nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                       

                                                                                                                                                                   

                                               
 



aylar ve rızık arasındaki gizem
ilahi düzende hiçbir şey tesadüf hiçbirşey diğerinden bağımsız değil, en basit örneği doğanın kendisi. Ormanlık bir alanda çok küçük ve önemsiz görünen bir böcek türünü yok ettiğiniz an, dengeyi bozuyor diğer canlı ve bitki türlerin yaşamınıda tehlikeye atıyorsunuz. Herşey birbirine bağlı ve uyum içinde varedilmiş. Size inen rızık ve aylarda böylesine bir uyum ve bağlılık içinde. Hani yeni yıl gecesi o yıl içinde kendimize hedefler koyarız, o yılın bizim için daha hayrlı geçmesini ümit ederiz ya; gerçektende size inen rızıklar sizin yeni yılınıza göre indiriliyor. Bunu açalım;

Rızık nedir?
Rızık ektiğinizi biçmektir. Ne ekiyorsanız hasat olarakta onu alıyorsunuz.

Rızkın ayda karşılığı nedir?
Yeni ay ve dolunay. Rızıkta ne ekiyorsanız onu biçiyorsunuz, yeni ayda da yeryüzü mahsülün ekildiği dolunayda da hasatın biçildiği dönemdir. Astrolojide yeni aylar birşeyin başlangıcını sembolize eder. Eğer yeni bir proje yeni bir yatırıma adım atmak istiyorsanız bunun için en uygun zaman yeni ay. Dolunayda yaptığınız yatırımların hasatını alma vaktidir.

Püf nokta nedir?
Altı ay geçmesi gerek. Neden? Yeni ayın ekim dönemi, dolunayda hasat dönemi olduğunu düşünürsek, ektiğiniz hasatı almak için ektiğiniz dönemdeki yeni ay hangi burç kuşağında gerçekleştiyse hasatı alacağınız dönemde yani dolunayda aynı burç kuşağına denk gelmesi gerek. Denk geliyormu? Geliyor. Her altı ayda bir. Örneğin; bugün oluşan bir yeni ay, altı ay sonra aynı burç kuşağında dolunay olarak karşımıza çıkıyor. Bu neden önemli? Eylemlerimiz burçların konumuna göre kayıt altına alınıyor, geri dönüşümüde o doğrultuda yapılıyor. Örneğin; mesai saati içinde bir rapor hazırlarken nasıl saat, gün ve olay yeri adresini yazıyorsunuz, eylemlerinizde böylesine detaylı bir kayıt sürecinden geçiyor. O eylemin bize geri dönüşümüde eylemin yapıldığı burç kuşağında ve zaman diliminde gerçekleşiyor.
Yani her bir yatırımınızın karşılığı altı ay sonra size veriliyor. Örneğin; buğday ekiliş ve hasatıda altı aylık aralıklar ile yapılır. İlahi ilimdeki derinliği görüyormusunuz. Yoksa siz burçları sadece süs olarak yaratıldığınımı sandınız? "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir" (Lokman Süresi; 27).

Bunun İslamla nasıl bir bağlantısı var?
Bir; İslamın yeni yılı muharrem ayı. Mü'minler teker teker ve kalabalık halde hicret ederken, peygamberimiz sav bekletildi. Ona izin çıkmadı. Ne zamana kadar bekletildi? Muharrem ayın birine kadar. Neden? Muharremin üçünde veya on yedisinde değil, recepte veya şabanda yılın herhangi bir tarihinde değil tam muharremin birinci gecesinde hicret emri geldi. Neden? Bunu hiç merak etmedinizmi? Her hareketi ile Müslümanlara örnek olan peygamberimiz sav bekletildi, çünkü yeni yıl ne zaman başlıyor bu hicret ile
Müslümanlar bunu bilsin istenildi.

İki; ne oldu hicrette? Peygamberimiz sav ve müminler sıkıntılardan kurtulup huzura kavuştu. Sadece peygamberimiz sav'mı? Hayır. Bin yıllar içinde gelen peygamberlerin hepsi kendilerine musallat olan sıkıntılardan muharrem ayında kurtuldu. Neden yılın diğer aylarında değilde muharrem ayında?
Bu sizce bir tesadüfmü? Hayır. Muharrem ayı, hristiyanların yeni yıl dilekleri gibi yeni bir başlangıcı, eski defterlerin kapatılışı ve yeni sayfaların açılışını sembolize ediyor.

Üç; sıkıntılardan kurtulmanız için
ilk önce altı ay öncesinden birşeyler ekmeniz gerekiyor. Muharrem ayın altı ay öncesinede ne denk geliyor? Recep ayı. Üç ayların başlangıcı. Yeni ay ve dolunay arasındaki altı ay zaman farkını, biz recep ve muharrem ayı arasında yine görüyoruz. Recep ayı ile muharrem ayı arasında altı ay fark olması, tam altı ay sonrası hicretin ve tüm peygamberlerin sıkıntılarından kurtulması, bu sürecin yeryüzü hasatı ile örtüşmesi, yeni ayda birşeyin ekilmesi ve dolunayda da o hasatın biçilmesi ve bu ikisi arasında da recep ve muharrem gibi yine altı ay fark olması tesadüf değil değerli dostlar. Rızık ve aylar birbiri ile orantılı akıyor.

Sonuç;
Dönüm noktamız muharrem ayı. Muharrem ayı bir yılın kapanışı, yeni bir sayfanında açılışını sembolize eder. Allahu Teala kaderimizi değiştirmemiz için bizlere her yıl yeni bir fırsat verir. Muharrem ayıda bunun dönüm noktası, eski defterlerin kapatıldığı yeni sayfanın açıldığı ay. Hristiyanlar dört gözle 31 aralığı bekler, biz müslümanlar ise dört gözle zilhicce ayın 30'unu beklememiz gerekiyor. Hristiyanlar ocak 1 ile hayatlarında birşeylerin değişmesini ümit eder, bizler ise muharrem 1 ile ümit etmemiz gerekiyor. Nasılmı? O yıl ektiğinizi siz, bu gerek hayr tohumları gerek şer tohumları olsun, muharrem ayın başlangıcı ile almaya başlıyorsunuz. O tohumları ekmenin en uygun zaman dilimide muharrem ayın 6 ay öncesi (üç aylar). Neden altı ay? Yeni ay ve dolunay arasında nasıl altı aylık bir bağlantı varsa, ektiğiniz ile onun karşılığını almak arasında da altı aylık bir fark var. Bir eyleminizin karşılığını bulmadan önce bu Allah katında bekletiliyor. Levh-i mahfuzda bi' nevi bir olgunluk sürecine sokuluyor. Örneğin; belki tövbe edersiniz. Rızkınız günlük ve yıllık iner. Rızkınızın ince detayları günlük, ölüm, kaza, doğum ve evlilik gibi genel hatları ise yıllık yazılıyor. Kaderinizin ince detaylarını değiştirmek, kaderinizde ufak tefek retuşlar yapmak için günlük ibadetleriniz, genel hatlarını değiştirmek içinde son tarih zilhicce ayın 30. Kaderinizin genel hatlarını değiştirmek sizin elinizde, o yılın son altı ayıda sizin son şansınız. Eğer o son altı ayı kaçırır ve muharrem ayın birinde o yılın rızkı size kesilirse, siz o yıl ne yaparsanız yapın o yılın kaza ve ölümlerine müdahale edemezsiniz. Neden altı ay öncesi? Allahu Teala bizlerin tüm yılı ibadetle geçiremeyeceğini bildiği için, muharremin altı ay öncesine yoğunlaşın demiş. Bu manevi süreç recep ayı ile başlıyor, ramazanla devam ediyor ve kurban, hac ibadeti ile bitiyor. Manevi yolculuğumuz recep ayı ile başlıyor haç ile zirve yapıyor. Bu süre içinde her bir ibadetiniz sizi bir kirden arındırıyor. Ramazan ayı üzerinizdeki istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti kaza ve belalardan, hac ibadeti de günahlarınızdan. Kul hakkından kan borcuna ve günahlarınıza kadar, yılın son altı ayında teferruatlı bir arınma sürecinden geçiriliyorsunuz. Öğretim yılı gibi, bir yıl kapanıyor diğer yılada tertemiz sıfırdan başlama şansı bizlere sunuluyor. Bu büyük bir lütuf çünkü, yıllık arınmadan geçiriliyoruz. İslami ibadetleri yapmayanları bir düşünün, onlar 80 yılın günah birikimi ile Allahın huzuruna çıkacak. Biz ise, her yıl arındığımızı varsayarsak biz Müslümanlar son yılımızın günah yükü ile Allahın huzuruna çıkacağız. Bu çok büyük bir lütuf. Allahu Teala namaz dışında tüm ibadetleri yılın son altı ayına sıkıştırmış. Neden acaba, bunu hiç düşündünüzmü? Müslümansanız düşünmek zorundasınız. Neden, çünkü herşeyin atında bir hikmet var, bizde bu hikmeti araştırmakla mükellefiz. Yılın ilk altı ayında Allahu Teala bir önceki yılın mahsülünü yememize müsade ediyor, bi' nevi gece yarısı gibi manevi istirahata sokuyor. Yılın ikinci yarısında da çalışmamızı (manevi) bir sonraki yılın hasatını ekmemizi bekliyor. Muhteşem değilmi? Gece ve gündüz, dinlenmek ve çalışmak, yeni ay ve dolunay gibi Allahu Teala yıllarıda bizim için ikiye ayırmış. İlk altı ay bir evvelki yıl ektiğinizin tadını çıkarın, dinlenin diyor. Yılın ikinci altı ayında da bol bol hayır işleri yaparak bir sonraki yılın rızkını ekin diyor. Muhteşem. Soruyoruz, başka hangi inançta bu incelikler var?

Ek bilgi
Oruç bizi istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti bize can hakkı kazandırıyor, haç ibadetide günahlardan arınmamızı sağlıyor. Namaz ne için var? Namazda bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyor. O yüzden namaz her gün farz, diğer ibadetler ise yılın belirli döneminde. Namaz bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyorsa, neden bir çok namaz kılan kişi günahlar içinde? Sebebi şu; iki tür vesvese var birisi bedenin içinden gelen diğeri ise dışından gelen. Namaz bizleri bedenlerimizin dışındaki şeytanların vesvesesine karşı koruyor, içimizde olanlara karşı ama değil! Kalenin dışında olana karşı koruyor, kalenin içine sindiyse değil. Neden? Şeytanın bedenin içine sinmesi için bir kul hakkı yenmiş olmalı, namazda kul haklarını örtmüyor. Düşülen hatada burası. Gündüz namaz kılıyorlar, gece namaz kılıyorlar ama o manevi iç huzur bir türlü yakalayamıyor, başları sıkıntılardan bir türlü kurtulmuyor. Neden, çünkü namaz iç huzuru yakalamak için indirilmemiş. İç huzur için indirilen ibadet oruç. Siz bir ibadeti amaç dışı kullanmaya çalıştığınızda da ne olur? Hem işleriniz ters gider hem amaç dışı kullanım aleyhinize kayıt edilir. Değerli dostlar, şeytan bizleri nasıl sünnetle kandırıp farzlardan alıkoyuyorsa veya farzla kandırıp sünnetlerden uzak tutuyorsa, namazlada bizleri maalesef kandırıp bizi bir çok şeyden uzak tutuyor. Namaz maalesef günümüzün tarikatları ve cemaatleri tarafından amaç dışına çıkartıldı, olduğundan çok farklı bir yere saptırıldı. Öyle anlatıyorlarki sanki namaz her derde deva sanki namaz dinin direği, İslamın en önemli parçası. Yok öyle birşey. Siz namaza olduğundan bir gram fazla önem atfederseniz bilinki oruçtan bir gram hak çaldınız, zekatın bir gram hakkını yediniz. O yüzden lütfen bir ibadeti evrensel çözüm noktası olarak görmeyin, merkeze oturtmayın. Her biri eşit değere sahip. Binanın dört kolonu gibi hepsi eşit değere sahip. Eğer namazın önemini anlatacaksanız ne amaç doğrultusunda indirildiyse o doğrultuda anlatın.
İslami ibadetler birer amaç doğrultusunda var edilmiş, o görev ne ise sizde lütfen o doğrultuda anlatın. Bağlamından çıkarıp kendisine ayrı bir önem atfetmeyin. İslamın merkezinde Allah var, her derde deva olan tek şeyde Allah. Namaz içinizdeki huzuru getirmez çünkü içinizdeki huzursuzluğa sebep olan şeytan, şeytanda bir kul hakkı yemeniz sonrası içinize yerleşti, o şeytanı oradan yok etmenin kıssasıda namaz değil oruç. Anladınız. Bakınız, Rabbim bile kendisine bir kıssas koymuş, benim konumuma başka birini oturtursanız (şirk) benden birşey beklemeyin demiş. Allahu Teala bile kıssas kuralına göre hareket ederken, siz nasıl olurda namazı bundan muaf tutar namazı herşeye deva olarak görürsünüz? Herşey kıssasa bağlı. Kul hakkın kıssasıda namaz değil. Kul hakkın kıssası köle azad etmek, fakirleri doyurmak veyahut oruç tutmak. Mağdur edilen kişinin ruhuna gitmesi niyetine. Örneğin; hiç merak etmedinizmi namaz neden vahiyden 12 yıl sonra farz kılındı. Neden peygamberlik iner inmez Müslümanlara farz kılınmadı. Herkes maalesef ezbere bir yol tutmuş ve at bakışla o yolda ilerliyor. Bilmiyorlarki, namaz farz kılınmadan önce müslümanlar bir arınma ve tövbe sürecinden geçirildi, en basiti kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldular ve geçmiş günahlarından arındırıldılar. Bilmiyorlarki namazında bu temiz hali tutmaları için indirildiğini. Günah işlenirse şeytan beden siner. Allahta günah işlememeleri, o bedenleri tekrar şeytanlar ile kirletmemek için namazı indirdi. Namaz, o abdestli haliniz dıştan gelen vesveseye karşı bi nevi bir koruma kalkanı görevi yapıyor. İç ama kirliyse, dışını su ile temizlemişsiniz fayda etmiyor. Anladınız. O dönemin insanı ile bizim aramızdaki fark, biz 99 sülalemizin günah yükünü üzerimizde taşıyor, bedenlerimiz şeytan kaynıyor. Günümüzdeki insanları namaz kötülüklerden alıkoymuyor çünkü bu insanların içi pislik dolu. İçten gelen vesveseyede namaz dur diyemiyor. Günümüzde namaz kılıp günah işleyen kişiler maalesef bir arınma bir tövbe ve hellaleşme sürecinden geçmeden namaza başlamış. Birileri bunlara namaz ile herşeyi kapatabileceklerine inandırtmış. Halbuki kul hakkı ile ilgili ayetler namazdan bahsetmez, fakirleri doyurmak ve oruçtan bahseder. Örneğin; bu insanlar teheccüd namazına kalkar, halbuki Allah onu farz kılmaz kul hakkından arınmayı farz kılar. Şeytan bu insanları gereksiz işler ile meşgul kılarak hem o bedenlerde yaşamayı garantiye alır hem o kişileri o kul hakları ile öbür dünyaya sürükler. Keşke gece vakti kalkıp namaz kılıp zikir çekeceklerine, üzerlerindeki hakların kalkması niyetine gündüz vakti fakir doyursalar oruç tutsalar bu onlar için çok daha hayırlı olurdu. Hem gece namazına kalkıp hem gündüz vakti oruç tutup fakirleri doyırabiliyorlarsa, aynı anda yapabiliyorlarsa, o ayrı. Ne mutlu onlara. Eğer yapamıyorsanız o zaman ilk önce farz olanlara odaklanın.

Not:
teheccüd namazına kalkan kişilere bakıyoruz, bedenleri şeytan kaynıyor. Bir işletme düşünün, girişte hayvanlar giremez yazısı asılı ama içerisi çoktan hayvan barınağına dönüşmüş. Gece ibadeti yapanları biz böylesine bir çelişki, garabet içinde görüyoruz. Peygamberimiz sav'da sahabilerde gece namazına kalkıyordu diyorsanız, arkadaşlar peygamberimiz sav gece ibadetlerine başlamadan henüz sabiyken şeytanlarını öldürdü. Sahabilerde müslümanlığa geçtiği an şeytanlarını öldürdü. Namaz, kalenin şeytanlar tarafından fethedilmesine karşı korur, kale ama çoktan şeytanların işgaline uğradıysa bu durumda çözüm yolu namaz değil başka ibadetler. Kaleniz temizse buyurun kalkın gece ibadetine. Temiz değilse ama o zaman bizim nacizane tavsiyemiz, yeni şeytanların bulaşmasına engel olmak için farz olan beş vakit namaza sadık kalın, içinize bulaşanlara karşıda farklı kürler uygulayın (oruç, fakirleri doyurmak).
Lütfen, teheccüd size farz değil gece namazı size farz değil, içinizdeki şeytanları öldürmek size farz. Bunun yoluda namaz değil. Devam edelim konumuza;

Rızık ve aylar ile ilgili bu zamana kadar inanılan şuydu;
Allahu Tealanın tüm şeyleri berat gecesinde takdir ettiği, kadir gecesinde de bunları sahiplerine teslim ettiği. Bu zamana kadar bizlere anlatılan buydu. Bu söylenenler ama bizim mantığımıza yatmadı çünkü, kurban ve hac ibadetini beklemeden kişiler hakkında hüküm kesilemez. Berat gecesinde eceller ve kazalar takdir edilir diyeceksiniz, sonrada kurban ibadetin kazalardan belalardan koruduğunu iddia edeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem berat gecesinde kazalar belli oluyor, berat kandilinden 3.5 ay sonra kurban kesmeye ne gerek kaldı? Nasıl olsa berat gecesinde kaza ve belalar takdir edildi. Siz herhalde kurban ibadetin öylesine, her hangi bir sebep olmaksızın sadece ibrahim as'ın anısına kesildiğini düşünmüyorsunuzdur. Örneğin; kadir gecesinde o yılın hayır ve bereketin takdir edildiğini söyleyeceksiniz, sonra kalkıp kadir gecesinden üç ay sonra gelen hac ibadetin insanları nasıl temize çıkardığından bahsedeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem hayır ve bereket kadir gecesinde tamamlanıyor, hac ibadetine ne gerek kaldı o zaman? Kısacası, siz recep ayı ile insanları bir arınma sürecine sokacaksınız ama kurban ve hac ibadetin tamamlanmasını beklemeden haklarında hüküm vereceksiniz, bunu bizim mantığımız almadı. İki; eğer iddia edildiği gibi kararlar kişilere kadir gecesinde indirilmiş olsaydı o zaman tüm peygamberler huzura muharrem ayında değil kadir gecesi yani ramazan ayında kavuşurdu. Kadir gecesi ne için var o zaman? Güzel bir soru. Hiçbir fikrimiz yok. Bu konu hakkında kafa yormadık. Kafa yormadığımız konular hakkında da zanla yaklaşmak bize yakışmaz. Değerli okurlarımız biz bir konuyu kaleme aldığımızda bize göre size göreler ile değil, veriler doğrultusunda kaleme alıyoruz. Ay, yörünge, hadis, ayet, tarih vs, bir çok şeyi göz önünde bulunduruyor, konuyla ilgili beynimizdeki tüm soru işaretlerini gideriyor sonra kaleme alıyoruz. Beynimizde birşey netleşmediği müddette konuları websayfamıza eklemiyoruz. Örneğin; size aktarmak istediğimiz o kadar bilgi var, bunlar ama beynimizde netleşmediği için size aktarmıyoruz. Yapboz oyunu gibi, parçacıkların bir çoğu yerine otursada bir nokta eksikse o bilgiyi sizinle paylaşmıyoruz. Yanlış bilgilerin vebalin farkındayız. Berat ve kadir geceleri altında yatan hikmet hakkında da gerçekten hiçbir fikrimiz yok. Biz herşeyi bildiğimizi iddia etmiyoruz. Bilmediğimiz konuları açık açık söylüyoruz. Eğer zamanımız olur ve bu konu hakkında da bir araştırma yapar, bir sonuca ulaşırsak bunuda seve seve sizinle paylaşırız.

Ek bilgi
Kadir gecesi hakkında bir parantez açmadan olmaz, çünkü kadir gecesi diğer mübarek gecelerin aksine Kur'an-ı Kerimde anılan anılmaklada yetinmeyip, kendi ismi ile bir Süre'ye sahip bir gece. Kadir gecesi hakkında bildiklerimiz, ilk vahiyin bu gece gerçekleşmiş olması, bu gecenin bin aydan daha hayırlı olması ve meleklerin bu gece her iş için yeryüzüne inme iznine sahip olmaları. Bu bilgiler bize yeter hocam diyorsanız, kadir gecesi hakkında bu bilgilere sahibiz. Bu bilgiyi ama biz kendimiz için yeterli bulmuyoruz. Bizler perde arkasını merak ediyoruz, örneğin; melekler indiğinde ne yapıyor, neden bin aydan daha hayırlı neden bin rakamı vs. Allahu Teala öylesine rakamlar ortaya atmaz. Bazılarınız çoğunluğu ifade etmek için bin rakamı kullanıldı deyip kendisini tatmin edebilir. Biz değil. Biz biliyoruzki Allahu Teala bir rakam veya bir harf kullandığında altında bir hikmet yatıyor. Bizde bu hikmetin peşindeyiz. Şuana kadarda bu konuların perde arkası hakkında bir fikrimiz yok. Şöyle bir düşünce aklımızdan dolaşmıyor değil; kadir gecesini o gece belirli kararların verildiği gece olarak görme yerine, kadir gecesinde bizler yılın son altı ayın tam ortasındayız, o gece bizler mübarek üç ayları bitirip yılın son üç ayına girmek üzere oluyoruz. Belkide bizler o gece ilk üç aydaki ibadetlerimizin notunu alıyoruz. Bi' nevi üniversitelerdeki arasınav dönemi. Final sınav ve not zilhicca ayın 30'unda veriliyorsa, belkide kadir gecesi arasınav yani vize sonuçların dağıtıldığı gecedir. O ana kadar başarılı olanların ödüllendirildiği bir gecedir. Kadir gecesi ve diğer mübarek geceler hakkında beynimizde dolaşan bu bilgiler bizi tatmin ediyormu, etmiyor. Biz ve okurlarımız bundan ötesi detaylar bizden bekliyor. O yüzden bu konulara şimdilik girmemeyi tercih ediyoruz.

Üzücü olan;
kaderimizin dönüm noktası muharrem ayı, ülkemizde ama kimse muharrem ayın ne zaman olduğunu bilmiyor. Bilenlerde muharrem ayını aşure yemek veya dağıtmaktan ibaret olduğunu sanıyor. Ne kadar üzücü birşey bu. İslam alemin içinde bulunduğu hal gerçekten içler acısı. Bu örnek bizlere toplumu aydınlatması gerekenlerin, "alimler" ve "hocalar" ilahi düzeni anlamaktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Tarikatlar kafa sallamakla meşgul, cemaatler devleti ele geçirmekle meşgul, diyanetçiler memur olmakla meşgul, ilahiyat fakülteleride İslamı özünden koparmakla meşgul.  Böyle bir ortamda cahil kalmanız ve sapıtmanız kaçınılmaz.
Allah sonumuz hayr eylesin.

Değerli dostlar;
Bu zamana kadar hep üç aylardan bahsediliyordu, bu üç ayda yaptığımız hasatın ama muharrem ayında alındığını kimse bize bu zamana kadar anlatmadı. Muharrem ayı ile mübarek üç aylar arasında bir bağ olduğunu kimse bize kurmadı. İki; bizler muharrem ayın yılın başlangıcı olarak biliyorduk ama o yılki rızkında başlangıcı olduğunu bilmiyorduk. O yıl ekilenin yılın sonunda muharrem ayın başlangıcı ile alınmaya başlandığını bilmiyorduk. Biz ektiğimizi hemen alacağımızı düşünüyorduk, böylesine büyük bir hesabın parçasına tabi olduğumuzu bilmiyorduk. Üç; biz muharrem ayında peygamberlerin huzura kavuştuğunu biliyorduk ama bunu istisnai o peygamberlere has bir olay olarak görüyorduk. Bunun altında bir düzen olduğunu bilmiyorduk. Muharrem ayının eski defterlerin kapatıldığı ay yeni bir başlangıca adım atıldğı ay olduğunu bilmiyorduk. Artık biliyorsunuz. Batının yeni yılında değil, İslamın yeni yılında iyi dileklerde bulunun. Rızık çünkü batının yeni yılına göre değil Allahın yeni yılına göre indiriliyor. Allahın yeni yılıda muharrem ayı ile başlıyor. Siz her yıl bir evvelki yılın hasatını yiyorsunuz. Dönüm noktası muharrem ayı. Bu yıl güzel işler yapın, bir sonraki muharrem ayına yani yılına girdiğinizde de bu emeklerinizin karşılığı size insin. Bilhassa altı öncesinden (mübarek üç aylar) ibadetlere yoğunlaşın.

Not:
biz bu yazıları bir hobi olarak yazıyoruz. Kafamıza birşey takıldığında bunu kaleme alıyoruz. Biz bu konuların detaylarını İslam alimi olma yolunda ilerleyen kardeşlerimize bırakıyor onların bu konuların detaylarını araştırmasını bekliyoruz. Bizi bir rehber bir yol gösterici olarak görün. O yolun inceliklerini araştırmak zaman açısından bizi aşar. Örneğin; haram aylar. Haram aylarında bu rızık dağıtımı ile ilgisi var. Bunun detaylarını araştırmayıda siz değerli okurlarımıza bırakıyoruz.







İslamda kadının konumu


Son günlerde kadının konumu hakkında tartışmalar yürütülüyor. bu konu hakkında bizede bol soru geldi. Bir yanda kadınları savunan ilahiyatçılar ve kadın hakları savunucuları, diğer tarafta karşıt gibi görünüp hiçbir tez üretemeyen ezikler ya da kafayı yemiş tarikatçılar. Bu konuları kim gündeme getirdi; erdoğan. Erdoğan bu konuyu dile getirince memurluk zihniyeti ile çalışan imamlarda konuya girmiyor. "Kadının yeri ev" dersem linç edilirim, memurluktan olurum, sürgün edilirim, sicilim lekenir ya da her yere maydonoz olmayayım mantığıyla herkes sus pus. Masanın altına saklanan saklanana. Tabi, korkunun ecele faydası yok. imamlık, şartlar ne olursa olsun hakkı söylemeniz gereken bir makam. Bu sessizliğin hesabını onlara
Rabbim elbette bir gün soracak. Bu korkaklığın bize yansıması ne? Herkes masanın altına saklanınca, konuşması gerekenler konuşmayınca biz devreye girmek zorunda kalıyoruz. Biz de girmesek meydan tamamen femistlere ve feminist yalakası ilahiyat proflara kalacak. Onlarda genç kızlara gerçeği değil, nefse ne kadar hoş gelen şey varsa onu anlatıyor. Birisi sessiz kalırsa bilinki diğerin düşünceleri ortama hakim olmaya başlar. Günümüzde sadece bu şeytani düşünceler ortalıkta dolaşıyor, bundan beslenen genç kızlarda; görüyormusunuz İslama göre demek bizde çalışabiliyormuşuz demek biz erkeğe eşitmişiz düşüncelerine sahip olmaya başladı. "Ben istediğimi yaparım, yapmaya özgürüm", felsefesi bu kızların aklına yerleştiği anda, geçmiş olsun bizlere. Neden? Allah erkeği yönetici kılmış, kendisini erkeğe eşit gören, hatta daha üstün gören biri erkeğin yöneticiliğini kabul edermi? Etmez. Etmek zorundamı? Allaha göre etmek zorunda. Allah, bir düzen kurmuş ve herkese görevler tayin etmiş. Bu görev dağıtımında kadın evi idare etmekle sorumlu kılınmış, erkekte dış dünyayı. Ben özgürüm istediğimi yaparım diyen biri bu görev dağıtımına tabi olurmu? Olmaz. Ne olur? Aile yıkılır. Aile neden önemli? Kişi, temel inançlarını aileden alır. Aile yıkılırsa ne olur? İnançlar, örf ve adet dediğimiz o temel değerler yok olur. Yerini ne alır? Kişi nerede zaman geçirirse oranın değerlerini alır. Bir çocuk aile içinde zaman geçirmezse, zamanını geçirdiği ortamların değerlerini benimseye başlar (internet). Sonuç; kendi toplumun değerlerinden uzak, tuhaf, tuhaf tipler ortaya çıkar (youtuberler). Aile birliği ortadan kalkarsa bireyler ortaya çıkar o bireyleride başkaları kandırmaya, kendi inancına assimile eder. Gelecek nesillerinizin zihin kodlarını siz değil, başkaları yazmaya başlar.

Değerli dostlar; birileri bu yıkımı başlattı. Kadına biçilen geleneksel rolün Allahla ilgili olmadığı, toplumların örf ve adetleri ile ilgili olduğunu söylüyorlar. Şartlar şimdi çok farklı, şimdi gönül rahatlığıyla çalışabilirsiniz, ilahi açıdan sorun yok diyorlar. Bunları duyan, erkeklerin doğum yapmaya başladıklarını zannedecek. Şartların ve çağın değişimini öyle anlatıyorlarki sanacaksınız erkeklerin göğüslerinden süt fışkırmaya başlamış. Sanacaksınız kadınların artık iki yıl boyunca yeni doğanı emzirmesine gerek kalmamış. İşte bunlar şeytanın ağzı ile konuşuyor.
Günümüzde şartlar gerçektende de değiştimi? Hayır. 7 bin yıl önce şartlar ne idiyse bugünde aynısı. 7 bin yıl öncede insan hayatta kalmak için çalışıyordu, mücadele veriyordu bugünde. Konuyu saptırmayın. Kadın için öngörülen ev hayatı yüzde yüz İslamla ilgili. İslam neden böyle birşey öngörmüş? Nedenlerini yazımızda açıklayacağız, ama en basit nedeni doğum ve çocukla ilgili. Örneğin; kadın 9 ay hamile kalır, hamile bir kadında kendisini bedensel ve ruhsal olarak zorlamaması gerek. Doğum yapan kadın 2 yıl süt emzirir. "Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler (Bakara Süresi; 233). Emziren bir kadında çalışmaması, kendisini ruhsal ve bedensel olarak yormaması gerek. 4 çocuk yaptığınızda 15 yılınız böylesine gitti. Birde bu yükün üstüne dış dünyada çalıştığınızı varsayın. Bu sizi baya yıpratırmıydı, hemde nasıl. İşte, Allah sizi bu artı yükten kurtarmak için evde kalmanızı söyler. Bu uyarıyı sadece size değil, sizi çalıştırmak isteyen erkeğede yapar. Dünya durmadıkça erkeğin göğüsünden süt akmadıkça, hamilelik 9 ay'dan 2 ay'a düşmedikçe bilinki kadını eve mahkum kılan şartlar değişmeyecek. Tabi biz şunuda biliyoruz, sizin akıl babalarınız yaratılışada göz dikti. Erkeğin göğsünden süt çıkaracak formüller üzerinde çalıştıklarını, erkeği hamile yapacak teknikler geliştirmeye çalıştıklarınıda biliyoruz. Hatta ve hatta çocukları ana rahminde değil, tamamıyla yapay plazentalar içinde büyütme çabaları içinde olduklarınıda biliyoruz. Buysa sizin insanlık için öngörünüz, Allah yolunuzu açık etsin. Siz ve akıl babalarınız, siz kendi yolunuza, biz kendi yolumuza.

Aslında bütün olayın özü ne biliyormusunuz; gelenek, örf, adet, çağ, geçim vs hepsi boş, bütün hikaye kadının kendisine verilen annelik görevini reddetmesiyle ilgili. Günümüzün kadını içgüdüsel olarak anne olma arzusunu taşıyor. Allahtan bu içgüdüsel dürtüyü bastıramıyor, ancak anne olmakla beraber gelen sorumlulukları yerine getirmek istemiyor. Anneliğin getirdiği yükü taşımak istemiyor. Günümüzün kadını, yeryüzü süsünden pay istiyor yeryüzü şehvetinden tatmak istiyor. B
ütün olay bundan ibaret. Bu gerçeğide itiraf edemiyorlar, ne kendileri ne de akıl ablaları. Neden, çünkü İslamdan zerre kadar bilgisi olmayan biri bile, yeryüzü süsün peşinde koşmanın kişiyi helaka sürükleyeceğini bilir; "Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kazancını istiyorsa ona dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz" (Şura Süresi; 20). Günümüzün kadınları evin dışında olan her güzelliği tatmak istiyor. Nefisleri ama bunu bu şekilde haykırırsa kendilerini helaka götüreceklerinide biliyorlar. Vicdanlarını ikna etmek için ne yapıyorlar; kıvırıyorlar, yaşam standardı diyorlar, çağın şartları diyorlar, kadını eve mahkum kılan gelenek geçmiş kültürlere aitti diyorlar. Olayın özü bu! Kadın, hayatın sefasını sürdürmek istiyor. Hayatın süsünden şehvetinden bende payımı istiyorum diyor. Neden evde bir hapis hayatı sürdürecekmişim diyor. Ben y-a-ş-a-m-a-k istiyorum, tanrının bana biçtiği bu rolü r-e-d-d-e-d-i-y-o-r-u-m diyor. Anlayacağınız, günümüzün kadını tam gaz cehenneme doğru yol almış gidiyor; "Bu dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, işte asıl hayat odur, keşke bu gerçeği bilselerdi" (Ankebut Süresi; 64).

Eşitlik hiçliktir. Siz hiç demokrat ülkelerde 50-50 sonuçlanan oylamada bir yasanın çıktığını gördünüzmü? Hayır. Eğer yasaların geçmesini, belirli icratların gerçekleşmesini istiyorsanız illa birisi, artı bir oya sahip olmak zorunda. Eşitlik demek hiçlik demektir. Örneğin matematik formülleri. Birşey eşitse sonuç sıfır çıkar. Eşitlik aileyi neden yıkar? Aile bir işletmedir. Belirli yatırımların yapıldığı, her gün küçük veya büyük kararların verildiği bir müessedir. Siz bu müesseye eşitlik anlayışını sokarsanız hiçbir ortak karar çıkaramazsınız. Anlayış, sevgi ve saygı ile herşey olur diyorsanız, lütfen bu saçmalıklara inanmayın. Nefsin var olduğu bir yerde sevgi ve saygı olmaz, çıkarlar olur. Herkes kendi kararını hayata geçirmeye çalışır. Sonuç; anarşi doğar. Eşitlik anlayışı bu müesseye girdiğinde anarşi doğar. Anarşide üniter devlet yapısını bozar yani aile yıkılır. H
erkes kendi isteğine göre hareket etmeye başlar. Böylesine bir düzensizlik ve kaos oluşmaması içinde Allah, aile kurumunu var ettiğinde iki şey yaptı, bir; yöneticiyi baştan belirledi ve iki; görev dağıtımı yaptı. Her bireye sorumluluk verdi ve her bireyi kendi alanında yönetici kıldı. O müesse ayakta kalabilmesi içinde herkes görevini yerine getirmek zorunda. Siz ama haşa, Allah bu işlerden anlamaz, ben bunun psikolojisini okudum, karşılıklı anlayışla herşeyin üstesinden gelinir diyorsanız, Allah yolunuzu açık etsin. Biz Allah'ın tavsiyeleri ve emirleri ile hareket edenlerdeniz. Bu yazımızda Allahı rehber alanlara yönelik, almayanlara yönelik değil. Biz bu yazıyı magazin kanallarında boy gösterenler için kaleme almadık.

Kadın ile anne arasındaki fark;
kadın doğurur, anne ise büyütür. Farkı anladınızmı? Çocukları doğurmak değil, büyütmek bir kadını anne yapar. İslam dini annelik vasfını çocuğu doğurana değil, çocuğun başında nöbet tutana verir. Değerli okurlarımız, Ayetlerde kadına iki türlü hitap edilir, birisi kadın olarak diğeri anne olarak. Bu ikisi birbirinden farklı. Çocuğunu başkalarına bırakıp dünya malı ve makamı peşinde koşturanlar, çocuk doğurmuş olsa bile onlara anne denmez. Onlar birer kadın. İslam dinide, kadını değil anneyi yüceltir. Örneğin; Kur'an-ı Kerim Ayetleri bir erkeği kadına üstün kılar, bir anneye ama değil. İslam dininde kadın ikinci sınıftır, bir anne ama değil. 

Hadis. kıyamet alametlerinden birisi; kadının dünya süsü dünya malı için çocuklarından vazgeçecek olması. Günümüzde de bunu görmüyormuyuz; ilk önce işim demiyorlarmı? Mesleklerini kariyerlerini ele alıncaya kadar beklemiyorlarmı? Doğum yapar yapmazda yeni doğanı büyük anneye, bakıcıya bırakıp tekrar dünya malı peşinde koşturmuyorlarmı? 

Kürt kardeşlerimizede, şu tavsiyesinde bulunalım; hiç kürdistan adında bir devlet kurmaya zahmet etmeyin. Bizde kadını iş hayatına itmeye çalışan politikacılar olduğu müddet, zevk ve sefaya düşkün türk kadınları olduğu müddet, bunlar zaten bir 20 yıl sonra anahtar teslim devleti size teslim edecek. Siz aile hayatınızı muhafaza etmeye devam edin, 5-6 çocuk yapmaya devam edin, bir 20 yıl sonra siz zaten çoğunlukta olacaksınız. İstediğiniz hükümeti kurar indirirsiniz. Anadolu varken, kuzey irak'ın dağlarında bir devlet kurmanın ne anlamı var?

Kimi kendinize örnek alıyorsunuz? Bazılarınız iş hayatında başarılı olan kadınları kendilerine örnek alır, eğer Müslümansanız lütfen bunu yapmayın. O kadınlar size örnek değil. O kadınlar cadılar bayramını kutlar, o kadınlar bekarlığa veda partisi verir. Bu kadınların tabutu alkışlarla kaldırılır, teşvikiye camisinden kaldırılır. Siz bunların ne anlama geldiğini biliyormusunuz? Bunlar mini eteği gelişmişliğin bir simgesi olarak görür, özel uçaklara atlayıp haftasonu alış verişini new yorkta yapar. Bunlar sizin için bir kıyas değil. B
unlar ahiret hayatına inanmaz, başörtülü birisi ile yan yana gelmekten utanır, sakallı birini gördüğü zaman öcü görmüş gibi yolunu değiştirir. Bunlar size bir kıyas değil. Siz bunların yaşantısını kendinize örnek alırsanız, geçmiş olsun size. Bunların hayatları zevk sefa süs eğlence gösteriş kibir haram gibi Allahın nefret ettiği ne kadar şey varsa bunu içerir. Siz bu kadınları örnek alıp bende iş kadını olacağım derseniz, geçmiş olsun size. "Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah, bununla ancak onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor." (Tevbe Süresi; 55). Bir kişiyi kendinize örnek almadan yaşantısına bakın, aile durumuna bakın, temsil ettiği değerlere bakın. Örneğin; yaşantı tarzı batı kültürümü İslamımı andırıyor. Yaşantıları batı kültürünü andırıyorsa bunlara kulak asmayın. Bunların değer silsileleri ile sizinkiler farklı. Hiç evlenmişmi, çocuğu hiç olmuşmu, boşanmışmı, aileden gelen bir zenginlik varmı? Eğer hiç evlenmemiş, hiç çocuğu olmamış, aileden gelen bir rahat yaşantısı varsa bunlarada kulak asmayın, bunlar bol keseden sallar. Kendilerin bir aile yaşantısı yokki size ailenin kutsiyetinden bahsedebilsinler. Çocuklarını iki yıl boyunca emzirmişmi, dört çocuk yapmışmı, çocukları kendisi büyütmüşmü, eşine her akşam yemek pişirmişmi, erkeğin özel ihtiyaçlarını karşılayabiliyormu? Örnek aldığınız kadınlar, eğer bu konularda da sınıfta kalıyorsa o zaman onlarda sizin için bir örnek değil. Anlayacağınız size gaz veren kadınların hepsi defolu. "Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez." (Bakara Süresi; 86). Hem makam hem aile olamazmı? Olamaz. Çok net; siz annelik dışı bir göreve göz diktiğiniz an mutlaka ve mutlaka o yolda bir çok değerinizden vazgeçmeye mecbur bırakılırsınız. Ya aileniz ya iffetiniz ya ahlakınız ya sağlığınız ya huzurunuz ya helalden vs. Bunun size o kadar ağır bir bedeli olurki, son nefesinize geldiğinizde deydimi buna dersiniz. Ahiret hayatı ile yeryüzü hayatı bir arada olmaz. Birilerin bu dünyada önü açılıyorsa, açıldığı kadar bilinki ahiret hayatından kaybediyor. Bir gram yeryüzü nimeti elde eder, karşılığında bir gram ahiret hayatı nimetini kaybeder. 

Küresel oyun. Cinsiyetsizlik projeleri hız almış durumda. Bunun ilk etabı erkek ve kadın birbirine eşittir tezini her alana yaymak. Erkeğin egemen olduğu her yere kadını sokuyorlar. Netflixten hollywood'a avrupa birliğinden uefaya kadar herkes bu projeye hizmet ediyor. Buradan bunun ne kadar büyük bir proje olduğunu çıkarabilirsiniz. Erkeğe şapşal ve sorumsuz bir karakter rolü veriliyor, sorumlu ve olgun karakterde kadına. Gerek animasyon gerek dizi gerek filmlerde genç kızlara sen özgürsün istediğini yapabilirsin felsefesi aşılanıyor. Eskiden animasyonların kahramanı prenslerdi günümüzde prensesler. Bunlar bizleri sinsice, ata erkek kültüründen kadınların egemen olduğu bir topluluğa doğru götürmek istiyor. Oyun büyük, oyun küresel. Hollywood ve arkasındaki güçlerin hedeflediği bir düzen insanlığın hayrına olabilirmi; elbette olmaz. En geç, arkanızdaki bu şeytani güçleri gördüğünüzde bu yol, yol değil deyip bu inattan vazgeçmeniz gerekmezmi?

Size Ayetlerden bir hikaye anlatacağız. Yazının girişinden bu yazının nereye gideceğini anladınız sanırım. Yazımızda size bir hikaye anlatacağız, başlıkları alt alta sıralacağız, sonunda ortaya bir hikaye çıkacak. Kendinizi bütün ön yargılardan arındırın ve bu hikayeye kulak verin. Kadınla ilgili Ayetler bir hikaye anlatır, biz size Ayetler üzerinden bu hikayeyi anlatacağız. İlk yaratılıştan başlayacağız, peygamber kadınlarına kadar götüreceğiz. Bu hikaye'yi Kuran-ı Kerim anlatıyor, kendi şahsi görüş veya felsefemiz değil. Biz sadece farklı sürelere serpiştirelen Ayetleri aldık, bir sıralamaya tabi tuttuk. Bu sıralamadanda bir hikaye çıktı. Biz bu yazımızda size bu hikaye'yi anlatacağız. Bir başlık bir Ayet. Başlıkları kendi başına değerlendirmeyin. Hikaye'yi bir bütün olarak ele alın. Bu bir yap boz oyunu, bir parçaya bakarsanız anlam veremeyebilirsiniz. Gizem bütünlükte yatıyor. Örneğin; Ayetleri tek, tek ele aldığınızda meal, tefsir ve felsefede kaybolur gidersiniz, çünkü herkes kendi kafasına göre bir Ayeti yorumlar. Ayetleri bir bütün olarak ele aldığınızda ama birilerin tefsir ve meal tuzağına düşmezsiniz. Neden? bir kişi bir Ayeti kendi lehine yorumlayabilir ama 4-5 Ayeti aynı anda lehine yorumlamaya kalkıştığında yorumlar arasında çelişkiler oluşmaya başlar. Bir Ayette sizi aldatabilir, ama 4-5 Ayeti aynı anda lehine çeviremez. O yüzden Ayetleri tek tek ele almayın, bir bütün olarak ele alın. Bütün olarak ele alırsanız birileri tarafından kandırılmaktan kurtulur kadının konumunu daha net, bir yere oturtabilirsiniz. Ayetler her zaman birbirini destekler. Birisi size eğer herhangi bir konuda Ayetlerden bahsederse Ayetler arası çelişkiye dikkat edin ve size anlatılan Ayetler birbiri ile bağlantılımı, konuyla ilgilimi, buna bakınız. Örneğin; kadını iş hayatına atmak isteyenler bir Ayetten bahseder, konuşmalarının geri kalanını hadisten kültürden zamanın şartlarını anlatarak geçirirler. Bahsettikleri Ayette genelde konuyla ilgili olmaz, çünkü kadını iş hayatına itecek bir Ayet bulunmaz.

Şahsi görüşümüz ne?
Allahı, peygamberimizi ve kitabımızı saymazsam, yeryüzü yaşamımın merkezinde üç kişi var. Birisi annem, ikincisi kız kardeşim ve üçüncüsü kız kardeşimin kızı. Yazıyı okurken kadına karşı bir önyargı beslemediğimi, kadına bir mal gözüyle bakmadığımı lütfen bilin. Tam aksi; beni
en çok öfkelendiren şey kadına şiddet. Hayatımda en çok değer verdiğim üç kişi var ve üçüde kadın. Bilhassa kız kardeşimin kızı benim zayıf noktam. Çocuğum olsa, kızmı erkekmi istersiniz diye sorsanız; kız çocuğu derdim. Benim şahsi görüşlerim bunlar, ancak düzeni ben kurmadım, ipler benim elimde değil. Herkes gibi bende, ister hoşuma gitsin ister gitmesin düzene ayak uydurmak zorundayım. Size bu yazıda anlatacaklarım benim şahsi görüşlerim değil, Allahın kadın hakkındaki hükümleri. Allahın hükümleride kıyamete kadar geçerli. Ayetler dediğimizde zamana göre değiştirebilecek birşeyden bahsetmiyoruz. Kıyamete kadar geçerli yasalardan bahsediyoruz. O dönem öyleydi, şimdi farklı bir dönemde yaşıyoruz diye birşey yok. Allahu Teala, bu Ayetleri indirdiğinde, kıyamete kadar bu yasalar geçerlidir dediğinde bilmiyormuydu bugünki konjonktürü? Elbette biliyordu. O yüzden dün bugün olayı yok, sadece İslam var. İslamda size ayak uydurmaz, siz İslama ayak uyduracaksınız. Bu yazımızda biz sizlere o acı gerçeği yüzünüze vuracağınız, bütün çıplaklığıyla kadının İslamdaki konumunu masaya yatıracağız. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Hikayemiz;

gökte- erkek yaratılır. ademin yaratılışı.

gökte- erkek bir eş ister. "Sizi bir nefsten yaratan ve onunla sükûn bulmanız için, ondan onun eşini yaratan O’dur...."(Araf Süresi; 189). Tefsiri: adem babamız yalnızlıktan yankınır ve bir eş ister. Allahta hz ademin nefsinden hava anamızı yaratır. Bir; erkek ile bir kadın asla eşit olamaz, çünkü yaratılış öyküleri birbirinden farklı. Erkek, Allahın isteği üzerine yaratılmış, kadın ise erkeğin isteği üzerine. Fark iki; erkek yoktan var edilmiş, kadın ise erkekten. Özet: erkek, Allahın duası sonucu ortaya çıktı, kadın ise erkeğin duası sonucu. Bu ikisi hiç birbirine eşit olurmu? Erkek yoktan var edilmiş, kadın ise erkekten. Hiç kaynağın kendisi, kendisinden oluşturana eşit olurmu?

   - duanıza dikkat edin. Eğer duanız eksik veya yanlış olursa hapı yutarsınız. Adem babamız yalnızlığını gidermek için bir eş istedi. Allahta ne bir gram artı ne de bir gram eksik, tam bu dua doğrultusunda kadını var etti. Hz adem ne istedi; nefsine hitap edecek ve yalnızlığını giderecek birisini. Allahta o doğrultuda süse ve eğlenceye düşkün, yeni canlılar doğurabilecek birini var etti. Hata nerede? Duasında benim hilafetime göz dikmeyecek ve bana itaat edecek birini var et demesi gerekirdi. Etmedi ve belasını buldu. Cenneten kovuldu.

gökte- erkeği yönetici kılar ve uyarır.
  "Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz” (Bakara Süresi; 35). Tefsiri; Allahu Teala, hz ademi var eder ve ona göklerin nimetlerini açar. Hz adem ama şükretme yerine ne yapar? Burun kıvırtır ve dahasını ister. Yalnızlığımı giderecek bir eş ver bana, der. Allahu Tealada bu istek doğrultusunda hava anamızı yaratır. Şimdi; evin sahibi Allah, evin evladıda adem. Hz ademin isteği üzerinede hava anamız bu eve dahil edilir. Ancak, evin sahibi (Allahu Teala) bu yeni üyeyi kendisine muhatap almaz. Sen istedin, sorumluluk sende ey adem misali, ne zaman bir konuyu dile getirmek istediğinde, hep ademe hitap eder. Hiçbir ayette ey hava demez. Hep ademe hitap eder. İki; "And olsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Adem’e secde edin! Diye emrettik. İblis’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı" (Araf Süresi; 11). Tefsiri; eğer kadın erkeğe eşit olsaydı, ademe secde edin demez, adem ve havaya secde edin derdi. Özet; Allah katında geçen tüm konuşmalarda, hep ademe hitap eder. Eğer Allah nezdinde kadın, erkeğe eşit olmuş olsaydı; " ey adem" yerine, "ey adem ve havva" derdi yani birlikte anardı ve meleklere; "ademe secde edin" yerine, "adem ve havaya" secde edin derdi.

gökte- erkek, bu görevi yerine getirmez.
"And olsun biz, daha önce de Adem’e (öğüt) vermiştik. Ne var ki o, (öğütü) unuttu. Onda azim de bulmadık" (Taha Süresi; 115). Tefsir; hz adem yumuşak huylu yaratılmış. Azimden yoksun bir yapıya sahipti. Günümüzün tabiriyle layt erkek tipi bir yapısı vardı. Hava yaratıldıktan sonra, ademle top gibi oynadı. Buraya gel adem buraya git adem, şunu yap adem yapma adem vs. Adem kendisi yönlendirmesi gerekirken, yönetilen oldu. Sonuç; sonucu çok ağır oldu. Kadının ağzı ile hareket etti, cennetten kovulmamıza sebep oldu. Özet; kadın, erkeği Allaha isyan etmeye sürükledi. Değerli dostlar; bu kıssaları Kur'an-ı Kerim boşuna anlatmıyor. Buradan bizlerin yeryüzü hayatı için çıkarması gereken dersler var. Gökte kadını dinledik, cennetten kovulduk. Ders çıkarmamışcasına aynı hatayı yeryüzünde de yapıyoruz. Akıl var mantık var, eğer kadının peşinde koşmak bizleri cennetten kovdurtuyorsa, yeryüzünde kadının peşinde koşmak nasıl bizleri cennete geri götürecek? Kovulmaya sebep olan hata, sizi tekrar kovulduğunuz yere geri götürürmü? Kadın gökte yönetimi ele aldığında bizi aydınlığa ve huzura taşımadıki, yeryüzünde taşısın.  

gökte- erkek yönetimi kadına bırakır, kadında ihanet eder. Adem çok ezik bir karakter ve yeni eşinin peşinden koşturur durur. Bir müddet sonra kadın durumu anlar ve derki, demek burada asıl olan benim. Bu ezikten adam olmaz, sürekli benim dediğim yapılıyor. Hep ben merkezdeyim demek burada yönetmen benim. Kadın, başlarda erkeğe bir saygı duyuyordu, bir müddet sonra o saygıda toz duman olup gider. Karşısında lafından çıkmayan, sessiz ezik bir şahsiyet görür. Not: saygı kendiliğinden gelmez, bir kişinin size saygı duyması için bir vasfınız olması gerek. Erkek, saygıya değer bir vasıf taşımıyorsa kendisine saygı duyulmaz. Erkeğine saygı duymayan kadına ne olur? İhanet eder! Gökte yaşanılan bu olaylar tesadüfen gelişmedi. Siz bu olayların kendiliğinden geliştiğinimi sanıyorsunuz yoksa? Bunların hepsi önden takdir edilmiş bir senaryo ve her bir olay çok önemli mesajlar içerir. Örneğin; erkeğine saygı duymayan bir kadına başka bir erkek musallat edilir. Havaya iblis musallat olduğu gibi. O erkekte o kadının aklını çeler ve o kadını ailesine karşı ihanete sürükler. O kadını, Allahta korumaz çünkü Allahın koruması için o kadının ilk önce Allahın Ayetlerine riayet etmesi gerek. Örneğin; saliha kadınlar itaatkardır ya da biz erkeği evin yöneticisi kıldık Ayetlerine riayet etmesi gerek. Ayetleri çiğnerseniz Allah korumaz. İffet, namus bir yere kadar. Bir kadın kocasına saygı duymazsa iblis gibi inatçı bir erkek o kadının karşısına çıkartılır. O ibliste kadını ikna edinceye kadar kadının peşini bırakmaz. Kadın ihaneti gerçekleştirdikten sonrada, hatasını anlar ve ne yaptım ben der. İşte, ben ne yaptım diyen kadınların arasına havada girer. 

   - bu senaryo önden belirlenmiş ise özgür irade nerede, hava ve iblis'in suçu ne diyebilirsiniz; bu konuda kader yazımızı okumanızı tavsiye ederiz. senaryoyu Allah yazar ve kişiler oynar, ancak bu senaryo kişilerin niyetine göre belirler. bunların kaderinde bir ihanet yazıldıysa demek bunların kalplerinde hiyanetlik vardı. o ihanet ne zaman gerçekleşecek hangi koşullarda ve içeriği ve sonucu ne olacak bunun detaylarını Rabbim yazar. siz bir niyet ile kaderinizin fitilini ateşliyorsunuz, detaylarını Rabbim yazar ve çizer.

gökte- Allah hayal kırıkılığına uğrar. "Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına kaktık." (Tin Süresi; 4-5). tefsiri; insan temiz ve güzel bir ortamda var edildi (cennet). bu ihanet sonrası ama insan ana rahmine atılır. kan içinde, küçük ve büyük abdestin çıktığı noktanın tam ortasından dünyaya gelmeye mahkum bırakılır. aşağıların aşağısı denilen nokta, gövdenin en alt noktasıdır (mahrem yer). çevirdik kelimesinin anlamıda, biz doğum esnasında başı aşağıya dünya geliyoruz.

erkeği ve kadını birbirine düşman olarak dünyanın farklı noktalarına kovar. Allah bizi cennetten kovar. "Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker”  (Taha süresi; 123). Tefsiri; erkek, kadın ve şeytan bu üçü birbirinin düşmanıdır. sizler, sadece insan ile iblis soyun birbirine düşman olduğunu zannediyorsunuz, durum bu değil. kadında erkeğin düşmanıdır. kadın, erkeğin yeryüzü hilafetine gözünü diker. iblis ise ahiret hilafetine.

   - birbirinize düşman olarak inin, der Allah. Siz böylesine ağır cümleleri kime sarfedersiniz; sürekli kavgalarından ve şikayetlerinden bıktığınız ve kovduğunuz kişilere sarfedersiniz. Demek kadın sürekli erkekten şikayetçi oldu, erkekte kadından. Demek vıdı vıdı tantana gökte başladı.

yeryüzü yaşantısı başlar, yeryüzünde geçenler;

- erkekten hesap sorar. "Bunun üzerine ikisi de ondan (o ağaçtan) yediler. O zaman ikisinin de edep yerleri kendilerine açıldı. Cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Ve Âdem, Rabbine asi oldu, böylece azdı" (Taha Süresi; 121). Tefsir; bu olayın üç faili var, birisi adem diğeri hava ve üçüncüsü iblis. Bunların arasında en suçsuzu hz adem olmasına rağmen, "adem Rabbine asi oldu" denilir. Allahın güvendiği ademdi, kendisine muhatap aldığı ademdi, ademinde bu suça karışması, en büyük hayal kırıklığı oldu. Bu Ayet ilede bunu dile getirir. Hesabı ademe keser. Örneğin; ademi hindistanın yağmur ormanlıklarına atar. Soğuk, yağmurlu ve her türlü vahşi hayvanın içine atılır. Hava ise, arabistanın çölüne atılır. Hayatta kalma sıkıntısı kendisine yaşatılmaz. Kadın hep korunması gerek, Allahta o konuda havaya haksızlık etmez. Geneline baktığımızda da, cennetten atılmanın bedeli erkeğin omuzuna yüklendiğini görüyoruz. Hayatta kalmak için ne gerek; rızık. Rızık temininden de kim sorumlu kılınmış; erkek. Erkeğe, insanoğlun yeryüzüne itilmesine sen sebep oldun, beslenmesinden de sen sorumlusun denilmiş. Özet: hayata getirme yükü kadına, hayatta tutma yükü erkeğe verilmiş. Rollerin dağıtımı bu!!


- adem tövbe eder. "Bu durum devam ederken Âdem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır" (Bakara Süresi; 37). Tefsir: hz adem yeryüzüne atıldığında çok pişman olur çok üzülür çok ağlar ve çok dua eder. Bu dualar ve üzüntüsü üzerine gökten ilhamlar almaya başlar. Rivayetlere göre, bu ilhamlar peygamberimizle ilgili. Cennetteyken peygamberimizin ismini bir yerlerde yazılı olduğunu hatırlar. Peygamberimiz sav yüzü suyu hürmetine beni bağışla der ve bunun üzerine tövbesi kabul olur. Yine rivayetlere göre 200 yıl boyunca ağlar, bağışlanmak ister.

- hava, tövbe etmez. Cennetten kovulduktan sonra adem babamız tövbe eder, hava anamız ama değil. O yüzden yeryüzüne yayılan kötülüğün kaynağı kadın. Bunu açalım; Bakara Süresi 37 bize adem babamızın tövbe ettiğini ve bu tövbesinin kabul edildiğini anlatır. Maide Süresi 27-31 de bizlere adem babamızın oğlu kabilin, habili öldürdüğünü anlatır. Kabilde olan bu kötülük nereden geldi? Adem babamızdan gelemez çünkü adem babamız tövbe etti ve peygamber kılındı. G
eriye tek şık kalıyor, o da hava yani kadın. Kabile seriyat eden o kötülüğün bir tek kaynağı olabilir, o da kadın. İşlenen suçun içeriğini incelediğimizde, kabil'in Allaha adak vermede gönüllü olmadığı yani Allaha bir isyan içinde olduğunu görüyoruz. Oğuldaki kötülük havadan geliyorsa demek bu isyankar hisler havada da var. Demek hava anamız, cennetten kovulmayı hazmedememiş. Kovulmak kendisine çok koymuş olmalıki, göğe karşı içinde bir öfke ve kin birikimiş. Bu kinde evlatları arasında kabilde açığa çıktı. 

- erkeği yine yönetici olarak atar. Ademin tövbesi sonrası adem ve hava bir araya getirilir ve aile kurulur. Erkeği bu müesseseye yönetici olarak atar. Hangi kriterlere göre bu atamanın yapıldığınıda anlatır; "Erkekler kadınlar üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından harcamaktadırlar.." (Nisa Süresi; 34). Tefsiri: erkeği daha üstün yarattığım için onu bu müesseseye yönetici atadım der ve bu Ayette bir şeyi daha yapar, kazancı erkek ile ilişkilendirir. Neden? Erkek ve kadına cennetten kovulmanın bir bedeli olacağı belliydi. Ödenmesi gereken bir bedel var. Bu bedelde erkek için çalışmak olmuş. Yeryüzünde çalışma görevi erkeğe verilmiş. Bu atamanın ama bir de sembolik anlamı var. Yaratılış erkeği üstün kılar. Bu üstünlükte yaratılışta, yani gökte kalmaması gerek. Bu üstünlük yeryüzünde de devam etmesi gerek. Üstünlük tanımı ama gök ile yeryüzünde farklı. Allahın üstünlük tanımı ile insanın tanımı farklı. Yeryüzünde insan, üstünlüğü mal ve maddiyat ile ölçer. En çok mal en çok kazanç kimdeyse en üstün o olur. Allahta erkeğe, bu Ayetle şunu der; eğer yaratılışta sana verdiğim üstünlüğü yeryüzünde de sürdürmek istiyorsan, kazancı temin edende malın sahibide sen olman gerek. Kadını iş hayatına attığınızda ama ne yapıyorsunuz; bu Ayeti kırıyorsunuz. Kadının çalışmasında ne mahsuru var demeyin; kazancı Allah üstünlükle ilişkilendiriyor. Kimde daha fazla kazanç varsa o diğerinden daha üstün olur, diyor. İşte, biz kadının, erkek ile böylesine bir üstünlük rekabetine girdiğini görüyoruz. Bi nevi sidik yarışına. Şaşırdıkmı; hayır. Birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin diyen Allah, bu uyarıyı bize zaten yapmıştı. Unutmayın; erkek için cennetten kovulmanın bedeli çalışmak. Bir erkek çalışmazsa bedeli ödeyemez, bedeli ödeyemezse cennette geri dönemez. Kovulduğu yere geri dönebilmesi için bir bedel ödenmesi gerek. Bu bedel kadın için doğum, çocuk ve yeryüzü nimetlerinden uzak durmak, erkek içinde çalışmak çalışmak ve çalışmak. Bu da çalışmayan erkeklere uyarımız olsun. Çalışmaz bunuda helalinden yapmazsanız, cennete giremezsiniz. Nokta!!

   - hanımlar, siz kendinizce benim bir erkekten ne eksiğim var diyor olabilirsiniz. Bu kendiniz için geçerlide olabilir, ama her kadın sizin gibi eğitimli ahlaklı ve kültürlü değil. Kendi seviyenizden dünyayı okumayın. İlahi düzen istisnalara göre var edilmez. Siz erkekler aleminde iffetinizide koruyabilirsiniz, ahlakınızıda, ruh sağlığınızıda bedeninizide. Başkaları ama sizin kadar ahlaklı kültürlü ve güçlü değil. Çevrenize bir bakın. Yaparsın, edersin, senin neyin eksik diye gaz verdiğiniz genç kızlar genç yaşta teker teker iflas ediyor. Hayat, sizin dizilerde aktardığınız gibi hizmetçilerden lüks yaşamdan, yalılar ve villalardan ibaret değil. Bir tv programında sunucusunuz bir dizide rol alıyorsunuz veya bir sanatçısınız veya bir memur; zaptettiğiniz makamların kaçı açık, kaç tane açık pozisyonunuz var? Belki bir avuç belki daha az. Siz ama kaç genç kıza gaz veriyorsunuz; milyonlara. Varsayalımki bir kaçı dizilerinizde yer almayı başardı, memur olabildi doktor olabildi geri kalan milyonlara ne olacak? Çok büyük kötülük yapıyorsunuz. Gerçekleşmeyecek vaatler ile genç kızları kandırıyorsunuz. Sen yaparsın edersin gazı ile bu genç kızları o güvenli limanlarından, o huzur içeren evlerinden kopartıyor açık denizlerde ölüme, yalnızlığa, tacizlere ve hayata, Allaha isyana terk ediyorsunuz. 

- kadını bu sefer uyarır, bu atamaya itiraz etmemesini söyler.
"..Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır..." (Nisa Süresi; 34).

- erkeğede bu sefer sana itiraz edeni cezalandır der. "...Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür (Nisa Süresi; 34). Tefsir; kadınları en çok rahatsız eden bu Ayet. Bu Ayeti reddediyorlar. Bu kadınlar nefislerin hoşuna gitmeyen bir Ayet gördüklerinde, yahudiler gibi bunu reddediyor. "Andolsun biz, Israilogullari´ndan söz aldik ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber nefislerinin hoslanmadigi bir sey getirmisse, bunlardan bir kismini yalanlamislar, bir kismini da öldürmüslerdir (Maide Süresi; 70 ). Demek bunların imanı yahudiler kadarmış. "Andolsun biz Musa´ya Kitab´ı verdik. Ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa´ya da deliller verdik. Ve onu, Rûhu´l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Ama ne zaman size bir peygamber nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirdiyse büyüklük taslayarak kimini yalanladığınız kimini de öldürdüğünüz doğru değil mi! (Bakara Süresi; 87). Bakınız hanımlar; yahudiler ile aynı akıbeti paylaşmak istemiyorsanız hoşunuza giden Ayetlere inanıp hoşunuza gitmeyenlere inanmamak yapmayacaksınız. Tüm Ayetlere eşit inanıp biat edeceksiniz. İki; bir Ayete göre olayları yorumlamayın. Hikayenin baştan sonunu okuyun sonrası olaylar hakkında bir yorum getirin. Örneğin; yeryüzüne atılmamızın tek sebebi, adem babamızın hava anamıza hayır diyememesinden kaynaklanıyor. Hava anamız adem babamız ile top gibi oynadı, elinden yönetimi aldı sonrası başka bir erkekle (iblis) arkasından iş çevirdi. Sonuç; cennetten kovulduk. Buradanda kovulursak gideceğimiz tek yer kaldı, o da cehennem. Allahta böyle bir akıbetle yüzleşmemizi istemiyor. Hesap gününde hiçbir mazerete sığınmamamız için cennette vermediği bir yetkiyi veriyor; gerekirse döv diyor. Allahu Teala, kadının yeryüzünde de rahat durmayacağını biliyor. O yüzden bu yetkiyi veriyor. Cennette olduğu gibi erkek yeryüzünde de kadına mağlup düşerse, bir sonraki mekanımız cehennem. Allahu Teala bunu istemiyor, o yüzden; ne yap et kadını kontrol et, tüm yetkini kullan, ikinci bir şansın yok, ey ademoğlu diyor. Kadını dövün yetkisi, Allahla veya erkekle ilgili bir durum değil, kadının nefsi ile ilgili bir durum. Tavsiyemiz; bir Ayete odaklanmayın, bir Ayete odaklanırsanız büyük fotoğrafı kaçırırsınız. Birileri sizi bir Ayete odaklar sonrası, bakın Allah ne kadar zalim, İslam ne kadar vahşi deyip sizleri Allahın adaletini ve İslamı sorgulamaya iter. Bu tuzağa düşmeyin. Her olayın bir öncesi ve bir sonrası var. Konular bir bütünlük içinde ele alındığında anlam kazanır, bir kitaptan veya bir Ayetten bir cümle cımbızlanarak değil. Örneğin; cennetten kovulmamızın sebebi siz olduğunuzu kabullenmezseniz, bu Ayet size ağır gelebilir. Birbirinize düşman olarak inin Ayetini bir gerçek olarak kabul etmezseniz, bu Ayet size zalimce gelebilir. Adet dönemlerin kadına bir ceza olduğunu bilmezseniz, bu Ayet size adaletsiz gelebilir. Erkeği evin yöneticisi olarak indirdik Ayetine iman etmezseniz, dövme Ayetine itiraz edebilirsiniz. Özet: sadece dövme Ayetine takılı kalırsanız, Allahın adaletini sorgularsınız. Olayı ama bir bütün olarak ele alırsanız, sorgulamazsınız. Hanımlar, aslında olayın özü ne biliyormusunuz; bu bir iman meselesi. İmanı sağlam birisi; Rabbim bunu söylediyse, bunu sorgulamak haddime değil der. Rabbim söylediyse bildiği birşey vardır der. İmanında sıkıntısı olan bin dereden su getirir. Bu Ayete binbir çeşit izah getirmeye çalışır. Burada aslında dövmek kastedilmiyor, bu o zamanın şartlarına indirilmişti gibisine gibisine, Ayeti lehine çevirmek için binbir çeşit yorum ve meal getirir. 

   - şeytan sizi detaylarda boğmasın. Bir Ayete takılı kalmayın, bütünlük içinde olayları anlamaya çalışın ve en önemlisi mutlak kaderinize rıza gösterin. Nedir mutlak kader; doğuştan size verilen. Kaderinizin bu kısmı sizin elinizde değil. Örneğin; cinsiyetiniz, kavminiz, aileniz, ten renginiz. bunlar sizin mutlak kaderiniz. Bu mutlak kader Allahtan gelir. Allahtan gelenide sorgulamayın. Kaderinizin geri kalanını siz belirlersiniz. Kendi elinizle getirdiğiniz kaderi sorgulayın. Allahın belirlediği kaderi ama asla. Bazıları ben kendimi kadın hissediyorum bazılarıda kendimi erkek hissediyorum der, bazılarıda çift cinsiyetle doğar ve kendi yaratılışlarını sorgular. Bunların sebebi ne? Şunu baştan bilmelisiniz; "Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir" (Nisa Süresi; 79). Allah kusursuz ve mükemmeldir. Yaratttığı canlılarda da kusur bulunmaz. Bu kişiler kendilerini kadın veya erkek gibi hissediyorsa bu yaratılışları ile ilgili değil, içlerindeki bu hissiyat içlerindeki şeytanların varlığından kaynaklanır. Bir kadın kendisini erkek gibi hissediyorsa, bir erkek kendisini kadın gibi hissediyorsa bu bedenlerinde bir kusur olduğundan değil, içlerindeki o hissiyat şeytanların kendilerine verdiği histen ötürü gelir. Bazıları ama bedenlerinde bir kusur taşır, örneğin çift cinsiyetlik. Doğuştan gelen bu fiziki kusurların sebebi ne? "Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir" (Şura Süresi; 30). Başınıza ne geliyorsa, bilinki bir yerde hata yaptınız. Doğuştan sıkıntılı doğan çocukların durumu röntgene giren kadınların durumu gibidir. Hamile kadına röntgen çekilmez, çünkü röntgen ışınları rahimdeki hücreleri bozar. Yüksek enerji hücrelere zarar verir. Sakat doğan veya fiziki bir sıkıntı ile doğan çocuklarda bilinki ana rahminde yüksek bir enerji ile karşılaştı. Nedir bu enerji; şeytan ya da lanet ve beddua. Bir günah sadece bir atadan gelirse, çocuk bunun etkisini doğumdan sonraki hayatında görür. Eğer, aynı günahı hem anne hem baba tarafı işlediyse o zaman bunun etkisini çocuklar ana rahminde görür. Hangi uzuv ile atalar o günahı işlediyse o negatif enerjiler ana rahminde, yeni canlın o bölgelerine yerleşir. O negatif enerjiye maruz kalan hücrelerde, ana rahminde gelişemez, arıza çıkarır. Bir çocuk sakat doğuyorsa, bilinki sakat olduğu uzuv ile anne ve baba tarafı büyük bir günah işledi. Örneğin; çocuk kör doğuyorsa, gözle günah işlediler. Kolsa kolları ile, zehinse zehinleri ile. Kıssasa kıssas. Doğum sonrası arızalanırsa bir ataya bakın, rahimde hasar çıkarsa iki ataya.

- kadına haksızlık etme uyarısını yapar. "Boşanmış kadınların uygun biçimde kocalarının imkanlarından yararlanma hakları vardır. Bu yolunu Allah ve kitap ile bulanlar için bir vazifedir" (Bakara Süresi; 241). Tefsir: bunun gibi kadınla ilgili Ayetleri okuduğunuzda, korumaya muhtaç olanın hakkı gözetilmesi gerekenin kadın olduğunu görüyoruz. Şimdi; koruyan ve korunan hiç birbirine eşit olurmu?

   - İslamda kadına asla haksızlık edilmez, erkeğe kıyasla belki bir gram eksik verilir, bir adım sonra verilir ama verilir. Hatta çalışmasına müsade bile var. Hangi şartlar altında bunu yazımızın sonunda açıklıyoruz. Hakkını vererek annelik yapıyorsanız o zaman zaten yırttınız, Allah size öf denilmesini bile yasaklıyor. Size öf dedirtmeyen Allah size haksızlık edermi; etmez. "Rab’bin sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa kendilerine öf bile deme. Onları azarlama. İkisine de güzel söz söyle" (İsra Süresi; 23). Kadın araba süremez, araba ehliyeti alamaz gibi uygulamalar sapıkların aklından türemiş inançlar, İslamla ilgisi bulunmaz. Örneğin; suudi arabistan'ın en yüksek fetva makamı dün, kadın araba süremez diyordu, bugün ise sürebilir diyor. Buradan bu tür inançların İslamla ilgisi olmadığı, konjonktürel veya kültürel olduğunu çıkarmalısınız. Eğer bu İslamın emri olsaydı şartlar ve çağ ne olursa olsun değişmezdi. Kadını, mal ve köle gören zihniyet şeytani bir zihniyettir, tamamıyla sapık bir felsefenin ürünüdür. İslamla ilgisi bulunmaz. İslamda olmayan birşey üzerinede İslamı ve erkekleri köşeye sıkıştırmaya kalkışmayın. Başkaların size yapmış olduğu haksızlığın faturasını İslama çıkartmayın. Başkaların size yapmış olduğu kötülükten ötürü, İslamın size biçtiği rolü sorguya açmaya kalkışmayın. İslam size haksızlık etmez, ama erkeğin hakkınıda yedirtmez. Nedir sizin İslamdaki konumunuz; bu yazı ile bunu sizlere açıklıyoruz, Ayetlerin ağzı ile açıklıyoruz. Nasihatı alan alır, almayan almaz. Biz bu yazı ile uyarı görevimizi yapmış bulunuyoruz.

- eşinden memnun değilsen, birden fazla eş alabilirsin der. "Ve eğer yetimler konusunda adalete riayet edemeyeceğinizden korkarsanız, o taktirde hoşunuza giden (size helâl olan diğer) kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın.." (Nisa Süresi; 3). Tefsir; birden fazla kadın ile evlenme hakkı altında farklı nedenler var, detayları bu yazıda anmaya gerek yok. Anlamanız gereken; bu hak erkeğe verilmiş, kadına değil! Birden fazla yuva kurma yetkisi erkeğe verilmiş, kadına değil. Halen eşitmiyiz?

- kadın üzerinde tam yetki verir. "Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın..."(Bakara Süresi; 223) Tefsir; erkek verir (sperm), kadın alır. İlahi düzen kadının alması, erkeğinde vermesi üzerine kurulmuş. Veren elde alandan daha üstündür. Bu Ayette bunu tasdikler. Erkeğe, kadın üzerinde tam yetki verir. Sınırsızmı? Elbette değil. Bu yetkinin sınırlarını başka Ayetler belirler. O yüzden ne diyoruz; bir Ayete göre değil tüm ayetleri gözönünde bulundurarak yorum getirin.

- erkeğin yetkisine göz dikenin gözünü oyarım der. "Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır...." (Nisa Sresi; 32). Tefsir; birileri sizden daha zengin olabilir daha güzel olabilir daha üstün olabilir, bu Ayet bizlere birilerine verilen bu üstünlüğe haset gözle bakılmamasını emreder. Bir sonraki cümlede de bunu erkek ve kadına bağlar. Mealen, haset duyguları ile biriniz diğerinin makamına göz dikmesin der. İslam nedir; nefse ağır geleni yapmaktır. Nefsinize, ağır gelen erkeğe boyun eğmek ise belki sizin kurtuluşunuz burada! 

- erkeğe rızıktan daha fazla verilir. "Allah size, çocuklarınızın (mirası) hakkında şöyle tavsiye ediyor: Erkeğin payı, iki kızın payı kadardır..." (Nisa Süresi; 11). Tefsir: yoruma açık olmaksızın, erkeğe iki kat pay verilir, mirastan. Hanımlar, çok üzgünüm ama siz erkeğe eşit değilsiniz. Eğer Allah sizi erkeğe eşit koysaydı size mirastan eşit pay verirdi. İnsanın koyduğu yasalarda siz kendinizi eşit görebilirsiniz ama, Allahın koyduğu yasalarda eşit değilsiniz.

- erkek ve kadın ilişkisinde, hep erkeğe hitap eder, kadını kendisine muhatap görmez. "Ve babalarınızın nikâhladığı (evlendiği) kadınlarla nikâhlanmayın. Geçmişte olanlar hariç. Muhakkak ki o, bir fuhuştur ve iğrenç bir şeydir. Ve kötü bir yoldur." (Nisa Süresi; 22)
"Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız..." (Nisa Süresi; 23) "Ve evli kadınlarla evlenmeniz (haram kılınmıştır), elinizin altında bulunan (harp esirleri) cariyeler müstesna...." (Nisa Süresi; 24) Tefsir: Ayetleri dikkatle okursanız, kadınlara neler yapıp yapamayacağı sorulmaz, erkeklerin neler yapabileceği anlatılır. Yeryüzü yaşantınız bir hikaye ortaya çıkarır, Allahta bu hikayenin erkek tarafından yazılmasını, erkek tarafından şekillendirilmesi ve yön biçilmesini ister. Ey kadınlar; hiçbir Ayette Allah sizleri kendisine muhatap almaz, erkeğe eşit olduğunuzu nereden çıkarıyorsunuz? 

- Ayetlerinde, erkeği hep ilk anar sonrası kadını. "Ve mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, birbirlerinin dostlarıdır..." (Tevbe Süresi; 71) "Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara orada ebedî kalacakları,..." (Tevbe Süresi; 72) "Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere,.." (Tevbe Süresi; 68) "Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar,..." (Tevbe Süresi; 24) "Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mü’min olarak iyi işler yaparsa,.." (Nisa süresi; 124). Tefsir: erkek ve kadın ile ilgili Ayetleri incelediğimizde erkeğin hep ilk önce anıldığını görüyoruz. Bu bize ne anlatıyor? Kur'an-ı Kerimde sıralama anılan şeylerin değerine göre belirlenir. Ayetlerde birşeyler sıralanıyorsa bilinki önce anılanlar sonrakilerden daha üstün. Erkek ve kadının geçtiği Ayetleri incelediğinizde erkeğin hep önce anıldığını görürsünüz. Kur'an-ı Kerimin hiçbir Ayetinde kadın, erkekten önce anılmaz. Durum apaçık ortadayken siz hangi delile göre kadını erkeğe eşit görüyorsunuz? Örneğin; Ayetlerin beşinde kadını ilk ansa beşinde de erkeği, o zaman bir yerden bir tutanağınız olurdu. Ancak, bir değil iki değil, tüm Ayetlerde erkek ilk önce anılırken, erkeğe eşit olduğunuzu düşündüren kanıtınız nerede? Yok. İslami açıdan yok. Batı dünyası veriyor size gazı, onların rehberliğinde Allaha isyan bayrağını açtınız, gidiyorsunuz. Yolunuz açık olsun.

- kadına ne yapar, kadını ev hapsine atar. "Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor" (Ahzab Süresi; 33). Tefsiri: evde oturmak, günah kirini gidermek ve tertemiz kalmakla ilişkilendirilir. Neden? kadın doğar doğmaz ne günahı işlemiş olmalıki, bu Ayet günah kirinden temizlenmeden bahseder. Bu sorunun cevabı cennete dayanıyor. Kadın cennette hem Allaha hem ademe ihanet etti. Allahta; sen benim cennet nimetlerime ihanet ettin, bende seni yeryüzü nimetleri ile imtihan edeceğim. Cennet nimetlerime karşılığın yeryüzü nimetleri. b-Birisinin ihanetine karşılık diğerini sana yasaklıyorum der. Kadını ev hapsine mahkum kılan düzen, cennette işlenen bir günahın diyetidir.

- evden dışa çıkmak zorunda kalırsan gizlenerek çık der. "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." (Ahzap Süresi; 59). Tefsiri: örtünmenin iki boyutu var, birisi mahrem yerlerinizi örtmek diğeri ise dışa çıktığınızda gizlenmenizi sağlamak. Allah, kadının dış dünya tarafından tanınmasını istemiyor. İslam dini, eğer evden çıkacaksan bunda bir sıkıntı yok, sadece tanınmayacak şekilde çık der. 

   - İslam ve başörtüsü. Müslüman kadınlar başı kapatmanın sadece mahrem bir yerin örtünmesi ile ilgili olduğunu zanneder. Bu kesinlikle doğru değil. Bu yazı vesilesiyle bu konuda da sizi uyarmış olalım. İlahi örtünmek iki şeyi kapsar; mahremiyet yerlerinizi örtmek ve tanınmamak. İslam dini açısından bir kadının kapanması ne kadar önemli ise tanınmamasıda o kadar önemli. Örneğin; mahrem yerleriniz kapalı ama toplum tarafından tanınıyorsunuz, İslami açıdan defolusunuz. Keza, mahrem yerleriniz açık ama tanınmıyorsunuz, yine İslama göre defolusunuz. Günümüzün başörtülüleri, başörtüsünün sadece mahrem yerleri kapatmakla ilgili olduğunu zannedip onu taktıkları sürece yeryüzünde istediklerini yapabileceklerini zannediyor. Büyük bir yanılgı içindeler, bizden uyarması. Kadın için
ev hayatı cennet, evin dışıda cehennem. Örtünüp çalışan kadınlar, örtünmeyi bir fırın eldiveni gibi görür. Tak ve yeryüzünde istediğini yap, yanmaktanda kurtul. Yani örtümü takarsam, serbest ve hür olurum, yeryüzünde istediğimi yapmaya özgürüm demeye getiriyorlar. Şu şeytani zekaya bakarmısınız; ev hapsini bir örtüyle delmeye çalışıyorlar. Dünya hayatın peşinde koşmakta bi mahsur yok, yeterki üstünde bir başörtüsü olsun, öylemi? Diyorsunuzki, eğer peygamber eşleri başörtüsü taksaydı onlarda yeryüzü süsü ve makamın peşinde koşabilirdi, bir mahsuru olmazdı, öylemi? Nacizane tavsiyemiz; eğer çalışacaksanız başlarınızı açın. İnanın bu sizin için daha hayrlı olur. Başörtüsü İslami bir simge. Eğer başörtüsü takıp iş hayatına atılırsanız bunun vebali size daha ağır olur. İslami simge ve sembolleri Allahın tasvip etmediği alanlarda sergilemenin bedeli size çok ağır olur. 

- ev hapsinde kadına işkence eder. "Sana kadınların aybaşı adetlerinden soruyorlar. De ki: «O, bir eziyettir. Onun için adet günlerinde kadınlardan çekilin ve temizleninceye kadar onlarla cinsel ilişkide bulunmayın..." (Bakara Süresi; 222). Tefsiri; Allah eziyet etmez demeyin, suçluysanız ceza size kesilir. " Ve yine hatırlayın ki, Rabbiniz size şöyle bildirmişti: “Bana şükrederseniz muhakkak ki, size kat kat fazla veririm. Yok eğer nankörlük ederseniz bilin ki, benim azabım gerçekten çok çetindir(İbrahim Süresi; 7). Keza; Bakara Süresi; 165, 211/ Yunus Süresi; 70/ Rad Süresi; 6,13, 34/ Taha Süresi; 127/ Mümin Süresi; 22/ Haşr Süresi; 7/ Hicr Süresi; 49-50 Allahın azabın şiddetinden bahseder. Kadın, gökte suçu işlemiş, infazı ise yeryüzünde verilmiş. Ev hapsi, artı adet dönemi. Allahu Teala kadını hapse atmakla kalmıyor bir de eziyet edilmesine hükmediyor. Allahu Teala her ay kadına adet dönemi üzerinden zulüm ediyor, kadına bir kan bedeli ödetiyor. Adet halinizin neden var olduğunu hiç merak etmedinizmi? Yeryüzüne kovulmamıza sebep olduğunuz için, yeryüzünde akıtılan her damla kanın diyeti sizdenmi çıkarılıyor, yoksa? Şimdi; ev hapsine uğrayan siz, kan diyeti ödeyen siz, yeni doğanın yükünü taşıyan siz, itaate mecbur kılınan siz, rızıktan bir gram eksik verilen siz, gerektiğinde sopa yiyen siz, üstelik erkeğin isteğiyle ortaya çıkan siz, nasıl erkeğe eşit oluyorsunuz?

- eziyet etmekle kalmaz, yeni doğanın yükünüde ona yükler. Cennetten kovulduktan sonra yeryüzüne giriş yapacak (yeni doğan), ademoğulların yükü kadının omuzuna yüklenir; "..Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Ve onun taşınması ve sütten kesilmesi 30 aydır.." (Ahkaf Süresi; 15). Tefsiri: bu Ayet bize bir kadının sorumluluk alanını ve bunun ne kadar uzun süreciğini anlatır. Bir çocuk anne karnında ne kadar kalır ve emzirme süreci ne zaman biter. Bu Ayet tavsiye görünümünde bir emirdir. Size bir soru; bu emri yerine getirmek için hamile kaldınız artı iki yıl emzirdiniz, etti ortalama 3 yıl. 3 çocukta etti ortalama 10 yıl. İş hayatına atıldığınızda bu ilahi emri nasıl yerine getireceksiniz? Önünüzde iki seçenek var; ya Allaha sırtınızı döneceksiniz ya da dünya nimetlerine?

- peygamber kadınları bu düzene karşı gelmek istediklerinde. "Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim." (Ahzab Süresi; 28). Tefsiri: Allah, peygamber kadınlarına oturduğunuz yerde oturun der. Eğer çalışmak, hayatın keyfini sürdürmek istiyorsanız, sizi peygamberden boşayalım, siz kendi yolunuza peygamber kendi yoluna der. Günümüzün kadınları peygamber eşlerini kendi yaşantılarına örnek göstermesin çünkü, peygamber eşleri arasında kendilerine benzeyen biri yok. Olmak isteyenide Allah boşanma ile tehdit etmiş. Ç
alışan ve yeryüzü nimetine göz diken bir peygamber eşi yok. Böyle bir yaşantıya göz dikenide Allah boşayın der! Eğer peygamberimizin hayatını kendinize örnek alıyorsanız, Allahın Ayetlerini kendinize bir emir görüyorsanız, o zaman çalışan kadınları boşamanız gerek.

- kadın görevini yerine getirmezse ne olur? Ne ekerseniz onu biçersiniz; "Onlara (ebeveynlerine) acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve: 'Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!' de" (İsra Süresi; 24). Tefsir: bir kişi yaşlandığından göreceği merhamet, çocuklarına gösterdiği ilgi kadar olur. Size bir milyonluk soru: bu Ayet bizlere size gösterilecek merhametin çocuklarınıza gösterdiğiniz ilgi ve alakayla orantılı olduğunu söyler. Siz yaşlandığınızda, Ahiret hayatına göç ettiğinizde merhamet edilmeyi hak ediyormusunuz ve neden hak ettiğinizi düşünüyorsunuz? Çocuklarınızı siz büyütmüyor siz aş yapmıyor siz emzirmiyorsunuz. Hatta doğum sancısı çekmemek için sezeryan yaptırıyorsunuz. Kariyer için çocuk yapmayı erteliyor, sonrada 1-2 çocuk ile doğum yapmayı kesiyorsunuz. Hayatınızın hiçbir noktasında ailenizi ilk sıraya oturtmuyorsunuz, söylermisiniz lütfen; yaşlandığınızda ve ahiret hayatında size neden merhamet edilsin? 

- kadın görevini yerine getirirse ne olur? Kadın, görevini laikiyle yerine getirdiğinde erkek ve kadın ayrı ayrı anılmaz, ebevynler olarak birlikte anılır. Örneğin; "(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Valideyni (baba, anne) iyi davranın..." (En'am Süresi; 151). Bakara Süresi; 83/ İsra Süresi; 23/ İbrahim Süresi; 41 ve Lokman süresi; 14 Ayetlerin her biri erkek ile kadını birbirinden ayırmıyor. Tefsiri; görevini laikiyle yerine getiren kadınlara anne denilir. Annelik vasfını taşıyana, o annelik yükünü bir ömür taşıyanlarada Allah haksızlık yapmıyor. Hakkıyla annelik görevini yapan kadınları, erkekle bir anıyor. Bu bir onurdur. Tüm Ayetlerde erkeği ilk sonrası kadını anan Allah, söz konusu annelik olunca ayrım yapmıyor!!


Kim bu başlıkları atıyor?
"Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor..." (Nisa Süresi; 127). Tefsiri;
Müslümanlar, kadın hakkında fetva istedi, Allahta bu Ayetleri teker teker indirdi. Sizde bize bir soru sordunuz, İslamda kadının konumu nedir diye, bizde sizin için bu yazıyı kaleme aldık. Allahu Teala kadın hakkında hangi Ayetleri indirdiyse, ne bir gram az ne bir gram fazla o doğrultuda bir yazı kaleme aldık. Sizin sorunuzu sahabemiz sormuş, Allahta cevaplamış. Biz o cevapları bu yazıda size aktardık. Ayetleri bir sıralamaya tabi tuttuk ve ortaya çıkan hikayeyi size aktarmaya çalıştık. Kendi şahsi görüşümüzü bu yazımıza dahil etmedik. İster beğenin ister çıldırın, Allahın kadın hakkındaki fetvaları bunlar.

   - size ayetlerden bir hikaye anlattık. Varsayalımki; hocam, olay bundan ibaret değil dediniz. Yanılıyorsunuz olayın aslı bu dediniz ve bir Ayeti lehinize yorumlamayı başardınız. Hadi varsayalımki yazının sonundan başına doğru Ayetleri ele aldınız ve tüm Ayetleri teker teker kendi lehinize yorumlamayı başardınız. Yinede bu yazıyı çürütemezsiniz çünkü; ilk Ayete geldiğinizde orada takılı kalırdınız. İlk yaratılışla ilgili Ayete geldiğinizde takılı kalırdınız. İlk adem yaratıldı, ademin nefsinden de hava. Sayesinde var olduğunuz birşeye nasıl eşit olabilirsiniz? Tezleriniz gelir, gelir ilk yaratılış anına takılı kalırdı.

Hayattan örnekler. "Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir" (Araf Süresi; 189)." Bu Ayet bize mutluluğun sırrını anlatıyor. Dünyada herkes mutluluğun sırrı nedir, bu gizemin peşinde. Bu Ayet bize işte o sırrın ne olduğunu anlatıyor. Nedir mutluluğun sırrı? Hayrlı bir eş. Nasıl hayrlı bir eş olunur? İlahi düzende kendi rolünü bilip, bunu laikiyle yerine getirerek. Bir erkek veya bir kadın ne kadar çok şöhrete sahip olsa ne kadar çok zengin olsa, hiçbir şey kendisini hayrlı bir eş kadar mutlu edemez. Yeryüzü huzurun sırrı hayrlı bir eşte yatıyor. Annelik vasfı çocuğu doğurana değil, doğum sonrası sorumluluklarını yerine getirene verilir. Size bir soru; hayrlı bir eşmi, hayrlı bir kariyermi? Şeytanın en çok sevdiği günah ailenin yıkılmasına sebep olan günahlar. Aile yıkıldığında Allahın kurduğu fabrika yıkılır. Bir erkek aslan gibi, evi koruma görevi erkeğe verilmiş. Erkek, fiziki maddi manevi ne kadar güçlü olursa o ev o kadar güvencede olur. Kimse o ailenin canına, malına namusuna göz dikemez. Erkek, evde alt edilirse yani kale içten yıkılırsa ve kadın idareyi eline alırsa o evin koruma kalkanı ortadan kalkar. Ev korumasız kalır çünkü kadın, mahallede dolaşan çakallar ve tilkiler için bir tehlike arz etmez. Erkek, yöneticilik görevinden arz ettirilirse bilinki o evin malınada göz dikerler, canınada namusunada. Kocasından daha fazla konuşan daha fazla ön plana çıkan kadınlar toplumun her kesmi tarafından itici bulunur. Kocasını istediği gibi yönlendiren bir kadın zamanla kocasına saygı ve ilgiyi keser. Bir erkeğin toplumda gördüğü saygı, karısının kendisine gösterdiği saygı ile orantılıdır. Evde saygı görmeyen bir erkek, toplumda da saygı görmez. Hadis; "aranızda en hayırlı olanı ailesine en hayırlı olandır". Niyete göre geleceğiniz belirlenir; kendi ayakların üzerinde dur kızım, oku kızım, bir yerlere gel kızım derseniz, kızınızın kaderi o yönde şekillenir. Kızınız bir yerlere gelir, kendi ayakların üzerinde durur. Dahası ama kızınıza verilmez. Nedir dahası; aile ve huzur. Sizin dilediğiniz gibi kızınız kendi ayakları üzerinde kendisinden ibaret bir yaşantıya mahkum olur. Kendisine ne hayrlı bir eş ne aile ne hayrlı çocuklar verilir. Hayatın tüm yükünü kendi omuzu üzerinde bulur. Yapa yalnız, ihanete uğramış ve terkedilmiş duygular içinde ömrünü geçirir. Hayırlı bir eş olması için kızınızı yetiştirirseniz ne olur; kızınıza hayrlı kısmetler çıkar. Kızınız ömrü boyu ne aç kalır ne açıkta ne de yalnız başına hayatın yükünü taşımak zorunda kalır. Sırtını dayadığı bir eş ile kendisini hem güvende hisseder hem yalnız kalma duygularından yoksun olur. Size bir soru; evde huzurmu yoksa kariyermi? Bir erkek, karısının kendisini yücelttiği kadar yücedir. Anneye bak kızını al, bu atasözü şunu anlatır; kadının kocasına gösterdiği hürmete bak, ev işlerindeki maharete bak, çevresiyle kurduğu muhabbete bak, oradan kızı'nın boyun ölçüsünü alırsınız. Üzüm üzüme baka baka kararır misali, armut dibine düşer misali; anneye bak kızını al. Evde yöneticiliğe üstlenmiş bir kadının kızını siz, oğlunuza alırmısınız? Günümüzde genç kızlar okuldan dershane, dershaneden etüt merkezlerine koçuşturuyor. Günümüzün genç kızları evin dışında büyüyor. Bu kızların tek bildiği dış dünya. Siz bu kızları bir gün, hadi otur oturduğun yerde dediğinizde ne olur? Ruhları sıkılır, psikolojik bunalıma girer, huzursuzluk yaratırlar. Bunun nedeni; dünya süsü içinde yaşayan bir nefis, evcilleştirilmemiş bir yaban atı gibidir. Kimsenin buyruğu altına girmez. Özgürce doğada dolaşmak ister. Ağaç yaşken eğrilir. Genç kızlarınızın bir gün anne bir ev hanımı olmasını istiyorsanız, dershanelerde etüt merkezlerinde zamanlarını geçirmelerine izin vermeyin. Sınav baskısı altına sokmayın. "Closet drinker" kavramı bir iş kadını için kullanılır. İş hayatında başarılı olup özel hayatında kimsesi olmadığı bir kadını anlatır. Yalnızlığını içkiye vurarak gidermeye çalışır. İş hayatında belirli bir konuma gelmiştir ama, özel hayatında yalnızlığa itilir. Kadının yönettiği evde huzur olmaz. Çocuklar ve aile darma duman olur. Bunun sebebi; düzen disiplinle gelir. Disiplinde heybetle gelir. Kadın, fiziki açıdan erkek kadar heybetli olmadığı için otorite sağlayamaz. Çocuk hep sınırları zorlar, karşısında kendisini ciddi tehdit edebilecek bir güç varsa durur. Bir anne, fiziki yapısı ve merhametiyle bu tehditi oluşturamaz. Sonuç; herkes kafasına göre takılır, aile içinde düzen diye birşey kalmaz. İki; ne ekersen onu biçersin. Sen Allahın emirlerine karşı gelirsen, çocuklarında sana gelir. Çalışan kadın kazancının bereketini görmez. Tek maaş giren bir evde bolluk daha fazla olur. Neden? Allaha siyan içinde, Allahın yapma dediğini yaptığı için. Her kadın erkeği yönetmek ister, yönetmek için sabah akşam uğraşır, yönetmeyi başardığı anda erkekten soğur, o erkeğe ilgisi kaybolur. Kadının bilinçaltısı Allahtan gelir, bilinci ise nefsinden. Bilinçaltı yani Allahtan gelen yönetilmek ister, bilinci yani nefsi ise yönetmek ister. Kadının billinçaltı güçlü bir erkeği arzular, bilinci ise yönetebileceği bir erkeği. Kadın bu çelişkiler içinde hayatını sürdürür. İş hayatına atılan kadın, kadınsı duygularını kaybeder, erkeksi duyguları benimser. Merhamet duyguları azalır, sert ve acımasız bir kimliğe bürünür. Baba, çocuklara dünyayı anlatır tehlikelerini anlatır. Evden dışa çıkan, dış dünyada çalışan kendisi olduğu için hayatın zorluklarını anlatır ve dış dünyaya çocukları hazırlar. Annede çocuklara duygusal yükleme yapar. Çocukların dış dünyada karşılaşacakları sorunlara anlam getirecek o sorunların üstesinden gelecek duygu değerlerini yükler. Anne çalışırsa o zaman çocuklara o duygu değerlerini yükleyen biri olmaz. Hayata atıldıklarında ve bir sorun veya sıkıntı veya bir üzüntü ile karşılaştıklarında aşırı tepki verirler, duygularına hakim olamaz, sinir krizleri geçirirler. Çalışan annelerin çocukları duygusal bozukluklar yaşar. Hayattaki en kutsal meslek annelik, neden acaba genç kızlar buna sırt çevirir? Kadın evin direğidir, kadın giderse ev dağılır, perişan olur. Kadını evin direği yapan nedir; sabrıdır. Sabrıyla ev işlerin üstesinden gelir. Sabrıyla eş, aş, çocuk, komşu, akraba ve ataları idare eder. Mesleğe atılan bir kadın ama bu sabrı gösteremez. İlk okuldan itibaren bir sınav baskısı altına tutulur, o baskılar, özel hayat ve üniversite derken 30'a geldiğinde ruhsal ve bedensel olarak çöker. Çalışan kadın o ruhsal ve bedensel tükenmişlikten bu sabrı gösteremez. Gösteremediği için her küçük sorunda patlar. Sonuç; aile dağılır. Şer olarak görünen şeyin altında hayır yatabilir. 28 şubatta başörtülü kardeşlerimiz üniversitelerden atıldığında büyük üzüntü yaşadılar. Halbuki bu onlar için daha hayrlıydı. Ne kadar ilginç, 18 yaşındaki bir aleyna tilki bir erkeğin kucağından diğerine zıplarken bu yaşantı ballandıra ballandıra anlatılır. Bir kız bu yaşantıyı helalinden, evli bir hayat içinde sürdürmek istediğinde; erken evliliğe hayır, kamu spotları yayınlanır. Bakarmısınız şu garabete. En erken evlilik yaşı kaç olmalı? Bir kız için en erken yaş 18-20 arası. Bir oğlan içinde mesleğini ve işini ele aldığı yaş. Kız okuyamazmı? Okuyabilir hatta üniversiteyede gidebilir ama bu eğitimi kocasına ve çocuklarına daha kültürlü bir hizmet sunmak için yapmalı, nefsi duygularını tatmin etmek yani dünya makam ve malı peşinde koşmak, devlet memuru olmak için yapmamalı. Kısmeti kapısını çaldığı anda herşeyi bırakıp evlenmesi gerek. Kadının hayat merkezinde hep kendi yuvasını kurmak olması gerek. Ne kadar üzücü; kadınlar öğretmenlik hayatlarında başkaların çocuklarını eğitmek ve büyütmekle geçiriyor. Aldıkları eğitimi, bilgi ve tecrübe birikimini, enerji ve sabırlarını kendi çocuklarına değil başkaların çocuklarını büyütmek için harcıyorlar. Kendi çocukları ise öksüz muamelesi görüyor, ya bir bakıcının insafına ya da büyük annenin cehaletine terk ediliyor. Ne kadar büyük bir garabet, kendi çocuklarını bırakıp başkaların çocukların peşinde koşturuyorsun. Daha büyük garabette kimsenin bunu dile getirmemesi. Ne kadar üzücü: genç bir kız'ın kapısını nice hayırlı kısmet çalıyor, o kız ama hayr ben okuyacağım diyor. Kısmete kapısını kapatıyor. Yaş 30'a geldiğinde ve işini önüne aldığında bu sefer kısmet ona kapısını kapatıyor. Yaş 30'a gelmiş yalnızlık içinde debeleniyor. Ne kadar acınası bir durum. İslam dini, evlenme yaşını üç kritere bağlamış; beden ruh ve akıl. Beden ve ruh boyutu; İslam dini kimseye kaldıramayacağı bir yükü bindirmez. Bir kişi evlenmeden ruhsal ve bedensel olarak o yükü kaldırabilecek fiziki ve ruhsal olgunlukta olması gerekiyor. Akıl boyutu; İslam dini bilinç varsa vebal var der. İslam dini sorumlulukları, aklın bilinç seviyesine göre yükler. Nasıl bir yükün altına girdiğini biliyormu, o yükü kaldırabilecek bilgi seviyesine sahipmi buna bakar sonrası kişiyi sorumlu kılar. Kız çocuklarını 8 yaşında 12 yaşında evlendirmeye çalışmak İslami değildir. O yaşlarda beden ve ruh evlilik yükünü kaldırabilecek olgunlukta değil, akıl, olayın boyutunu anlayacak bilinçte değil. O yüzden İslam dini bu genç kızlarımızı evlilik gibi kutsal, vebali ağır, sorumlulukları büyük bir yükün altına sokulmasını yasaklar. Beden ve ruh gelişmiş ama zehin gelişmemiş; evlenemez. Zehin gelişmiş ama beden ve ruh gelişmemiş; evlenemez. Belirli topluluklar genç yaşta evlendiriyorsa, bilinki bu, kız çocuklarını sünnet etmek gibi İslami değil, tamamıyla o toplulukların gelenekleri ile ilgilidir. Eğer birisi bunu savunuyor ve bunların İslami olduğunu diyorsa bilinki o bir sapık, ondan uzak durun. Kadın ikisini bir arada yürütemezmi? Yürütemez. Hayat, kararlardan ibaret. Bir karar vereceksiniz; ya yuva ya iş, ya çocuk ya kariyer, ya Ayetler ya zevk, ya sünnet ya şehvet. Karar sizde. Eğer birbirine zıt iki yaşantıyı sürdürmek istiyorsanız çok ağır bir vebal çok çalkantılı ve zor bir süreç sizi bekliyor.  

kadın hiç çalışamazmı? Elbette çalışır. Sonuçta kadın hastalara kadın bir doktorun, kadının herhangi bir sorunu ile kadın uzmanların ilgilenmesi daha doğru olur. Nasıl olacak bu, hem ev hem iş? İslam dini kadının çalışabilmesi için iki şart ön koşar; birisi ilahi cezanın bitmiş olması ikinci şart ise zorunluluk varsa. Kadın, adet dönemleri ile bir diyet ödemeye mahkum kılınmış. Bu hesap kapandığında çalışabilir. Diyetin ödendiğini nasıl anlarız? Menopoza girdiğinde. Adet dönemi bittiğinde kadın çalışabilir. Zamanlama açısından da bu çağ en uygun çağ. Çocukları büyümüş evden ayrılmış olacak, dünya tarafından kandırılmayacak kadar bir olgunluğa hayat tecrübesine erişmiş olacak, dış dünyanın dikkatini çekecek güzellik kaybolmuş olacak ve kendisini dünya cazibesine kaptıracak heyecan ve enerji terbiye edilmiş olacak. Bu çağa gelen kadın, kocasınında rızasını aldıktan sonra çalışmasında bir mahsur yok. Çalışma iznin diğer kriteri ise zorunluluk. Nefis istiyorsa çalışamaz (menopoz dönemine kadar), geçim zorunluluğu varsa çalışabilir. Örneğin; dulsunuz ve çocuklarınıza bakmak zorundasınız, bu durumda menopoz çağından bağımsız hareket edip çalışabilirsiniz. Burada önemli olan nokta nefsi dürtüler ile iş hayatına yeryüzüne atılmamanız. Bazılarınız şimdi, hocam bu yaş ve menopoz olayıda nereden çıktı diyecek. Cevap; hadislerden. Nasılmı çıkardık? Bazı uyanıklar peygamberimizin eşlerini örnek gösterir, hatice anamız zeynep anamız çalışıyordu der. Bu örnekler ile bizlere aslında olayı çözmemize yardımcı oldular. Bu örnekleri incelediğimizde o kişiler peygamberimiz ile evlendiklerinde 40 yaşı civarlarındaydı yani menopoz civarı. Örnek verdikleri kadınların yaşlarında ortak nokta vardı, hepsi 40 civarıydı. Bu rakamı not ettik. Sonrası ceza ne zaman bitiyor diye ona, kadının fizyolojik yapısına baktık. Allah kadının iç saatini o adet dönemini, yani infaz sürecin uzunluğunu hangi yaşa kadar takdir etmiş ona baktık; yine 40 civarı. Rakamların hep 40 civarında toplandığını gördük. Sonrası bu Ayet aklımıza geldi; "Nihayet olgunluk çağına gelip, 40 yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et." (Ahkaf Süresi; 15). Bu Ayet salih amel işlemekten bahseder, demek birileri bu çağda dünyaya açılabilir. Ayetler, peygamberimizin çalışma izni verdiği eşlerin yaşı, kadının adet dönemi herşey bir rakama işaret ediyor o da 40. Bir rakamı tespit etmek için nice farklı alanlara daldığımızı görüyorsunuz. Bu incelik ve detayla hareket ettiğimiz için, yazılarımızdan hoşnut olmayanlar açığımızı yakalayamıyor. Ayet, hadis, kadın fizyolojisi ve hayatın gerçeklerinden kadının iş dünyasına atılma yaşın 40 olduğunu çıkardık. Püf nokta; infaz süreci (adet dönemi). İnfaz süreci bittiği an, kadın hürriyetine kavuşuyor, kocasınında rızasını aldıktan sonra çalışmasın önünde bir engel kalmıyor. Genç kızların işlediği hata şurada; onlar 40 yaşlarındaki peygamber eşlerini kendilerine örnek alıyor. Halbuki onlar kendi yaşıtlarını örnek almalı. Örneğin; ayşe anamızı. Ayşe anamızın çalışmasına izin verilmişmi; hayır. Hatta, kendi başına yalnız seyehat etmesi bile peygamberimizin başına nice sorun açtı (Nur Süresi; 1-11). Bu haksızlık derseniz; şikayetinizi bize iletmeyin. Biz, biz erkekler bu konuda muhatabınız değiliz. Konuyu bize arz etmeniz, bizimle bu konuyu tartışmanız anlamsız ve gereksiz. Konu Allahla, kadın arası. Şikayet ve dileklerinizi Allaha iletin.

Özetlersek. "İblis, bir gün adamlarını çağırır, (Size görev veriyorum. İçinizde en başarılı fitneci kimse, onu lider yapacağım. Benim için en makbul olanınız, fitnede en başarılı olandır. Şimdi hepiniz işlerinize dağılın) der.

İblis'in adamları bir müddet sonra geri dönüp rapor vermeye başlarlar. Biri, (Ben namazlarında şaşırttım) der, diğeri, (Ben oruçlarını bozdurdum) der, bir diğeri de, (Ben abdestlerini 30 defa aldırdım) gibi şeyler söyler. İblis, bunlara tek tek, (Tamam, geç!) der. Bir tanesi gelip, (Ben karıyla kocanın arasını açtım. Önce aralarına bir kıskançlık, güvensizlik soktum. Ondan sonra, her gün en ufak meselede münakaşa ettirdim. Şimdi ikisi ayrıldılar, birbirlerine düşman oldular) der. İblis de çok beğenir, onu alnından öpüp (Aferin, en büyük işi başardın, bundan sonra diğer işleri de nasıl olsa bozulur) der (Hadis). Cennetten yeryüzüne atıldık. Adem as farklı bir diyara, hava anamız farklı bir yöreye. Adem as tövbesi kabul edildikten sonra bu ikisi bir araya getirilir ve aile adında bir müesse kurulur. Bu müessede ademin çocuklarını dünya'ya getirme yükü kadına, bunları hayatta tutma yüküde erkeğe verilir. Bu müesse ayakta kalabilmesi var olabilmesi içinde herkes kendi görevine sadık kalması, en iyi şekilde yapması gerek. Aile demek İslam demek, aile yıkılırsa İslam yıkılır. Allahın yeryüzünde tek bir kurumu var, o da aile. Diğer tüm kurumlar insana ait. O yüzden aile kutsal o yüzden şeytanı en mutlu eden aileyi yıkıcı eylemler içinde bulunmak. Yeryüzü imtihanımızda bu kurumu ayakta tutmaktan ibaret. Ademoğulları aile kurumunu ayakta tutmak için kendilerine verilen görevi laikiyle yerine getirdimi, havanın kızları yerine getirdimi, mahşeri sorgunuzun ana unsurları bunlar olacak. İyi ve kötü arasındaki mücadele aile kurumu ile ilgili; kötü bu müesseyi yıkmak için çaba gösterir, iyide bunu ayakta tutmak için. Neden bu yazımız? Bu müesse ayakta kalabilmek için erkek ve kadın, ikiside kendilerine verilen görevi yerine getirmesi gerek. Günümüzün kadını ise bu görevinden istifa ettiğini ilan etti. Hatta, erkeğin işini erkekten daha iyi yaparım diyerek ademoğulların işine göz dikti. Hem kendi görev alanını Allahın izni olmadan terk etti (ev) hem erkeğin işini elinden aldı, erkeği işsiz bıraktı. Kadın, tarihte görülmemiş kadar bir azgınlık bir ihanet içinde, hem Allaha hem erkeğe karşı. Birileride bunu (batı dünyası), eşitlik adı altında sizlere yutturuyor. Ne yazıkki günümüzün kadını, ailesine göstermediği sevgi ve saygıyı iş yerine gösteriyor. Ailesine ayırmadığı zamanı işyerine ayırıyor. Hayrlı bir eş ve anne olmak için değil, kariyer ve yeryüzü nimetlerinden maksimum derecede faydalanmak için okuyor ve eğitim alıyor. Günümüzün genç kızlarına sorsanız ne olmak istiyorsun diye yüz kızdan, anne olmak isteyen bir kız bile çıkmaz. Cehennem kadınlar ile dolacak dediğimizde de feryat ederler. Bu ilahi görev dağıtımı gelenek veya hayat şartlarına görede yapılmamış. Gelenek nedir; yaratılışla ilgili olmayan düzendir. İnsanın kendi eliyle getirdiği düzen. Kadına biçilen görev gelenekle ile ilgili olmadığı, yaratılışla ilgili olduğunu nereden anlıyoruz? Örneğin; erkek doğum yapamaz. Varsayalımki yaptı. Bu sefer emziremez. Varsaylımki teknoloji o kadar gelişti ve o da başarıldı. Bu sefer çocuğun ağlamalarını kaldıramaz, sabır ve merhamet konusunda takılı kalırdı. Ne kadar teknoloji ile şartları zorlasanız, yaratılışın bir yerinde yine takılırdınız. Kadın, bir paket halinde çocuğu dünya'ya getirecek şekilde var edilmiş, erkekte dış dünyanın zorluklarını göğüsleyecek şekilde. Ne zamana kadar? Kadın bu görevinden azledilinceye
yani menopoza kadar, erkekte hayat yorgunluğunu hissedinceye kadar. 40'lara gelindiğinde kadının iş hayatına atılıp erkeğin yüküne bir omuz atmasında bir mahsur görülmemiş. O olgunluğa erişinceye kadar ama kadın için ev bir korunma, arınma ve temiz kalma makamıdır. Günümüzde bunun önemi dahada çok anlaşılıyor. 7-8 yaşından itibaren her kızın elinde bir telefon bir bilgisayar ve bunlar günlük hayatını fotoğraflar eşliğinde dünyaya sergiliyor. Kadının mahremiyeti tarihte görülmemiş bir saldırıyla karşı karşıya. İş, ev, eş, borç ve çocuk derken; kadın tarihte görülmemiş bir ruhsal ve bedensel yıkımla karşı karşıya. Kızlar birer yarış atı gibi bir birleri ile yarıştırılıyor; o şu kadar puan aldı sen neden alamadın, o şurayı kazandı sen neden kazanamadın, o şu kadar maaş alıyor sen neden o kadar kazanamıyorsun, o şuraya atandı sen neden atanamıyorsun gibisine tarihte görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya. Kadınla ilgili Ayetler günümüzde geçerli değil diyenlere; hallloo deriz. Ayetler, asıl bugünler için indirilmiş. Kadın, aslen günümüzde korunmaya muhtaç. Siz ama ne yapıyorsunuz? Hayatta elde edemediğiniz başarıları bu kızlar üzerinden elde etmeye çalışıyorsunuz. Erkeklerden yediğiniz darbeleri bu genç kızlara aşılayarak erkeklerden nefret eden erkeklere güvenmeyen nesiller yetiştiriyorsunuz. Erkekler dünyasında aldığınız travmaları öfkeye dönüştürmüş, erkeğin egemenliğine son vermek için ant içmişsiniz. Gökten kovulan şeytan gibi, sizde erkekten nefret ediyorsunuz. Pozitif ayrımcılık altında veriyorsunuz genç kızlara gazı. Sonuç? Bu genç kızlar 30 yaşına geldiğinde teker teker dökülüyor. Ne beklediniz ama; fıtratınızın dışına çıktığınızda size hayr geleceğinimi sandınız? Bu kızların ya fiziki sağlığı elden gitmiş ya ruhsal sağlığı ya ahlakı ya mahremiyeti ya aklı, ya da ailesi. Değdimi buna? Bende yaparım ederim demenin bedeli ne oldu size? Üzücü olan, uyarmıyorsunuzda; "bakın kızlar ben okudum ve çalıştım, ama evlenemedim veya evliliği yürütemedim veya mahremiyetimi koruyamadım veya bedensel çöküntüye uğradım" gibisine, gaz verdiğiniz genç kızları uyarmıyorsunuzda. Bir yol var, ya ailenin korunaklı ortamı ya da dünyanın acımasız yaşantısı, dünyayı seçtiklerinde bunun onlara çok ağır bir bedeli olacağını söylemiyorsunuz. Günümüzün ortamı sizlerin 20- 30 yıl öncesi okul hayatınızın ortamından çok daha kötü olmasına rağmen, bugünlerin sizin döneminizden çok daha kötü olmasına rağmen uyarmıyorsunuz. Gerçekten ama gerçekten çok büyük bir vebal içindesiniz. Rabbim sizleri islah etsin.