olmadığını öğrenirlerse, o beyin yıkama süreci aksamaya uğrar. Dikkat ederseniz, hiçbir kitle bunlar kadar bir medyaya veya gezeteye bağımlı değil. Kutsadıkları bir iki medya gurubu var (odatv, sözcü, cumhuriyet, karar gazetesi ve t24), onların dışında herkes kötü herkes şeytan. Bir kişinin ufku, bilgi hazinesi bu kadar dar olduğu zamanda onu kontrol etmek kolay oluyor. Sözcü tayfası böylesine rahat kontrol edilen, kendisiyle top gibi oynanan bir tayfa. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık bir medyanın okurlarından, fazla birşey beklemekte hata olurdu zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet.

Deccaliyet budur;
iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız.
Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete; barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah, huzur ve kalkınma mı geldi? Hayır; savaş, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat edip onları ateşe sürüklemeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyen bir zihniyet var yani kötüyü iyi gösterenler var. İşte buna deccaliyet denir. Kötüyü size iyi, iyiyide kötü gösterir. Bakınız; bir gurup insan eğer bir merkezden kontrol ediliyor ve hep birlikte aynı anda aynı şeyi yapıyor (gıda zammı) ve söylüyorsa buna bir isim konulur. O gurubu kontrol eden merkez Allahsa (kur'an-ı kerim) buna "hak" denilir, kontrolün merkezi kötü ise buna "deccal" denilir. Deccal bir şahis değil, bir üst akla konulan isimdir. Bunlar sizleri bir şahsa odaklamışlar, siz o şahsı beklerken var olan deccaliyeti gözden kaçırıyorsunuz. Kötülük her yüz yıl örgütlendi, neden ahir zamanda olana deccal denilir? Ahir zamanda olan kötü, uydu üzerinden tüm dünya' yı gözetliyor ve dinliyor. Geçmişte kötülük yerdeydi, belirli yörelerdeydi, şimdi ise göğe çıktı, gökten bizi izler ve işitir oldu, tek göz üzerinden (TV, cep telefonu, bilgisayar) evlerimizin içine girdi ve yeryüzüne yayıldı, ışık hızı ile iletişime geçer hale geldi. Kötülük ne zaman göğe çıkıp gökten bizi görür ve işitir oldu, bize istediği şeyleri gösterme boyutuna geldi (film, diziler, haberler) işte o zaman "deccal" kelimesini hak eder oldu. Hadislerde deccal bir şahıs olarak gösterilir, bu hadisler hurafe. Deccal bir şahıs değil, dünya hakimiyeti peşinde koşan örgütlenmenin adı. Buna ister illuminati deyin ister başka bir isim. Fetö gibi chp ve ip gibi, pkk, tüsiad gibi bu üst akla hizmet eden herkes deccaldır. İyilik bin yıllardır peygamberler ve kutsal kitaplar üzerinden örgütlendi, kötülükte kendi değerleri üzerinden böylesine bir örgütlnemeye gitti. Ne zaman ama göğü aşıp uzaya adım attılar, işte o zaman deccal kavramını hak eder oldular. Deccal denilen şey; tek göz üzerinden (TV, bilgisayar ve cep telefonu) kötüyü size iyi, iyiyide kötü göstermesidir. Bu tuzağa düşmemeniz içinde sözlere değil eylemlere bakın. Örneğin; sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu. Ülkemiz böylesine bir beka mücadelesi vermişken, şehit ve gazilerimizin ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, kim oldu? Chp' nin başını çektiği çete. Bu çete şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı veriyor, sonrada ne diyor? Vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyor. Sözler vatan diyor, eylemler ise hainlik dolu. Deccaliyet işte bu. Deccalı size bir şahıs olarak göstermek isterler. Bu bir tuzak. Size sağdan gösterip soldan malı götürüyorlar. Bu tuzağa düşmeyin. Doların üstündeki tek göz sembolü var ya, işte bu sembolün altında bir araya gelen masonlar ve bunlarla birlikte dünyayı dezayn eden ve yöneten merkeze deccal denir. Deccal, demokrasi ve özgürlük adı altında dünyayı zulme ve adaletsizliğe, ahlaksızlığa boğan çetenin adıdır. Şahıs değil, bir örgütlenmedir. Bunların tuzağına düşmemek içinde kişinin söylem ve eylem arasındaki çelişkilere odaklanın. Örneğin; erdoğanın bir kaç konuşmasından bir kaç cümleyi cımbızlıyorlar ve niyet okuması yaparak ülkeyi bölecek satacak diyorlar. Söylemin bu olduğunu varsayalım, şimdi birde erdoğanın eylemlerine bakalım; ülkemizin sınırlarına duvar örüyor. Ülkesini bölmek isteyen biri sınırına duvar örermi? Kandil ve afrine harekat yaparmı? Bir harekatta 5000 pkk'lıyı öldürürmü? Şimdi; bir yanda sınıra duvar ören ve sınırdışı operasyonları düzenleyen var, diğer tarafta kandilde ne işimiz var, afrine girmeyelim, pyd bize saldırmaz diyen (chp) var. Hangisi ülkenin bütünlüğünü korumakta samimi sizce? Umarım olayı anlamışsınızıdır. Youtube, twitter deccallerine kanmamak için söze değil, kişinin eylemlerine bakın.


Değerli okurlarımız; safhınızı belirleyin;
bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak;
suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu. Erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin. Nasılmı? ABD, nasıl VW milyar dolar ceza kestiyse sizde bu market zincirlerine kesin. Çok basit. Suç ortada, amerikanın ve fetönün yaptığı gibi suç uydurmanızada gerek yok. Milyar tl cezaları kesin. Bunların bunu ödeyemeyeceği aşikar olduğu içinde kayyum atar, millet adına bu hain nankörlerin mallarına el koyarsınız.



İslamda kadının konumu


Son günlerde kadının konumu hakkında tartışmalar yürütülüyor. bu konu hakkında bizede bol soru geldi. Bir yanda kadınları savunan ilahiyatçılar ve kadın hakları savunucuları, diğer tarafta karşıt gibi görünüp hiçbir tez üretemeyen ezikler ya da kafayı yemiş tarikatçılar. Bu konuları kim gündeme getirdi; erdoğan. Erdoğan bu konuyu dile getirince memurluk zihniyeti ile çalışan imamlarda konuya girmiyor. "Kadının yeri ev dersem", linç edilirim, memurluktan olurum, sürgün edilirim, sicilim lekenir ya da her yere maydonoz olmayayım mantığıyla herkes sus pus. Masanın altına saklanan saklanana. Tabi, korkunun ecele faydası yok. imamlık, şartlar ne olursa olsun hakkı söylemeniz gereken bir makam. Bu sessizliğin hesabını onlara
Rabbim elbette bir gün soracak. Bu korkaklığın bize yansıması ne? Herkes masanın altına saklanınca, konuşması gerekenler konuşmayınca biz devreye girmek zorunda kalıyoruz. Biz de girmesek, meydan tamamen femistlere ve feminist yalakası ilahiyat proflara kalacak. Onlarda genç kızlara gerçeği değil, nefse ne kadar hoş gelen şey varsa onu anlatıyor. Birisi sessiz kalırsa bilinki diğerin düşünceleri ortama hakim olmaya başlar. Günümüzde sadece bu şeytani düşünceler ortalıkta dolaşıyor, bundan beslenen genç kızlarda; görüyormusunuz İslama göre demek bizde çalışabiliyormuşuz demek biz erkeğe eşitmişiz düşüncelerine sahip olmaya başladı. "Ben istediğimi yaparım, yapmaya özgürüm", felsefesi bu kızların aklına yerleştiği anda, geçmiş olsun bizlere. Neden? Allah erkeği yönetici kılmış, kendisini erkeğe eşit gören, hatta daha üstün gören biri erkeğin yöneticiliğini kabul edermi? Etmez. Etmek zorundamı? Allaha göre etmek zorunda. Allah, bir düzen kurmuş ve herkese görevler tayin etmiş. Bu görev dağıtımında kadın evi idare etmekle sorumlu kılınmış, erkekte dış dünyayı. Ben özgürüm istediğimi yaparım diyen biri bu görev dağıtımına tabi olurmu? Olmaz. Ne olur? Aile yıkılır. Aile neden önemli? Kişi, temel inançlarını aileden alır. Aile yıkılırsa ne olur? İnançlar, örf ve adet dediğimiz o temel değerler yok olur. Nasıl yok olur? Kişi nerede zaman geçirirse oranın değerlerini alır. Bir çocuk aile içinde zaman geçirmezse, zamanını geçirdiği ortamların değerlerini benimseye başlar (internet). Sonuç; kendi toplumun değerlerinden uzak, tuhaf, tuhaf tipler ortaya çıkar (youtuberler). Aile birliği ortadan kalkarsa, bireyler ortaya çıkar o bireyleride başkaları kandırmaya, kendi inancına assimile etmeye hazır bekliyor. Gelecek nesillerinizin zihin kodlarını siz değil, başkaları yazmaya başlar.

Değerli dostlar; birileri bu yıkımı başlatmış. Kadına biçilen geleneksel rolün Allahla ilgili olmadığı, toplumların örf ve adetleri ile ilgili olduğunu söylüyorlar. Şartlar şimdi çok farklı, şimdi gönül rahatlığıyla çalışabilirsiniz, ilahi açıdan sorun yok diyorlar. Duyan erkeklerin doğum yapmaya başladıklarını zannedecek. Şartların ve çağın değişimini öyle anlatıyorlarki sanacaksınız erkeklerin göğüslerinden süt fışkırmaya başlamış. Sanacaksınız kadınların artık iki yıl boyunca yeni doğanı emzirmesine gerek kalmamış. İşte bunlar şeytanın ağzı ile konuşmalar.
7 bin yıl önce şartlar ne idiyse bugünde aynısı. 7 bin yıl öncede insan hayatta kalmak için çalışıyordu, mücadele veriyordu bugünde. Konuyu saptırmayın. Kadın için öngörülen ev hayatı yüzde yüz İslamla ilgili. İslam neden böyle birşey öngörmüş? Nedenlerini yazımızda açıklayacağız, ama en basit nedeni doğum ve çocukla ilgili. Örneğin; kadın 9 ay hamile kalır, hamile bir kadında kendisini bedensel ve ruhsal olarak zorlamaması gerek. 2 yıl süt emzirir. "Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler (Bakara Süresi; 233). Emziren bir kadında çalışmaması, kendisini ruhsal ve bedensel olarak yormaması gerek. 4 çocuk yaptığınızda, 15 yılınız böylesine gitti. birde bu yükün üstüne dış dünyada çalıştığınızı varsayın, bu sizi baya yıpratırmıydı, hemde nasıl. İşte, Allah sizi bu artı yükten kurtarmak için evde kalmanızı söyler. Bu uyarıyı sadece size değil, sizi çalıştırmak isteyen erkeğede yapar. Dünya durmadıkça, erkeğin göğüsünden süt akmadıkça, hamilelik 9 ay'dan 2 ay'a düşmedikçe bilinki, kadını eve mahkum kılan şartlar değişmeyecek. Tabi biz şunuda biliyoruz, sizin akıl babalarınız yaratılışada göz dikti. Erkeğin göğsünden süt çıkaracak formüller üzerinde çalıştıklarını, erkeği hamile yapacak teknikler geliştirmeye çalıştıklarını biliyoruz. Hatta ve hatta çocukları ana rahminde değil, tamamıyla yapay plazentalar içinde büyütme çabaları içinde olduklarınıda biliyoruz. Buysa sizin insanlık için öngörünüz, Allah yolunuzu açık etsin. Siz ve akıl babalarınız, siz kendi yolunuza, biz kendi yolumuza.

Aslında bütün olayın özü ne biliyormusunuz; gelenek, örf, adet, çağ, geçim vs hepsi boş, bütün hikaye kadının kendisine verilen annelik görevini reddetmesiyle ilgili. Günümüzün kadını, içgüdüsel olarak anne olma arzusunu taşıyor. Allahtan bu içgüdüsel dürtüyü bastıramıyor ancak, anne olmakla beraber gelen sorumlulukları yerine getirmek istemiyor. Anneliğin getirdiği yükü taşımak istemiyor. Günümüzün kadını, yeryüzü süsünden pay istiyor yeryüzü şehvetinden tatmak istiyor. B
ütün olay bundan ibaret. Bu gerçeğide itiraf edemiyorlar, ne kendileri ne de akıl ablaları. Neden, çünkü İslamdan zerre kadar bilgisi olmayan biri bile, yeryüzü süsün peşinde koşmanın kişiyi helaka sürükleyeceğini bilir; "Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kazancını istiyorsa ona dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz" (Şura Süresi; 20). Günümüzün kadınları evin dışında olan her güzelliği tatmak istiyor. Nefisleri ama bunu bu şekilde haykırırsa kendilerini helaka götüreceklerinide biliyorlar. Vicdanlarını ikna etmek için ne yapıyorlar; kıvırıyorlar, yaşam standardı diyorlar, çağın şartları diyorlar, bu gelenek geçmiş kültürlere aitti diyorlar. Olayın özü bu! Kadın, hayatın sefasını sürdürmek istiyor. Hayatın süsünden şehvetinden bende payımı istiyorum diyor. Neden evde bir hapis hayatı sürdürecekmişim diyor. Ben y-a-ş-a-m-a-k istiyorum, tanrının bana biçtiği bu rolü r-e-d-d-e-d-i-y-o-r-u-m diyor. Anlayacağınız, günümüzün kadını tam gaz cehenneme doğru yol almış gidiyor; "Bu dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, işte asıl hayat odur, keşke bu gerçeği bilselerdi" (Ankebut Süresi; 64).

K
im bunlara önderlik ediyor? Erdoğan. Erdoğan ilginç bir karakter. Hak ile batılın mücadelesinde hakkın cephesinde. Vatanı ve milleti satmıyor. Bazıların iddiası aksine hırsız değil, yolsuzluk içinde değil. Buraya kadar hoş. Fakat ilginç bir İslam anlayışı var. İslamın reforme edilmesi, günümüzün şartlarına göre yorumlanması gerektiğini düşünüyor. Akla bakarmısınız; kadını cumaya çağırıyor. Tabi kendisini çelişkilere ittiğininde farkında değil. Bir yandan kadının iş hayatına atılmasının önünü açarken diğer yandan dört çocuktan bahsediyor. Nasıl olacak bu; erkeklermi doğum yapacak? Gelişmiş ülkelerde kadınların iş hayatına atılma oranın yüzde elli üzerindeymiş, bu oran türkiyede yüzde otuz civarıymış, gelişmiş ülkeler seviyesine getirilmesi gerekiyormuş. Bunu söyleyende ticaret bakanımız. Bu hanımefendi acaba, gelişmiş ülkelerde yani kadının iş hayatına yüksek bir oranda katıldığı ülkelerde doğum oranın ne olduğunu biliyormu? Kadının iş hayatına yüksek oranda atıldığı ülkelerde kadınlar çocuk yapmıyor, o ülkeler yok olmakla karşı karşıya. O ülkeler kadını evde tutmak için her türlü teşviği yapıyor. Ya bizde? Bizde ise tam tersi, bizde kadını iş hayatına sürüklemek için her türlü destek veriliyor. Akla bakarmısınız. Akıllı birisi bir uygulamayı devreye sokmadan, bunun başka ülkelerdeki sonuçlarını analiz eder sonrası kendi ülkesinde uygulamaya sokar. Bizimkiler ise balıklama atlıyor, zarar gördükten sonra ders çıkarıyor. Örneğin; kadınların iş hayatına yüksek oranda katıldığı ülkelerde kadınların ilk hamile olma yaşın 24 den 28-30 civarına doğru kaydığını biliyormuydunuz? Bir veya iki çocuk yapıyorlar, bunuda 30 yaşlarına kadar erteliyorlar. 20 yaşında hamile kalmamı sizce daha sağlıklı yoksa, kariyer hırsından beden ve ruhun yıprandığı 30 yaşmı? Kadının yüksek oranda iş hayatına atıldığı ülkelerde; ahlak değerleri, sosyal yaşantı, aile değerleri neler bunu hiç araştırdınızmı? Bu değerler sizin değerlerinizle örtüşüyormuda, bu uygulamayı bu topraklara taşımaya niyetlisiniz. Neresinden tutsak elimizde kalıyor. Daha dini konulara girmedik bile!

Eşitlik hiçliktir. Siz hiç demokrat ülkelerde 50-50 sonuçlanan oylamada bir yasanın çıktığını gördünüzmü? Hayır. Eğer yasaların geçmesini, belirli icratların gerçekleşmesini istiyorsanız illa birisi, artı bir oya sahip olmak zorunda. Eşitlik demek hiçlik demektir. Örneğin matematik formüller. Birşey eşitse sonuç sıfır çıkar. Eşitlik aileyi neden yıkar? Aile bir işletmedir. Belirli yatırımların yapıldığı, her gün küçük veya büyük kararların verildiği bir müessedir. Eşitlik anlayışı bu müesseye girdiğinde anarşi doğar. Anarşide üniter devlet yapısını bozar yani aile yıkılır. H
erkes kendi isteğine göre hareket etmeye başlar. Böylesine bir düzensizlik ve kaos oluşmaması içinde Allah, aile kurumunu var ettiğinde iki şey yaptı, bir; yöneticiyi baştan belirledi ve iki; görev dağıtımı yaptı. Her bireye sorumluluk verdi ve her bireyi kendi alanında yönetici kıldı. O müesse ayakta kalabilmesi içinde herkes görevini yerine getirmek zorunda. Siz ama haşa, Allah bu işlerden anlamaz, ben bunun psikolojisini okudum, karşılıklı anlayışla herşeyin üstesinden gelinir diyorsanız, Allah yolunuzu açık etsin. Biz Allah'ın tavsiyeleri ve emirleri ile hareket edenlerdeniz. Bu yazımızda Allahı rehber alanlara yönelik, almayanlara yönelik değil. Bu yazımız başörtüsünü takıp iş hayatına atılan ve bunun İslami açıdan mahsuru olmadığına inanan müslüman kadınlara yönelik. Kendileri yanlış bilgilendiriliyor, onları uyarma niyetine kaleme alınmış bir yazı. Biz bu yazıyı magazin kanallarında boy gösterenler için kaleme almadık.

Kadın ile anne arasındaki fark;
kadın doğurur, anne ise büyütür. Farkı anladınızmı? Çocukları doğurmak değil, büyütmek bir kadının asıl görevi. İslam dini annelik vasfını çocuğu doğurana değil, çocuğun başında nöbet tutana verir. Ayetlerde kadına iki türlü hitap edilir, birisi kadın olarak diğeri anne olarak. Bu ikisi birbirinden farklı. Çocuğunu başkalarına bırakıp dünya malı ve makamı peşinde koşturanlar, çocuk doğurmuş olsa bile onlara anne denmez. Onlar birer kadın. İslam dinide, kadını değil anneyi yüceltir. Örneğin; Kur'an-ı Kerim Ayetleri bir erkeği kadına üstün kılar, bir anneye ama değil. İslam dininde kadın ikinci sınıftır, bir anne ama değil. 

Hadis. kıyamet alametlerinden birisi; kadının dünya süsü dünya malı için çocuklarından vazgeçecek olması. Günümüzde de bunu görmüyormuyuz; ilk önce işim demiyorlarmı? Mesleklerini kariyerlerini ele alıncaya kadar beklemiyorlarmı? Doğum yapar yapmazda yeni doğanı büyük anneye, bakıcıya bırakıp tekrar dünya malı peşinde koşturmuyorlarmı? 

Kürt kardeşlerimizede, şu tavsiyesinde bulunalım; hiç kürdistan adında bir devlet kurmaya zahmet etmeyin. Bizde kadını iş hayatına itmeye çalışan politikacılar olduğu müddet, zevk ve sefaya düşkün türk kadınları olduğu müddet, bunlar zaten bir 20 yıl sonra anahtar teslim devleti size teslim edecek. Siz aile hayatınızı muhafaza etmeye devam edin, 5-6 çocuk yapmaya devam edin, bir 20 yıl sonra siz zaten çoğunlukta olacaksınız. İstediğiniz hükümeti kurar indirirsiniz. Anadolu varken, kuzey irak'ın dağlarında bir devlet kurmanın ne anlamı var?

Kimi kendinize örnek alıyorsunuz? Bazılarınız iş hayatında başarılı olan kadınları kendilerine örnek alır, eğer Müslümansanız lütfen bunu yapmayın. O kadınlar size örnek değil. O kadınlar cadılar bayramını kutlar, o kadınlar bekarlığa veda partisi verir. Bu kadınların tabutu alkışlarla kaldırılır, teşvikiye camisinden kaldırılır. Siz bunların ne anlama geldiğini biliyormusunuz? Bunlar mini eteği gelişmişliğin bir simgesi olarak görür, özel uçaklara atlayıp haftasonu alış verişini new yorkta yapar. Bunlar sizin için bir kıyas değil. B
unlar ahiret hayatına inanmaz, başörtülü birisi ile yan yana gelmekten utanır, sakallı birini gördüğü zaman öcü görmüş gibi yolunu değiştirir. Bunlar size bir kıyas değil. Siz bunların yaşantısını kendinize örnek alırsanız, geçmiş olsun size. Bunların hayatları zevk sefa süs eğlence gösteriş kibir haram gibi Allahın nefret ettiği ne kadar şey varsa bunu içerir. Siz bu kadınları örnek alıp bende iş kadını olacağım derseniz, geçmiş olsun size. "Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah, bununla ancak onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor." (Tevbe Süresi; 55). Bir kişiyi kendinize örnek almadan yaşantısına bakın, aile durumuna bakın, temsil ettiği değerlere bakın. Örneğin; yaşantı tarzı batı kültürümü İslamımı andırıyor. Yaşantıları batı kültürünü andırıyorsa bunlara kulak asmayın. Bunların değer silsileleri ile sizinkiler farklı. Hiç evlenmişmi, çocuğu hiç olmuşmu, boşanmışmı, aileden gelen bir zenginlik varmı? Eğer hiç evlenmemiş, hiç çocuğu olmamış, aileden gelen bir rahat yaşantısı varsa bunlarada kulak asmayın, bunlar bol keseden sallar. Kendilerin bir aile yaşantısı yokki size ailenin kutsiyetinden bahsedebilsinler. Çocuklarını iki yıl boyunca emzirmişmi, dört çocuk yapmışmı, çocukları kendisi büyütmüşmü, eşine her akşam yemek pişirmişmi, erkeğin özel ihtiyaçlarını karşılayabiliyormu? Örnek aldığınız kadınlar, eğer bu konularda da sınıfta kalıyorsa o zaman onlarda sizin için bir örnek değil. Ey Müslüman kadınlar, karar verin; ahiretmi yeryüzümü? Eğer ahiret yaşantısını istiyorum diyorsanız bu kadınlarda size örnek değil. Size gaz veren kadınların hepsi defolu. "Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez." (Bakara Süresi; 86). Hem makam hem aile olamazmı? Olamaz. Çok net; siz annelik dışı bir göreve göz diktiğiniz an mutlaka ve mutlaka o yolda bir çok değerinizden vazgeçmeye mecbur bırakılırsınız. Ya aileniz ya iffetiniz ya ahlakınız ya sağlığınız ya huzurunuz ya helalden vs. Bunun size o kadar ağır bir bedeli olurki, son nefesinize geldiğinizde deydimi buna dersiniz. Ahiret hayatı ile yeryüzü hayatı bir arada olmaz. Birilerin bu dünyada önü açılıyorsa, açıldığı kadar bilinki ahiret hayatından kaybediyor. Bir gram yeryüzü nimeti elde eder, karşılığında bir gram ahiret hayatı nimetini kaybeder. 

Küresel oyun. Şeytan nasıl bir toplum arzu ediyorsa, hollywood filmleri o yönde yazılır yapılır. Son bir kaç yıl içinde gerek animasyon gerek hollywood filmerinde sürekli kadın aktörlerin öne çıkarıldığı kahramanlaştırıldığını görürsünüz. Örneğin; "star wars- son jedi" filmin kahramanı bir kadın. "Arabalar 3" animasyon filmi yani erkek çocuklara hitap eden bir filmin kahramanı bir kadın araba. Amerikan dizileride bu amaca hizmet eder. Dizileri incelediğinizde erkeğe şapşal ve sorumsuz bir karakter rolü verilir, sorumlu ve olgun karakteride kadına. Gerek animasyon gerek dizi gerek filmlerde genç kızlara sen özgürsün istediğini yapabilirsin felsefesi aşılanır. Eskiden animasyonların kahramanı prenslerdi günümüzde prensesler. Bunlar bizleri sinsice, ata erkek kültüründen kadınların egemen olduğu bir topluluğa doğru götürmek istiyor. Oyun büyük, oyun küresel. Hollywood ve arkasındaki güçlerin hedeflediği bir düzen insanlığın hayrına olabilirmi; elbette olmaz. En geç, arkanızdaki bu şeytani güçleri gördüğünüzde, bu yol, yol değil deyip bu inattan vazgeçmeniz gerekmezmi?

Size Ayetlerden bir hikaye anlatacağız. Yazının girişinden bu yazının nereye gideceğini anladınız sanırım. Yazımızda size bir hikaye anlatacağız, başlıkları alt alta sıralacağız, sonunda ortaya bir hikaye çıkacak. Kendinizi bütün ön yargılardan arındırın ve bu hikayeye kulak verin. Kadınla ilgili Ayetler bir hikaye anlatır, biz size Ayetler üzerinden bu hikayeyi anlatacağız. İlk yaratılıştan başlayacağız, peygamber kadınlarına kadar götüreceğiz. Bu hikaye'yi Kuran-ı Kerim anlatıyor, kendi şahsi görüş veya felsefemiz değil. Biz sadece farklı sürelere serpiştirelen Ayetleri aldık, bir sıralamaya tabi tuttuk. Bu sıralamadanda bir hikaye çıktı. Biz bu yazımızda size bu hikaye'yi anlatacağız. Bir başlık bir Ayet. Başlıkları kendi başına değerlendirmeyin. Hikaye'yi bir bütün olarak ele alın. Bu bir yap boz oyunu, bir parçaya bakarsanız anlam veremeyebilirsiniz. Gizem bütünlükte yatıyor. Örneğin; Ayetleri tek, tek ele aldığınızda meal, tefsir ve felsefede kaybolur gidersiniz, çünkü herkes kendi kafasına göre bir Ayeti yorumlar. Ayetleri bir bütün olarak ele aldığınızda ama birilerin tefsir ve meal tuzağına düşmezsiniz. Neden? bir kişi bir Ayeti kendi lehine yorumlayabilir ama 4-5 Ayeti aynı anda lehine yorumlamaya kalkıştığında yorumlar arasında çelişkiler oluşmaya başlar. Bir Ayette sizi aldatabilir, ama 4-5 Ayeti aynı anda lehine çeviremez. O yüzden Ayetleri tek tek ele almayın, bir bütün olarak ele alın. Bütün olarak ele alırsanız birileri tarafından kandırılmaktan kurtulur kadının konumunu daha net, bir yere oturtabilirsiniz. Ayetler her zaman birbirini destekler. Birisi size eğer herhangi bir konuda Ayetlerden bahsederse Ayetler arası çelişkiye dikkat edin ve size anlatılan Ayetler birbiri ile bağlantılımı, konuyla ilgilimi, buna bakınız. Örneğin; kadını iş hayatına atmak isteyenler bir Ayetten bahseder, konuşmalarının geri kalanını hadisten kültürden zamanın şartlarını anlatarak geçirirler. Bahsettikleri Ayette genelde konuyla ilgili olmaz, çünkü kadını iş hayatına itecek bir Ayet bulunmaz.

Şahsi görüşümüz ne?
Allahı, peygamberimizi ve kitabımızı saymazsam, yeryüzü yaşamımın merkezinde üç kişi var. Birisi annem, ikincisi kız kardeşim ve üçüncüsü kız kardeşimin kızı. Yazıyı okurken kadına karşı bir önyargı beslemediğimi, kadına bir mal gözüyle bakmadığımı lütfen bilin. Tam aksi; beni
en çok öfkelendiren şey kadına şiddet. Hayatımda en çok değer verdiğim üç kişi var ve üçüde kadın. Bilhassa kız kardeşimin kızı benim zayıf noktam. Çocuğum olsa, kızmı erkekmi istersiniz diye sorsanız; kız çocuğu derdim. Benim şahsi görüşlerim bunlar, ancak düzeni ben kurmadım, ipler benim elimde değil. Herkes gibi bende, ister hoşuma gitsin ister gitmesin düzene ayak uydurmak zorundayım. Size bu yazıda anlatacaklarım benim şahsi görüşlerim değil, Allahın kadın hakkındaki hükümleri. Allahın hükümleride kıyamete kadar geçerli. Ayetler dediğimizde zamana göre değiştirebilecek birşeyden bahsetmiyoruz. Kıyamete kadar geçerli yasalardan bahsediyoruz. O dönem öyleydi, şimdi farklı bir dönemde yaşıyoruz diye birşey yok. Allahu Teala, bu Ayetleri indirdiğinde, kıyamete kadar bu yasalar geçerlidir dediğinde bilmiyormuydu bugünki konjonktürü? Elbette biliyordu. O yüzden dün bugün olayı yok, sadece İslam var. İslamda size ayak uydurmaz, siz İslama ayak uyduracaksınız. Bu yazımızda biz sizlere o acı gerçeği yüzünüze vuracağınız, bütün çıplaklığıyla kadının İslamdaki konumunu masaya yatıracağız. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Hikayemiz;

gökte- erkek yaratılır. ademin yaratılışı.

gökte- erkek bir eş ister. "Sizi bir nefsten yaratan ve onunla sükûn bulmanız için, ondan onun eşini yaratan O’dur...."(Araf Süresi; 189). Tefsiri: adem babamız yalnızlıktan yankınır ve bir eş ister. Allahta hz ademin nefsinden hava anamızı yaratır. Bir; erkek ile bir kadın asla eşit olamaz, çünkü yaratılış öyküleri birbirinden farklı. Erkek, Allahın isteği üzerine yaratılmış, kadın ise erkeğin isteği üzerine. Fark iki; erkek yoktan var edilmiş, kadın ise erkekten. Özet: erkek, Allahın duası sonucu ortaya çıktı, kadın ise erkeğin duası sonucu. Bu ikisi hiç birbirine eşit olurmu? Erkek yoktan var edilmiş, kadın ise erkekten. Hiç kaynağın kendisi, kendisinden oluşturana eşit olurmu?

   - duanıza dikkat edin. Eğer duanız eksik veya yanlış olursa hapı yutarsınız. Adem babamız yalnızlığını gidermek için bir eş istedi. Allahta ne bir gram artı ne de bir gram eksik, tam bu dua doğrultusunda kadını var etti. Hz adem ne istedi; nefsine hitap edecek ve yalnızlığını giderecek birisini. Allahta o doğrultuda süse ve eğlenceye düşkün, yeni canlılar doğurabilecek birini var etti. Hata nerede? Duasında benim hilafetime göz dikmeyecek ve bana itaat edecek birini var et demesi gerekirdi. Etmedi ve belasını buldu. Cenneten kovuldu.

gökte- erkeği yönetici kılar ve uyarır.
  "Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz” (Bakara Süresi; 35). Tefsiri; Allahu Teala, hz ademi var eder ve ona göklerin nimetlerini açar. Hz adem ama şükretme yerine ne yapar? Burun kıvırtır ve dahasını ister. Yalnızlığımı giderecek bir eş ver bana, der. Allahu Tealada bu istek doğrultusunda hava anamızı yaratır. Şimdi; evin sahibi Allah, evin evladıda adem. Hz ademin isteği üzerinede hava anamız bu eve dahil edilir. Ancak, evin sahibi (Allahu Teala) bu yeni üyeyi kendisine muhatap almaz. Sen istedin, sorumluluk sende ey adem misali, ne zaman bir konuyu dile getirmek istediğinde, hep ademe hitap eder. Hiçbir ayette ey hava demez. Hep ademe hitap eder. İki; "And olsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Adem’e secde edin! Diye emrettik. İblis’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı" (Araf Süresi; 11). Tefsiri; eğer kadın erkeğe eşit olsaydı, ademe secde edin demez, adem ve havaya secde edin derdi. Özet; Allah katında geçen tüm konuşmalarda, hep ademe hitap eder. Eğer Allah nezdinde kadın, erkeğe eşit olmuş olsaydı; " ey adem" yerine, "ey adem ve havva" derdi yani birlikte anardı ve meleklere; "ademe secde edin" yerine, "adem ve havaya" secde edin derdi.

gökte- erkek, bu görevi yerine getirmez.
"And olsun biz, daha önce de Adem’e (öğüt) vermiştik. Ne var ki o, (öğütü) unuttu. Onda azim de bulmadık" (Taha Süresi; 115). Tefsir; hz adem yumuşak huylu yaratılmış. Azimden yoksun bir yapıya sahipti. Günümüzün tabiriyle layt erkek tipi bir yapısı vardı. Hava yaratıldıktan sonra, ademle top gibi oynadı. Buraya gel adem buraya git adem, şunu yap adem yapma adem vs. Adem kendisi yönlendirmesi gerekirken, yönetilen oldu. Sonuç; sonucu çok ağır oldu. Kadının ağzı ile hareket etti, cennetten kovulmamıza sebep oldu. Özet; kadın, erkeği Allaha isyan etmeye sürükledi. Değerli dostlar; bu kıssaları Kur'an-ı Kerim boşuna anlatmıyor. Buradan bizlerin yeryüzü hayatı için çıkarması gereken dersler var. Gökte kadını dinledik, cennetten kovulduk. Ders çıkarmamışcasına aynı hatayı yeryüzünde de yapıyoruz. Akıl var mantık var, eğer kadının peşinde koşmak bizleri cennetten kovdurtuyorsa, yeryüzünde kadının peşinde koşmak nasıl bizleri cennete geri götürecek? Kovulmaya sebep olan hata, sizi tekrar kovulduğunuz yere geri götürürmü? Kadın gökte yönetimi ele aldığında bizi aydınlığa ve huzura taşımadıki, yeryüzünde taşısın.  

gökte- erkek yönetimi kadına bırakır, kadında ihanet eder. Adem çok ezik bir karakter ve yeni eşinin peşinden koşturur durur. Bir müddet sonra kadın durumu anlar ve derki, demek burada asıl olan benim. Bu ezikten adam olmaz, sürekli benim dediğim yapılıyor. Hep ben merkezdeyim demek burada yönetmen benim. Kadın, başlarda erkeğe bir saygı duyuyordu, bir müddet sonra o saygıda toz duman olup gider. Karşısında lafından çıkmayan, sessiz ezik bir şahsiyet görür. Not: saygı kendiliğinden gelmez, bir kişinin size saygı duyması için bir vasfınız olması gerek. Erkek, saygıya değer bir vasıf taşımıyorsa kendisine saygı duyulmaz. Erkeğine saygı duymayan kadına ne olur? İhanet eder! Gökte yaşanılan bu olaylar tesadüfen gelişmedi. Siz bu olayların kendiliğinden geliştiğinimi sanıyorsunuz yoksa? Bunların hepsi önden takdir edilmiş bir senaryo ve her bir olay çok önemli mesajlar içerir. Örneğin; erkeğine saygı duymayan bir kadına başka bir erkek musallat edilir. Havaya iblis musallat olduğu gibi. O erkekte o kadının aklını çeler ve o kadını ailesine karşı ihanete sürükler. O kadını, Allahta korumaz çünkü Allahın koruması için o kadının ilk önce Allahın Ayetlerine riayet etmesi gerek. Örneğin; saliha kadınlar itaatkardır ya da biz erkeği evin yöneticisi kıldık Ayetlerine riayet etmesi gerek. Ayetleri çiğnerseniz Allah korumaz. İffet, namus bir yere kadar. Bir kadın kocasına saygı duymazsa iblis gibi inatçı bir erkek o kadının karşısına çıkartılır. O ibliste kadını ikna edinceye kadar kadının peşini bırakmaz. Kadın ihaneti gerçekleştirdikten sonrada, hatasını anlar ve ne yaptım ben der. İşte, ben ne yaptım diyen kadınların arasına havada girer. 

   - bu senaryo önden belirlenmiş ise özgür irade nerede, hava ve iblis'in suçu ne diyebilirsiniz; bu konuda kader yazımızı okumanızı tavsiye ederiz. senaryoyu Allah yazar ve kişiler oynar, ancak bu senaryo kişilerin niyetine göre belirler. bunların kaderinde bir ihanet yazıldıysa demek bunların kalplerinde hiyanetlik vardı. o ihanet ne zaman gerçekleşecek hangi koşullarda ve içeriği ve sonucu ne olacak bunun detaylarını Rabbim yazar. siz bir niyet ile kaderinizin fitilini ateşliyorsunuz, detaylarını Rabbim yazar ve çizer.

gökte- Allah hayal kırıkılığına uğrar. "Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına kaktık." (Tin Süresi; 4-5). tefsiri; insan temiz ve güzel bir ortamda var edildi (cennet). bu ihanet sonrası ama insan ana rahmine atılır. kan içinde, küçük ve büyük abdestin çıktığı noktanın tam ortasından dünyaya gelmeye mahkum bırakılır. aşağıların aşağısı denilen nokta, gövdenin en alt noktasıdır (mahrem yer). çevirdik kelimesinin anlamıda, biz doğum esnasında başı aşağıya dünya geliyoruz.

erkeği ve kadını birbirine düşman olarak dünyanın farklı noktalarına kovar. Allah bizi cennetten kovar. "Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker”  (Taha süresi; 123). Tefsiri; erkek, kadın ve şeytan bu üçü birbirinin düşmanıdır. sizler, sadece insan ile iblis soyun birbirine düşman olduğunu zannediyorsunuz, durum bu değil. kadında erkeğin düşmanıdır. kadın, erkeğin yeryüzü hilafetine gözünü diker. iblis ise ahiret hilafetine.

   - birbirinize düşman olarak inin, der Allah. Siz böylesine ağır cümleleri kime sarfedersiniz; sürekli kavgalarından ve şikayetlerinden bıktığınız ve kovduğunuz kişilere sarfedersiniz. Demek kadın sürekli erkekten şikayetçi oldu, erkekte kadından. Demek vıdı vıdı tantana gökte başladı.

yeryüzü yaşantısı başlar, yeryüzünde geçenler;

- erkekten hesap sorar. "Bunun üzerine ikisi de ondan (o ağaçtan) yediler. O zaman ikisinin de edep yerleri kendilerine açıldı. Cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Ve Âdem, Rabbine asi oldu, böylece azdı" (Taha Süresi; 121). Tefsir; bu olayın üç faili var, birisi adem diğeri hava ve üçüncüsü iblis. Bunların arasında en suçsuzu hz adem olmasına rağmen, "adem Rabbine asi oldu" denilir. Allahın güvendiği ademdi, kendisine muhatap aldığı ademdi, ademinde bu suça karışması, en büyük hayal kırıklığı oldu. Bu Ayet ilede bunu dile getirir. Hesabı ademe keser. Örneğin; ademi hindistanın yağmur ormanlıklarına atar. Soğuk, yağmurlu ve her türlü vahşi hayvanın içine atılır. Hava ise, arabistanın çölüne atılır. Hayatta kalma sıkıntısı kendisine yaşatılmaz. Kadın hep korunması gerek, Allahta o konuda havaya haksızlık etmez. Geneline baktığımızda da, cennetten atılmanın bedeli erkeğin omuzuna yüklendiğini görüyoruz. Hayatta kalmak için ne gerek; rızık. Rızık temininden de kim sorumlu kılınmış; erkek. Erkeğe, insanoğlun yeryüzüne itilmesine sen sebep oldun, beslenmesinden de sen sorumlusun denilmiş. Özet: hayata getirme yükü kadına, hayatta tutma yükü erkeğe verilmiş. Rollerin dağıtımı bu!!


- adem tövbe eder. "Bu durum devam ederken Âdem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır" (Bakara Süresi; 37). Tefsir: hz adem yeryüzüne atıldığında çok pişman olur çok üzülür çok ağlar ve çok dua eder. Bu dualar ve üzüntüsü üzerine gökten ilhamlar almaya başlar. Rivayetlere göre, bu ilhamlar peygamberimizle ilgili. Cennetteyken peygamberimizin ismini bir yerlerde yazılı olduğunu hatırlar. Peygamberimiz sav yüzü suyu hürmetine beni bağışla der ve bunun üzerine tövbesi kabul olur. Yine rivayetlere göre 200 yıl boyunca ağlar, bağışlanmak ister.

- hava, tövbe etmez. Cennetten kovulduktan sonra adem babamız tövbe eder, hava anamız ama değil. O yüzden yeryüzüne yayılan kötülüğün kaynağı kadın. Bunu açalım; Bakara Süresi 37 bize adem babamızın tövbe ettiğini ve bu tövbesinin kabul edildiğini anlatır. Maide Süresi 27-31 de bizlere adem babamızın oğlu kabilin, habili öldürdüğünü anlatır. Kabilde olan bu kötülük nereden geldi? Adem babamızdan gelemez çünkü adem babamız tövbe etti ve peygamber kılındı. G
eriye tek şık kalıyor, o da hava yani kadın. Kabile seriyat eden o kötülüğün bir tek kaynağı olabilir, o da kadın. İşlenen suçun içeriğini incelediğimizde, kabil'in Allaha adak vermede gönüllü olmadığı yani Allaha bir isyan içinde olduğunu görüyoruz. Oğuldaki kötülük havadan geliyorsa demek bu isyankar hisler havada da var. Demek hava anamız, cennetten kovulmayı hazmedememiş. Kovulmak kendisine çok koymuş olmalıki, göğe karşı içinde bir öfke ve kin birikimiş. Bu kinde evlatları arasında kabilde açığa çıktı. 

- erkeği yine yönetici olarak atar. Ademin tövbesi sonrası adem ve hava bir araya getirilir ve aile kurulur. Erkeği bu müesseseye yönetici olarak atar. Hangi kriterlere göre bu atamanın yapıldığınıda anlatır; "Erkekler kadınlar üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından harcamaktadırlar.." (Nisa Süresi; 34). Tefsiri: erkeği daha üstün yarattığım için onu bu müesseseye yönetici atadım der ve bu Ayette bir şeyi daha yapar, kazancı erkek ile ilişkilendirir. Neden? Erkek ve kadına cennetten kovulmanın bir bedeli olacağı belliydi. Ödenmesi gereken bir bedel var. Bu bedelde erkek için çalışmak olmuş. Yeryüzünde çalışma görevi erkeğe verilmiş. Bu atamanın ama bir de sembolik anlamı var. Yaratılış erkeği üstün kılar. Bu üstünlükte yaratılışta, yani gökte kalmaması gerek. Bu üstünlük yeryüzünde de devam etmesi gerek. Üstünlük tanımı ama gök ile yeryüzünde farklı. Allahın üstünlük tanımı ile insanın tanımı farklı. Yeryüzünde insan, üstünlüğü mal ve maddiyat ile ölçer. En çok mal en çok kazanç kimdeyse en üstün o olur. Allahta erkeğe, bu Ayetle şunu der; eğer yaratılışta sana verdiğim üstünlüğü yeryüzünde de sürdürmek istiyorsan, kazancı temin edende malın sahibide sen olman gerek. Kadını iş hayatına attığınızda ama ne yapıyorsunuz; bu Ayeti kırıyorsunuz. Kadının çalışmasında ne mahsuru var demeyin; kazancı Allah üstünlükle ilişkilendiriyor. Kimde daha fazla kazanç varsa o diğerinden daha üstün olur, diyor. İşte, biz kadının, erkek ile böylesine bir üstünlük rekabetine girdiğini görüyoruz. Bi nevi sidik yarışına. Şaşırdıkmı; hayır. Birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin diyen Allah, bu uyarıyı bize zaten yapmıştı. Unutmayın; erkek için cennetten kovulmanın bedeli çalışmak. Bir erkek çalışmazsa bedeli ödeyemez, bedeli ödeyemezse cennette geri dönemez. Kovulduğu yere geri dönebilmesi için bir bedel ödenmesi gerek. Bu bedel kadın için doğum, çocuk ve yeryüzü nimetlerinden uzak durmak, erkek içinde çalışmak çalışmak ve çalışmak. Bu da çalışmayan erkeklere uyarımız olsun. Çalışmaz bunuda helalinden yapmazsanız, cennete giremezsiniz. Nokta!!

   - hanımlar, siz kendinizce benim bir erkekten ne eksiğim var diyor olabilirsiniz. Bu kendiniz için geçerlide olabilir, ama her kadın sizin gibi eğitimli ahlaklı ve kültürlü değil. Kendi seviyenizden dünyayı okumayın. İlahi düzen istisnalara göre var edilmez. Siz erkekler aleminde iffetinizide koruyabilirsiniz, ahlakınızıda, ruh sağlığınızıda bedeninizide. Başkaları ama sizin kadar ahlaklı kültürlü ve güçlü değil. Çevrenize bir bakın. Yaparsın, edersin, senin neyin eksik diye gaz verdiğiniz genç kızlar genç yaşta teker teker iflas ediyor. Hayat, sizin dizilerde aktardığınız gibi hizmetçilerden lüks yaşamdan, yalılar ve villalardan ibaret değil. Bir tv programında sunucusunuz bir dizide rol alıyorsunuz veya bir sanatçısınız veya bir memur; zaptettiğiniz makamların kaçı açık, kaç tane açık pozisyonunuz var? Belki bir avuç belki daha az. Siz ama kaç genç kıza gaz veriyorsunuz; milyonlara. Varsayalımki bir kaçı dizilerinizde yer almayı başardı, memur olabildi doktor olabildi geri kalan milyonlara ne olacak? Çok büyük kötülük yapıyorsunuz. Gerçekleşmeyecek vaatler ile genç kızları kandırıyorsunuz. Sen yaparsın edersin gazı ile bu genç kızları o güvenli limanlarından, o huzur içeren evlerinden kopartıyor açık denizlerde ölüme, yalnızlığa, tacizlere ve hayata, Allaha isyana terk ediyorsunuz. 

- kadını bu sefer uyarır, bu atamaya itiraz etmemesini söyler.
"..Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır..." (Nisa Süresi; 34).

- erkeğede bu sefer sana itiraz edeni cezalandır der. "...Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür (Nisa Süresi; 34). Tefsir; kadınları en çok rahatsız eden bu Ayet. Bu Ayeti reddediyorlar. Bu kadınlar nefislerin hoşuna gitmeyen bir Ayet gördüklerinde, yahudiler gibi bunu reddediyor. "Andolsun biz, Israilogullari´ndan söz aldik ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber nefislerinin hoslanmadigi bir sey getirmisse, bunlardan bir kismini yalanlamislar, bir kismini da öldürmüslerdir (Maide Süresi; 70 ). Demek bunların imanı yahudiler kadarmış. "Andolsun biz Musa´ya Kitab´ı verdik. Ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa´ya da deliller verdik. Ve onu, Rûhu´l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Ama ne zaman size bir peygamber nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirdiyse büyüklük taslayarak kimini yalanladığınız kimini de öldürdüğünüz doğru değil mi! (Bakara Süresi; 87). Bakınız hanımlar; yahudiler ile aynı akıbeti paylaşmak istemiyorsanız hoşunuza giden Ayetlere inanıp hoşunuza gitmeyenlere inanmamak yapmayacaksınız. Tüm Ayetlere eşit inanıp biat edeceksiniz. İki; bir Ayete göre olayları yorumlamayın. Hikayenin baştan sonunu okuyun sonrası olaylar hakkında bir yorum getirin. Örneğin; yeryüzüne atılmamızın tek sebebi, adem babamızın hava anamıza hayır diyememesinden kaynaklanıyor. Hava anamız adem babamız ile top gibi oynadı, elinden yönetimi aldı sonrası başka bir erkekle (iblis) arkasından iş çevirdi. Sonuç; cennetten kovulduk. Buradanda kovulursak gideceğimiz tek yer kaldı, o da cehennem. Allahta böyle bir akıbetle yüzleşmemizi istemiyor. Hesap gününde hiçbir mazerete sığınmamamız için cennette vermediği bir yetkiyi veriyor; gerekirse döv diyor. Allahu Teala, kadının yeryüzünde de rahat durmayacağını biliyor. O yüzden bu yetkiyi veriyor. Cennette olduğu gibi erkek yeryüzünde de kadına mağlup düşerse, bir sonraki mekanımız cehennem. Allahu Teala bunu istemiyor, o yüzden; ne yap et kadını kontrol et, tüm yetkini kullan, ikinci bir şansın yok, ey ademoğlu diyor. Kadını dövün yetkisi, Allahla veya erkekle ilgili bir durum değil, kadının nefsi ile ilgili bir durum. Tavsiyemiz; bir Ayete odaklanmayın, bir Ayete odaklanırsanız büyük fotoğrafı kaçırırsınız. Birileri sizi bir Ayete odaklar sonrası, bakın Allah ne kadar zalim, İslam ne kadar vahşi deyip sizleri Allahın adaletini ve İslamı sorgulamaya iter. Bu tuzağa düşmeyin. Her olayın bir öncesi ve bir sonrası var. Konular bir bütünlük içinde ele alındığında anlam kazanır, bir kitaptan veya bir Ayetten bir cümle cımbızlanarak değil. Örneğin; cennetten kovulmamızın sebebi siz olduğunuzu kabullenmezseniz, bu Ayet size ağır gelebilir. Birbirinize düşman olarak inin Ayetini bir gerçek olarak kabul etmezseniz, bu Ayet size zalimce gelebilir. Adet dönemlerin kadına bir ceza olduğunu bilmezseniz, bu Ayet size adaletsiz gelebilir. Erkeği evin yöneticisi olarak indirdik Ayetine iman etmezseniz, dövme Ayetine itiraz edebilirsiniz. Özet: sadece dövme Ayetine takılı kalırsanız, Allahın adaletini sorgularsınız. Olayı ama bir bütün olarak ele alırsanız, sorgulamazsınız. Hanımlar, aslında olayın özü ne biliyormusunuz; bu bir iman meselesi. İmanı sağlam birisi; Rabbim bunu söylediyse, bunu sorgulamak haddime değil der. Rabbim söylediyse bildiği birşey vardır der. İmanında sıkıntısı olan bin dereden su getirir. Bu Ayete binbir çeşit izah getirmeye çalışır. Burada aslında dövmek kastedilmiyor, bu o zamanın şartlarına indirilmişti gibisine gibisine, Ayeti lehine çevirmek için binbir çeşit yorum ve meal getirir. 

   - şeytan sizi detaylarda boğmasın. Bir Ayete takılı kalmayın, bütünlük içinde olayları anlamaya çalışın ve en önemlisi mutlak kaderinize rıza gösterin. Nedir mutlak kader; doğuştan size verilen. Kaderinizin bu kısmı sizin elinizde değil. Örneğin; cinsiyetiniz, kavminiz, aileniz, ten renginiz. bunlar sizin mutlak kaderiniz. Bu mutlak kader Allahtan gelir. Allahtan gelenide sorgulamayın. Kaderinizin geri kalanını siz belirlersiniz. Kendi elinizle getirdiğiniz kaderi sorgulayın. Allahın belirlediği kaderi ama asla. Bazıları ben kendimi kadın hissediyorum bazılarıda kendimi erkek hissediyorum der, bazılarıda çift cinsiyetle doğar ve kendi yaratılışlarını sorgular. Bunların sebebi ne? Şunu baştan bilmelisiniz; "Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir" (Nisa Süresi; 79). Allah kusursuz ve mükemmeldir. Yaratttığı canlılarda da kusur bulunmaz. Bu kişiler kendilerini kadın veya erkek gibi hissediyorsa bu yaratılışları ile ilgili değil, içlerindeki bu hissiyat içlerindeki şeytanların varlığından kaynaklanır. Bir kadın kendisini erkek gibi hissediyorsa, bir erkek kendisini kadın gibi hissediyorsa bu bedenlerinde bir kusur olduğundan değil, içlerindeki o hissiyat şeytanların kendilerine verdiği histen ötürü gelir. Bazıları ama bedenlerinde bir kusur taşır, örneğin çift cinsiyetlik. Doğuştan gelen bu fiziki kusurların sebebi ne? "Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir" (Şura Süresi; 30). Başınıza ne geliyorsa, bilinki bir yerde hata yaptınız. Doğuştan sıkıntılı doğan çocukların durumu röntgene giren kadınların durumu gibidir. Hamile kadına röntgen çekilmez, çünkü röntgen ışınları rahimdeki hücreleri bozar. Yüksek enerji hücrelere zarar verir. Sakat doğan veya fiziki bir sıkıntı ile doğan çocuklarda bilinki ana rahminde yüksek bir enerji ile karşılaştı. Nedir bu enerji; şeytan ya da lanet ve beddua. Bir günah sadece bir atadan gelirse, çocuk bunun etkisini doğumdan sonraki hayatında görür. Eğer, aynı günahı hem anne hem baba tarafı işlediyse o zaman bunun etkisini çocuklar ana rahminde görür. Hangi uzuv ile atalar o günahı işlediyse o negatif enerjiler ana rahminde, yeni canlın o bölgelerine yerleşir. O negatif enerjiye maruz kalan hücrelerde, ana rahminde gelişemez, arıza çıkarır. Bir çocuk sakat doğuyorsa, bilinki sakat olduğu uzuv ile anne ve baba tarafı büyük bir günah işledi. Örneğin; çocuk kör doğuyorsa, gözle günah işlediler. Kolsa kolları ile, zehinse zehinleri ile. Kıssasa kıssas. Doğum sonrası arızalanırsa bir ataya bakın, rahimde hasar çıkarsa iki ataya.

- kadına haksızlık etme uyarısını yapar. "Boşanmış kadınların uygun biçimde kocalarının imkanlarından yararlanma hakları vardır. Bu yolunu Allah ve kitap ile bulanlar için bir vazifedir" (Bakara Süresi; 241). Tefsir: bunun gibi kadınla ilgili Ayetleri okuduğunuzda, korumaya muhtaç olanın hakkı gözetilmesi gerekenin kadın olduğunu görüyoruz. Şimdi; koruyan ve korunan hiç birbirine eşit olurmu?

   - İslamda kadına asla haksızlık edilmez, erkeğe kıyasla belki bir gram eksik verilir, bir adım sonra verilir ama verilir. Hatta çalışmasına müsade bile var. Hangi şartlar altında bunu yazımızın sonunda açıklıyoruz. Hakkını vererek annelik yapıyorsanız o zaman zaten yırttınız, Allah size öf denilmesini bile yasaklıyor. Size öf dedirtmeyen Allah size haksızlık edermi; etmez. "Rab’bin sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa kendilerine öf bile deme. Onları azarlama. İkisine de güzel söz söyle" (İsra Süresi; 23). Kadın araba süremez, araba ehliyeti alamaz gibi uygulamalar sapıkların aklından türemiş inançlar, İslamla ilgisi bulunmaz. Örneğin; suudi arabistan'ın en yüksek fetva makamı dün, kadın araba süremez diyordu, bugün ise sürebilir diyor. Buradan bu tür inançların İslamla ilgisi olmadığı, konjonktürel veya kültürel olduğunu çıkarmalısınız. Eğer bu İslamın emri olsaydı şartlar ve çağ ne olursa olsun değişmezdi. Kadını, mal ve köle gören zihniyet şeytani bir zihniyettir, tamamıyla sapık bir felsefenin ürünüdür. İslamla ilgisi bulunmaz. İslamda olmayan birşey üzerinede İslamı ve erkekleri köşeye sıkıştırmaya kalkışmayın. Başkaların size yapmış olduğu haksızlığın faturasını İslama çıkartmayın. Başkaların size yapmış olduğu kötülükten ötürü, İslamın size biçtiği rolü sorguya açmaya kalkışmayın. İslam size haksızlık etmez, ama erkeğin hakkınıda yedirtmez. Nedir sizin İslamdaki konumunuz; bu yazı ile bunu sizlere açıklıyoruz, Ayetlerin ağzı ile açıklıyoruz. Nasihatı alan alır, almayan almaz. Biz bu yazı ile uyarı görevimizi yapmış bulunuyoruz.

- eşinden memnun değilsen, birden fazla eş alabilirsin der. "Ve eğer yetimler konusunda adalete riayet edemeyeceğinizden korkarsanız, o taktirde hoşunuza giden (size helâl olan diğer) kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın.." (Nisa Süresi; 3). Tefsir; birden fazla kadın ile evlenme hakkı altında farklı nedenler var, detayları bu yazıda anmaya gerek yok. Anlamanız gereken; bu hak erkeğe verilmiş, kadına değil! Birden fazla yuva kurma yetkisi erkeğe verilmiş, kadına değil. Halen eşitmiyiz?

- kadın üzerinde tam yetki verir. "Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın..."(Bakara Süresi; 223) Tefsir; erkek verir (sperm), kadın alır. İlahi düzen kadının alması, erkeğinde vermesi üzerine kurulmuş. Veren elde alandan daha üstündür. Bu Ayette bunu tasdikler. Erkeğe, kadın üzerinde tam yetki verir. Sınırsızmı? Elbette değil. Bu yetkinin sınırlarını başka Ayetler belirler. O yüzden ne diyoruz; bir Ayete göre değil tüm ayetleri gözönünde bulundurarak yorum getirin.

- erkeğin yetkisine göz dikenin gözünü oyarım der. "Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır...." (Nisa Sresi; 32). Tefsir; birileri sizden daha zengin olabilir daha güzel olabilir daha üstün olabilir, bu Ayet bizlere birilerine verilen bu üstünlüğe haset gözle bakılmamasını emreder. Bir sonraki cümlede de bunu erkek ve kadına bağlar. Mealen, haset duyguları ile biriniz diğerinin makamına göz dikmesin der. İslam nedir; nefse ağır geleni yapmaktır. Nefsinize, ağır gelen erkeğe boyun eğmek ise belki sizin kurtuluşunuz burada! 

- erkeğe rızıktan daha fazla verilir. "Allah size, çocuklarınızın (mirası) hakkında şöyle tavsiye ediyor: Erkeğin payı, iki kızın payı kadardır..." (Nisa Süresi; 11). Tefsir: yoruma açık olmaksızın, erkeğe iki kat pay verilir, mirastan. Hanımlar, çok üzgünüm ama siz erkeğe eşit değilsiniz. Eğer Allah sizi erkeğe eşit koysaydı size mirastan eşit pay verirdi. İnsanın koyduğu yasalarda siz kendinizi eşit görebilirsiniz ama, Allahın koyduğu yasalarda eşit değilsiniz.

- erkek ve kadın ilişkisinde, hep erkeğe hitap eder, kadını kendisine muhatap görmez. "Ve babalarınızın nikâhladığı (evlendiği) kadınlarla nikâhlanmayın. Geçmişte olanlar hariç. Muhakkak ki o, bir fuhuştur ve iğrenç bir şeydir. Ve kötü bir yoldur." (Nisa Süresi; 22)
"Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız..." (Nisa Süresi; 23) "Ve evli kadınlarla evlenmeniz (haram kılınmıştır), elinizin altında bulunan (harp esirleri) cariyeler müstesna...." (Nisa Süresi; 24) Tefsir: Ayetleri dikkatle okursanız, kadınlara neler yapıp yapamayacağı sorulmaz, erkeklerin neler yapabileceği anlatılır. Yeryüzü yaşantınız bir hikaye ortaya çıkarır, Allahta bu hikayenin erkek tarafından yazılmasını, erkek tarafından şekillendirilmesi ve yön biçilmesini ister. Ey kadınlar; hiçbir Ayette Allah sizleri kendisine muhatap almaz, erkeğe eşit olduğunuzu nereden çıkarıyorsunuz? 

- Ayetlerinde, erkeği hep ilk anar sonrası kadını. "Ve mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, birbirlerinin dostlarıdır..." (Tevbe Süresi; 71) "Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara orada ebedî kalacakları,..." (Tevbe Süresi; 72) "Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere,.." (Tevbe Süresi; 68) "Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar,..." (Tevbe Süresi; 24) "Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mü’min olarak iyi işler yaparsa,.." (Nisa süresi; 124). Tefsir: erkek ve kadın ile ilgili Ayetleri incelediğimizde erkeğin hep ilk önce anıldığını görüyoruz. Bu bize ne anlatıyor? Kur'an-ı Kerimde sıralama anılan şeylerin değerine göre belirlenir. Ayetlerde birşeyler sıralanıyorsa bilinki önce anılanlar sonrakilerden daha üstün. Erkek ve kadının geçtiği Ayetleri incelediğinizde erkeğin hep önce anıldığını görürsünüz. Kur'an-ı Kerimin hiçbir Ayetinde kadın, erkekten önce anılmaz. Durum apaçık ortadayken siz hangi delile göre kadını erkeğe eşit görüyorsunuz? Örneğin; Ayetlerin beşinde kadını ilk ansa beşinde de erkeği, o zaman bir yerden bir tutanağınız olurdu. Ancak, bir değil iki değil, tüm Ayetlerde erkek ilk önce anılırken, erkeğe eşit olduğunuzu düşündüren kanıtınız nerede? Yok. İslami açıdan yok. Batı dünyası veriyor size gazı, onların rehberliğinde Allaha isyan bayrağını açtınız, gidiyorsunuz. Yolunuz açık olsun.

- kadına ne yapar, kadını ev hapsine atar. "Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor" (Ahzab Süresi; 33). Tefsiri: evde oturmak, günah kirini gidermek ve tertemiz kalmakla ilişkilendirilir. Neden? kadın doğar doğmaz ne günahı işlemiş olmalıki, bu Ayet günah kirinden temizlenmeden bahseder. Bu sorunun cevabı cennete dayanıyor. Kadın cennette hem Allaha hem ademe ihanet etti. Allahta; sen benim cennet nimetlerime ihanet ettin, bende seni yeryüzü nimetleri ile imtihan edeceğim. Cennet nimetlerime karşılığın yeryüzü nimetleri. b-Birisinin ihanetine karşılık diğerini sana yasaklıyorum der. Kadını ev hapsine mahkum kılan düzen, cennette işlenen bir günahın diyetidir.

- evden dışa çıkmak zorunda kalırsan gizlenerek çık der. "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." (Ahzap Süresi; 59). Tefsiri: örtünmenin iki boyutu var, birisi mahrem yerlerinizi örtmek diğeri ise dışa çıktığınızda gizlenmenizi sağlamak. Allah, kadının dış dünya tarafından tanınmasını istemiyor. İslam dini, eğer evden çıkacaksan bunda bir sıkıntı yok, sadece tanınmayacak şekilde çık der. 

   - İslam ve başörtüsü. Müslüman kadınlar başı kapatmanın sadece mahrem bir yerin örtünmesi ile ilgili olduğunu zanneder. Bu kesinlikle doğru değil. Bu yazı vesilesiyle bu konuda da sizi uyarmış olalım. İlahi örtünmek iki şeyi kapsar; mahremiyet yerlerinizi örtmek ve tanınmamak. İslam dini açısından bir kadının kapanması ne kadar önemli ise tanınmamasıda o kadar önemli. Örneğin; mahrem yerleriniz kapalı ama toplum tarafından tanınıyorsunuz, İslami açıdan defolusunuz. Keza, mahrem yerleriniz açık ama tanınmıyorsunuz, yine İslama göre defolusunuz. Günümüzün başörtülüleri, başörtüsünün sadece mahrem yerleri kapatmakla ilgili olduğunu zannedip onu taktıkları sürece yeryüzünde istediklerini yapabileceklerini zannediyor. Büyük bir yanılgı içindeler, bizden uyarması. Kadın için
ev hayatı cennet, evin dışıda cehennem. Örtünüp çalışan kadınlar, örtünmeyi bir fırın eldiveni gibi görür. Tak ve yeryüzünde istediğini yap, yanmaktanda kurtul. Yani örtümü takarsam, serbest ve hür olurum, yeryüzünde istediğimi yapmaya özgürüm demeye getiriyorlar. Şu şeytani zekaya bakarmısınız; ev hapsini bir örtüyle delmeye çalışıyorlar. Dünya hayatın peşinde koşmakta bi mahsur yok, yeterki üstünde bir başörtüsü olsun, öylemi? Diyorsunuzki, eğer peygamber eşleri başörtüsü taksaydı onlarda yeryüzü süsü ve makamın peşinde koşabilirdi, bir mahsuru olmazdı, öylemi? Nacizane tavsiyemiz; eğer çalışacaksanız başlarınızı açın. İnanın bu sizin için daha hayrlı olur. Başörtüsü İslami bir simge. Eğer başörtüsü takıp iş hayatına atılırsanız bunun vebali size daha ağır olur. İslami simge ve sembolleri Allahın tasvip etmediği alanlarda sergilemenin bedeli size çok ağır olur. 

- ev hapsinde kadına işkence eder. "Sana kadınların aybaşı adetlerinden soruyorlar. De ki: «O, bir eziyettir. Onun için adet günlerinde kadınlardan çekilin ve temizleninceye kadar onlarla cinsel ilişkide bulunmayın..." (Bakara Süresi; 222). Tefsiri; Allah eziyet etmez demeyin, suçluysanız ceza size kesilir. " Ve yine hatırlayın ki, Rabbiniz size şöyle bildirmişti: “Bana şükrederseniz muhakkak ki, size kat kat fazla veririm. Yok eğer nankörlük ederseniz bilin ki, benim azabım gerçekten çok çetindir(İbrahim Süresi; 7). Keza; Bakara Süresi; 165, 211/ Yunus Süresi; 70/ Rad Süresi; 6,13, 34/ Taha Süresi; 127/ Mümin Süresi; 22/ Haşr Süresi; 7/ Hicr Süresi; 49-50 Allahın azabın şiddetinden bahseder. Kadın, gökte suçu işlemiş, infazı ise yeryüzünde verilmiş. Ev hapsi, artı adet dönemi. Allahu Teala kadını hapse atmakla kalmıyor bir de eziyet edilmesine hükmediyor. Allahu Teala her ay kadına adet dönemi üzerinden zulüm ediyor, kadına bir kan bedeli ödetiyor. Adet halinizin neden var olduğunu hiç merak etmedinizmi? Yeryüzüne kovulmamıza sebep olduğunuz için, yeryüzünde akıtılan her damla kanın diyeti sizdenmi çıkarılıyor, yoksa? Şimdi; ev hapsine uğrayan siz, kan diyeti ödeyen siz, yeni doğanın yükünü taşıyan siz, itaate mecbur kılınan siz, rızıktan bir gram eksik verilen siz, gerektiğinde sopa yiyen siz, üstelik erkeğin isteğiyle ortaya çıkan siz, nasıl erkeğe eşit oluyorsunuz?

- eziyet etmekle kalmaz, yeni doğanın yükünüde ona yükler. Cennetten kovulduktan sonra yeryüzüne giriş yapacak (yeni doğan), ademoğulların yükü kadının omuzuna yüklenir; "..Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Ve onun taşınması ve sütten kesilmesi 30 aydır.." (Ahkaf Süresi; 15). Tefsiri: bu Ayet bize bir kadının sorumluluk alanını ve bunun ne kadar uzun süreciğini anlatır. Bir çocuk anne karnında ne kadar kalır ve emzirme süreci ne zaman biter. Bu Ayet tavsiye görünümünde bir emirdir. Size bir soru; bu emri yerine getirmek için hamile kaldınız artı iki yıl emzirdiniz, etti ortalama 3 yıl. 3 çocukta etti ortalama 10 yıl. İş hayatına atıldığınızda bu ilahi emri nasıl yerine getireceksiniz? Önünüzde iki seçenek var; ya Allaha sırtınızı döneceksiniz ya da dünya nimetlerine?

- peygamber kadınları bu düzene karşı gelmek istediklerinde. "Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim." (Ahzab Süresi; 28). Tefsiri: Allah, peygamber kadınlarına oturduğunuz yerde oturun der. Eğer çalışmak, hayatın keyfini sürdürmek istiyorsanız, sizi peygamberden boşayalım, siz kendi yolunuza peygamber kendi yoluna der. Günümüzün kadınları peygamber eşlerini kendi yaşantılarına örnek göstermesin çünkü, peygamber eşleri arasında kendilerine benzeyen biri yok. Olmak isteyenide Allah boşanma ile tehdit etmiş. Ç
alışan ve yeryüzü nimetine göz diken bir peygamber eşi yok. Böyle bir yaşantıya göz dikenide Allah boşayın der! Eğer peygamberimizin hayatını kendinize örnek alıyorsanız, Allahın Ayetlerini kendinize bir emir görüyorsanız, o zaman çalışan kadınları boşamanız gerek.

- kadın görevini yerine getirmezse ne olur? Ne ekerseniz onu biçersiniz; "Onlara (ebeveynlerine) acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve: 'Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!' de" (İsra Süresi; 24). Tefsir: bir kişi yaşlandığından göreceği merhamet, çocuklarına gösterdiği ilgi kadar olur. Size bir milyonluk soru: bu Ayet bizlere size gösterilecek merhametin çocuklarınıza gösterdiğiniz ilgi ve alakayla orantılı olduğunu söyler. Siz yaşlandığınızda, Ahiret hayatına göç ettiğinizde merhamet edilmeyi hak ediyormusunuz ve neden hak ettiğinizi düşünüyorsunuz? Çocuklarınızı siz büyütmüyor siz aş yapmıyor siz emzirmiyorsunuz. Hatta doğum sancısı çekmemek için sezeryan yaptırıyorsunuz. Kariyer için çocuk yapmayı erteliyor, sonrada 1-2 çocuk ile doğum yapmayı kesiyorsunuz. Hayatınızın hiçbir noktasında ailenizi ilk sıraya oturtmuyorsunuz, söylermisiniz lütfen; yaşlandığınızda ve ahiret hayatında size neden merhamet edilsin? 

- kadın görevini yerine getirirse ne olur? Kadın, görevini laikiyle yerine getirdiğinde erkek ve kadın ayrı ayrı anılmaz, ebevynler olarak birlikte anılır. Örneğin; "(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Valideyni (baba, anne) iyi davranın..." (En'am Süresi; 151). Bakara Süresi; 83/ İsra Süresi; 23/ İbrahim Süresi; 41 ve Lokman süresi; 14 Ayetlerin her biri erkek ile kadını birbirinden ayırmıyor. Tefsiri; görevini laikiyle yerine getiren kadınlara anne denilir. Annelik vasfını taşıyana, o annelik yükünü bir ömür taşıyanlarada Allah haksızlık yapmıyor. Hakkıyla annelik görevini yapan kadınları, erkekle bir anıyor. Bu bir onurdur. Tüm Ayetlerde erkeği ilk sonrası kadını anan Allah, söz konusu annelik olunca ayrım yapmıyor!!


Kim bu başlıkları atıyor?
"Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor..." (Nisa Süresi; 127). Tefsiri;
Müslümanlar, kadın hakkında fetva istedi, Allahta bu Ayetleri teker teker indirdi. Sizde bize bir soru sordunuz, İslamda kadının konumu nedir diye, bizde sizin için bu yazıyı kaleme aldık. Allahu Teala kadın hakkında hangi Ayetleri indirdiyse, ne bir gram az ne bir gram fazla o doğrultuda bir yazı kaleme aldık. Sizin sorunuzu sahabemiz sormuş, Allahta cevaplamış. Biz o cevapları bu yazıda size aktardık. Ayetleri bir sıralamaya tabi tuttuk ve ortaya çıkan hikayeyi size aktarmaya çalıştık. Kendi şahsi görüşümüzü bu yazımıza dahil etmedik. İster beğenin ister çıldırın, Allahın kadın hakkındaki fetvaları bunlar.

   - size ayetlerden bir hikaye anlattık. Varsayalımki; hocam, olay bundan ibaret değil dediniz. Yanılıyorsunuz olayın aslı bu dediniz ve bir Ayeti lehinize yorumlamayı başardınız. Hadi varsayalımki yazının sonundan başına doğru Ayetleri ele aldınız ve tüm Ayetleri teker teker kendi lehinize yorumlamayı başardınız. Yinede bu yazıyı çürütemezsiniz çünkü; ilk Ayete geldiğinizde orada takılı kalırdınız. İlk yaratılışla ilgili Ayete geldiğinizde takılı kalırdınız. İlk adem yaratıldı, ademin nefsinden de hava. Sayesinde var olduğunuz birşeye nasıl eşit olabilirsiniz? Tezleriniz gelir, gelir ilk yaratılış anına takılı kalırdı.

Hayattan örnekler. "Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir" (Araf Süresi; 189)." Bu Ayet bize mutluluğun sırrını anlatıyor. Dünyada herkes mutluluğun sırrı nedir, bu gizemin peşinde. Bu Ayet bize işte o sırrın ne olduğunu anlatıyor. Nedir mutluluğun sırrı? Hayrlı bir eş. Nasıl hayrlı bir eş olunur? İlahi düzende kendi rolünü bilip, bunu laikiyle yerine getirerek. Bir erkek veya bir kadın ne kadar çok şöhrete sahip olsa ne kadar çok zengin olsa, hiçbir şey kendisini hayrlı bir eş kadar mutlu edemez. Yeryüzü huzurun sırrı hayrlı bir eşte yatıyor. Annelik vasfı çocuğu doğurana değil, doğum sonrası sorumluluklarını yerine getirene verilir. Size bir soru; hayrlı bir eşmi, hayrlı bir kariyermi? Şeytanın en çok sevdiği günah ailenin yıkılmasına sebep olan günahlar. Aile yıkıldığında Allahın kurduğu fabrika yıkılır. Bir erkek aslan gibi, evi koruma görevi erkeğe verilmiş. Erkek, fiziki maddi manevi ne kadar güçlü olursa o ev o kadar güvencede olur. Kimse o ailenin canına, malına namusuna göz dikemez. Erkek, evde alt edilirse yani kale içten yıkılırsa ve kadın idareyi eline alırsa o evin koruma kalkanı ortadan kalkar. Ev korumasız kalır çünkü kadın, mahallede dolaşan çakallar ve tilkiler için bir tehlike arz etmez. Erkek, yöneticilik görevinden arz ettirilirse bilinki o evin malınada göz dikerler, canınada namusunada. Kocasından daha fazla konuşan daha fazla ön plana çıkan kadınlar toplumun her kesmi tarafından itici bulunur. Kocasını istediği gibi yönlendiren bir kadın zamanla kocasına saygı ve ilgiyi keser. Bir erkeğin toplumda gördüğü saygı, karısının kendisine gösterdiği saygı ile orantılıdır. Evde saygı görmeyen bir erkek, toplumda da saygı görmez. Hadis; "aranızda en hayırlı olanı ailesine en hayırlı olandır". Niyete göre geleceğiniz belirlenir; kendi ayakların üzerinde dur kızım, oku kızım, bir yerlere gel kızım derseniz, kızınızın kaderi o yönde şekillenir. Kızınız bir yerlere gelir, kendi ayakların üzerinde durur. Dahası ama kızınıza verilmez. Nedir dahası; aile ve huzur. Sizin dilediğiniz gibi kızınız kendi ayakları üzerinde kendisinden ibaret bir yaşantıya mahkum olur. Kendisine ne hayrlı bir eş ne aile ne hayrlı çocuklar verilir. Hayatın tüm yükünü kendi omuzu üzerinde bulur. Yapa yalnız, ihanete uğramış ve terkedilmiş duygular içinde ömrünü geçirir. Hayırlı bir eş olması için kızınızı yetiştirirseniz ne olur; kızınıza hayrlı kısmetler çıkar. Kızınız ömrü boyu ne aç kalır ne açıkta ne de yalnız başına hayatın yükünü taşımak zorunda kalır. Sırtını dayadığı bir eş ile kendisini hem güvende hisseder hem yalnız kalma duygularından yoksun olur. Size bir soru; evde huzurmu yoksa kariyermi? Bir erkek, karısının kendisini yücelttiği kadar yücedir. Anneye bak kızını al, bu atasözü şunu anlatır; kadının kocasına gösterdiği hürmete bak, ev işlerindeki maharete bak, çevresiyle kurduğu muhabbete bak, oradan kızı'nın boyun ölçüsünü alırsınız. Üzüm üzüme baka baka kararır misali, armut dibine düşer misali; anneye bak kızını al. Evde yöneticiliğe üstlenmiş bir kadının kızını siz, oğlunuza alırmısınız? Günümüzde genç kızlar okuldan dershane, dershaneden etüt merkezlerine koçuşturuyor. Günümüzün genç kızları evin dışında büyüyor. Bu kızların tek bildiği dış dünya. Siz bu kızları bir gün, hadi otur oturduğun yerde dediğinizde ne olur? Ruhları sıkılır, psikolojik bunalıma girer, huzursuzluk yaratırlar. Bunun nedeni; dünya süsü içinde yaşayan bir nefis, evcilleştirilmemiş bir yaban atı gibidir. Kimsenin buyruğu altına girmez. Özgürce doğada dolaşmak ister. Ağaç yaşken eğrilir. Genç kızlarınızın bir gün anne bir ev hanımı olmasını istiyorsanız, dershanelerde etüt merkezlerinde zamanlarını geçirmelerine izin vermeyin. Sınav baskısı altına sokmayın. "Closet drinker" kavramı bir iş kadını için kullanılır. İş hayatında başarılı olup özel hayatında kimsesi olmadığı bir kadını anlatır. Yalnızlığını içkiye vurarak gidermeye çalışır. İş hayatında belirli bir konuma gelmiştir ama, özel hayatında yalnızlığa itilir. Kadının yönettiği evde huzur olmaz. Çocuklar ve aile darma duman olur. Bunun sebebi; düzen disiplinle gelir. Disiplinde heybetle gelir. Kadın, fiziki açıdan erkek kadar heybetli olmadığı için otorite sağlayamaz. Çocuk hep sınırları zorlar, karşısında kendisini ciddi tehdit edebilecek bir güç varsa durur. Bir anne, fiziki yapısı ve merhametiyle bu tehditi oluşturamaz. Sonuç; herkes kafasına göre takılır, aile içinde düzen diye birşey kalmaz. İki; ne ekersen onu biçersin. Sen Allahın emirlerine karşı gelirsen, çocuklarında sana gelir. Çalışan kadın kazancının bereketini görmez. Tek maaş giren bir evde bolluk daha fazla olur. Neden? Allaha siyan içinde, Allahın yapma dediğini yaptığı için. Her kadın erkeği yönetmek ister, yönetmek için sabah akşam uğraşır, yönetmeyi başardığı anda erkekten soğur, o erkeğe ilgisi kaybolur. Kadının bilinçaltısı Allahtan gelir, bilinci ise nefsinden. Bilinçaltı yani Allahtan gelen yönetilmek ister, bilinci yani nefsi ise yönetmek ister. Kadının billinçaltı güçlü bir erkeği arzular, bilinci ise yönetebileceği bir erkeği. Kadın bu çelişkiler içinde hayatını sürdürür. İş hayatına atılan kadın, kadınsı duygularını kaybeder, erkeksi duyguları benimser. Merhamet duyguları azalır, sert ve acımasız bir kimliğe bürünür. Baba, çocuklara dünyayı anlatır tehlikelerini anlatır. Evden dışa çıkan, dış dünyada çalışan kendisi olduğu için hayatın zorluklarını anlatır ve dış dünyaya çocukları hazırlar. Annede çocuklara duygusal yükleme yapar. Çocukların dış dünyada karşılaşacakları sorunlara anlam getirecek o sorunların üstesinden gelecek duygu değerlerini yükler. Anne çalışırsa o zaman çocuklara o duygu değerlerini yükleyen biri olmaz. Hayata atıldıklarında ve bir sorun veya sıkıntı veya bir üzüntü ile karşılaştıklarında aşırı tepki verirler, duygularına hakim olamaz, sinir krizleri geçirirler. Çalışan annelerin çocukları duygusal bozukluklar yaşar. Hayattaki en kutsal meslek annelik, neden acaba genç kızlar buna sırt çevirir? Kadın evin direğidir, kadın giderse ev dağılır, perişan olur. Kadını evin direği yapan nedir; sabrıdır. Sabrıyla ev işlerin üstesinden gelir. Sabrıyla eş, aş, çocuk, komşu, akraba ve ataları idare eder. Mesleğe atılan bir kadın ama bu sabrı gösteremez. İlk okuldan itibaren bir sınav baskısı altına tutulur, o baskılar, özel hayat ve üniversite derken 30'a geldiğinde ruhsal ve bedensel olarak çöker. Çalışan kadın o ruhsal ve bedensel tükenmişlikten bu sabrı gösteremez. Gösteremediği için her küçük sorunda patlar. Sonuç; aile dağılır. Şer olarak görünen şeyin altında hayır yatabilir. 28 şubatta başörtülü kardeşlerimiz üniversitelerden atıldığında büyük üzüntü yaşadılar. Halbuki bu onlar için daha hayrlıydı. Ne kadar ilginç, 18 yaşındaki bir aleyna tilki bir erkeğin kucağından diğerine zıplarken bu yaşantı ballandıra ballandıra anlatılır. Bir kız bu yaşantıyı helalinden, evli bir hayat içinde sürdürmek istediğinde; erken evliliğe hayır, kamu spotları yayınlanır. Bakarmısınız şu garabete. En erken evlilik yaşı kaç olmalı? Bir kız için en erken yaş 18-20 arası. Bir oğlan içinde mesleğini ve işini ele aldığı yaş. Kız okuyamazmı? Okuyabilir hatta üniversiteyede gidebilir ama bu eğitimi kocasına ve çocuklarına daha kültürlü bir hizmet sunmak için yapmalı, nefsi duygularını tatmin etmek yani dünya makam ve malı peşinde koşmak, devlet memuru olmak için yapmamalı. Kısmeti kapısını çaldığı anda herşeyi bırakıp evlenmesi gerek. Kadının hayat merkezinde hep kendi yuvasını kurmak olması gerek. Ne kadar üzücü; kadınlar öğretmenlik hayatlarında başkaların çocuklarını eğitmek ve büyütmekle geçiriyor. Aldıkları eğitimi, bilgi ve tecrübe birikimini, enerji ve sabırlarını kendi çocuklarına değil başkaların çocuklarını büyütmek için harcıyorlar. Kendi çocukları ise öksüz muamelesi görüyor, ya bir bakıcının insafına ya da büyük annenin cehaletine terk ediliyor. Ne kadar büyük bir garabet, kendi çocuklarını bırakıp başkaların çocukların peşinde koşturuyorsun. Daha büyük garabette kimsenin bunu dile getirmemesi. Ne kadar üzücü: genç bir kız'ın kapısını nice hayırlı kısmet çalıyor, o kız ama hayr ben okuyacağım diyor. Kısmete kapısını kapatıyor. Yaş 30'a geldiğinde ve işini önüne aldığında bu sefer kısmet ona kapısını kapatıyor. Yaş 30'a gelmiş yalnızlık içinde debeleniyor. Ne kadar acınası bir durum. İslam dini, evlenme yaşını üç kritere bağlamış; beden ruh ve akıl. Beden ve ruh boyutu; İslam dini kimseye kaldıramayacağı bir yükü bindirmez. Bir kişi evlenmeden ruhsal ve bedensel olarak o yükü kaldırabilecek fiziki ve ruhsal olgunlukta olması gerekiyor. Akıl boyutu; İslam dini bilinç varsa vebal var der. İslam dini sorumlulukları, aklın bilinç seviyesine göre yükler. Nasıl bir yükün altına girdiğini biliyormu, o yükü kaldırabilecek bilgi seviyesine sahipmi buna bakar sonrası kişiyi sorumlu kılar. Kız çocuklarını 8 yaşında 12 yaşında evlendirmeye çalışmak İslami değildir. O yaşlarda beden ve ruh evlilik yükünü kaldırabilecek olgunlukta değil, akıl, olayın boyutunu anlayacak bilinçte değil. O yüzden İslam dini bu genç kızlarımızı evlilik gibi kutsal, vebali ağır, sorumlulukları büyük bir yükün altına sokulmasını yasaklar. Beden ve ruh gelişmiş ama zehin gelişmemiş; evlenemez. Zehin gelişmiş ama beden ve ruh gelişmemiş; evlenemez. Belirli topluluklar genç yaşta evlendiriyorsa, bilinki bu, kız çocuklarını sünnet etmek gibi İslami değil, tamamıyla o toplulukların gelenekleri ile ilgilidir. Eğer birisi bunu savunuyor ve bunların İslami olduğunu diyorsa bilinki o bir sapık, ondan uzak durun. Kadın ikisini bir arada yürütemezmi? Yürütemez. Hayat, kararlardan ibaret. Bir karar vereceksiniz; ya yuva ya iş, ya çocuk ya kariyer, ya Ayetler ya zevk, ya sünnet ya şehvet. Karar sizde. Eğer birbirine zıt iki yaşantıyı sürdürmek istiyorsanız çok ağır bir vebal çok çalkantılı ve zor bir süreç sizi bekliyor.  

kadın hiç çalışamazmı? Elbette çalışır. Sonuçta kadın hastalara kadın bir doktorun, kadının herhangi bir sorunu ile kadın uzmanların ilgilenmesi daha doğru olur. Nasıl olacak bu, hem ev hem iş? İslam dini kadının çalışabilmesi için iki şart ön koşar; birisi ilahi cezanın bitmiş olması ikinci şart ise zorunluluk varsa. Kadın, adet dönemleri ile bir diyet ödemeye mahkum kılınmış. Bu hesap kapandığında çalışabilir. Diyetin ödendiğini nasıl anlarız? Menopoza girdiğinde. Adet dönemi bittiğinde kadın çalışabilir. Zamanlama açısından da bu çağ en uygun çağ. Çocukları büyümüş evden ayrılmış olacak, dünya tarafından kandırılmayacak kadar bir olgunluğa hayat tecrübesine erişmiş olacak, dış dünyanın dikkatini çekecek güzellik kaybolmuş olacak ve kendisini dünya cazibesine kaptıracak heyecan ve enerji terbiye edilmiş olacak. Bu çağa gelen kadın, kocasınında rızasını aldıktan sonra çalışmasında bir mahsur yok. Çalışma iznin diğer kriteri ise zorunluluk. Nefis istiyorsa çalışamaz (menopoz dönemine kadar), geçim zorunluluğu varsa çalışabilir. Örneğin; dulsunuz ve çocuklarınıza bakmak zorundasınız, bu durumda menopoz çağından bağımsız hareket edip çalışabilirsiniz. Burada önemli olan nokta nefsi dürtüler ile iş hayatına yeryüzüne atılmamanız. Bazılarınız şimdi, hocam bu yaş ve menopoz olayıda nereden çıktı diyecek. Cevap; hadislerden. Nasılmı çıkardık? Bazı uyanıklar peygamberimizin eşlerini örnek gösterir, hatice anamız zeynep anamız çalışıyordu der. Bu örnekler ile bizlere aslında olayı çözmemize yardımcı oldular. Bu örnekleri incelediğimizde o kişiler peygamberimiz ile evlendiklerinde 40 yaşı civarlarındaydı yani menopoz civarı. Örnek verdikleri kadınların yaşlarında ortak nokta vardı, hepsi 40 civarıydı. Bu rakamı not ettik. Sonrası ceza ne zaman bitiyor diye ona, kadının fizyolojik yapısına baktık. Allah kadının iç saatini o adet dönemini, yani infaz sürecin uzunluğunu hangi yaşa kadar takdir etmiş ona baktık; yine 40 civarı. Rakamların hep 40 civarında toplandığını gördük. Sonrası bu Ayet aklımıza geldi; "Nihayet olgunluk çağına gelip, 40 yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et." (Ahkaf Süresi; 15). Bu Ayet salih amel işlemekten bahseder, demek birileri bu çağda dünyaya açılabilir. Ayetler, peygamberimizin çalışma izni verdiği eşlerin yaşı, kadının adet dönemi herşey bir rakama işaret ediyor o da 40. Bir rakamı tespit etmek için nice farklı alanlara daldığımızı görüyorsunuz. Bu incelik ve detayla hareket ettiğimiz için, yazılarımızdan hoşnut olmayanlar açığımızı yakalayamıyor. Ayet, hadis, kadın fizyolojisi ve hayatın gerçeklerinden kadının iş dünyasına atılma yaşın 40 olduğunu çıkardık. Püf nokta; infaz süreci (adet dönemi). İnfaz süreci bittiği an, kadın hürriyetine kavuşuyor, kocasınında rızasını aldıktan sonra çalışmasın önünde bir engel kalmıyor. Genç kızların işlediği hata şurada; onlar 40 yaşlarındaki peygamber eşlerini kendilerine örnek alıyor. Halbuki onlar kendi yaşıtlarını örnek almalı. Örneğin; ayşe anamızı. Ayşe anamızın çalışmasına izin verilmişmi; hayır. Hatta, kendi başına yalnız seyehat etmesi bile peygamberimizin başına nice sorun açtı (Nur Süresi; 1-11). Bu haksızlık derseniz; şikayetinizi bize iletmeyin. Biz, biz erkekler bu konuda muhatabınız değiliz. Konuyu bize arz etmeniz, bizimle bu konuyu tartışmanız anlamsız ve gereksiz. Konu Allahla, kadın arası. Şikayet ve dileklerinizi Allaha iletin.

Özetlersek. "İblis, bir gün adamlarını çağırır, (Size görev veriyorum. İçinizde en başarılı fitneci kimse, onu lider yapacağım. Benim için en makbul olanınız, fitnede en başarılı olandır. Şimdi hepiniz işlerinize dağılın) der.

İblis'in adamları bir müddet sonra geri dönüp rapor vermeye başlarlar. Biri, (Ben namazlarında şaşırttım) der, diğeri, (Ben oruçlarını bozdurdum) der, bir diğeri de, (Ben abdestlerini 30 defa aldırdım) gibi şeyler söyler. İblis, bunlara tek tek, (Tamam, geç!) der. Bir tanesi gelip, (Ben karıyla kocanın arasını açtım. Önce aralarına bir kıskançlık, güvensizlik soktum. Ondan sonra, her gün en ufak meselede münakaşa ettirdim. Şimdi ikisi ayrıldılar, birbirlerine düşman oldular) der. İblis de çok beğenir, onu alnından öpüp (Aferin, en büyük işi başardın, bundan sonra diğer işleri de nasıl olsa bozulur) der (Hadis). Cennetten yeryüzüne atıldık. Adem as farklı bir diyara, hava anamız farklı bir yöreye. Adem as tövbesi kabul edildikten sonra bu ikisi bir araya getirilir ve aile adında bir müesse kurulur. Bu müessede ademin çocuklarını dünya'ya getirme yükü kadına, bunları hayatta tutma yüküde erkeğe verilir. Bu müesse ayakta kalabilmesi var olabilmesi içinde herkes kendi görevine sadık kalması, en iyi şekilde yapması gerek. Aile demek İslam demek, aile yıkılırsa İslam yıkılır. Allahın yeryüzünde tek bir kurumu var, o da aile. Diğer tüm kurumlar insana ait. O yüzden aile kutsal o yüzden şeytanı en mutlu eden aileyi yıkıcı eylemler içinde bulunmak. Yeryüzü imtihanımızda bu kurumu ayakta tutmaktan ibaret. Ademoğulları aile kurumunu ayakta tutmak için kendilerine verilen görevi laikiyle yerine getirdimi, havanın kızları yerine getirdimi, mahşeri sorgunuzun ana unsurları bunlar olacak. İyi ve kötü arasındaki mücadele aile kurumu ile ilgili; kötü bu müesseyi yıkmak için çaba gösterir, iyide bunu ayakta tutmak için. Neden bu yazımız? Bu müesse ayakta kalabilmek için erkek ve kadın, ikiside kendilerine verilen görevi yerine getirmesi gerek. Günümüzün kadını ise bu görevinden istifa ettiğini ilan etti. Hatta, erkeğin işini erkekten daha iyi yaparım diyerek ademoğulların işine göz dikti. Hem kendi görev alanını Allahın izni olmadan terk etti (ev) hem erkeğin işini elinden aldı, erkeği işsiz bıraktı. Kadın, tarihte görülmemiş kadar bir azgınlık bir ihanet içinde, hem Allaha hem erkeğe karşı. Birileride bunu (batı dünyası), eşitlik adı altında sizlere yutturuyor. Ne yazıkki günümüzün kadını, ailesine göstermediği sevgi ve saygıyı iş yerine gösteriyor. Ailesine ayırmadığı zamanı işyerine ayırıyor. Hayrlı bir eş ve anne olmak için değil, kariyer ve yeryüzü nimetlerinden maksimum derecede faydalanmak için okuyor ve eğitim alıyor. Günümüzün genç kızlarına sorsanız ne olmak istiyorsun diye yüz kızdan, anne olmak isteyen bir kız bile çıkmaz. Cehennem kadınlar ile dolacak dediğimizde de feryat ederler. Bu ilahi görev dağıtımı gelenek veya hayat şartlarına görede yapılmamış. Gelenek nedir; yaratılışla ilgili olmayan düzendir. İnsanın kendi eliyle getirdiği düzen. Kadına biçilen görev gelenekle ile ilgili olmadığı, yaratılışla ilgili olduğunu nereden anlıyoruz? Örneğin; erkek doğum yapamaz. Varsayalımki yaptı. Bu sefer emziremez. Varsaylımki teknoloji o kadar gelişti ve o da başarıldı. Bu sefer çocuğun ağlamalarını kaldıramaz, sabır ve merhamet konusunda takılı kalırdı. Ne kadar teknoloji ile şartları zorlasanız, yaratılışın bir yerinde yine takılırdınız. Kadın, bir paket halinde çocuğu dünya'ya getirecek şekilde var edilmiş, erkekte dış dünyanın zorluklarını göğüsleyecek şekilde. Ne zamana kadar? Kadın bu görevinden azledilinceye
yani menopoza kadar, erkekte hayat yorgunluğunu hissedinceye kadar. 40'lara gelindiğinde kadının iş hayatına atılıp erkeğin yüküne bir omuz atmasında bir mahsur görülmemiş. O olgunluğa erişinceye kadar ama kadın için ev bir korunma, arınma ve temiz kalma makamıdır. Günümüzde bunun önemi dahada çok anlaşılıyor. 7-8 yaşından itibaren her kızın elinde bir telefon bir bilgisayar ve bunlar günlük hayatını fotoğraflar eşliğinde dünyaya sergiliyor. Kadının mahremiyeti tarihte görülmemiş bir saldırıyla karşı karşıya. İş, ev, eş, borç ve çocuk derken; kadın tarihte görülmemiş bir ruhsal ve bedensel yıkımla karşı karşıya. Kızlar birer yarış atı gibi bir birleri ile yarıştırılıyor; o şu kadar puan aldı sen neden alamadın, o şurayı kazandı sen neden kazanamadın, o şu kadar maaş alıyor sen neden o kadar kazanamıyorsun, o şuraya atandı sen neden atanamıyorsun gibisine tarihte görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya. Kadınla ilgili Ayetler günümüzde geçerli değil diyenlere; hallloo deriz. Ayetler, asıl bugünler için indirilmiş. Kadın, aslen günümüzde korunmaya muhtaç. Siz ama ne yapıyorsunuz? Hayatta elde edemediğiniz başarıları bu kızlar üzerinden elde etmeye çalışıyorsunuz. Erkeklerden yediğiniz darbeleri bu genç kızlara aşılayarak erkeklerden nefret eden erkeklere güvenmeyen nesiller yetiştiriyorsunuz. Erkekler dünyasında aldığınız travmaları öfkeye dönüştürmüş, erkeğin egemenliğine son vermek için ant içmişsiniz. Gökten kovulan şeytan gibi, sizde erkekten nefret ediyorsunuz. Pozitif ayrımcılık altında veriyorsunuz genç kızlara gazı. Sonuç? Bu genç kızlar 30 yaşına geldiğinde teker teker dökülüyor. Ne beklediniz ama; fıtratınızın dışına çıktığınızda size hayr geleceğinimi sandınız? Bu kızların ya fiziki sağlığı elden gitmiş ya ruhsal sağlığı ya ahlakı ya mahremiyeti ya aklı, ya da ailesi. Değdimi buna? Bende yaparım ederim demenin bedeli ne oldu size? Üzücü olan, uyarmıyorsunuzda; "bakın kızlar ben okudum ve çalıştım, ama evlenemedim veya evliliği yürütemedim veya mahremiyetimi koruyamadım veya bedensel çöküntüye uğradım" gibisine, gaz verdiğiniz genç kızları uyarmıyorsunuzda. Bir yol var, ya ailenin korunaklı ortamı ya da dünyanın acımasız yaşantısı, dünyayı seçtiklerinde bunun onlara çok ağır bir bedeli olacağını söylemiyorsunuz. Günümüzün ortamı sizlerin 20- 30 yıl öncesi okul hayatınızın ortamından çok daha kötü olmasına rağmen, bugünlerin sizin döneminizden çok daha kötü olmasına rağmen uyarmıyorsunuz. Gerçekten ama gerçekten çok büyük bir vebal içindesiniz. Rabbim sizleri islah etsin.