• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

İslamda kadının konumu


Kötülük bu yüzyıl çok şeyi amaçlıyor, bunlardan biriside erkeğin yok oluşu.
Küresel çete bu yüzyıl erkeği yok etmek istiyor. Erkeğe etek giydirmekmi dersiniz, erkeği eşcinselliğe teşvik etmekmi dersiniz, erkeği şapşal olarak göstermekmi dersiniz, sürekli kadın yöneticileri ekrana çıkarmakmı dersiniz, kız çocukların başrol oynadığı animasyonlarmı dersiniz, nereye bakarsanız bakın organize bir saldırı olduğunu görürsünüz. Ata-erkek toplulukları, kadın otoritesine dayanan bir örgütlenmeye zorlanıyor. Zorlanıyor çünkü bin yıllarca var olan bir düzeni değiştirmek öylesine bir anda olacak iş değil, bir zaman gerektirir. Küresel çetenin ama öylesine bir zamanı yok. O yüzden konuyu inanılmaz zorluyorlar. Kadını yüceltirkende, erkeğe sallayabildikleri kadar sallıyorlar. Allah gökten üç kişiyi yeryüzüne indiriyor, iblis, hava ve hz adem. Ademin oğullarınıda yeryüzüne yönetici kılıyor. İblisin oğulları ve havanın kızlarıda buna itiraz ediyor. Biz bunu kabul etmiyoruz, biz kendi düzenimizi kuracağız diyor. Karşınızda böylesine azgın bir ittifak var. Bu ihanete ezik ve kazık yemeye müsait bir iktidar partiside eşlik edince, memurluk zihniyeti ile çalışan imamlarda bu konulara girmekten korkuyor. Kadının yeri ev dersem linç edilirim, cariye edinmek haktır dersem memurluktan olurum, sürgün edilirim, sicilim lekenir ya da her yere maydonoz olmayayım mantığıyla herkes sus pus. Masanın altına saklanan saklanana. Tabiiki korkunun ecele faydası yok, imamlık şartlar ne olursa olsun hakkı söylemeniz gerektiren bir makam. Bu sessizliğin hesabını Rabbim onlardan elbette bir gün soracak. Bu korkaklığın bize yansıması ne? Herkes masanın altına saklanınca, konuşması gerekenler konuşmayınca biz devreye girip bu yazıları kaleme almak zorunda kalıyoruz. Hastalıklara çözüm ile uğraşmamız gerekirken, bizi bu konularla uğraşmaya zorunlu kılıyorlar. Neden her yere maydonoz oluyoruz? Bir yanlış gördüğünüzde elinizle müdahale edin, edemiyorsanız dilinizle, onuda edemiyorsanız kalbinizle buğz edin. Olayı anladınız. Bir yanlışı gördüğünüzde bu benim ilgi alanım deme şansınız yok. Dilsiz şeytan konumuna düşmemek için üzerinize düşeni yapacaksınız. Bizde bu yazımızla bunu yapıyoruz. Siz, biz herkes sus pus olursa, kimse hakkı konuşmazsa o zaman, hem bunun hesabını Allaha veremeyiz hem meydanı tümüyle femistlere ve feminist yalakası ilahiyat proflara bırakmış oluruz. Onlarda genç kızlara hakkı değil, konumları gereği ne söylemeleri gerekiyorlarsa onu yahut kendi hayat felsefelerini aktarıyorlar. Anlayacağınız, bizim anadolu kızlarına gaz veren verene. Kızlarımız böylesine bir gazlamaya maruz kalıncada, ev kadını olmak istiyorum evlenmek istiyorum diyenler bunu söylemekten utanır hale geldi. Öyle bir topluma dönüştükki evlenmek isteyen 18 yaşındaki genç kızları kınar hale geldik. Sıkıntı nerede? Buna ister ülkeler, ister topluluklar ister kavimler deyin, herşeyin temel taşı ailedir. Ailede bir kadın ve erkekten oluşur. Birisi bu işten caydığı an hapı yutuyorsunuz, kültürler kavimler yok olup gidiyor. Kadında şuan bunu yapıyor, özgürlük adı altında toplulukların temel taşını yok ediyor.

Değerli dostlar; birileri bu yıkımı başlattı. Kadına biçilen rolün Allahla ilgili olmadığı, toplumların örf ve adetleri ile ilgili olduğunu söylemeye başladı. Şartlar şimdi çok farklı, şimdi gönül rahatlığıyla çalışabilirsiniz, ilahi açıdan sorun yok demeye başladı. Günümüzün genç kızlarıda bunu seve seve yutuyor. Neden, çünkü söylenenler nefise hoş geliyor. Size buradan günaydın; kandırılıyorsunuz. Ş
artlar değişmedi. 7 bin yıl öncesinin şartları ne ise bugünün şartlarıda aynısı! 7 bin yıl önceside hamile kalan kadındı, bugünde hamile kalan kadın. 7 bin yıl önceside hamile süresi 9 aydı, bugünde 9 ay. 7 bin yıl önceside kadınlar yeni doğanları emziriyordu, bugünde emziriyor. Gelenek nedir biliyormusunuz; yaratılışla ilgili olmayan düzendir. İnsanın kendi eliyle getirdiği düzene gelenek denilir. Kadına biçilen görevin gelenekle ile ilgili olmadığı, yaratılışla ilgili olduğunu nereden anlıyoruz? Çok basit, doğumdan. Erkek doğum yapamaz. Kadına biçilen rolün gelenekle değilde yaratılışla ilgili olduğunu buradan çıkarabilirsiniz. Varsayalımki kadın doğum yapmayı reddetti, erkek yapmıyorsa bende yapmıyorum dedi ve kadının arkasındaki güçler yapay plasentalar geliştirdi, yani laboratuvarda gelişen embriyolar. Bu durumda erkek yine çocuğun bakımını üstlenemezdi çünkü göğüsünden süt çıkmıyor. Çocuğun doğumdan sonrası ve iki yıl boyunca ihtiyaç duyduğu o anne sütünü veremezdi. Varsayalımki kadının arkasındaki o şeytani akıl onuda başardı, erkeğin göğsünden süt çıkmasını sağladı, bu sefer yeni doğanın sorumluluğunu erkeğe yükleme çabaları sabır konusunda takılı kalırdı. Yeni doğanın gün içinde ve gece vaktindeki ağlamalarını erkek kaldıramaz, tüm çabalarınız sabır ve merhamet konusunda takılı kalırdı. Ne kadar teknoloji ile şartları zorlasanız, yaratılışın bir yerinde yine takılı kalırdınız. Anlayacağınız, kadın bir paket halinde çocuğu dünyaya getirecek şekilde var edilmiş. Erkekte dış dünyanın zorluklarını göğüsleyecek şekilde. Aksini söyleyende sizi kandırıyor.

Aslında bütün olayın özü ne biliyormusunuz; gelenek, örf, adet, çağ, geçim derdi vs hepsi boş, bütün hikaye kadının kendisine verilen annelik görevini reddetmesiyle ilgili. Günümüzün kadını anneliğin getirdiği yükü taşımak istemiyor. Günümüzün kadını, yeryüzü süsünden pay istiyor yeryüzü şehvetinden tatmak istiyor. B
ütün olay bundan ibaret. Bu gerçeğide itiraf edemiyorlar, ne kendileri ne de akıl ablaları. Neden, çünkü biliyorlar yeryüzü süsün peşinde koşmanın kişiyi helaka sürüklediğini; "Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kazancını istiyorsa ona dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz" (Şura Süresi; 20). Günümüzün kadınları evin dışında olan her güzelliği tatmak istiyor. Nefisleri ama bunu bu şekilde haykırırsa kendilerini helaka götüreceklerinide biliyorlar. Vicdanlarını ikna etmek için ne yapıyorlar; kıvırıyorlar, yaşam standardı diyorlar, çağın şartları diyorlar, kadını eve mahkum kılan gelenek geçmiş kültürlere aitti diyorlar, tek maaşla geçinmek mümkün değil diyorlar vs. Kadın, hayatın sefasını sürdürmek istiyor. Hayatın süsünden şehvetinden bende payımı istiyorum diyor. Neden evde bir hapis hayatı sürdürecekmişim diyor. Bende yaşamak istiyorum, tanrının bana biçtiği bu rolü reddediyorum diyor. Olayın özü, tüm hikaye bundan ibaret. Anlayacağınız, günümüzün kadını tam gaz cehenneme doğru yol almış gidiyor.

Kadın ile anne arasındaki fark;
kadın doğurur, anne ise büyütür. Farkı anladınızmı? Çocukları doğurmak değil, büyütmek bir kadını anne yapar. İslam dini annelik vasfını çocuğu doğurana değil, çocuğun başında nöbet tutana verir. Değerli okurlarımız; Ayetlerde kadına iki türlü hitap edilir, birisi kadın olarak diğeri ise anne olarak. Bu ikisi birbirinden farklı. Çocuğunu başkalarına bırakıp dünya malı ve makamı peşinde koşturanlar, çocuk doğurmuş olsa bile onlara anne denmez. Onlar birer kadın. İslam dinide kadını değil anneyi yüceltir. Örneğin; Kur'an-ı Kerim Ayetleri bir erkeği kadına üstün kılar, bir anneye ama değil. İslam dininde kadın ikinci sınıftır, bir anne ama değil. 

Hadis. kıyamet alametlerinden birisi, kadının dünya süsü dünya malı için çocuklarından vazgeçecek olması. Günümüzde de bunu görmüyormuyuz, ilk önce işim demiyorlarmı? Çocuk yapmak için meslek veya kariyer hedeflerini yakalayıncaya kadar beklemiyorlarmı? Doğum yapar yapmazda yeni doğanı büyük anneye, bakıcıya bırakıp tekrar dünya malı ve şehveti peşinde koşturmuyorlarmı? 


Kimi kendinize örnek alıyorsunuz? Bazılarınız magazin dünyasındaki kadınları kendisine örnek alır bazılarıda kariyer sahibi kadınları, eğer Müslümansanız lütfen bunu yapmayın. O kadınlar size örnek olamaz. O kadınlar cadılar bayramını kutlar, o kadınlar bekarlığa veda partisi verir. Bunlar mini eteği gelişmişliğin bir simgesi olarak görür, özel uçaklara atlayıp haftasonu alış verişini new yorkta yapar. B
unlar başörtülü birisi ile yan yana gelmekten utanır, sakallı birini gördüğü zaman öcü görmüş gibi yolunu değiştirir. Bunlar size bir örnek olamaz. Bunların hayatları zevk, sefa, süs, eğlence, gösteriş, kibir ve haram gibi Allahın nefret ettiği ne kadar şey varsa bunu içerir. Siz bu kadınları örnek alıp bende iş kadını olacağım derseniz, geçmiş olsun size. "Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah, bununla ancak onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor" (Tevbe Süresi; 55). Örneğin; twitterde istanbul sözleşmesi can kurtarır amblemi içinde kendi profil fotolarını paylaşan kadınlara bir bakın, bunlar size anadoludan türemiş görünüyormu? Anadolu ahlakı ve irfanı ile bezenmiş görünüyormu? Lütfen, birisini kendinize örnek almadan yaşantısına, aile durumuna ve temsil ettiği değerlere bakın. Örneğin; hiç evlenmişmi, çocuğu hiç olmuşmu, boşanmışmı, aileden gelen bir zenginlik varmı bunlara bakın. Eğer hiç evlenmemişse, hiç çocuğu olmamışsa, boşanmışsa, aileden gelen rahat bir yaşantısı varsa o zaman bunlarda size örnek olamaz. Bunlar bol keseden sallar. Kendilerin bir aile yaşantısı yokki size ailenin kutsiyetinden bahsedebilsinler. Çocuklarını iki yıl boyunca emzirmişmi, dört çocuk yapmışmı, çocukları kendisi büyütmüşmü, eşine her akşam yemek pişirmişmi, erkeğin özel ihtiyaçlarını karşılayabiliyormu, eğer birilerini kendinize rehber alacaksanız bunları ve dahasını lütfen araştırın. Aile demek yeryüzü yaşamı demektir. Bunun yok oluşuna sebep olursanız bunun hesabını ahiret hayatında ödeyemezsiniz. O yüzden lütfen kimleri kendinize idol aldığınızı çok iyi hesaplayın. "Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez" (Bakara Süresi; 86). Hem dünya nimeti hem aile olamazmı? Olamaz. Siz annelik dışı bir göreve göz diktiğiniz an mutlaka ve mutlaka o yolda bir çok değerinizden vazgeçmeye mecbur bırakılırsınız. Ya eşiniz ya çocuklarınız ya ev işleri ya iffetiniz ya ahlakınız ya sağlığınız ya huzurunuz ya helal rızık, bir çok şeyi kayberdersiniz. İş hayatına atılmanın bedeli size o kadar ağır olurki, son nefesinize geldiğinizde deydimi buna dersiniz. O yılların nasıl geçtiğini anlamadan bu dünyadan ayrılır gidersiniz. Ahiret hayatı ile yeryüzü hayatı bir arada olmaz. Birilerin bu dünyada önü açılıyorsa, bilinki açıldığı kadar ahiret hayatından kaybediyor. Kişi bir gram yeryüzü nimeti elde ediyorsa, bilinki karşılığında bir gram ahiret hayatı nimetinden kaybediyor. 


Size Ayetlerden bir hikaye anlatacağız. Yazının girişinden bu yazının nereye gideceğini anladınız sanırım. Yazımızda size bir hikaye anlatacağız, başlıkları alt alta sıralacağız, sonunda ortaya bir hikaye çıkacak. Kendinizi bütün ön yargılardan arındırın ve bu hikayeye kulak verin. Kadınla ilgili Ayetler bir hikaye anlatır, biz size Ayetler üzerinden bu hikayeyi anlatacağız. İlk yaratılıştan başlayacağız, peygamber kadınlarına kadar götüreceğiz. Bu hikayeyi biz değil Kuran-ı Kerim anlatıyor. Şahsi görüşümüz değil, Ayetlerin kendisi anlatıyor. Biz sadece farklı Sürelere serpiştirelen Ayetleri aldık, bir sıralamaya tabi tuttuk. Bu sıralamadanda bir hikaye çıktı. Biz bu yazımızda size bu hikayeyi anlatacağız. Bir başlık bir Ayet. Başlıkları kendi başına değerlendirmeyin. Hikayeyi bir bütün olarak ele alın. Gizem bütünlükte yatıyor. Bir Ayete göre hareket ederseniz yanılabilirsiniz, hikayenin tümünde ama değil. Örneğin; art niyetli bir kişi bir Ayeti kendi lehine yorumlayabilir ama 4-5 Ayeti aynı anda lehine yorumlamaya kalkıştığında yorumlar arasında çelişkiler oluşmaya başlar. Bir Ayette sizi aldatabilir, ama 4-5 Ayeti aynı anda kendi lehine çeviremez. O yüzden Ayetleri tek tek ele almayın, bir bütün olarak ele alın. Biz bunu yaptık, kadınla ilgili tüm Ayetleri bir araya getirdik. Birisini belki reddedersiniz, belki ikincisinde ben öyle düşünmüyorum dersiniz, belki üçüncüsünede itiraz edersiniz, ama tümüne itiraz etme şansınız yok. O yüzden Ayetleri birey olarak değilde bir bütün olarak ele alırsanız, hem nefsiniz ve şeytanınız tarafından kandırılmaktan kurtulursunuz, hem art niyetli mealler yazanların tuzağına düşmezsiniz. Ayetler her zaman birbirini destekler. Artı, eğer birisi size bu konuyla ilgili bir Ayet anarsa, Ayetin bu konuyla igili olup olmadığına bakınız. Örneğin; kadını iş hayatına sürüklemek isteyenler bir Ayetten bahseder, konuşmanın geri kalanını hadis, kültür ve zamanın şartlarını anlatarak geçirirler. Bahsettikleri Ayette genelde konuyla ilgili olmaz, çünkü kadını iş hayatına itecek bir Ayet bulunmaz.

Şahsi görüşümüz ne?
Allahı, peygamberimizi ve kitabımızı saymazsam, yeryüzü yaşamımın merkezinde üç kişi var. Birisi annem, ikincisi kız kardeşim ve üçüncüsü kız kardeşimin kızı. Yazıyı okurken kadına karşı bir önyargı beslemediğimi, kadına bir mal gözüyle bakmadığımı lütfen bilin. Tam aksi; beni
en çok öfkelendiren kadına yönelik şiddet. Hayatımda en çok değer verdiğim üç kişi var ve üçüde kadın. Bilhassa kız kardeşimin kızı benim zayıf noktam. Çocuğum olsa, kızmı erkekmi istersiniz diye sorsanız; kız çocuğu derdim. Benim şahsi görüşlerim bunlar, ancak düzeni ben kurmadım, ipler benim elimde değil. Herkes gibi bende, ister hoşuma gitsin ister gitmesin ilahi düzene ayak uydurmak zorundayım. Size bu yazıda anlatacaklarım benim şahsi görüşlerim değil, Allahın kadın hakkındaki hükümleri. Allahın hükümleride kıyamete kadar geçerli. Ayetler dediğimizde zamana göre değiştirebilecek birşeyden bahsetmiyoruz. Kıyamete kadar geçerli yasalardan bahsediyoruz. O dönem öyleydi, şimdi farklı bir dönemde yaşıyoruz diye birşey yok. Allahu Teala, bu Ayetleri indirdiğinde kıyamete kadar bu yasalar geçerlidir dediğinde bilmiyormuydu bugünki konjonktürü? Elbette biliyordu. Allahu Teala kadınla ilgili Ayetleri indirdiğinde bugünün konjonktörünü biliyordu ve yinede o Ayetleri indirdi. Neden? İmtihan. Kurallar belli, dün bugün olayı yok, kurallar var. Ya kurallara uyanlardan olacaksınız ya da uymayanlardan. Karar sizde. Nacizane tavsiyemiz; İslam size ayak uydurmaz, sizin İslama ayak uydurmanızı bekler. Bu yazımızda biz sizlere kadının İslamdaki konumunu tüm çıplaklığıyla anlatacağız, umarız bundan ihtiyaç duyduğunuz ilhamı alırsınız. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Paralel Evren. Hikayemize başlamadan şunu bilmenizde yarar var, o da başka bir evrende bizlerin karşıt cinsleri yaşam sürdürüyor. Allah bu evrende var ettiklerini, başka bir evrende karşıt cins olarak var etmiş. Burada erkek olan orada kadın, kadın olanda erkek. Bazı kadınlar diyor ya, ben erkek olsaydım evi öyle güzel idare ederdim veya dünya'yı kadın yönetseydi dünya daha iyi bir yer olurdu diyen kadınlar var ya, o kadınlara küçük bir süprizimiz olsun, merak etmeyin başka bir evrende siz erkeksiniz ve bunun sonucunu tahmin edin bakalım; iki evrende de yaşanılanlarda hiçbirşey değişmiyor. Siz erkek olsaydınız kocanızın yaptığı aynı yanlışları ve uğradığı aynı zararlara uğrayacaktınız. Kader denilen birşey var, cinsiyetinizi değiştirerekte bunun önüne geçemiyorsunuz. Bir gün Allahın huzuruna çıktığınızda beni kadın yarattın, ben erkek olsaydım bunlar başıma gelmezdi mezaretine sığınmamanız için Allah sadece bir evreni sizin karşı cinsinizden var etti. Hani nerede Allahın adaleti diyen olabilir, neden ben evde kalmak zorundayım diyen olabilir, bu arkadaşlar bilsinki başka bir evrende siz erkek olarak var edildiniz ve erkekliğin özgürlüğünü yaşıyorsunuz. Bu alemde erkekliğin özgürlüğünü yaşayanlarda o alemde hayatın kısıtlamaları ile boğuşuyor. Buradan ne dersi çıkarmalısınız; demek Allah kimseye haksızlık etmiyormuş. Burada özgür olan orada değil, orada özgür olanda burada değil. Biz bu yazımızda kadının konumunu anlatırken, kadınlarımız fazla heyecanlanmasın, biz sadece bu evredenki sizden bahsediyoruz, başka bir evrende siz erkeksiniz ve özgürsünüz.


Hikayemiz;

GÖKTE- erkek yaratılır. ademin yaratılışı. "Hani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım" (Hicr Süresi; 28).


GÖKTE- erkek bir eş ister. "Sizi bir nefsten yaratan ve onunla sükûn bulmanız için, ondan onun eşini yaratan O’dur...."(Araf Süresi; 189). Tefsiri: adem babamız yalnızlıktan yankınır ve bir eş ister. Allahta hz ademin nefsinden hava anamızı yaratır. Buradan çıkarmanız gereken ilk ders; erkek ile bir kadın asla eşit olamaz, çünkü yaratılış öyküleri birbirinden farklı. Erkek, Allahın isteği üzerine yaratılmış, kadın ise erkeğin isteği üzerine. Fark iki; erkek yoktan var edilmiş, kadın ise erkekten. Özet: erkek, Allahın duası sonucu ortaya çıktı, kadın ise erkeğin duası sonucu. Bu ikisi hiç birbirine eşit olurmu? Erkek yoktan var edilmiş, kadın ise erkekten. Hiç kaynağın kendisi, kendisinden oluşturana eşit olurmu?

   - duanıza dikkat edin. Bazen dualar olduğu gibi kabul edilir. Yanlış kelimeler kullanırsanız hapı yutarsınız. Örneğin; adem babamız yalnızlığını gidermek için bir eş istedi. Allahta ne bir gram artı ne de bir gram eksik, tam bu dua doğrultusunda kadını var etti. Hz adem ne istedi; nefsine hitap edecek ve yalnızlığını giderecek birisini istedi. Allahta o doğrultuda süse ve eğlenceye düşkün, yeni canlılar doğurabilecek birini var etti. Hata nerede? Duasında benim hilafetime göz dikmeyecek ve bana itaat edecek birini var et demesi gerekirdi. Etmedi ve belasını buldu. Cenneten kovuldu.

Gökte- eşini yarattıktan sonra erkeği, iblis konusunda uyarır. "Bunun üzerine: Ey Âdem! dedik, bu, hem senin için hem de eşin için büyük bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra yorulur, sıkıntı çekersin!" Tefsir; dikkatinizi çektiyse bu uyarı adem babamız yaratıldıktan sonra yapılmaz, hava anamız yaratıldıktan sonrası yapılır. Bu ne anlamı geliyor, erkeğin hayatı rahat, ne zamana kadar; bir eş edininceye kadar. Kişi eş edindiği an mahremiyet, kimlerle oturup kalktığı, bunlar ve dahası artık dikkate alınması gerekiyor.

GÖKTE- erkeği halife kılar.
"Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti..." (Bakara Süresi; 30). Tefsiri; Allahu Teala adem babamızı var eder ve onu halife kılar. Buradan çıkarmanız gereken ikinci ders havanın değil hz ademin halife kılınması. Eğer Allah nezdinde kadın, erkeğe eşit olmuş olsaydı o zaman Allah bir halife yaratacağım demez, iki halife yaratacağım derdi.

GÖKTE- erkeğin üstünlüğünü tescil eder.
"And olsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Adem’e secde edin! Diye emrettik. İblis’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı" (Araf Süresi; 11).  Eğer Allah nezdinde kadın, erkeğe eşit olmuş olsaydı o zaman "ademe secde edin" yerine, "adem ve havaya" secde edin denilirdi.

GÖKTE- kadını kendisine muhatap almaz. "Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz” (Bakara Süresi; 35).
Adem babamız halife olarak yaratılır ve cennete yerleştirilir. Belasını arayan belasını bulur misali, adem babamız göğün nimetlerine burun kıvırtır ve dahasını ister, bir eş ister. Bu isteği üzerinede Allah, hava anamızı var eder. Bundan sonrasıda Allahın tavırları çok ilginç olur, Allah evin yeni üyesini hiç bir konuda kendisine muhatap almaz. Sen istedin, sorumluluk sende ey adem dercesine, Allahu Teala hiçbir konuda hava anamızı kendisine muhatap almaz. Hiç dikkatinizi çekmedimi, Kur'an-ı Kerimin hiçbir yerinde hava anamıza hitap edilmez, neden? Hani eşitlikten bahsediyorsunuz ya, herhalde Allahtan daha adil olduğunuzu sanmıyorsunuzdur, Allah neden hava anamızla konuşmaz? Kur'an-ı Kerimde Allah ile adem arasındaki konuşma aktarılır, iblisle geçen konuşma ama hava anamızla ilgili tek bir konuşmaya yer verilmez, neden? Allah katında geçen tüm konuşmalarda, hep ademe hitap edilir. Örneğin; ey adem denilir, ey adem ve hava denilmez.

GÖKTE- erkek, yöneticilik görevi yerine getirmez.
"And olsun biz, daha önce de Adem’e (öğüt) vermiştik. Ne var ki o, (öğütü) unuttu. Onda azim de bulmadık" (Taha Süresi; 115). Tefsir; hz adem yumuşak huylu yaratılmış. Azimden yoksun bir yapıya sahipti. Günümüzün tabiriyle layt erkek tipi bir yapısı vardı. Hava yaratıldıktan sonra, ademle top gibi oynadı. Buraya gel adem buraya git adem, şunu yap adem şunu yapma adem vs. Adem kendisi yönlendirmesi gerekirken, yönetilen kendisi oldu. Kadının ağzı ile hareket etmeye başladı. Sonuç; sonucu çok ağır oldu. Kadının ağzı ile hareket etti, cennetten kovulmamıza sebep oldu. Buradan çıkarmanız gereken üçüncü ders, kadın yönetimi ele aldığında bunun sonucu iyi ve hayrlı olmuyor. Kadına yönetimi devrettiğinizde erkeği yönetici kıldık Ayetini çiğnemiş oluyorsunuz, Ayetlerin çiğnendiği bir yerde de hayrlı işler yeşermiyor.

   - not: gökte yaşanılan olaylar ile Allah bizlere neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatıyor. Yeryüzü yaşantımız için normları bize belirliyor. Yoksa siz gökteki hadiselerin tesadüfen geliştiğinemi inanıyorsunuz? Bu kıssaları Kur'an-ı Kerim boşuna anlatmıyor. Buradan bizlerin yeryüzü hayatı için çıkarması gereken dersler var. Bu derslerden biriside gökten kovulmamıza sebep olan kadının olduğu bilgisidir. Erkek yönetimi kadına devrettiği an gökten kovulduk. Size bir milyonluk soru; kadına yönetimi devretmemiz Allahın bizi kovmasıyla sonuçlandıysa, yeryüzünde yönetimi tekrar kadına devrederek Allahın bizi
cennete nasıl geri almasını bekliyorsunuz? Akıl var mantık var, eğer kadının peşinde koşmak bizleri cennetten kovdurtuyorsa, yeryüzünde kadının peşinde koşmak nasıl bizleri cennete geri götürecek? Kovulmaya sebep olan hata, sizi tekrar kovulduğunuz yere geri götürürmü? Kadın gökte yönetimi ele aldığında bizi aydınlığa ve huzura taşımamışki, yeryüzünde taşısın. İnanılır gibi değil, ders çıkarmamışcasına aynı hatayı yeryüzünde de yapıyoruz. 

GÖKTE- erkek yönetimi kadına bırakır, kadında ihanet eder. Adem çok ezik bir karakter ve yeni eşinin peşinden koşturur durur. Bir müddet sonra kadın durumu anlar ve derki, demek burada asıl olan benim. Bu ezikten adam olmaz, sürekli benim dediğimi yapıyor, demek burada yönetmen benim demeye başlar. Başlarda erkeğe bir saygı duyuyordu, erkeğin bu ezik hallerini görünce ama bir müddet sonra o saygıda toz duman olup gider. Kadında bu tarz düşünceler oluşmaya başladığı anda geçmiş olsun, artık o kadından o erkeğe hayr gelmez. Neden? Kadının içgüdüleri güçlü bir erkeği arzular, siz bakmayın kadınların yönetici olmak istemesini, her kadın içgüdüsel olarak güçlü bir erkeği, kendisini yönetecek koruyacak ve domine edecek bir erkeği arzular. Kadın korunmak ve sahiplenilmek ister. Zayıf erkeklerde kadının bu içgüdüsel ihtiyacını karşılayamaz. Ne olur? Kadın bu ihtiyaçlarını karşılayacak başka erkeklere yönelir, yönelmesede Allah öyle bir erkeği ona musallat eder. Gökte olduğu gibi. Hava anamız hz ademe olan saygısını yitirdi, Allahta ne yaptı; iblis adında bir erkeği ona musallat etti. İbliste hava anamızın aklını çeldi ve hava anamızı, Allaha ve hz ademe ihanet etmeye sürükledi.

   - not: saygı kendiliğinden gelmez, bir kişinin size saygı duyması için bir vasfınız olması gerek. Erkek, saygıya değer bir vasıf taşımıyorsa kendisine saygı duyulmaz. Erkeğine saygı duymayan kadına ne olur? Başka bir erkek musallat olur. Havaya iblis musallat olduğu gibi. O erkekte o kadının aklını çeler ve o kadını ailesine karşı ihanete sürükler. O kadını Allahta korumaz çünkü Allahın koruması için o kadının ilk önce Allahın Ayetlerine riayet etmesi gerek. Hangi Ayetleri; saliha kadınlar itaatkardır ve biz erkeği evin yöneticisi kıldık Ayetlerine riayet etmesi gerek. İlahi düzen çok basit, hangi konuda Ayet çiğniyorsanız o konuda korumanız üzerinizden kalkar. İffet, namus, ahlak bunlar sizi bir yere kadar taşır, eğer bir kadın kocasına saygı duymuyorsa gönlünden ne tarz bir erkek geçiyorsa o tarz bir erkek karşısına çıkartılır. O erkekte kadını ikna edinceye kadar kadının peşini bırakmaz. Kadın ihaneti gerçekleştirdikten sonrada, hatasını anlar ve ne yaptım ben der. İşte, ben ne yaptım diyen kadınların arasına havada girer. 


   - senaryo önden belirlenmiş ise özgür irade nerede, hava ve iblis'in suçu ne diyenlere kader konusundaki yazımızı okumanızı tavsiye ederiz. Senaryoyu Allah yazar ve kişiler oynar, ancak Allah bu senaryoyu kişilerin niyetine göre belirler. Bunların kaderinde bir ihanet yazıldıysa demek bunların kalplerinde hiyanetlik vardı. O ihanet ne zaman ve hangi koşullarda
gerçekleşecek, içeriği ve sonucu ne olacak bunun detaylarınıda Rabbim yazar. Siz bir niyet ile kaderinizin fitilini ateşliyorsunuz, detaylarını Rabbim yazar ve çizer.

GÖKTE- Allah hayal kırıkılığına uğrar. "Bunun üzerine onlar o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı" (Taha Süresi; 121). Tefsiri; hz adem bir emire karşı geldi, yasak olan birşeyi yaptı. Bununda bir cezası olması gerekiyordu; "Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına kaktık." (Tin Süresi; 4-5). Ne cezası aldı? İnsan temiz ve güzel bir ortamda var edildi (cennet). İnsan ama bu nimetlere ihanet etti, harama göz dikti ve isyan edenlerden oldu. Sonrası; ademin nesilleri temiz bir ortamda (cennet) gözünü açmaktan mahrum bırakıldı, tam aksi kanlar içinde, küçük ve büyük abdestin çıktığı noktanın tam ortasından dünyaya gelmeye mahkum kılındı. ağıların aşağısı denilen nokta, gövdenin en alt noktasıdır (mahrem yer). Çevirdik kelimesinin anlamıda, doğum esnasında başı aşağıya dünya gelmek.


GÖKTE- erkeği ve kadını birbirine düşman olarak dünyanın farklı noktalarına kovar. "Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker”  (Taha süresi; 123). Tefsiri; cennet temiz olanların mekanıdır, kirlendiğiniz an orada kalamıyorsunuz. Adem babamız, hava ve iblis gökte yaşıyorlarda, sonrası asilerden oldular. Bir yasağı çiğnediler yani kirlendiler. Kirlendiğiniz anda cennette kalamıyorsunuz, ilk önce o kiri yakmanız gerekiyor. Cennette yapılan bu yanlışın yakma yeri olarak yeryüzü öngörülmüş. Burada yapılan yanlışın bedelinide cehennemde yakıyorsunuz. Sistem aslında çok basit. Başarısız oldukça küme düşüyorsunuz. Gökten bir tabaka aşağıya (yeryüzü), buradanda bir tabaka daha aşağıya (cehennem). Burada ilginç olanı, Allahın birbirinize düşman olarak inin demesi. Adem babamız ve iblisi birbirine düşman kılmakla kalmıyor, kadınıda ademe düşman kılıyor. Sizler sadece insan ile iblis soyun birbirine düşman olduğunu zannediyorsunuz, durum bu değil, kadında erkeğe düşman kılınmış. Kadın, erkeğin yeryüzü hilafetine gözünü diker, iblis ise ahiret hilafetine.

   - birbirinize düşman olarak inin der Allah. Siz böylesine ağır cümleleri kime sarfedersiniz; sürekli kavgalarından ve şikayetlerinden bıktığınız ve kovduğunuz kişilere sarfedersiniz. Demek kadın sürekli erkekten şikayetçi oldu, erkekte kadından. Demek vıdı vıdı tantana gökte başladı.

- bu olayın üç faili var, birisi adem diğeri hava ve üçüncüsü iblis. Bunların arasında en suçsuzu hz adem olmasına rağmen, Allah "adem Rabbine asi oldu" der. Neden? Allahın güvendiği ademdi, yönetici yani sorumlu kıldığı ve kendisine muhatap aldığı ademdi, ademinde bu suça karışması, en büyük hayal kırıklığı oldu. Bu Ayet ilede Allah bunu dile getirir ve gökte yaşanılan olayların hesabını ademe keser. Örneğin; ademi hindistanın yağmur ormanlıklarına atar. Soğuk, yağmurlu ve her türlü vahşi hayvanın içine atar. Hava ise, arabistanın çölüne atılır, daha ılımlı bir iklim ve ortama atılır. Hayatta kalma sıkıntısı kendisine yaşatılmaz. Kadın korunması gerekir çünkü yaratılışı bunu öngörür. Allahta o konuda hava anamıza haksızlık etmez. Buradan çıkaracağınız dördüncü ders; yeryüzünde kadına kıyak geçilmiş, yeryüzünün yükü kadının omuzlarına bindirilmemiş. Hayatta kalmak için ne gerek; rızık. Rızık temininden de kim sorumlu kılınmış; erkek. Erkeğe, seni yönetici kılmıştım, uyarılarımı sana yapmıştım, insanoğlun yeryüzüne itilmesinden sen sorumlusun, burada beslenmesi ve hayatta kalmasından da sen sorumlusun artık denilmiş. Örneğin; şirket zarar yaparsa işçiler bundan sorumlu kılınmaz, yöneticiler kılınır. Allahta gökteki başarısızlıktan adem babamızı sorumlu kılmış. Kadına ceza kesmemişmi? Kesmezmi. Kadına ne cezası kesmiş, gelin birlikte bir de yeryüzünde yaşanılan hadiselere bakalım;



yeryüzü yaşantısı başlar, yeryüzünde geçenler

YERYÜZÜ- adem tövbe eder. "Bu durum devam ederken Âdem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır" (Bakara Süresi; 37). Tefsir: hz adem yeryüzüne atıldığında çok pişman olur çok üzülür çok ağlar ve çok dua eder. Bu dualar ve üzüntüsü üzerine gökten ilhamlar almaya başlar. Rivayetlere göre, bu ilhamlar peygamberimizle ilgili. Cennetteyken peygamberimizin ismini bir yerlerde yazılı olduğunu hatırlar. Peygamberimiz sav yüzü suyu hürmetine beni bağışla der ve bunun üzerine tövbesi kabul olur. Yine rivayetlere göre 200 yıl boyunca ağlar, bağışlanmak ister.

YERYÜZÜ- hava, tövbe etmez. "Onlara, Adem'in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat: İkisi birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti. Kabul edilmeyen, "And olsun seni öldüreceğim" deyince, kardeşi: "Allah ancak sakınanların takdimesini kabul eder" demişti" (Maide Süresi 27). Cennetten kovulduktan sonra adem babamız tövbe eder, hava anamız ama değil. Hava anamızın tövbe etmediğini nereden anlıyoruz, kabilin habili öldürmesinden. Bakara Süresi 37 bize adem babamızın tövbe ettiğini ve bu tövbesinin kabul edildiğini anlatır. Maide Süresi 27-31 de bizlere kabilin habili öldürdüğünü anlatır. Kabilde olan bu kötülük nereden geldi? Bizler biliyoruzki çocuklarda görünen kötülük atalardan gelir. Bu kötülük adem babamızdan gelemez çünkü adem babamız tövbe etti ve peygamber kılındı. G
eriye tek şık kalıyor, o da hava yani kadın. Kabile seriyat eden o kötülüğün bir tek kaynağı olabilir, o da kadın. İşlenen suçun içeriğini incelediğimizde, kabil'in Allaha adak vermede gönüllü olmadığı yani Allaha bir isyan içinde olduğunu görüyoruz. Oğuldaki kötülük havadan geliyorsa demek bu isyankar hisler havada da var. Demek hava anamız, cennetten kovulmayı hazmedememiş. Kovulmak kendisine çok koymuş olmalıki, göğe karşı içinde bir öfke ve kin birikimiş. Bu kinde evlatları arasında kabilde açığa çıktı. 

YERYÜZÜ- kötülüğün kaynağı kadın. Gökten kovulmamıza sebep olan kadındı, yeryüzünde ilk kanın akıtılması ve yeryüzünde insanlar arasında kötülüğün açığa çıkmasının kaynağıda kadındır. Okumaya devam edin, gururunuzu o azgın nefsinizi daha çok inciteceğiz...


YERYÜZÜ- erkeği yine yönetici olarak atar. Ademin tövbesi sonrası adem ve hava bir araya getirilir ve aile kurulur. Erkeğide Allah bu müesseseye yönetici olarak atar. Hangi kriterlere göre bu atamanın yapıldığınıda anlatır; "Erkekler kadınlar üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından harcamaktadırlar.." (Nisa Süresi; 34). Tefsiri: bu Ayetten çıkaracağınız çok ders var, bunlardan birisi erkek ve kadının birbirine eşit olmadığı. Erkek ve kadın birbirine eşit olamaz, çünkü bu Ayet erkeğin daha üstün bir yaratılışa sahip olduğunu söylüyor. Bu Ayet ile Allah birşeyi daha yapar o da idarenin kimde olduğunu söyler. Kadın yönetici olamaz veya olduğunda bu hayrlara vesile olmaz, çünkü kadın idareyi devraldığında bu Ayeti çiğnemiş oluyor. Örneğin; bir kadın bir gurup erkekler üzerine idarecilik yapıyorsa hem o kadın hem o kadını atayan kişiler Allahın bir Ayeti çiğnemiş oluyor ve bunun onlara ağır bir bedeli olur. Bunları bilmiyordunuz değilmi, bunları size anlatmayanlarda elbette bir gün hesaba çekilecek. Bu Ayet ile Allah birşeyi daha belirtir o da harcamanın kim tarafından yapılacağını belirtir, yani kazancı erkek ile ilişkilendirir. Neden? Erkeğin yaratılıştaki o üstünlük yeryüzünde de devam etmesi gerekiyor, fakat gökteki üstünlük tanımı ile yeryüzündeki farklı. Allahın üstünlük tanımı ile insanın tanımı farklı. Yeryüzünde üstünlük mal ve maddiyat ile ölçülüyor. En çok mal en çok kazanç kimdeyse en üstün o oluyor. Allahta bu Ayet ile kazancı erkek ile ilişikilendirerek yaratılıştaki o üstünlüğü yeryüzünde de devam etmesini sağlıyor. Kadını iş hayatına attığınızda ama ne yapıyorsunuz; bu Ayeti kırıyorsunuz. Kadının çalışmasında ne mahsuru var demeyin; kazancı Allah üstünlükle ilişkilendiriyor. Kimde daha fazla kazanç varsa o diğerinden daha üstün olur, diyor. İşte biz kadının, erkek ile böylesine bir üstünlük rekabetine girdiğini görüyoruz. Bi nevi sidik yarışına. Şaşırdıkmı; hayır. Birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin diyerek Allah, bu uyarıyı bize zaten yapmıştı.

   - unutmayın; erkek için cennetten kovulmanın bedeli çalışmak. Bir erkek çalışmazsa bedeli ödeyemez, bedeli ödeyemezse cennette geri dönemez. Bu bedel kadın için doğum, çocuk ve yeryüzü nimetlerinden uzak durmak, erkek içinde çalışmak çalışmak ve çalışmak. Bu da çalışmayan erkeklere uyarımız olsun. Çalışmaz bunuda helalinden yapmazsanız, cennete giremezsiniz. Nokta!!


   - hanımlar; siz kendinizce benim bir erkekten ne eksiğim var diyor olabilirsiniz. Bu kendiniz için geçerlide olabilir, ama her kadın sizin gibi eğitimli ahlaklı ve kültürlü değil. Kendi seviyenizden dünyayı okumayın. İlahi düzen istisnalara göre var edilmez. Siz belki erkekler aleminde iffetinizi, ahlakınızı, ruh sağlığınızı ve bedeninizi korumuş olabilirsiniz, sizdeki o irade o ahlak ama kaç kişide var? Kendi bakış açınızla lütfen dünyayı okumayınız. Çevrenizdeki en zayıf halkayı bulun ve onun gözünden dünyayı okuyunuz. Çevrenize bir bakın. Yaparsın, edersin, senin neyin eksik diye gaz verdiğiniz genç kızların her biri genç yaşlarda teker teker iflas ediyor. Hayat, sizin dizilerde aktardığınız gibi hizmetçilerden lüks yaşamdan, yalılar ve villalardan ibaret değil. Bir tv programında sunucusunuz veya bir dizide rol alıyorsunuz veya bir sanatçısınız veya bir memur; zaptettiğiniz makamların kaçı açık, kaç tane açık pozisyonunuz var? Belki bir avuç belki daha az. Siz ama kaç genç kıza gaz veriyorsunuz; milyonlara. Varsayalımki bir kaçı dizilerinizde yer almayı başardı, memur olabildi doktor olabildi geri kalan milyonlara ne olacak? Genç kızlarımıza çok büyük kötülük yapıyorsunuz. Sen yaparsın edersin gazı ile bu genç kızları o güvenli limanlarından alıyor, o huzur içeren evlerinden kopartıyor ve onları açık denizlerde ölüme terk ediyor, yalnızlığa, tacizlere ve Allaha isyana sürüklüyorsunuz. 

YERYÜZÜ- kadını bu sefer uyarır, bu atamaya itiraz etmemesini söyler.
"..Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır..." (Nisa Süresi; 34).

YERYÜZÜ- erkeğede bu sefer sana itiraz edeni cezalandır der. "...Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür (Nisa Süresi; 34). Tefsir; kadınların en çok rahatsız olduğu Ayet bu Ayet. Ellerinde imkan olsa silip atacaklar. "Andolsun biz Musa´ya Kitab´ı verdik. Ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa´ya da deliller verdik. Ve onu, Rûhu´l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Ama ne zaman size bir peygamber nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirdiyse büyüklük taslayarak kimini yalanladığınız kimini de öldürdüğünüz, doğru değil mi! (Bakara Süresi; 87). Yahudilerin hoşlarına gitmeyen Ayetleri reddetmesi gibi; "Andolsun biz, Israilogullari´ndan söz aldik ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber nefislerinin hoslanmadigi bir sey getirmisse, bunlardan bir kismini yalanlamislar, bir kismini da öldürmüslerdir (Maide Süresi; 70 ). Bu kadınların kalbindeki iman demek yahudilerin kalbindeki iman kadarmış. Bunların başlarındaki örtülere, kıldıkları namazlara kanmayın, bunlar imanı henüz kalplerine seriyat etmiş değil. " Bedevîler «İnandık» dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama «Boyun eğdik» deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah'a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir." (Hucurat Süresi; 14)

   - bakınız; yahudiler ile aynı akıbeti paylaşmak istemiyorsanız hoşunuza giden Ayetlere inanıp hoşunuza gitmeyenlere inanmamak yapmayın. Tüm Ayetlere eşit inanın eşit biat edin. İki; bir Ayete göre olayları yorumlamayın. Birilerin sizi bir Ayete odaklamasına, sonrası bakın Allah ne kadar zalim, İslam ne kadar vahşi deyip sizleri Allahın adaletini ve İslamı sorgulamasına itmesin.
Hikayeyi baştan sona kadar okuyun sonrası olaylar hakkında bir yorum getirin. Bu hikaye cennette başlar, bir kovulma ile sonuçlanır ve bu kovulmanın sebebide kadın ve iblistir. Bu ikisi yeryüzünde de ittifak halinde ademin oğullarına karşı savaş açmış durumda. Şimdi; Allah iblisten uzak durmamızı emreder, fakat kadından uzak durma şansımız yok. Kadın erkeğin isteği üzerine var edilmiş, bu sorumluluğuda sonsuza dek omuzumuzda taşıyacağız. Bu hikayede de
kadın bizi içten yıkan kişi rolünü oynuyor. Kale içten yıkılırmış misali, büyüttüğümüz kızlarımız ve eşlerimiz iblisle iş tutup erkeğin iktidarına son vermek istiyor. Örneğin; erkek ve kadın eşittir dediğiniz an erkeği halifelik tahtından indirmiş oluyorsunuz. Allahta bu şer ittifakını baştan bildiği için ve erkeğin hesap gününde, ben laf dinletemedim gibisine mazeretlere sığınmamamız için, cennette vermediği bir yetkiyi veriyor; gerekirse döv diyor. Ne yap et kadını kontrol et, tüm yetkini kullan, ikinci bir şansın yok ey ademoğlu diyor. Kadını dövme olayını şu şekilde bakarsanız daha sağlıklı olur; anne nezdinde bir çocuk ne ise, erkek nezdinde de kadın o. Çocuk anneden çıkıyor, kadında erkekten çıkmış. Bir anne nasıl çocuğunu dövme yetkisine sahipse, erkeğede kadını dövme yetkisi verilmiş. Aslında olayın özü ne biliyormusunuz; bu bir iman meselesi. İmanı sağlam birisi, Rabbim bunu söylediyse bunu sorgulamak haddime değil der. Rabbim söylediyse bildiği birşey vardır der. İmanında sıkıntısı olan ise bin dereden su getirir. Bu Ayete binbir çeşit izah getirmeye çalışır.

   - not: bu Ayet kadını dövebilirsiniz derken yumruklamadan bıçaklamadan, kadına zulüm etmekten veya kadına işkence etmekten bahsetmiyor. Neyden bahsediyor; Kur'an-ı Kerim bu konuda da bizi gizemde bırakmamış, dövme nasıl gerçekleşebilir bununda örneğini bize vermiş; "Eline bir demet ot al da onunla vur, yeminini böyle yerine getir. Gerçekten biz Eyyub'u sabırlı (bir kul) bulmuştuk. O, ne iyi kuldu! Daima Allah'a yönelirdi" (Sad Süresi; 44). Bizim tavsiyemizde bu yönde; karınıza güzel bir dil ile uyarın, dinlemez ise yatağınızı ayırın, halen dinlemez ise o zaman bir ot süpürgesi veya bir çalı süpürgesi alın ve onunla dövün. Elinizle karınıza temas etmeyin, süpürgenin sapıyla yani sert cisimlede vurmayın. Bir demet çalı veya ot, acıtmayacak şekilde vurun. Acıtmıyacaksa o zaman dövmenin amacı nedir diye soruyorsanız, çok basit; buradaki amaç fiziki incinme değil, buradaki amaç kişinin gururunu yani nefsini kırmak.

YERYÜZÜ- kadına haksızlık etme uyarısını yapar. "Boşanmış kadınların uygun biçimde kocalarının imkanlarından yararlanma hakları vardır. Bu yolunu Allah ve kitap ile bulanlar için bir vazifedir" (Bakara Süresi; 241). Tefsir: kadınla ilgili Ayetleri okuduğunuzda, korumaya muhtaç olanın hakkı gözetilmesi gerekenin kadın olduğunu görüyoruz. Şimdi; koruyan kişi korunan kişiye hiç eşit olurmu?

   - İslamda kadına asla haksızlık edilmez, erkeğe kıyasla belki bir gram eksik verilir, bir adım sonra verilir ama verilir. Hatta çalışmasına müsade bile var. Hangi şartlar altında bunu yazımızın sonunda açıklıyoruz. Hakkını vererek annelik yapıyorsanız o zaman zaten yırttınız, Allah size öf denilmesini bile yasaklıyor. Size öf dedirtmeyen Allah size haksızlık edermi; etmez. "Rab’bin sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa kendilerine öf bile deme. Onları azarlama. İkisine de güzel söz söyle" (İsra Süresi; 23). Kadını, mal ve köle gören zihniyet şeytani bir zihniyettir, tamamıyla sapık bir felsefenin ürünüdür. İslamla ilgisi bulunmaz. İslamda olmayan birşey üzerinede İslamı ve erkekleri köşeye sıkıştırmaya kalkışmayın. Başkaların size yapmış olduğu haksızlığın faturasını İslama çıkartmayın. Başkaların size yapmış olduğu kötülükten ötürü, İslamın size biçtiği rolü sorguya açmaya kalkışmayın. İslam size haksızlık etmez, ama erkeğin hakkınıda yedirtmez. Nedir sizin İslamdaki konumunuz; bu yazı ile bunu sizlere açıklıyoruz, Ayetlerin ağzı ile açıklıyoruz. Nasihatı alan alır, almayan almaz. Biz bu yazı ile uyarı görevimizi yapmış bulunuyoruz.

YERYÜZÜ- eşinden memnun değilsen, birden fazla eş alabilirsin der. "Ve eğer yetimler konusunda adalete riayet edemeyeceğinizden korkarsanız, o taktirde hoşunuza giden (size helâl olan diğer) kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın.." (Nisa Süresi; 3). Tefsir; birden fazla kadın ile evlenme hakkı altında farklı nedenler var, detayları bu yazıda anmaya gerek yok. Anlamanız gereken; bu hak erkeğe verilmiş, kadına değil! Birden fazla yuva kurma yetkisi erkeğe verilmiş, kadına değil. Halen eşitmiyiz?

YERYÜZÜ- kadın üzerinde tam yetki verir. "Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın..." (Bakara Süresi; 223). Tefsir; kadınlarınız sizin tarlanızdır der, bunun ne kadar büyük bir söz olduğunu anlayanınız varmı aranızda? Bu erkeğe verilmiş o kadar büyük bir yetkiki, sadece bu Ayeti size anarakta bu yazıyı tamamlayabilirdik. Erkek eker (sperm), kadında mahsulü verir. İlahi düzen erkeğin ekmesi biçmesi (çalışması), kadınında o mahsülü (çocuklar) büyütmesi üzerine kurulmuş.

- eski çağlardaki insanlar toprağı kutsardı, kendilerine mahsül verdiği kendilerini hayatta tuttuğu için, bu inanç ne zamana kadar sürdü; gizemin toprakta değil tohumda olduğu anlaşılıncaya kadar. Tohum kimdeyse üstünlük onda olur, o yüzden küresel çete tohum bankaları kuruyor, tohumları kontrol altında tutmaya çalışıyor. Erkek ve kadın ilişkisinde erkekler tohumu verir,
veren elde alandan daha üstündür.

YERYÜZÜ- erkeğin makımına göz dikmeyin der. "Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır...." (Nisa Süresi; 32). Tefsir; hasetliğin kötü bir duygu olduğunu hepimiz bunu biliyoruz, fakat bunun bilinmeyen tarafı bu duygunun erkek ve kadın arası içinde geçerli olması. İnsan bu duygunun yeryüzü nimetleri için geçerli olduğunu sanıyor, erkek ve kadın arası değil. Bu Ayette bu yanılgıyı giderir, hasetlik duygusunu erkeğin makamı ile ilişkilendirerek erkeğe verilen yetkilerin kadın tarafından arzulanmamasını emreder. Örneğin; erkek çalışıyorsa bende çalışırım dediğiniz an haset etmiş oluyorsunuz. Örneğin; erkeğe o makamlar veriliyorsa banada verilmeli dediğiniz an haset etmiş oluyorsunuz. Erkek onu yapabiliyorsa bende yapabilmeliyim dediğiniz an haset etmiş oluyorsunuz. O yüzden nacizane tavsiyemiz, erkeğin hayatına ve yaşantısına göz dikmeden öncesi lütfen bin düşünün, çünkü bu duygularınız Allah nezdinde hasetlik boyutuna giriyor.

YERYÜZÜ- erkeğe rızıktan daha fazla verir. "Allah size, çocuklarınızın (mirası) hakkında şöyle tavsiye ediyor: Erkeğin payı, iki kızın payı kadardır..." (Nisa Süresi; 11). Tefsir: erkek ve kadın eşitmi; değil çünkü Allah mirastan erkeğe iki kat fazla pay veriyor. Eğer Allah kadını erkeğe eşit koysaydı o zaman kadınada mirastan eşit pay verirdi.

YERYÜZÜ- erkek ve kadın ilişkisinde, hep erkeğe hitap eder, kadını kendisine muhatap görmez. "Ve babalarınızın nikâhladığı (evlendiği) kadınlarla nikâhlanmayın. Geçmişte olanlar hariç. Muhakkak ki o, bir fuhuştur ve iğrenç bir şeydir. Ve kötü bir yoldur." (Nisa Süresi; 22)
"Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız..." (Nisa Süresi; 23) "Ve evli kadınlarla evlenmeniz (haram kılınmıştır), elinizin altında bulunan (harp esirleri) cariyeler müstesna...." (Nisa Süresi; 24) Tefsir: Ayetleri dikkatle okursanız Ayetlerin erkek merkezli indirildiğini görürsünüz. Kadına değil, erkeğe neler yapıp yapamayacağı söylenir. Örneğin; evli kadınlar ile evlenmeniz haram kılınmıştır denilir, burada kadına değil erkeğe hitap edilir. Size şunlarla evlenmek haram kılındı derken, yine erkeğe hitap edilir. Yeryüzü yaşantınız bir hikaye ortaya çıkarır, Allahta bu hikayenin erkek tarafından yazılmasını, erkek tarafından şekillendirilmesi ve yön biçilmesini istemiş. Ayetler bu kadar açıkken, bu kadar net erkeğe vurgu yaparken, gerçekten merak ediyoruz; kadınlar acaba hangi delile dayanarak kendilerini erkeğe eşit görüyor?

YERYÜZÜ- Ayetlerinde, erkeği hep ilk anar sonrası kadını. "Ve mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, birbirlerinin dostlarıdır..." (Tevbe Süresi; 71) "Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara orada ebedî kalacakları,..." (Tevbe Süresi; 72) "Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere,.." (Tevbe Süresi; 68) "Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar,..." (Tevbe Süresi; 24) "Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mü’min olarak iyi işler yaparsa,.." (Nisa süresi; 124). Tefsir: erkek ve kadın ile ilgili Ayetleri incelediğimizde erkeğin hep ilk önce anıldığını görüyoruz. Bu gerçektende çok ilginç. Ayetlerdeki kelimelerin sıralaması, anılan şeylerin değer ölçüsüne göre yapılır. En çok değerli olan ilk anılır, sonrası diğerleri. Eğer Ayetlerde birşeyler sıralanıyorsa bilinki önce anılanlar sonrakilerden daha üstün. Örneğin; erkek ve kadının geçtiği Ayetleri incelediğinizde erkeğin hep önce anıldığını görürsünüz. Kur'an-ı Kerimin hiçbir Ayetinde kadın, erkekten önce anılmaz. Mesela Ayetlerin beşinde kadın ilk önce anılmış olsa beşinde de erkek, o zaman erkek ve kadının eşit olduğuna yönelik elle tutulur bir dayanağınız olurdu. Fakat böyle birşey yok. Bir değil iki değil, erkek ve kadın kelimeleri aynı anda kullanıldığında hep erkek önce anılır, sonrası kadın. Bu konuyu ne kadar detaydan ele aldığımızı buradanda çıkarabilirsiniz, kelimelerin sıralamasına kadar konuyu inceledik. Kadınlara şunu sormak gerek; hangi kitaba hangi rehbere (peygamber) dayanarak kendilerini erkeğe eşit görüyorlar? Cevabını verelim; batı dünyası ve küresel çete. Savundukları şeyin uzaktan yakından İslamla ilgisi yok.

YERYÜZÜ- kadına ne yapar, kadını ev hapsine atar. "Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor" (Ahzab Süresi; 33). Tefsiri: bu Ayet belirli kavramları birbiri ile ilişkilendirir, bizim bu yazı için ders çıkarmamız nokta, evde oturmanın kirlerden arınmakla bağlantılı olması. Evde oturmayı Allah temiz kalmak ve kirlerden arınmakla ilişkilendirir. Neden? kadın doğar doğmaz ne günahı işlemiş olmalıki, Allah arınmaktan bahseder. Bu sorunun cevabı cennete dayanıyor. Kadın cennette hem Allaha hem ademe ihanet etti. Allahta; benim cennet nimetlerime ihanet ettin, bende sana ceza olarak yeryüzü nimetlerini yasaklıyorum der. Cennet nimetlerine karşılık yeryüzü nimetleri. Kıssasa kıssas. Kadının cennete geri dönebilmesi için yeryüzü nimetlerden uzak durmasını şart koşar. Bir nimetin değerini bilmedin, af edilebilmen içinde onun denginde bir nimetten vazgeçmen gerek denilir kadına ve yeryüzü nimetlerinden uzak tutulur. Kadını ev hapsine mahkum kılan düzen, cennette işlenen bir günahın diyetidir.

   - İslam dini kadının evde kalmasını öngörür, İslam alemide maalesef bunun nedenini ne kadınlara ne de erkeklere anlatabilmiş. Kadın evde kalacak denilir ama nedenlerini ne kadınlar bilir ne de erkekler. Artık biliyorsunuz. Evde kalma kişiyi günahlardan arındırır, temiz tutar ve gökte işlenen günahın kıssası alınır.


YERYÜZÜ- evden dışa çıkmak zorunda kalırsan o zaman tanınmamana dikkat et der. "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir" (Ahzap Süresi; 59). Tefsiri: örtünmenin iki boyutu var, birisi mahrem yerlerinizi örtmek diğeri ise dışa çıktığınızda gizlenmenizi sağlamak. Allah, kadının dış dünya tarafından tanınmasını istemiyor. Maalesef İslam alemi bu konuyu anlatamamış, örtünmenin birinci amacı ziynet yerlerinizi kapatmaksa, örtünmenin ikinci amacı tanınmamanızı sağlamak olduğunu anlatamamış. Kadınlar maalesef örtünün sadece ziynet yerleri ile ilgili olduğunu sanıyor, ziynet yerlerimi örttüğüm müddette istediğimi yaparım diyor; yanlış! İslam dini örtünmeyi emrediyorsa bunun bir nedeni tanınmamanız için. Eğer herhangi bir işiniz için evden çıkmak zorundaysanız, İslam dini buna izin verir, fakat tanınmayacak şekilde yaptığınız müddet buna izin verir.

   - İslam ve başörtüsü: Müslüman kadınlar başı kapatmanın sadece mahrem bir yerin örtünmesi ile ilgili olduğunu zanneder. Bu kesinlikle doğru değil. Bu yazı vesilesiyle bu konuda da sizi uyarmış olalım. İlahi örtünmek iki şeyi kapsar; mahremiyet yerlerinizi örtmek ve tanınmamak. İslam dini açısından bir kadının kapanması ne kadar önemli ise tanınmamasıda o kadar önemli. Örneğin; mahrem yerleriniz kapalı ama toplum tarafından tanınıyor, ekranların önüne çıkıyorsanız İslami açıdan defolusunuz. Keza, mahrem yerleriniz açık ama tanınmıyorsanız, yine İslama göre defolusunuz. Günümüzün başörtülüleri, başörtüsünün sadece mahrem yerleri kapatmakla ilgili olduğunu zannedip onu taktıkları sürece yeryüzünde istediklerini yapabileceklerini zannediyor. Büyük bir yanılgı içindeler, bizden uyarması. Kadın için
ev hayatı cennet, evin dışıda cehennemdir. Örtüsünü alıp erkekler dünyasına atılan kadınlarda örtünmeyi bir fırın eldiveni gibi kullanıyor, takarsam yanmam, yanmaktan kurtulurum diyorlar. Şu tilkiliğe bakarmısınız, eşarbım başımda olduğu müddet serbest ve hürüm, yeryüzünde istediğimi yaparım diyorlar. Şu şeytani zekaya bakarmısınız, ev hapsini bir örtüyle delmeye çalışıyorlar. Dünya hayatın peşinde koşmakta bir mahsur yok, yeterki üstünde bir başörtüsü olsun, öylemi? Diyorsunuzki, eğer peygamber eşleri başörtüsü taksaydı onlarda yeryüzü süsü ve makamın peşinde koşabilirdi, bir mahsuru olmazdı, öylemi? Nacizane tavsiyemiz; eğer çalışacaksanız başlarınızı açın. İnanın bu sizin için daha hayrlı olur. Başörtüsü İslami bir simge. Eğer başörtüsü takıp iş hayatına atılırsanız bunun vebali size daha ağır olur. İslami simge ve sembolleri Allahın tasvip etmediği alanlarda sergilemenin bedeli size çok ağır olur. 

YERYÜZÜ- ev hapsinde kadına işkence eder. "Sana kadınların aybaşı adetlerinden soruyorlar. De ki: «O, bir eziyettir. Onun için adet günlerinde kadınlardan çekilin ve temizleninceye kadar onlarla cinsel ilişkide bulunmayın..." (Bakara Süresi; 222). Tefsiri; Allah eziyet etmez demeyin, suçluysanız ceza size kesilir. " Ve yine hatırlayın ki, Rabbiniz size şöyle bildirmişti: “Bana şükrederseniz muhakkak ki, size kat kat fazla veririm. Yok eğer nankörlük ederseniz bilin ki, benim azabım gerçekten çok çetindir” (İbrahim Süresi; 7). Keza; Bakara Süresi; 165, 211/ Yunus Süresi; 70/ Rad Süresi; 6,13, 34/ Taha Süresi; 127/ Mümin Süresi; 22/ Haşr Süresi; 7/ Hicr Süresi; 49-50 Allahın azabın şiddetinden bahseder. Tefsiri; kadınlar her ay kan akıtır, neden? Allahın eziyet olarak tanımladığı bir olay neden kadınlara yaşatılır? Bu yazı vesilesiyle bu konuda da sizi aydınlatmış olalım; bunun nedeni hava anamızın işlediği günah ve onun sonuçları ile ilgili. Olaya şu boyuttan bakınız; sebep olduğunuz bir olay ne kadar kişiyi sıkıntıya sokacaksa ne tür günahlara sebep olacaksa, omuzlarınıza yüklenen vebalde o kadar fazla oluyor. Hava anamız bizlerin gökten kovulmasına sebep oldu, bununda sonucu ne oldu arkadaşlar; yeryüzünde insanlar nice kan akıttı (örneğin; savaşlar). Hava anamız o hatayı işlemeseydi bu kanlarda akmayacaktı. Bir kadının hatası sonucu bu kanlar aktığı içinde, akıtılan kanların kıssası kadından alınması gerekiyordu, Allahta adet dönemi ile bunu yapıyor. İnsanlar hayatlarında bir çok şey yaşıyor, maalesef kimsede bunları sorgulamıyor. Biz sorguluyoruz, bulduğumuz cevaplarıda sizinle paylaşıyoruz. Umarız bu cevaplar hayata farklı bir bakış açıdan bakmanızı, hayatı ve başınıza gelenleri daha iyi anlamanızı sağlar. Yoksa siz gerçektende bir hata işleyip (yasak elma yemek), bunun hesabı sizden sorulmayacağını bunun bir bedeli olmayacağnımı sandınız? Şimdi; ev hapsine uğrayan siz, kan diyeti ödeyen siz, yeni doğanın yükünü taşıyan siz, itaate mecbur kılınan siz, rızıktan bir gram eksik verilen siz, gerektiğinde sopa yiyen siz, yaratılışta bir derece düşük yaratılan siz, erkeğin isteğiyle ortaya çıkan siz, erkekten yaratılan siz, Allahın muhatap almadığı kişi siz, ama erkeğe eşitsiniz, öylemi? Neye dayanarak hangi delile dayanarak hangi kitap hangi rehbere dayanarak kendinizi erkeğe eşit görüyorsunuz? İstanbul sözleşmesimi, avrupa insan hakları komisyonumu, sorosmu, lgbt'mi; kim?

YERYÜZÜ- eziyet etmekle kalmaz, yeni doğanın yükünüde ona yükler."..Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Ve onun taşınması ve sütten kesilmesi 30 aydır.." (Ahkaf Süresi; 15). Kadın nedenmi evde kalması gerek, çocuğu taşıdığı ve onu emzirmesi gerektiği için. Güçlükle taşıdı güçlükle doğurdu diyen Allah, bu yükün dışında birde iş hayatın yükünü ve sorumluluğunu kadına yüklermi; yüklemez. Yükleyen ne yapar; kadına zulüm etmiş olur. Değerli dostlar, cennetten kovulmamıza sebep olan kadın olduğu için, yani cennetten çıkış noktamız kadın olduğu için, yeryüzüne giriş noktamızda kadın. Bir yerden çıkıyor diğer tarafa geçiş yapıyoruz, bu geçiş noktasının yükünüde Allah kadının omuzlarına yüklemiş. Tefsiri: bu Ayet bize bir kadının sorumluluk alanını ve bunun ne kadar uzun sürdüğünü anlatır. Bir çocuk anne karnında ne kadar kalıyor ve emzirme süresi ne kadar sürüyor, onu bize anlatıyor. Bunu anlatırkende tavsiye niteliğinde yapmıyor, bir emir olarak önünüze koyuyor. Örneğin; tüplerde bebekler üretmeye kalkıştığınızda bu Ayeti çiğnemiş oluyorsunuz. Şimdi size bir soru; hamilelik artı iki yıl emzirme, etti ortalama 3 yıl. 3 çocukta bu etti ortalama 10 yıl. İş hayatına atıldığınızda bu ilahi emri nasıl yerine getireceksiniz? Getiremezsiniz. Ne olacak? Hayatınızda bir karar vermek zorundasınız, ya Allahın emirlerine sırtınızı döneceksiniz ya da dünya nimetlerine, başka bir seçeneğinizde.

YERYÜZÜ- kadınlar evde oturmak istemediklerinde ne olur? "Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim" (Ahzab Süresi; 28). Tefsiri: dünya nimeti peşinde koşan kadına gösterilecek muamele boşanmadır. Allah nezdinde bir kadın dünya nimetleri peşinde koşamaz, yani kariyer peşinde koşamaz, eğer koşarsa Allah o kadını boşamanızı emreder. Eğer Allahın Ayetleri ve peygamberimiz sav hayatı benim rehberim diyorsanız, size farz kılınan budur. Yapmayın hocam, o kadarda değil ama diyorsanız; bakınız arkadaşlar, sizler olayın vahamiyetini anlamış değilsiniz, kadın iş hayatına atıldığında aile yok oluyor, kavimler topluluklar yok oluyor, ANLADINIZ. Bu işin ucunda insanlığın yok oluşu olduğu için, Allah baştan itibaren işi sıkıya almış, insanlığı böylesine bir yıkımla yüzleştirmemek için sert yasalar koymuş. İnsanlığın merkezi ve insanlığın çıkış noktası aile adındaki müesse olması gerek. Siz eğer aileyi yok ederseniz o zaman insanlığın çıkış noktası laboratuvarlar olur, annesiz ve babasız kişiye özel genetiği değiştirilmiş tüplerde insanlık üremeye başlar. Düzenin yavaş yavaş buraya doğru evrildiğinide hepimiz görüyoruz. Eee, ne zaman dur diyeceğiz bu gidişata, ne zaman Allahın bize verdiği yöneticilik vasfını devreye sokup kadına dur diyeceğiz? Peygamber kadınları tüm kadınlara bir örnek teşkil eder, Allahta onlara oturduğunuz yerde oturun der. Çalışmak isteyene, hayatın keyfini sürdürmek isteyenede sizi peygamberden boşayalım, siz kendi yolunuza peygamber kendi yoluna der.
Ayetleri kendisine rehber kılanda bu emri yerine getirir ve çalışan, kariyer peşinde koşan eşini boşar. Bunu yapmazsanız, çalışan eşiniz kadar sizde o yaşantıdan ve o yaşantının topluma verdiği hasardan, genç kızlara kötü örnek teşkil etmenizden sorumlu kılınacak ve hesaba çekileceksiniz.

- tek maaşla geçinemeyiz hocam diyor, iki maaşla daha rahat bir hayat yaşayacağınızı sanıyor ve bunun için Allahın bir Ayetini çiğnemeyi göze alıyorsanız, yapmayın bunu, inanın zararlı siz çıkarsınız.
Ne o artı maaşın bereketini görürsünüz ne çocuklarınızın hayrını görürsünüz ne de Allah size sıcak bir aile yuvası ve yaşantısı nasip eder. Belki dünya süsünden birşeyleri elde etmek size nasip olur, ama manevi anlamda (aile hayatı, ruh sağlığı, ahlak vs) çok ama çok şey kaybedersiniz.

YERYÜZÜ- çocukları büyütme görevini yerine getirmezse ne olur? "Onlara (ebeveynlerine) acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve: 'Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!' de" (İsra Süresi; 24). Tefsir: hayatta n
e ekerseniz onu biçiyorsunuz. Allah tarafından size gösterilecek merhamet çocuğunuza gösterdiğiniz ilgi ve alaka ile orantılı. Çocuğunuza az ilgi gösterirseniz az merhamet görüyorsunuz, çok ilgi gösterirseniz çok merhamet görüyorsunuz. Şimdi size bir milyonluk soru: siz yaşlandığınızda veya ahiret hayatına intikal ettiğinizde Allahın merhametini hak ediyormusunuz ve neden hak ettiğinizi düşünüyorsunuz? Çocuklarınızı siz büyütmüyorsunuz, emzirmiyorsunuz, hatta doğum sancısı çekmemek için sezeryan yaptırıyorsunuz, kariyeriniz için çocuk yapmayı erteliyorsunuz, sonrada 1-2 çocuk ile doğum yapmayı kesiyorsunuz, yani hayatınızın hiçbir noktasında çocuklarınızı öncelik olarak görmüyorsunuz, söylermisiniz lütfen; yaşlandığınızda ve ahiret hayatında size neden merhamet edilsin? 

YERYÜZÜ- çocukları büyütme görevini yerine getirirse ne olur? "(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Valideyni (baba, anne) iyi davranın..." (En'am Süresi; 151).
Kadın, görevini laikiyle yerine getirdiğinde erkek ve kadın ayrı ayrı anılmaz, ebevynler olarak anılır. Örneğin; Bakara Süresi; 83/ İsra Süresi; 23/ İbrahim Süresi; 41 ve Lokman süresi; 14 Ayetlerin her biri erkek ile kadını birbirinden ayırmaz, anne ve baba birlikte anılır. Tefsiri; görevini laikiyle yerine getiren kadınlara anne denilir. Annelik vasfını taşıyana, o annelik yükünü bir ömür taşıyanlarada Allah haksızlık yapmıyor. Hakkıyla annelik görevini yapan kadınları erkek ile bir anıyor. Bu bir onurdur. Tüm Ayetlerde erkeği ilk sonrası kadını anan Allah, söz konusu annelik olunca ayrım yapmıyor!!

YERYÜZÜ-
Kur'an-ı Kerimde saygıyla anılan kadınlar.
"Allah iman edenlere de Firavun’un karısını misal vermektedir: O, "rabbim!" demişti, "Yüce katında, cennette benim için bir ev yap; beni Firavun’dan ve yaptıklarından kurtar ve beni bu zalimler topluluğundan da selâmete çıkar! İmrân kızı Meryem’i de (misal vermiştir): O iffetini çok iyi korumuştu, biz de ona ruhumuzdan üfledik; o, rabbinin sözlerini ve kitaplarını hep tasdik etti ve o içtenlikle itaat edenlerdendi" (Tahrim Süresi; 11-12). Allahın saygıyla andığı şu iki kadının özelliğine bakınız, ikiside dünyadan eline ayağını çekmiş ve ahiret hayatı için dua istekler içindeler. Bir de Kur'an-ı Kerimin lanetle andığı kadınlar bakınız;

YERYÜZÜ- Kur'an-ı Kerimin lanetle andığı kadınlar. "Allah, inkâr edenlere Nûh’un karısı ile Lût’un karısını misal vermektedir: Onlar kullarımızdan iki erdemli kişinin nikâhı altındaydılar ama kocalarının davasına hıyanet ettiler. Dolayısıyla kocaları da Allah’tan gelen cezaya karşı onları koruyamadı ve kendilerine, "Haydi, diğer girenlerle birlikte girin bakalım ateşe!" dendi" (Tahrim Süresi; 10). Allahın lanetlediği bu iki kadının ortak noktası neydi biliyormusunuz, ikisininde yeryüzü zevk sefasına düşkün olmasıydı. Şunu açık şekilde ifade edebiliriz, günümüzün kadınları, lanetlenen bu iki kadından da ötesinde hareket ediyor. Allahın saygıyla andığı kadınlara bakıyoruz, onlar ahiret hayatı nimetlerini istiyor, günümüzün kadınlarına bakıyoruz, günümüzün kadınlar ise biz niye evde kalacakmışız biz niye kariyer yapamayacakmışız, biz niye gezip hayatı yaşamayacakmışız diyor. Farkı görüyormusunuz? Gerçekten ama gerçekten, bu işin sonu günümüzün kadını için hayrlı sonuçlanmayacak.
Lütfen ama lütfen kızlarınıza ve eşlerinize bu dünyanın geçici olduğunu söyleyin; "Bu dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, işte asıl hayat odur, keşke bu gerçeği bilselerdi" (Ankebut Süresi; 64). Sınavlara hazırlandıkları kadar, üniversiteyi hırs yaptıkları kadar, dershanelerde geçirdikleri zaman kadar, kariyer yapmak için göstedikleri emek kadar ahiret için uğraşsalar. Gerçekten günümüzün kadını çok ama çok yanlış yolda. Kısacık dünya hayatı için sonsuz ahiret hayatını satıyorlar, çok yazık. "Allah, "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar. Onlar, “Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor” derler. Allah, şöyle der: “Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız" (Mü'minun Süresi; 112-114)

YERYÜZÜ- kim bu başlıkları atıyor?
"Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor..." (Nisa Süresi; 127). Tefsiri;
Müslümanlar, kadın hakkında fetva istedi, Allahta bu Ayetleri teker teker indirdi. Sizde bize bir soru sordunuz, İslamda kadının konumu nedir diye, bizde size Allahın indirdiği Ayetleri teker teker sıraladık. Allahu Teala kadın hakkında hangi Ayetleri indirdiyse, ne bir gram az ne bir gram fazla o doğrultuda bir yazı kaleme aldık. Sizin sorularınızı sahabe sormuş, Allahta cevaplamış. Biz o cevapları bu yazıda size aktardık. Ayetleri bir sıralamaya tabi tuttuk ve ortaya çıkan hikayeyi size aktarmaya çalıştık. Ayetlerden çıkardığımız yorumlar hoşunuza gitmemiş olabilir, bu durumda sıkıntıyı bizde değil kendi nefsinizde aramanızı öneririz. İster bunu kabul edin ister etmeyin, Allahın kadın hakkındaki fetvaları bunlar.

   - size Ayetlerden bir hikaye anlattık. Bu Ayetlere itiraz etme şansınızda yok. Varsayalımk olaylar bundan ibaret değil dediniz ve bir Ayeti kendi lehinize yorumlamayı başardınız, hadi varsayalımki yazının sonundan başına doğru tüm Ayetleri ele aldınız ve tüm Ayetleri teker teker kendi lehinize yorumlamayı çalıştınız, yinede bir kadını erkeğe eşit kılamazsınız çünkü ilk Ayete geldiğinizde orada takılı kalırdınız. Yaratılışla ilgili Ayete geldiğinizde takılı kalırdınız. İlk adem yaratıldı, ademin nefsinden de hava. Sayesinde var olduğunuz birşeyede eşit olamazsınız. Tüm tezleriniz o ilk yaratılış anında takılı kalırdı. O kadar uzağa bile gitmenize gerek yok, yeryüzü düzenine bakmanız yeterli, örneğin; bir çocuğun dünyaya gelmesi için tohumu erkek veriyor, kadında tohumu alıyor. Veren elde alandan üstündür. Bu inceliği düşünmenize bile gerek yok, günlük yaşantınıza bakın, örneğin; 40 yaşlarınıza kadar her ay bedeninizden kan akıyor (adet dönemi), sizden bir kıssas alındığı bir diyet ödediğiniz çok aşikar, eşitlik tezleriniz en geç burada takılır. Bunuda geçtik, erkek ile kadının birbirine eşit olmadığını anlamanız için fiziki yapılarını kıyaslamanız yeterli. Özetlersek; erkeği yönetici kıldık der Allah, erkeği iktidar kıldık der, erkeğe mirastan daha fazla pay verir, saliha kadınlar itaatkardır der, hiçbir kadın peygamber indirmez, peygamber kadınlarına dünya nimetleri peşinde koşmayın oturduğunuz yerde oturun der, gerektiğinde eşinizi dövebilirsiniz der, her Ayette istisnasız ilk önce erkeği anar sonrası kadını, yaratılış bakımından erkeği daha üstün kıldık der, hiçbir Ayette kadına hitap etmez ve siz halen eşit olduğunuzu sanıyorsanız, Allah yolunuzu açık etsin.

Hayattan örnekler. "Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir" (Araf Süresi; 189). Bu Ayet bize mutluluğun sırrını anlatıyor. Dünyada herkes mutluluğun sırrı nedir, bu gizemin peşinde. Bu Ayet bize işte o sırrın ne olduğunu anlatıyor. Nedir mutluluğun sırrı? Hayrlı bir eş. Nasıl hayrlı bir eş olunur? İlahi düzende kendi rolünü bilip, bunu laikiyle yerine getirerek. Bir erkek veya bir kadın ne kadar çok şöhrete sahip olsa ne kadar çok zengin olsa, hiçbir şey kendisini hayrlı bir eş kadar mutlu edemez. Yeryüzü huzurun sırrı hayrlı bir eşte yatıyor. Annelik vasfı çocuğu doğurana değil, doğum sonrası sorumluluklarını yerine getirene verilir. Size bir soru; hayrlı bir eşmi, hayrlı bir kariyermi? Şeytanın en çok sevdiği günah ailenin yıkılmasına sebep olan günahlar. Aile yıkıldığında Allahın kurduğu fabrika yıkılır. Erkek aslanlar gibi, evi koruma görevi erkeğe verilmiş. Erkek, fiziki maddi manevi ne kadar güçlü olursa o ev o kadar güvencede olur. Kimse o ailenin canına, malına namusuna göz dikemez. Erkek, evde alt edilirse yani kale içten yıkılırsa ve kadın idareyi eline alırsa o evin koruma kalkanı ortadan kalkar. Ev korumasız kalır çünkü kadın, mahallede dolaşan çakallar ve tilkiler için bir tehlike arz etmez. Erkek, yöneticilik görevinden arz ettirilirse bilinki o evin malınada göz dikerler, canınada namusunada. Kocasından daha fazla konuşan daha fazla ön plana çıkan kadınlar toplumun her kesmi tarafından itici bulunur. Kocasını istediği gibi yönlendiren bir kadın zamanla kocasına saygı ve ilgiyi keser. Bir erkeğin toplumda gördüğü saygı, karısının kendisine gösterdiği saygı ile orantılıdır. Evde saygı görmeyen bir erkek, toplumda da saygı görmez. Hadis; "aranızda en hayırlı olanı ailesine en hayırlı olandır". Niyete göre geleceğiniz belirlenir; kendi ayakların üzerinde dur kızım, oku kızım, bir yerlere gel kızım derseniz, kızınızın kaderi o yönde şekillenir. Kızınız bir yerlere gelir, kendi ayakların üzerinde durur. Dahası ama kızınıza verilmez. Nedir dahası; aile ve huzur. Sizin dilediğiniz gibi kızınız kendi ayakları üzerinde kendisinden ibaret bir yaşantıya mahkum olur. Kendisine ne hayrlı bir eş ne aile ne hayrlı çocuklar verilir. Hayatın tüm yükünü kendi omuzu üzerinde bulur. Yapa yalnız, ihanete uğramış ve terkedilmiş duygular içinde ömrünü geçirir. Hayırlı bir eş olması için kızınızı yetiştirirseniz ne olur; kızınıza hayrlı kısmetler çıkar. Kızınız ömrü boyu ne aç kalır ne açıkta ne de yalnız başına hayatın yükünü taşımak zorunda kalır. Sırtını dayadığı bir eş ile kendisini hem güvende hisseder hem yalnız kalma duygularından yoksun olur. Size bir soru; evde huzurmu yoksa kariyermi? Bir erkek, karısının kendisini yücelttiği kadar yücedir. Anneye bak kızını al, bu atasözü şunu anlatır; kadının kocasına gösterdiği hürmete bak, ev işlerindeki maharete bak, çevresiyle kurduğu muhabbete bak, oradan kızı'nın boyun ölçüsünü alırsınız. Üzüm üzüme baka baka kararır misali, armut dibine düşer misali; anneye bak kızını al. Evde yöneticiliğe üstlenmiş bir kadının kızını siz, oğlunuza alırmısınız? Günümüzde genç kızlar okuldan dershane, dershaneden etüt merkezlerine koçuşturuyor. Günümüzün genç kızları evin dışında büyüyor. Bu kızların tek bildiği dış dünya. Siz bu kızları bir gün, hadi otur oturduğun yerde dediğinizde ne olur? Ruhları sıkılır, psikolojik bunalıma girer, huzursuzluk yaratırlar. Bunun nedeni; dünya süsü içinde yaşayan bir nefis, evcilleştirilmemiş bir yaban atı gibidir. Kimsenin buyruğu altına girmez. Özgürce doğada dolaşmak ister. Ağaç yaşken eğrilir. Genç kızlarınızın bir gün anne bir ev hanımı olmasını istiyorsanız, dershanelerde etüt merkezlerinde zamanlarını geçirmelerine izin vermeyin. Sınav baskısı altına sokmayın. "Closet drinker" kavramı bir iş kadını için kullanılır. İş hayatında başarılı olup özel hayatında kimsesi olmadığı bir kadını anlatır. Yalnızlığını içkiye vurarak gidermeye çalışır. İş hayatında belirli bir konuma gelmiştir ama, özel hayatında yalnızlığa itilir. Kadının yönettiği evde huzur olmaz. Çocuklar ve aile darma duman olur. Bunun sebebi; düzen disiplinle gelir. Disiplinde heybetle gelir. Kadın, fiziki açıdan erkek kadar heybetli olmadığı için otorite sağlayamaz. Çocuk hep sınırları zorlar, karşısında kendisini ciddi tehdit edebilecek bir güç varsa durur. Bir anne, fiziki yapısı ve merhametiyle bu tehditi oluşturamaz. Sonuç; herkes kafasına göre takılır, aile içinde düzen diye birşey kalmaz. İki; ne ekersen onu biçersin. Sen Allahın emirlerine karşı gelirsen, çocuklarında sana gelir. Çalışan kadın kazancının bereketini görmez. Tek maaş giren bir evde bolluk daha fazla olur. Neden? Allaha siyan içinde, Allahın yapma dediğini yaptığı için. Her kadın erkeği yönetmek ister, yönetmek için sabah akşam uğraşır, yönetmeyi başardığı anda erkekten soğur, o erkeğe ilgisi kaybolur. Kadının bilinçaltısı Allahtan gelir, bilinci ise nefsinden. Bilinçaltı yani Allahtan gelen yönetilmek ister, bilinci yani nefsi ise yönetmek ister. Kadının billinçaltı güçlü bir erkeği arzular, bilinci ise yönetebileceği bir erkeği. Kadın bu çelişkiler içinde hayatını sürdürür. İş hayatına atılan kadın, kadınsı duygularını kaybeder, erkeksi duyguları benimser. Merhamet duyguları azalır, sert ve acımasız bir kimliğe bürünür. Baba, çocuklara dünyayı anlatır tehlikelerini anlatır. Evden dışa çıkan, dış dünyada çalışan kendisi olduğu için hayatın zorluklarını anlatır ve dış dünyaya çocukları hazırlar. Annede çocuklara duygusal yükleme yapar. Çocukların dış dünyada karşılaşacakları sorunlara anlam getirecek o sorunların üstesinden gelecek duygu değerlerini yükler. Anne çalışırsa o zaman çocuklara o duygu değerlerini yükleyen biri olmaz. Hayata atıldıklarında ve bir sorun veya sıkıntı veya bir üzüntü ile karşılaştıklarında aşırı tepki verirler, duygularına hakim olamaz, sinir krizleri geçirirler. Çalışan annelerin çocukları duygusal bozukluklar yaşar. Hayattaki en kutsal meslek annelik, neden acaba genç kızlar buna sırt çevirir? Kadın evin direğidir, kadın giderse ev dağılır, perişan olur. Kadını evin direği yapan nedir; sabrıdır. Sabrıyla ev işlerin üstesinden gelir. Sabrıyla eş, aş, çocuk, komşu, akraba ve ataları idare eder. Mesleğe atılan bir kadın ama bu sabrı gösteremez. İlk okuldan itibaren bir sınav baskısı altına tutulur, o baskılar, özel hayat ve üniversite derken 30'a geldiğinde ruhsal ve bedensel olarak çöker. Çalışan kadın o ruhsal ve bedensel tükenmişlikten bu sabrı gösteremez. Gösteremediği için her küçük sorunda patlar. Sonuç; aile dağılır. Şer olarak görünen şeyin altında hayır yatabilir. 28 şubatta başörtülü kardeşlerimiz üniversitelerden atıldığında büyük üzüntü yaşadılar. Halbuki bu onlar için daha hayrlıydı. Ne kadar ilginç, 18 yaşındaki bir aleyna tilki bir erkeğin kucağından diğerine zıplarken bu yaşantı ballandıra ballandıra anlatılır. Bir kız bu yaşantıyı helalinden, evli bir hayat içinde sürdürmek istediğinde; erken evliliğe hayır, kamu spotları yayınlanır. Bakarmısınız şu garabete. En erken evlilik yaşı kaç olmalı? Bir kız için en erken yaş 18-20 arası. Bir oğlan içinde mesleğini ve işini ele aldığı yaş. Kız okuyamazmı? Okuyabilir hatta üniversiteyede gidebilir ama bu eğitimi kocasına ve çocuklarına daha kültürlü bir hizmet sunmak için yapmalı, nefsi duygularını tatmin etmek yani dünya makam ve malı peşinde koşmak, devlet memuru olmak için yapmamalı. Kısmeti kapısını çaldığı anda herşeyi bırakıp evlenmesi gerek. Kadının hayat merkezinde hep kendi yuvasını kurmak olması gerek. Ne kadar üzücü; kadınlar öğretmenlik hayatlarında başkaların çocuklarını eğitmek ve büyütmekle geçiriyor. Aldıkları eğitimi, bilgi ve tecrübe birikimini, enerji ve sabırlarını kendi çocuklarına değil başkaların çocuklarını büyütmek için harcıyorlar. Kendi çocukları ise öksüz muamelesi görüyor, ya bir bakıcının insafına ya da büyük annenin cehaletine terk ediliyor. Ne kadar büyük bir garabet, kendi çocuklarını bırakıp başkaların çocukların peşinde koşturuyorsun. Daha büyük garabette kimsenin bunu dile getirmemesi. Ne kadar üzücü: genç bir kız'ın kapısını nice hayırlı kısmet çalıyor, o kız ama hayr ben okuyacağım diyor. Kısmete kapısını kapatıyor. Yaş 30'a geldiğinde ve işini önüne aldığında bu sefer kısmet ona kapısını kapatıyor. Yaş 30'a gelmiş yalnızlık içinde debeleniyor. Ne kadar acınası bir durum. İslam dini, evlenme yaşını üç kritere bağlamış; beden ruh ve akıl. Beden ve ruh boyutu; İslam dini kimseye kaldıramayacağı bir yükü bindirmez. Bir kişi evlenmeden ruhsal ve bedensel olarak o yükü kaldırabilecek fiziki ve ruhsal olgunlukta olması gerekiyor. Akıl boyutu; İslam dini bilinç varsa vebal var der. İslam dini sorumlulukları, aklın bilinç seviyesine göre yükler. Nasıl bir yükün altına girdiğini biliyormu, o yükü kaldırabilecek bilgi seviyesine sahipmi buna bakar sonrası kişiyi sorumlu kılar. Kız çocuklarını 8 veya 12 yaşlarında evlendirmeye çalışmak İslami değildir. O yaşlarda beden ve ruh evlilik yükünü kaldırabilecek olgunlukta değil, akıl, olayın boyutunu anlayacak bilinçte değil. O yüzden İslam dini bu genç kızlarımızı evlilik gibi kutsal, vebali ağır, sorumlulukları büyük bir yükün altına sokulmasını yasaklar. Beden ve ruh gelişmiş ama zehin gelişmemiş; yine evlenemez. Zehin gelişmiş ama beden ve ruh gelişmemiş; yine evlenemez. Belirli topluluklar genç yaşta evlendiriyorsa, bilinki bu, kız çocuklarını sünnet etmek gibi İslami değil, tamamıyla o toplulukların gelenekleri ile ilgilidir. Eğer birisi bunu savunuyor ve bunların İslami olduğunu diyorsa bilinki o bir sapık, ondan uzak durun. Kadın ikisini bir arada yürütemezmi? Yürütemez. Hayat, kararlardan ibaret. Bir karar vereceksiniz; ya yuva ya iş, ya çocuk ya kariyer, ya Ayetler ya zevk, ya sünnet ya şehvet. Karar sizde. Eğer birbirine zıt iki yaşantıyı sürdürmek istiyorsanız çok ağır bir vebal çok çalkantılı ve zor bir süreç sizi bekliyor.  

kadın hiç çalışamazmı? Elbette çalışır. Nasıl olacak bu, hem ev hem iş? İslam dini kadının çalışabilmesi için iki şart ön koşar; birisi ilahi cezanın bitmiş olması ikinci şart ise zorunluluk varsa. Kadın, adet dönemleri ile bir diyet ödemeye mahkum kılınmış. Bu hesap kapandığında çalışabilir. Diyetin ödendiğini nasıl anlarız? Menopoza girdiğinde. Adet dönemi bittiğinde kadın çalışabilir. Zamanlama açısından da bu çağ en uygun çağ. Çocukları büyümüş evden ayrılmış olacak, dünya tarafından kandırılmayacak kadar bir olgunluğa hayat tecrübesine erişmiş olacak, dış dünyanın dikkatini çekecek güzellik kaybolmuş olacak ve kendisini dünya cazibesine kaptıracak heyecan ve enerji terbiye edilmiş olacak. Bu çağa gelen kadın, kocasınında rızasını aldıktan sonra çalışmasında bir mahsur yok. Çalışma iznin diğer kriteri ise zorunluluk. Nefis istiyorsa çalışamaz (menopoz dönemine kadar), geçim zorunluluğu varsa çalışabilir. Örneğin; dulsunuz ve çocuklarınıza bakmak zorundasınız, bu durumda menopoz çağından bağımsız hareket edip çalışabilirsiniz. Burada önemli olan nokta nefsi dürtüler ile iş hayatına yeryüzüne atılmamanız. Bazılarınız şimdi, hocam bu yaş ve menopoz olayıda nereden çıktı diyecek. Cevap; hadislerden. Nasılmı çıkardık? Bazı uyanıklar peygamberimizin eşlerini örnek gösterir, hatice anamız zeynep anamız çalışıyordu der. Bu örnekler ile bizlere aslında olayı çözmemize yardımcı oldular. Bu örnekleri incelediğimizde o kişiler peygamberimiz ile evlendiklerinde 40 yaşı civarlarındaydı yani menopoz civarı. Örnek verdikleri kadınların yaşlarında ortak nokta vardı, hepsi 40 civarıydı. Bu rakamı not ettik. Sonrası ceza ne zaman bitiyor diye ona, kadının fizyolojik yapısına baktık. Allah kadının iç saatini o adet dönemini, yani infaz sürecin uzunluğunu hangi yaşa kadar takdir etmiş ona baktık; yine 40 civarı. Rakamların hep 40 civarında toplandığını gördük. Sonrası bu Ayet aklımıza geldi; "Nihayet olgunluk çağına gelip, 40 yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et" (Ahkaf Süresi; 15). Bu Ayet salih amel işlemekten bahseder, demek birileri bu çağda dünyaya açılabilir. Ayetler, peygamberimizin çalışma izni verdiği eşlerin yaşı, kadının adet dönemi herşey bir rakama işaret ediyor o da 40. Bir rakamı tespit etmek için, nasıl bir ince düşünce ile hareket ettiğimizi görüyormusunuz? Bu incelikle bu detaylarla hareket ettiğimiz içinde zaten, yazılarımızdan hoşnut olmayanlar yazılarımızın açığını yakalayamıyor. Ayet, hadis, kadın fizyolojisi ve hayatın gerçeklerinden kadının iş dünyasına atılma yaşın 40 olduğunu çıkardık. Püf nokta; infaz süreci (adet dönemi). İnfaz süreci bittiği an, kadın hürriyetine kavuşuyor. Kocasınında rızasını aldıktan sonra çalışmasın önünde bir engel kalmıyor. Genç kızların işlediği hata şurada; onlar 40 yaşlarındaki peygamber eşlerini kendilerine örnek alıyor. Halbuki onlar kendi yaşıtlarını örnek almalı. Örneğin; ayşe anamızı. Ayşe anamızın çalışmasına izin verilmişmi; hayır. Hatta, kendi başına yalnız seyehat etmesi bile peygamberimizin başına nice sorun açtı (Nur Süresi; 1-11). Bu haksızlık ama derseniz; şikayetinizi bize iletmeyin. Biz, biz erkekler bu konuda muhatabınız değiliz. Konuyu bize arz etmeniz, bizimle bu konuyu tartışmanız anlamsız ve gereksiz. Konu Allah ile kadın arası. Şikayet ve dileklerinizi Allaha iletin.

Özetlersek. "İblis, bir gün adamlarını çağırır, (Size görev veriyorum. İçinizde en başarılı fitneci kimse, onu lider yapacağım. Benim için en makbul olanınız, fitnede en başarılı olandır. Şimdi hepiniz işlerinize dağılın) der. İblis'in adamları bir müddet sonra geri dönüp rapor vermeye başlarlar. Biri, (Ben namazlarında şaşırttım) der, diğeri, (Ben oruçlarını bozdurdum) der, bir diğeri de, (Ben abdestlerini 30 defa aldırdım) gibi şeyler söyler. İblis, bunlara tek tek, (Tamam, geç!) der. Bir tanesi gelip, (Ben karıyla kocanın arasını açtım. Önce aralarına bir kıskançlık, güvensizlik soktum. Ondan sonra, her gün en ufak meselede münakaşa ettirdim. Şimdi ikisi ayrıldılar, birbirlerine düşman oldular) der. İblis de çok beğenir, onu alnından öpüp (Aferin, en büyük işi başardın, bundan sonra diğer işleri de nasıl olsa bozulur) der (Hadis).

Cennetten yeryüzüne atıldık. Adem as farklı bir yöreye, hava anamız farklı bir yöreye atıldı. Adem as tövbesi kabul edildikten sonra bu ikisi bir araya getirildi ve aile adında bir müesse kuruldu. Bu müessede ademin çocuklarını dünyaya getirme yükü kadına, bunları hayatta tutma yüküde erkeğe verildi. Bu müesse ayakta kalabilmesi var olabilmesi içinde herkes kendi görevine sadık kalması, en iyi şekilde yapması gerek. Aile demek İslam demek, aile yıkılırsa İslam yıkılır. Allahın yeryüzünde tek bir kurumu var, o da aile, diğer tüm kurumlar insana ait. O yüzden aile kutsal, o yüzden şeytanı en mutlu eden aileyi yıkıcı eylemler içinde bulunmak. Yeryüzü imtihanımızda bu kurumu ayakta tutmaktan ibaret. İyi ve kötü arasındaki mücadele aile kurumu ile ilgili; kötü bu müesseyi yıkmak için çaba gösterir, iyide bunu ayakta tutmak için. Neden bu yazımız? Bu müesse ayakta kalabilmek için erkek ve kadın, ikiside kendilerine verilen görevi yerine getirmesi gerek. Günümüzün kadını ise bu görevinden istifa ettiğini ilan etti. Hatta, erkeğin yöneticiliğini kabul etmiyorum diyerek ademoğullarına açık açık meydan okumaya başladı. Hem kendi görev alanını Allahın izni olmadan terk etti (ev) hem Allahın atadığı yöneticiye bir darbe girişiminde bulundu. Kadın, tarihte görülmemiş bir ihanetin içinde. Hem Allaha karşı, hem yaratıldığı özüne (erkek) karşı. Birileride bunu eşitlik adı altında sizlere yutturuyor. Cehennem kadınlar ile dolacak dediğimizde de feryat ederler.
Kadınla ilgili Ayetler günümüzde geçerli değil diyenlere, günaydın diyoruz. Ayetler asıl bugünün şartları için indirilmiş. Kadın, aslen günümüzde korunmaya muhtaç. 7-8 yaşından itibaren her kızın elinde bir telefon bir bilgisayar ve bunlar günlük hayatını fotoğraflar eşliğinde dünyaya sergiliyor. Kadının mahremiyeti tarihte görülmemiş bir saldırıyla karşı karşıya. İş, ev, eş, borç ve çocuk derken, kadın tarihte görülmemiş bir ruhsal ve bedensel yıkımla karşı karşıya. Kızlar birer yarış atı gibi bir birleri ile yarıştırılıyor; o şu kadar puan aldı sen neden alamadın, o şurayı kazandı sen neden kazanamadın, o şu kadar maaş alıyor sen neden o kadar kazanamıyorsun, o şuraya atandı sen neden atanamıyorsun gibisine tarihte görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya. Kadınlar asıl bugünlerimizde korunması gerek. Siz ama ne yapıyorsunuz? Hayatta elde edemediğiniz başarıları bu kızlar üzerinden elde etmeye çalışıyorsunuz. Erkeklerden yediğiniz darbeleri bu genç kızlara aşılıyor, erkeklerden nefret eden erkeklere güvenmeyen nesiller yetiştiriyorsunuz. Erkekler dünyasında aldığınız travmaları öfkeye dönüştürmüş, öç almak için günümüzün genç kızlarını kullanıyorsunuz. Gökten kovulan şeytan gibi, sizde erkekten nefret ediyorsunuz. Pozitif ayrımcılık altında da veriyorsunuz genç kızlara gazı. Sonuç? Bu genç kızlar 30 yaşına geldiğinde teker teker dökülüyor. Ya fiziki sağlığı elden gidiyor ya ruhsal sağlığı ya ahlakı ya mahremiyeti ya aklı, ya da ailesi. Üzücü olan, bu çarkın içine düşüp hayatı mahvolanlar, bir sonraki nesilleri uyarmıyorda. Bakın kızlar ben okudum ve çalıştım, ama evlenemedim veya evliliği yürütemedim veya çocuklarımla bağ kuramadım veya mahremiyetimi koruyamadım veya bedensel çöküntüye uğradım gibisine, iş hayatı onlara neye mal olacak, bu seçim onlara neye mal olacak, gaz verdiğiniz genç kızları kimse bu konuda uyarmıyor. Bir yol var, ya ailenin korunaklı ortamı ya da dünyanın acımasız yaşantısı, dünyayı seçtiklerinde bunun onlara çok ağır bir bedeli olacağını kimse bunlara söylemiyor. Günümüzün ortamı 20- 30 yıl önceki ortamdan çok daha kötü olmasına rağmen, kimse bu genç kızları uyarmıyor, tam aksi gaz veren verene. Gerçekten ama gerçekten çok büyük bir vebal içindesiniz. Biz bu yazı vesilesiyle uyarımızı yapıyor, en azından biz kendi üzerimize düşen görevi yerine getiriyor, bu konudaki vebalden kendimizi arındırmış sayıyoruz.