nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                       

                                                                                                                                                                   

                                               
 



aylar ve rızık arasındaki gizem
ilahi düzende hiçbir şey tesadüf hiçbirşey diğerinden bağımsız değil, en basit örneği doğanın kendisi. Ormanlık bir alanda çok küçük ve önemsiz görünen bir böcek türünü yok ettiğiniz an, dengeyi bozuyor diğer canlı ve bitki türlerin yaşamınıda tehlikeye atıyorsunuz. Herşey birbirine bağlı ve uyum içinde varedilmiş. Size inen rızık ve aylarda böylesine bir uyum ve bağlılık içinde. Hani yeni yıl gecesi o yıl içinde kendimize hedefler koyarız, o yılın bizim için daha hayrlı geçmesini ümit ederiz ya; gerçektende size inen rızıklar sizin yeni yılınıza göre indiriliyor. Bunu açalım;

Rızık nedir?
Rızık ektiğinizi biçmektir. Ne ekiyorsanız hasat olarakta onu alıyorsunuz.

Rızkın ayda karşılığı nedir?
Yeni ay ve dolunay. Rızıkta ne ekiyorsanız onu biçiyorsunuz, yeni ayda da yeryüzü mahsülün ekildiği dolunayda da hasatın biçildiği dönemdir. Astrolojide yeni aylar birşeyin başlangıcını sembolize eder. Eğer yeni bir proje yeni bir yatırıma adım atmak istiyorsanız bunun için en uygun zaman yeni ay. Dolunayda yaptığınız yatırımların hasatını alma vaktidir.

Püf nokta nedir?
Altı ay geçmesi gerek. Neden? Yeni ayın ekim dönemi, dolunayda hasat dönemi olduğunu düşünürsek, ektiğiniz hasatı almak için ektiğiniz dönemdeki yeni ay hangi burç kuşağında gerçekleştiyse hasatı alacağınız dönemde yani dolunayda aynı burç kuşağına denk gelmesi gerek. Denk geliyormu? Geliyor. Her altı ayda bir. Örneğin; bugün oluşan bir yeni ay, altı ay sonra aynı burç kuşağında dolunay olarak karşımıza çıkıyor. Bu neden önemli? Eylemlerimiz burçların konumuna göre kayıt altına alınıyor, geri dönüşümüde o doğrultuda yapılıyor. Örneğin; mesai saati içinde bir rapor hazırlarken nasıl saat, gün ve olay yeri adresini yazıyorsunuz, eylemlerinizde böylesine detaylı bir kayıt sürecinden geçiyor. O eylemin bize geri dönüşümüde eylemin yapıldığı burç kuşağında ve zaman diliminde gerçekleşiyor.
Yani her bir yatırımınızın karşılığı altı ay sonra size veriliyor. Örneğin; buğday ekiliş ve hasatıda altı aylık aralıklar ile yapılır. İlahi ilimdeki derinliği görüyormusunuz. Yoksa siz burçları sadece süs olarak yaratıldığınımı sandınız? "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir" (Lokman Süresi; 27).

Bunun İslamla nasıl bir bağlantısı var?
Bir; İslamın yeni yılı muharrem ayı. Mü'minler teker teker ve kalabalık halde hicret ederken, peygamberimiz sav bekletildi. Ona izin çıkmadı. Ne zamana kadar bekletildi? Muharrem ayın birine kadar. Neden? Muharremin üçünde veya on yedisinde değil, recepte veya şabanda yılın herhangi bir tarihinde değil tam muharremin birinci gecesinde hicret emri geldi. Neden? Bunu hiç merak etmedinizmi? Her hareketi ile Müslümanlara örnek olan peygamberimiz sav bekletildi, çünkü yeni yıl ne zaman başlıyor bu hicret ile
Müslümanlar bunu bilsin istenildi.

İki; ne oldu hicrette? Peygamberimiz sav ve müminler sıkıntılardan kurtulup huzura kavuştu. Sadece peygamberimiz sav'mı? Hayır. Bin yıllar içinde gelen peygamberlerin hepsi kendilerine musallat olan sıkıntılardan muharrem ayında kurtuldu. Neden yılın diğer aylarında değilde muharrem ayında?
Bu sizce bir tesadüfmü? Hayır. Muharrem ayı, hristiyanların yeni yıl dilekleri gibi yeni bir başlangıcı, eski defterlerin kapatılışı ve yeni sayfaların açılışını sembolize ediyor.

Üç; sıkıntılardan kurtulmanız için
ilk önce altı ay öncesinden birşeyler ekmeniz gerekiyor. Muharrem ayın altı ay öncesinede ne denk geliyor? Recep ayı. Üç ayların başlangıcı. Yeni ay ve dolunay arasındaki altı ay zaman farkını, biz recep ve muharrem ayı arasında yine görüyoruz. Recep ayı ile muharrem ayı arasında altı ay fark olması, tam altı ay sonrası hicretin ve tüm peygamberlerin sıkıntılarından kurtulması, bu sürecin yeryüzü hasatı ile örtüşmesi, yeni ayda birşeyin ekilmesi ve dolunayda da o hasatın biçilmesi ve bu ikisi arasında da recep ve muharrem gibi yine altı ay fark olması tesadüf değil değerli dostlar. Rızık ve aylar birbiri ile orantılı akıyor.

Sonuç;
Dönüm noktamız muharrem ayı. Muharrem ayı bir yılın kapanışı, yeni bir sayfanında açılışını sembolize eder. Allahu Teala kaderimizi değiştirmemiz için bizlere her yıl yeni bir fırsat verir. Muharrem ayıda bunun dönüm noktası, eski defterlerin kapatıldığı yeni sayfanın açıldığı ay. Hristiyanlar dört gözle 31 aralığı bekler, biz müslümanlar ise dört gözle zilhicce ayın 30'unu beklememiz gerekiyor. Hristiyanlar ocak 1 ile hayatlarında birşeylerin değişmesini ümit eder, bizler ise muharrem 1 ile ümit etmemiz gerekiyor. Nasılmı? O yıl ektiğinizi siz, bu gerek hayr tohumları gerek şer tohumları olsun, muharrem ayın başlangıcı ile almaya başlıyorsunuz. O tohumları ekmenin en uygun zaman dilimide muharrem ayın 6 ay öncesi (üç aylar). Neden altı ay? Yeni ay ve dolunay arasında nasıl altı aylık bir bağlantı varsa, ektiğiniz ile onun karşılığını almak arasında da altı aylık bir fark var. Bir eyleminizin karşılığını bulmadan önce bu Allah katında bekletiliyor. Levh-i mahfuzda bi' nevi bir olgunluk sürecine sokuluyor. Örneğin; belki tövbe edersiniz. Rızkınız günlük ve yıllık iner. Rızkınızın ince detayları günlük, ölüm, kaza, doğum ve evlilik gibi genel hatları ise yıllık yazılıyor. Kaderinizin ince detaylarını değiştirmek, kaderinizde ufak tefek retuşlar yapmak için günlük ibadetleriniz, genel hatlarını değiştirmek içinde son tarih zilhicce ayın 30. Kaderinizin genel hatlarını değiştirmek sizin elinizde, o yılın son altı ayıda sizin son şansınız. Eğer o son altı ayı kaçırır ve muharrem ayın birinde o yılın rızkı size kesilirse, siz o yıl ne yaparsanız yapın o yılın kaza ve ölümlerine müdahale edemezsiniz. Neden altı ay öncesi? Allahu Teala bizlerin tüm yılı ibadetle geçiremeyeceğini bildiği için, muharremin altı ay öncesine yoğunlaşın demiş. Bu manevi süreç recep ayı ile başlıyor, ramazanla devam ediyor ve kurban, hac ibadeti ile bitiyor. Manevi yolculuğumuz recep ayı ile başlıyor haç ile zirve yapıyor. Bu süre içinde her bir ibadetiniz sizi bir kirden arındırıyor. Ramazan ayı üzerinizdeki istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti kaza ve belalardan, hac ibadeti de günahlarınızdan. Kul hakkından kan borcuna ve günahlarınıza kadar, yılın son altı ayında teferruatlı bir arınma sürecinden geçiriliyorsunuz. Öğretim yılı gibi, bir yıl kapanıyor diğer yılada tertemiz sıfırdan başlama şansı bizlere sunuluyor. Bu büyük bir lütuf çünkü, yıllık arınmadan geçiriliyoruz. İslami ibadetleri yapmayanları bir düşünün, onlar 80 yılın günah birikimi ile Allahın huzuruna çıkacak. Biz ise, her yıl arındığımızı varsayarsak biz Müslümanlar son yılımızın günah yükü ile Allahın huzuruna çıkacağız. Bu çok büyük bir lütuf. Allahu Teala namaz dışında tüm ibadetleri yılın son altı ayına sıkıştırmış. Neden acaba, bunu hiç düşündünüzmü? Müslümansanız düşünmek zorundasınız. Neden, çünkü herşeyin atında bir hikmet var, bizde bu hikmeti araştırmakla mükellefiz. Yılın ilk altı ayında Allahu Teala bir önceki yılın mahsülünü yememize müsade ediyor, bi' nevi gece yarısı gibi manevi istirahata sokuyor. Yılın ikinci yarısında da çalışmamızı (manevi) bir sonraki yılın hasatını ekmemizi bekliyor. Muhteşem değilmi? Gece ve gündüz, dinlenmek ve çalışmak, yeni ay ve dolunay gibi Allahu Teala yıllarıda bizim için ikiye ayırmış. İlk altı ay bir evvelki yıl ektiğinizin tadını çıkarın, dinlenin diyor. Yılın ikinci altı ayında da bol bol hayır işleri yaparak bir sonraki yılın rızkını ekin diyor. Muhteşem. Soruyoruz, başka hangi inançta bu incelikler var?

Ek bilgi
Oruç bizi istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti bize can hakkı kazandırıyor, haç ibadetide günahlardan arınmamızı sağlıyor. Namaz ne için var? Namazda bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyor. O yüzden namaz her gün farz, diğer ibadetler ise yılın belirli döneminde. Namaz bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyorsa, neden bir çok namaz kılan kişi günahlar içinde? Sebebi şu; iki tür vesvese var birisi bedenin içinden gelen diğeri ise dışından gelen. Namaz bizleri bedenlerimizin dışındaki şeytanların vesvesesine karşı koruyor, içimizde olanlara karşı ama değil! Kalenin dışında olana karşı koruyor, kalenin içine sindiyse değil. Neden? Şeytanın bedenin içine sinmesi için bir kul hakkı yenmiş olmalı, namazda kul haklarını örtmüyor. Düşülen hatada burası. Gündüz namaz kılıyorlar, gece namaz kılıyorlar ama o manevi iç huzur bir türlü yakalayamıyor, başları sıkıntılardan bir türlü kurtulmuyor. Neden, çünkü namaz iç huzuru yakalamak için indirilmemiş. İç huzur için indirilen ibadet oruç. Siz bir ibadeti amaç dışı kullanmaya çalıştığınızda da ne olur? Hem işleriniz ters gider hem amaç dışı kullanım aleyhinize kayıt edilir. Değerli dostlar, şeytan bizleri nasıl sünnetle kandırıp farzlardan alıkoyuyorsa veya farzla kandırıp sünnetlerden uzak tutuyorsa, namazlada bizleri maalesef kandırıp bizi bir çok şeyden uzak tutuyor. Namaz maalesef günümüzün tarikatları ve cemaatleri tarafından amaç dışına çıkartıldı, olduğundan çok farklı bir yere saptırıldı. Öyle anlatıyorlarki sanki namaz her derde deva sanki namaz dinin direği, İslamın en önemli parçası. Yok öyle birşey. Siz namaza olduğundan bir gram fazla önem atfederseniz bilinki oruçtan bir gram hak çaldınız, zekatın bir gram hakkını yediniz. O yüzden lütfen bir ibadeti evrensel çözüm noktası olarak görmeyin, merkeze oturtmayın. Her biri eşit değere sahip. Binanın dört kolonu gibi hepsi eşit değere sahip. Eğer namazın önemini anlatacaksanız ne amaç doğrultusunda indirildiyse o doğrultuda anlatın.
İslami ibadetler birer amaç doğrultusunda var edilmiş, o görev ne ise sizde lütfen o doğrultuda anlatın. Bağlamından çıkarıp kendisine ayrı bir önem atfetmeyin. İslamın merkezinde Allah var, her derde deva olan tek şeyde Allah. Namaz içinizdeki huzuru getirmez çünkü içinizdeki huzursuzluğa sebep olan şeytan, şeytanda bir kul hakkı yemeniz sonrası içinize yerleşti, o şeytanı oradan yok etmenin kıssasıda namaz değil oruç. Anladınız. Bakınız, Rabbim bile kendisine bir kıssas koymuş, benim konumuma başka birini oturtursanız (şirk) benden birşey beklemeyin demiş. Allahu Teala bile kıssas kuralına göre hareket ederken, siz nasıl olurda namazı bundan muaf tutar namazı herşeye deva olarak görürsünüz? Herşey kıssasa bağlı. Kul hakkın kıssasıda namaz değil. Kul hakkın kıssası köle azad etmek, fakirleri doyurmak veyahut oruç tutmak. Mağdur edilen kişinin ruhuna gitmesi niyetine. Örneğin; hiç merak etmedinizmi namaz neden vahiyden 12 yıl sonra farz kılındı. Neden peygamberlik iner inmez Müslümanlara farz kılınmadı. Herkes maalesef ezbere bir yol tutmuş ve at bakışla o yolda ilerliyor. Bilmiyorlarki, namaz farz kılınmadan önce müslümanlar bir arınma ve tövbe sürecinden geçirildi, en basiti kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldular ve geçmiş günahlarından arındırıldılar. Bilmiyorlarki namazında bu temiz hali tutmaları için indirildiğini. Günah işlenirse şeytan beden siner. Allahta günah işlememeleri, o bedenleri tekrar şeytanlar ile kirletmemek için namazı indirdi. Namaz, o abdestli haliniz dıştan gelen vesveseye karşı bi nevi bir koruma kalkanı görevi yapıyor. İç ama kirliyse, dışını su ile temizlemişsiniz fayda etmiyor. Anladınız. O dönemin insanı ile bizim aramızdaki fark, biz 99 sülalemizin günah yükünü üzerimizde taşıyor, bedenlerimiz şeytan kaynıyor. Günümüzdeki insanları namaz kötülüklerden alıkoymuyor çünkü bu insanların içi pislik dolu. İçten gelen vesveseyede namaz dur diyemiyor. Günümüzde namaz kılıp günah işleyen kişiler maalesef bir arınma bir tövbe ve hellaleşme sürecinden geçmeden namaza başlamış. Birileri bunlara namaz ile herşeyi kapatabileceklerine inandırtmış. Halbuki kul hakkı ile ilgili ayetler namazdan bahsetmez, fakirleri doyurmak ve oruçtan bahseder. Örneğin; bu insanlar teheccüd namazına kalkar, halbuki Allah onu farz kılmaz kul hakkından arınmayı farz kılar. Şeytan bu insanları gereksiz işler ile meşgul kılarak hem o bedenlerde yaşamayı garantiye alır hem o kişileri o kul hakları ile öbür dünyaya sürükler. Keşke gece vakti kalkıp namaz kılıp zikir çekeceklerine, üzerlerindeki hakların kalkması niyetine gündüz vakti fakir doyursalar oruç tutsalar bu onlar için çok daha hayırlı olurdu. Hem gece namazına kalkıp hem gündüz vakti oruç tutup fakirleri doyırabiliyorlarsa, aynı anda yapabiliyorlarsa, o ayrı. Ne mutlu onlara. Eğer yapamıyorsanız o zaman ilk önce farz olanlara odaklanın.

Not:
teheccüd namazına kalkan kişilere bakıyoruz, bedenleri şeytan kaynıyor. Bir işletme düşünün, girişte hayvanlar giremez yazısı asılı ama içerisi çoktan hayvan barınağına dönüşmüş. Gece ibadeti yapanları biz böylesine bir çelişki, garabet içinde görüyoruz. Peygamberimiz sav'da sahabilerde gece namazına kalkıyordu diyorsanız, arkadaşlar peygamberimiz sav gece ibadetlerine başlamadan henüz sabiyken şeytanlarını öldürdü. Sahabilerde müslümanlığa geçtiği an şeytanlarını öldürdü. Namaz, kalenin şeytanlar tarafından fethedilmesine karşı korur, kale ama çoktan şeytanların işgaline uğradıysa bu durumda çözüm yolu namaz değil başka ibadetler. Kaleniz temizse buyurun kalkın gece ibadetine. Temiz değilse ama o zaman bizim nacizane tavsiyemiz, yeni şeytanların bulaşmasına engel olmak için farz olan beş vakit namaza sadık kalın, içinize bulaşanlara karşıda farklı kürler uygulayın (oruç, fakirleri doyurmak).
Lütfen, teheccüd size farz değil gece namazı size farz değil, içinizdeki şeytanları öldürmek size farz. Bunun yoluda namaz değil. Devam edelim konumuza;

Rızık ve aylar ile ilgili bu zamana kadar inanılan şuydu;
Allahu Tealanın tüm şeyleri berat gecesinde takdir ettiği, kadir gecesinde de bunları sahiplerine teslim ettiği. Bu zamana kadar bizlere anlatılan buydu. Bu söylenenler ama bizim mantığımıza yatmadı çünkü, kurban ve hac ibadetini beklemeden kişiler hakkında hüküm kesilemez. Berat gecesinde eceller ve kazalar takdir edilir diyeceksiniz, sonrada kurban ibadetin kazalardan belalardan koruduğunu iddia edeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem berat gecesinde kazalar belli oluyor, berat kandilinden 3.5 ay sonra kurban kesmeye ne gerek kaldı? Nasıl olsa berat gecesinde kaza ve belalar takdir edildi. Siz herhalde kurban ibadetin öylesine, her hangi bir sebep olmaksızın sadece ibrahim as'ın anısına kesildiğini düşünmüyorsunuzdur. Örneğin; kadir gecesinde o yılın hayır ve bereketin takdir edildiğini söyleyeceksiniz, sonra kalkıp kadir gecesinden üç ay sonra gelen hac ibadetin insanları nasıl temize çıkardığından bahsedeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem hayır ve bereket kadir gecesinde tamamlanıyor, hac ibadetine ne gerek kaldı o zaman? Kısacası, siz recep ayı ile insanları bir arınma sürecine sokacaksınız ama kurban ve hac ibadetin tamamlanmasını beklemeden haklarında hüküm vereceksiniz, bunu bizim mantığımız almadı. İki; eğer iddia edildiği gibi kararlar kişilere kadir gecesinde indirilmiş olsaydı o zaman tüm peygamberler huzura muharrem ayında değil kadir gecesi yani ramazan ayında kavuşurdu. Kadir gecesi ne için var o zaman? Güzel bir soru. Hiçbir fikrimiz yok. Bu konu hakkında kafa yormadık. Kafa yormadığımız konular hakkında da zanla yaklaşmak bize yakışmaz. Değerli okurlarımız biz bir konuyu kaleme aldığımızda bize göre size göreler ile değil, veriler doğrultusunda kaleme alıyoruz. Ay, yörünge, hadis, ayet, tarih vs, bir çok şeyi göz önünde bulunduruyor, konuyla ilgili beynimizdeki tüm soru işaretlerini gideriyor sonra kaleme alıyoruz. Beynimizde birşey netleşmediği müddette konuları websayfamıza eklemiyoruz. Örneğin; size aktarmak istediğimiz o kadar bilgi var, bunlar ama beynimizde netleşmediği için size aktarmıyoruz. Yapboz oyunu gibi, parçacıkların bir çoğu yerine otursada bir nokta eksikse o bilgiyi sizinle paylaşmıyoruz. Yanlış bilgilerin vebalin farkındayız. Berat ve kadir geceleri altında yatan hikmet hakkında da gerçekten hiçbir fikrimiz yok. Biz herşeyi bildiğimizi iddia etmiyoruz. Bilmediğimiz konuları açık açık söylüyoruz. Eğer zamanımız olur ve bu konu hakkında da bir araştırma yapar, bir sonuca ulaşırsak bunuda seve seve sizinle paylaşırız.

Ek bilgi
Kadir gecesi hakkında bir parantez açmadan olmaz, çünkü kadir gecesi diğer mübarek gecelerin aksine Kur'an-ı Kerimde anılan anılmaklada yetinmeyip, kendi ismi ile bir Süre'ye sahip bir gece. Kadir gecesi hakkında bildiklerimiz, ilk vahiyin bu gece gerçekleşmiş olması, bu gecenin bin aydan daha hayırlı olması ve meleklerin bu gece her iş için yeryüzüne inme iznine sahip olmaları. Bu bilgiler bize yeter hocam diyorsanız, kadir gecesi hakkında bu bilgilere sahibiz. Bu bilgiyi ama biz kendimiz için yeterli bulmuyoruz. Bizler perde arkasını merak ediyoruz, örneğin; melekler indiğinde ne yapıyor, neden bin aydan daha hayırlı neden bin rakamı vs. Allahu Teala öylesine rakamlar ortaya atmaz. Bazılarınız çoğunluğu ifade etmek için bin rakamı kullanıldı deyip kendisini tatmin edebilir. Biz değil. Biz biliyoruzki Allahu Teala bir rakam veya bir harf kullandığında altında bir hikmet yatıyor. Bizde bu hikmetin peşindeyiz. Şuana kadarda bu konuların perde arkası hakkında bir fikrimiz yok. Şöyle bir düşünce aklımızdan dolaşmıyor değil; kadir gecesini o gece belirli kararların verildiği gece olarak görme yerine, kadir gecesinde bizler yılın son altı ayın tam ortasındayız, o gece bizler mübarek üç ayları bitirip yılın son üç ayına girmek üzere oluyoruz. Belkide bizler o gece ilk üç aydaki ibadetlerimizin notunu alıyoruz. Bi' nevi üniversitelerdeki arasınav dönemi. Final sınav ve not zilhicca ayın 30'unda veriliyorsa, belkide kadir gecesi arasınav yani vize sonuçların dağıtıldığı gecedir. O ana kadar başarılı olanların ödüllendirildiği bir gecedir. Kadir gecesi ve diğer mübarek geceler hakkında beynimizde dolaşan bu bilgiler bizi tatmin ediyormu, etmiyor. Biz ve okurlarımız bundan ötesi detaylar bizden bekliyor. O yüzden bu konulara şimdilik girmemeyi tercih ediyoruz.

Üzücü olan;
kaderimizin dönüm noktası muharrem ayı, ülkemizde ama kimse muharrem ayın ne zaman olduğunu bilmiyor. Bilenlerde muharrem ayını aşure yemek veya dağıtmaktan ibaret olduğunu sanıyor. Ne kadar üzücü birşey bu. İslam alemin içinde bulunduğu hal gerçekten içler acısı. Bu örnek bizlere toplumu aydınlatması gerekenlerin, "alimler" ve "hocalar" ilahi düzeni anlamaktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Tarikatlar kafa sallamakla meşgul, cemaatler devleti ele geçirmekle meşgul, diyanetçiler memur olmakla meşgul, ilahiyat fakülteleride İslamı özünden koparmakla meşgul.  Böyle bir ortamda cahil kalmanız ve sapıtmanız kaçınılmaz.
Allah sonumuz hayr eylesin.

Değerli dostlar;
Bu zamana kadar hep üç aylardan bahsediliyordu, bu üç ayda yaptığımız hasatın ama muharrem ayında alındığını kimse bize bu zamana kadar anlatmadı. Muharrem ayı ile mübarek üç aylar arasında bir bağ olduğunu kimse bize kurmadı. İki; bizler muharrem ayın yılın başlangıcı olarak biliyorduk ama o yılki rızkında başlangıcı olduğunu bilmiyorduk. O yıl ekilenin yılın sonunda muharrem ayın başlangıcı ile alınmaya başlandığını bilmiyorduk. Biz ektiğimizi hemen alacağımızı düşünüyorduk, böylesine büyük bir hesabın parçasına tabi olduğumuzu bilmiyorduk. Üç; biz muharrem ayında peygamberlerin huzura kavuştuğunu biliyorduk ama bunu istisnai o peygamberlere has bir olay olarak görüyorduk. Bunun altında bir düzen olduğunu bilmiyorduk. Muharrem ayının eski defterlerin kapatıldığı ay yeni bir başlangıca adım atıldğı ay olduğunu bilmiyorduk. Artık biliyorsunuz. Batının yeni yılında değil, İslamın yeni yılında iyi dileklerde bulunun. Rızık çünkü batının yeni yılına göre değil Allahın yeni yılına göre indiriliyor. Allahın yeni yılıda muharrem ayı ile başlıyor. Siz her yıl bir evvelki yılın hasatını yiyorsunuz. Dönüm noktası muharrem ayı. Bu yıl güzel işler yapın, bir sonraki muharrem ayına yani yılına girdiğinizde de bu emeklerinizin karşılığı size insin. Bilhassa altı öncesinden (mübarek üç aylar) ibadetlere yoğunlaşın.

Not:
biz bu yazıları bir hobi olarak yazıyoruz. Kafamıza birşey takıldığında bunu kaleme alıyoruz. Biz bu konuların detaylarını İslam alimi olma yolunda ilerleyen kardeşlerimize bırakıyor onların bu konuların detaylarını araştırmasını bekliyoruz. Bizi bir rehber bir yol gösterici olarak görün. O yolun inceliklerini araştırmak zaman açısından bizi aşar. Örneğin; haram aylar. Haram aylarında bu rızık dağıtımı ile ilgisi var. Bunun detaylarını araştırmayıda siz değerli okurlarımıza bırakıyoruz.







uzaylılar varmı



Son d
önemlerde kanal 24 de yayınlanan “kayıt dışı” gibi programlar popüler hale geldi. Programın ele aldığı konular ezoterik örgütler, gizli yapılanmalar, bilinmeyen tarih, uzaylılar varmı, geçmiş kültürlerde yüksek teknoloji varmıydı vs. Bu tarz konular maalesef toplumda çok büyük ilgi görür. Gizemli olan herşey maalesef ademoğlunu bir mıknatıs gibi kendisine çekiyor. Maalesef diyoruz çünkü İslam dini bizlere kesin bilgi olmayan konulardan uzak durun der. Neden? Değerler ve inançlarınızı kaybetmeme, batıl inançların içine sürüklenmeme, topluma hurafeler sokmama, zanna girmeme, var olmayan şeyler varmış gibi anlatıp yalancı duruma düşmeme, Allahın yaratmadığı şeyleri yaratmış gibi lanse ederek Allaha iftira atmamanız için uzak durmanızı ister. Ama maalesef merak daha ağır basar ve insanlar bu şeylerin peşinden koşmayı bırakamaz. Bu programlarda ele alınan bir çok konuyu, okurlarımız bizede sorar. Bu tür konuları
ele almaya ne kadar çok dirensekte, o kadar yanlış bilgi dolaşıyorki okurlarımızın yoğun talebi sonrası bu hurafe bilgilere daha fazla kayıtsız kalamadık.

Kesin bilgi yoksa, İslam dini o konudan uzak durun, o konu hakkında münakaşaya girmeyin der! 

Ashab- Kehf hakkında indirilen Ayet; Karanlığa taş atar gibi; üçtür, dördüncüsü köpekleridir, diyeceklerdir. Veya beştir, altıncıları köpekleridir, derler. Yahut: Yedidir, sekizincileri köpekleridir, derler. Onların sayısını en iyi bilen Rabbımdır, de. Onları pek az kimseden başkası bilmez. Bu yüzden onlar hakkında bu kısa anlatılanların dışında kimseyle tartışma ve onlar hakkında kimseden bir şey sorma.”. (Kehf Süresi, 22)

Kehf Süresi gizemli şeyleri ele alır, Kehf Süresinin 22. Ayetide bizlere bilinmeyenlere nasıl yaklaşmamız gerektiğini anlatır. Bilinmeyenler hakkında insanların çok şey ortaya atacağı, biz Müslümanlar ama kesin bilgi olmadığı müddet bu tür konular hakkında kimseden bilgi almamanız gerektiği ve kimseyle bu konularda tartışmaya girmemiz gerektiğini söyler. Kesin bilgi nedir? Kesin bilgi Kur’an-ı Kerim veya kendi gözünüzle gördüğünüz ve gördüğünüze şahitlik edecek dört kişinin olduğu olaylardır. Birşeyin kesin olması için kendi gözünüzle görmeniz kendi kulağınızla duymanızda yeterli değil. Örneğin; ben bir uzay gemisi gördüm demeniz, İslam dini için yeterli bir delil değil. İslamda göz boyması diye bir kavram vardır. Cinler insanlara var olmayan şeyleri gösterebilir, ama cinler göz boyaması ile aynı anda dört kişiyi kandıramaz. O yüzden kendi gözünüzle görmeniz veya kulağınızla işitmeniz bile, İslam dininde kesin bilgi olarak sayılmaz. Dört şahit göstermeniz beklenir. Biz bu yazımızda sizlerin bizlerin araştırmaları, gördükleri ve duydukları ile değil, Kur’an-ı Kerim rehberliğinde yola çıkacağız.

Rehberiniz kim? Varmı bir rehberiniz?

Biz Müslümanlar kendimizi ne kadar çok lütufta hissetsek azdır. Biz, herşeyin bilgisini içeren bir rehbere sahibiz; Kur’an-ı Kerim. Bu rehber bizlere helal ve haramın ne olduğu, gerçek ve hurafenin ne olduğunu anlatır. Mutlak doğuru nedir onun bilgisini içerir. Tek yapmanız, açıp türkçe mealini okumanız. Bu çok büyük bir lütuf çünkü, bizlere bir bilgi geldiğinde bu bilgiyi teyit etme şansına sahibiz. Bir bilgi geldiğinde ilk önce Allah ne diyor buna bakar, sonrası kararımızı veririz. Bu rehbere iman etmeyenler, kendilerine gelen bilgileri teyit etme şansı yok. Bunlar, kendilerine gelen her bilgiye acaba ve neden olmasın gözü ile bakar. Değerli okurlarımız, birileri dünyaya ve insanlığa sahiplenmiş ve kendilerin belirlediği inanç ve yaşam tarzı üzerinden insanın geleceğini şekillendirmek istiyor. Örneğin; bunlar düne kadar insanın maymundan türediği inancını yaymak istedi, bugün ise uzaylılar inancını yaymak istiyor. Bu inancın yaygınlaşması içinde her türlü iletişim aracını kullanıyorlar. Bu bilgi kirliliği içinde, kötünün dünyaya hakim olduğu bir çağda, sapık inançlara sürüklenmemek için her zamandan çok daha dikkatli olmalıyız. Yalanların dünyaya hakim olduğu bir dönemde, Rabbime şükür, bizler bizi aydınlıkta tutacak, yolumuzu hak yolda tutacak, gelen bilgilerin doğruluğunu teyit etmemizi sağlayacak bir rehbere sahibiz; Kuran-ı Kerim. Anlayanlar için bu çok büyük bir lütuf. Örneğin; uzaylılar varmı? Kur'an-ı Kerim uzaylıların olmadığını söyler. Bu rehbere iman eden, uzaylılara inanmaz çünkü kitabımız yok der. Kur'an-ı Kerimi rehber olarak görmeyenler ise uzaylılar var olabilir, neden olmasın der. Müslüman baştan kapıyı kapatır, gayrimüslim ise her türlü inanca kapısını açık tutar. Hayat felsefesine yaşam tarzına göre kararlarını verir. Uzaylılar var diyenleri dinlemekte ne mahsur var, diyorsanız; uzaylılara inananları dinlediğiniz kadar uzaylılara inanmayanlarıda dinliyorsanız, sorun yok. Uzaylıları araştırdığınız kadar Kur'an-ı Kerimide araştırıyorsanız, o zaman sorun yok. Tüm bilgileri toplar sonrası kararınızı verirsiniz. İki; Allah, uzaylıların var olmadığını söyledikten sonrası, birilerini halen dinlemek ne kazandırır size? Allahın yok dediği birşeyin peşinden koşturmak, size ne kazandırır? Allahı yalancımı çıkarmaya çalışacaksınız, ne; ne elde edeceksiniz? Örneğin; Allah, şeytandan uzak durun dedikten sonra, ya birde şeytani dinleyelim, birde cennetten kovulmanın sebebini ondan dinleyelim, demeniz size ne kazandırır? Kafa karışıklığı, sapma ve Allah'a asi gelmek dışında hiç birşey.

Ağzınızdan çıkan her kelimeden hesaba çekileceksiniz

"Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur" (İsra Süresi; 36).

Bunda hiçbir şey yokmuş gibi, kesin olmayan konuları ağzınızdan düşürmüyorsunuz, bilinki bundan hesaba çekileceksiniz. Anlattıklarınız gerçek değilse, Allaha iftiraya giriyorsa yalana giriyorsa bilinki bunun vebali çok büyük.


Sınırlar neden önemli?

İslam inancı, yaşantınızın her noktasına el atar. Başka hiçbir inanç böylesine kapsayıcı ve düzenleyici bir içeriğe sahip değil. Örneğin; İslam dini yaratılış hikayesi ile evinizin temelini atar, mahşeri sorgu ile çatısını oluşturur. Haram olan şeyleri anlatarakta evinizin duvarlarını diker. Evinizin temeli, çatısı ve duvarları, bunlar bizlerin sınırları. İnsan, fıtratı gereği açıkta yaşamak istemez, illa üstünde bir çatı altında da bir temel olsun ister. Müslümanların bu fıtri ihtiyaçları dinleri tarafından karşılanır. Ya diğer insanlar? İnsan nereden geldiğini ve nereye gideceğini, nereye ait olduğunu bilmek ister. Yaşantısı içinde bunun arayışında olur. Eğer müslüman değilse, o zaman o kişi bu içgüdüsel ihtiyacı gidermek için kendisine farklı bir yaratılış ve son hikayesi bulur. Örneğin; melez ırk teorisi. Bu teoriye göre, yarım milyar insan uzaylılar tarafından kaçırıldı, hamile bırakıldı ve yeryüzüne geri gönderildi. Bir çoğunuz şimdi, böyle bir saçmalıkmı olur, diyecek. O zaman günaydın diyelim size; eğer uzaylılara inanıyorsanız, bu tür iddiaları reddetme şansınız yok. Size birisi, uzaylıların insanları hamile bıraktığını söylese, sizde saçmalama deseniz, size vereceği yanıt; madem uzaylıların varlığına inanıyorsun, hayatlarımıza müdahale etmeleri edebilmeleri neden saçma olsun? Ne yanıtı vereceksiniz. Uzaylıların varlığına inanıyorsanız, geçmiş olsun size, çünkü zaman dilimi içinde uzaylılarla ilgili tüm hikayeleri size yutturacaklar. Sizinde yutma dışında, başka şansınız yok. İnançlarınızda sınırların olması, neden önemli bunu şimdi daha iyi anladınızmı? İslam dini baştan duvarları diker, çünkü bilirki sınırınız olmazsa genişlersiniz yani herşey size helal ve mübah görünür. Örneğin; uzaylılar. Uzaylıların varlığına inandığınızda, bu uzaylıların varlığına inanmakla kalmıyor, zaman dilimi içinde onunla ilgili tüm hikayeyi satın alıyorsunuz. Bunu bir yap boz oyunu gibi düşünün. Uzaylılar inancı, bir yap boz oyunu gibidir. Diğer yap boz oyunlarından farkı ise, uzaylılar inancın bir şekli şemali bulunmaz. Bu oyunu satın aldığınızda, bunun içeriği boş. İçeriğini doldurmak sizin ve başkaların hayal gücüne kalmış. Uzaylılar inancını, bir yüz yıl sonra dünyaya hakim olması öngörülen bir inanç sistemi olarak düşünün. Bu inancın içeriğinide bugünlerimizde siz belirliyorsunuz. Yani, siz bugünlerde bir sonraki yüzyılın dinini yazıyorsunuz. Resmen, hayal gücünüz ile yazıyorsunuz. Örneğin; uzaylılar marslımı olsun yoksa uzayın uzak köşelerindenmi gelsin, uzaylılar uzay gemileri ile dünyaya insinmi inmesinmi, uzaylılar iyimi olsun kötümü, uzaylılar insanı yeryüzüne yerleştiren varlıklarmı olsun yoksa insanın varlığını tehdit eden varlıklarmı, uzaylılar tohumlarını bize yerleştiren varlıklarmı olsun yoksa çok yüksek bilgeliğe sahip, insanı kendisine eşit görmeyen varlıklarmı? Uzaylıların bir kısmı iyi bir kısmı kötümü olsun, iyiler ile birlikte insanoğlu ittifak kurup evrenimi kurtarsın vs vs vs? Görüyormusunuz, hayal gücünüze göre senaryolar yazıyorsunuz. Toplumun geneli hangisini satın alırsa, yeni dinin içeriğide bu olacak. Uzaylılar inancı içi boş bir inanç, içi doldurulmaya muhtaç. Bu oyunu satın aldığınızda, zaman dilimi içinde içeriğini belirli hikayeler ile dolduruyorsunuz ve ortaya bir kitap çıkarıyorsunuz. Bu kitap İslamla örtüşüyorsa ne güzel, örtüşmüyorsa o zaman vay halinize. Sıkıntıda burada; nedense uzaylılar üzerinden üretilen hikayeler yaratılış ve varoluş temalı hikayeler. Esas dikkat edilmesi gereken noktada burası; birileri İslamın yaratılış ve varoluş hikayesine, alternatif bir hikaye üretme peşinde! 

İslama alternatif bir var oluş hikayesi

Uzaylılara inananlar, melez ırk teorisine inanır. Yani uzaylılar, insanlara kendi tohumlarını yerleştirdi ve yeni bir ırk oluşturmaktalar (melez ırk teorisi). Bir üst akla göre maymundan türeme hikayesi artık satılabilir değil, acilen yeni bir formül gerekli. Bu yeni formülüde uzaylılarda bulmuş gibi görünüyorlar. Onların öngördükleri gelecek, melekler gibi cinsiyetten yoksun insanlık. Allahın gökte kurduğu ortamı yeryüzünde kurmak istiyorlar. Hedefleri insanı cinsiyetsizliğe itmek olduğu için uydurdukları uzaylılarda cinsiyetten yoksun gösteriliyor. Bu cinsiyetsizliğede sizi ya melez ırk teorisi üzerinden ya da farklı bir hikaye üzerinden sürükleyecekler. Bu mümkün değil, demeyin. Bu akıl her zaman, iki yüz üç yüz yıl sonrasına hazırlıklarını yapar. Bunlar bu yüz yılın ilk yarısında yapay plazentalarda doğumları başarmayı hedefliyor, bir yüz yıl sonrada cinsiyetsiz bir yaşamı yaymaya. Örneğin; hollywood yanağı estetiği. Beyinlerinde bir uzaylı profili var, insanıda o görüntüye sokmak için bunu bir trend haline getiriyorlar. Ünlüleri kullanarak uzaylı görüntüsünü arzu edilen, ideal bir beden şekli olarak lanse ediyorlar. Erkek ve kadın cinsiyetini kaldırıp, ortak bir noktada buluşturacaklar.
Örneğin; demiyormusunuz, erkek kadın hepimiz eşitiz? Masum bir slogan değilmi, ama bunu yayanların niyeti hiçte masum değil. İşte buna benzer felsefi söylemler ve moda trendleri çoğalacak ve bunun eşliğinde teknoloji gelişecek. Örneğin; yüz yıl öncesi ortalama dört çocuk doğuran bir kadın, bu yüz yılın ilk çeyreğinde iki ortalamasının altına düştü. Bir yüz yıl sonrada, yapay plazentalarda göz rengi ve boyuna kadar siparişe hazır tüp bebekler sizlere sunduklarında, kadın doğum yapmaktan tümüyle vazgeçecek. Günümüzde doğum yapmayı bir yük olarak gören kadın, yüz yıl sonrası bunu seve seve satın alacak. Kadının omuzundan doğum yükü kalktığı zamanda kadın ve erkek arasındaki ayrım kalkar, cinsiyeti sorgulamaya başlarsınız. Teknoloji o boyuta geldiğinde zaten, sizlere cinsiyetsiz ünlüler cinsiyetsiz politikacılar vs sunacaklar. Bir cinsiyete sahip olmak utanılacak birşeymiş gibi gösterilecek. Unutmayınız, hiçbir teknolojik gelişim bu üst aklın felsefesinden bağımsız gelişmiyor. İnsanlık için nasıl bir gelecek öngörüyorlarsa o yönde teknoloji ve felsefe geliştiriyor, iletişim araçları üzerinden de bunu size sunuyorlar. Bunlar size sabah akşam diziler filmler haberler belgeseller, bilim dünyası üzerinden uzayla ilgili sürekli bilgiler sunacaklar. Uzayı hayatımızın bir parçası haline getirip uzaylıları kabullenme dışında bir seçeneğiniz olmayacak. Facebook, instagram, twitter ve youtube, hollwood, netflix gibi her platformda sabah akşam uzaylı ile ilgili hikayeleri size sunacaklar. Ne kadar uçuk olsada size sunacaklar ve zaman dilimi içinde uzaylılar inancı hayatımızın doğal bir parçası haline dönecek. Uzaylılara inanmıyorum diyenlere tuhaf tuhaf bakılmaya başlanacak. O yüzden bugünlerimizde birlik olmalıyız, uyanık olmalıyız, bu yalan karşı sesimizi yükseltmeliyiz. Bu yalanın toplumumuza yayılmasına engel olmalıyız.

Buraya kadarını özetlersek

Kur'an-ı Kerime inananlar, ayetlerin çizdiği sınırlar içinde hareket eder, kendilerine gelen her bilgiyi ilk önce mutlak doğruyu içeren bu kitabımıza danışır. Bu şekilde kendilerini ve inançlarını korurlar. İnançlarına leke gelmesine, inançların sorguya açılmasına izin vermezler. Kitabı olmayanlar ise kendilerine gelen bilgilerin doğruluğunu teyit etme şansı bulunmaz. Bu insanlar hayat felsefelerine göre, her bilgiye açık olur. Bir bilgiyi kabullendiğiniz zamanda, o bilgiyle ilgili ne kadar şey ortada dolaşıyorsa, onlarıda zaman dilimi içinde kabullenirsiniz. Sonuç; kültürünüz ve anadan gelen inancınızın her tanesini teker teker, yeni çağ inançları ile değiştirmeye başlarsınız. Sonunda kendi değerlerinden kendi topraklarından kopuk, nereye ait olduğunu bilmeyen bir bireye dönüşürsünüz. Uzaylıların gelip sizi kurtarmasını, farklı bir gezegene taşımasını beklersiniz. Gelelim sorumuza;

Uzaylılar varmı?

Yok, çok net ve basit. Evren iki boyutta varedilmiş, cinlerin ve meleklerin yaşadığı boyut, diğeri ise insanların yaşadığı boyut. Melekler ve cinler aynı boyutta yaşar, birbilerini görürler. İnsan ise perde arkasına yani diğer boyuta yerleştirilmiş. Bu boyutları biraz açalım; melekler gökte yaşar. Cinler ve insanlar ise yeryüzünde.



Yeryüzü içinde bulunduğumuz evren. Bu evren bir tabaka üzerine yayılmış gezegen ve galaksilerden oluşur. İnsan, yeryüzü tabakasının sadece bir gezegenine yerleştirilmiş, cinler ise yeryüzü tabakasının herhangi bir gezegeninde yaşayabilir ve yaşar. Yeryüzü tabakasında da insan ve cin dışında bir varlık YOK! Olmadığını nereden biliyoruz? Kuran-ı Kerimden!
“Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım” ( 51: 56). “Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık....” (6:112). “(Allah) "Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" ..” (6:130). “Allah onlara: "Sizden önce geçmiş cin ve insan topluluklarıyla beraber cehennem ateşine girin!" der... (7:38). “... Ve Rabbinin "Andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım" sözü böylece tamam oldu” (11:119) . “Ey Muhammed! De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir" (17:88). “İşte o gün, ne insana ne de cinne günahından sorulmaz” (55:39). “Gerek cinlerden, gerek insanlardan olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allaha sığınırım” (114:6).

Uzaylılara inanmanın itikadi sakıncaları

Kur’an-ı Kerimde sadece iki varlıktan bahsedilir, üçüncü bir varlıktan bahsedilmez. Eğer, insan ve cin dışında farklı bir varlık daha evrende yaşasaydı, o zaman bunu Allahu Teala anardı ve ona bir isim koyardı. Onca ayette sadece iki varlıktan bahsedilir, üçüncü bir varlığa inandığınız an Allahu Teala ile ters düşüyorsunuz. Bununda sakıncalarını anlatmama gerek yok, herhalde. Eğer Allahu Teala, insan ve cin dışında, üçüncü veya dördüncü bir varlığı daha yeryüzü tabakasına yaymış olsaydı; “insan ve cin bir araya gelse yine bu Ayetin benzerini meydana getiremez” Ayetinde, o üçüncü veya dördüncü varlığıda anardı. Eğer insan ve cin dışında farklı varlıklar yaratmış olsaydı; “o gün geldiğinde insanna ve cinne günahı sorulmaz” Ayetine, inandığınız o üçüncü veya dördüncü varlığıda eklerdi. Eğer yaratmış olsaydı; “ben insanları ve cinleri yalnızca bana ibadet etsin diye yarattım” Ayetine, inandığınız o diğer varlıklarıda eklerdi. Allahu Teala, sadece iki varlığı huzuruna çıkarılacağını söyler, insan ve cin. Yoksa, inandığınız o uzaylıların birer yaratıcı olduğunamı inanıyorsunuz? Yoksa, Allah; insan ve cinni yarattı ama uzaylıları başka bir tanrı yarattı, demeyemi getirmek istiyorsunuz? Yoksa, inandığınız uzaylılar mahşeri sorgudan muaf, haşa Allahın gücü onları huzurunda toplamaya ve yargılamaya yetmediğinemi inanıyorsunuz? Ne mahsuru var bir uzaylıya inanmakta dediğiniz an, neden olmasın dediğiniz an, nasıl kendinizi itikadi bir çıkmaza soktuğunuzun farkındamısınız? Ayetler sadece iki varlıktan bahseder, hür iradeye sahip üçüncü bir varlığa inandığınız an, inancınız Ayetler ile ters düşüyor. Neden olmasın dediğinizde, buna programlarınızda yer verdiğinizde Kur'an-ı Kerimi yalancı çıkarmaya çalıştığınızı lütfen biliniz. Kur'an-ı Kerimin yok dediğini siz var derseniz, Allahı yalancı çıkarmaya çalıştığınızı biliniz. Bunun size hesabı çok büyük olur. Kendisini Müslüman gören bir araştırmacı uzaylıların peşinde koşmaz ve koşanlarıda şiddetli bir dilde uyarır. Siz ama tam tersini yapıyorsunuz. Kur'an da anlatılan olayları sürekli uzaya bağlamaya çalışıyorsunuz. Örneğin; zülkarneyn, ecüc mecüc, nuh tufanı vs. Gerçekten anlaşılır birşey değil. Kur'an-ı Kerimde olmayan şeyleri insanların beyinlerine yerleştiriyor, insanları Kur'an-ı Kerim ile karşı karşıya getiriyorsunuz. Müslümanları, kendi tarihlerini sorgulamaya itiyorsunuz. Müslümanların beyinlerini allak bullak ediyorsunuz. Sizleri anlamıyoruz. Kur’an-ı Kerim bu konuda çok net. İnsan ve cin dışında üçüncü bir varlık yok. Melekleri saymıyoruz çünkü meleklerde hür irade yok. Uzaylılardan bahsedenler, hür iradeye sahip varlıklardan bahseder. Kur'an-ı Kerimde insan ve cin dışında, hür iradeye sahip başka bir varlık yaratılmadığını söyler.

Uzayda yaşayan biri var, bu da cinler!

Evrende sadece iki varlık var, birisi cinler diğer insanlar. İnsan, bizim gezegende yaşamaya mahkum bırakılmış, cinler ise evrenin her yerinde yaşayabilir. Uzaylılar varmı? Bununla, insan dışında herhangi bir varlığın bizim evrende yaşayıp yaşamadığını kastediyorlarsa, evet var; bu da cinler. Bu soru ile ama, evrenin bizim gözle görünür boyutunda bizim dışında her hangi bir canlının yaşayıp yaşamadığını soruyorlarsa; hayır, bizim boyutta bizim evrende bizden başka kimse yaşamıyor. Onca gezegen ve galaksiler kim ve ne için var edildi o zaman; cinler için! Bu noktada, şu konuya değinmekte de yarar var; bilhassa bilim adamı ve aydın olarak geçinenler cinlere inanmaz. Onlar, Allahın var dediği ve Ayetlerinde ismi ile andığı cinlere inanmaz. Allahın anmadığı ve yok dediği uzaylılara ama inanır. Allahın var dediğine yok, yok dediğinede var derler. Onlara göre u
zayda yaşayan varlıklar var ve onlara göre bu varlıklar her türlü şekle ve güce sahip; onlara, sizin uzaylılar hakkında tanımınız tam cinlere uyuyor, bir uzaylıda aradığınız o vasıflara cinler sahip, aradığınız o uzaylı, ayetlerin "cin" ismi ile andığı varlık dediğimizde, cevapları hayır olur. Örneğin; melez ırk teorisi cinlere uyuyor. Cinler insanlar ile ilişkiye girer ve tohumlarını insana eker. Doğan çocukta enerji boytunda doğar.
Bizim fiziki boyut ile temasa giremez. Sadece anne ve baba tarafından görünür. Yani insan dışında hiçbir varlık, madde boyutunda dünyamıza ayak basamaz. Allahın yarattığım dediği cinler bile, madde boyutunda dünyamıza ayak basamazken, siz var olmayan varlıkların istilasından bahsediyorsunuz. İnanılır gibi değil. İnanç dediğimiz şey değerli dostlar, size ayak uyduran değil, sizin ayak uydurmanız gereken şeydir. Kur'an-ı Kerim sizi değil, siz Kur'an-ı Kerimi rehber edineceksiniz!!   

Cinleri uzaylı olarak tanımlasak olurmu?

Olmaz, çünkü aynı boyutu paylaşmıyoruz. Uzaylı olmanın tanımı sadece uzayda yaşamaları değil, aynı anda bizler için görülür olmaları. Onların uzay gemileri başka bir gezegenden bizim gezegene inse bile bizlerin bunu görmesi mümkün değil, çünkü farklı boyuttalar. Bizim boyuta geçmeleri mümkün değilmi? Fiziki olarak mümkün değil. Cinlerin kendileri, birey olarak bizim boyuta geçebiliyor ama kendi fiziki şekillerini kaybetme, enerjiye dönüşme pahasına. Bizim boyuta geçtiklerinde fiziki bütünlüklerini kaybedip şekilsiz, görünmez bir enerji halini alıyorlar. Yani ne kendi fiziki yapılarını bizim boyuta taşıyabilirler nede uzay gemilerini. Eğer geçmeye çalışırlarsa fiziki bütünlüklerini kaybedip şekilden yoksun bir hal alırlar. O yüzden halk arasında cinler şekilsiz varlıklar olarak tanınır. Şekilsiz olduklarından değil, bizim boyuta geçtiklerinde kendi fiziki bütünlüklerini muhafaza edemediklerinden. Onlar kendi boyutunda fiziki varlığını korur, bizde kendi boyutumuzda. Uzaylı olmanın ön koşulu, uzaydan gelip fiziki anlamda bizimle iletişime geçebilmek, cinlerde buna muktedir değil. Fiziki anlamda ne kendileri nede uzay gemileri bizim boyuta geçebilir. Örneğin; siz bir maddenin içine başka bir madde sokabilirmisiniz? Diğerin fiziki bütünlüğünü bozmadan sokamazsınız. Onlar fiziki anlamda bizim boyuta geçebilmiş olsaydı bizim boyutun maddesi bütünlüğünü koruymaz, bildiğiniz düzen kaybolur giderdi. O yüzde ne cinler bizim dünyamıza fiziki anlamda ayak basabilir ne de uzay gemileri. Yani uzaydan bir uzay gemisinin inmesini beklemeyin.

İnsanoğlun bir türü uzayda, farklı bir gezegende yaşıyor olamazmı?     

Sorular, sorular sorular. İşte, sizi uyarmak istediğimiz nokta burası. Bir gizeme merak sardığınız an, olayın içine indikçe daha fazla belirsizlikler doğar daha fazla sorular ile karşılaşırsınız. O sorularda bir müddet sonra bütün inançlarınızı sorgulamaya kadar sizi götürür. O yüzden İslam dini bilinmeyenlerin peşinden koşmayın diye bizi uyarır. Bir bilinmeyenle karşılaştığımız zamanda ilk Kur'an-ı Kerime danışmamızı ister. Bakınız, uzaylılar inancı içi boş bir inanç. Bu tür inançlar içeriği doldurmaya muhtaç inançlar. Bunun içeriğini ya siz dolduracaksınız ya da başkaları. İçeriği belirli hikayelerle doldurdukçada, kendi inancınızla ters düşmeye başlarsınız. Örneğin; bizim inancımıza göre insanlığın babası adem ve adem as bu dünyaya yerleştirilmiş. Farklı gezegenlerde de insan türü canlılar var dediğiniz an, adem as'ı insanlığın babası olmaktan çıkarıyorsunuz. Örneğin; bizim inancımıza göre nuh as insanlığın ikinci babası ve bu gezegende yaşadı. Farklı bir gezegende de insan türevi canlı var dediğiniz zaman nuh as, insanlığın ikinci babası olmaktan çıkıyor. Örneğin; peygamberimiz tüm aleme rahmet olarak indirildi. Farklı bir gezegende de canlılar var derseniz, peygamberimiz tüm aleme rahmet peygamber olmaktan çıkıyor. Değerli dostlar; insanı bizim gezegen dışında, farklı bir gezegen veya nice gezegenlere daha yerleştirdiğiniz an Kur’an-ı Kerimi tamamıyla iptal etmelisiniz. İslam tarihini yeniden yazmalısınız. Örneğin; insanı farklı bir gezegene yerleştirdiğiniz an adem as’ın hepimizin babası mı değilmi onu sorguya açarsınız. Peygamberler bu gezegene indirildiyse diğer gezegende yaşayanlara kim indirildi. Kur’an-ı Kerimde, “biz sadece Nuhun soyunu baki kıldık” denilir, Nuhun soyu bu gezegende ise, diğer gezegendekiler kimin soyundan? Ayetler, yedi kat gökten bahseder, bir güneşten bir ay'dan bahseder. İddia ettiğiniz uzaylıların yaşadığı gezegenin atmosferi eğer 7 tabakadan oluşmuyorsa, bir ay ve bir güneşe sahip değilse, Kur'an-ı Kerim evrensel bir Kitap olmaktan çıkar. Anlayacağınız; insanı, bu gezegen dışında farklı bir gezegene daha yerleştirirseniz, kayış kopar. İslamın herşeyini sorguya açarsınız. Kur’an-ı Kerim yani İslam dini yaratılıştan bahseder; bu yaratılışta sadece adem ve havadan bahseder, bir yerden kovulmadan bahseder (cennetten), başka bir yeri (bizim gezegen) yurt edinmeden bahseder. Bir erkek (adem as) ve kadının (hava) burada yerleştiği ve insanlığın bu ikisinden çıktığından bahseder. Bunların soyları dönem, dönem azgınlıklar yaptığı ve helak edildiğinden bahseder. İslam dini, insanoğlunun hikayesinin cennette başladığı ve yaşadığımız şu dünyada son bulacağını söyler. Siz şimdi kalkar ve farklı bir gezegende de insan vari canlılar yaşıyor derseniz, İslam tarihini, Kur’an-ı Kerimin anlattıklarını tamamen silip yeni bir tarih yazmanız gerekecek. Bir gayrimüslim tamda bunu yapmak isteyebilir, insanlığa yeni bir yaratılış hikayesi sunmak isteyebilir, siz ama bunu yapamazsınız. Müslümanım diyorsanız yapamazsınız. Siz eğer Kur’an-ı Kerime iman ettiğinizi söylüyorsanız; siz uzaylılara inanamazsınız, uzaylılar hakkında teorilere websitelerinizde, kitaplarınızda ve programlarınızda yer veremezsiniz.

Uzay, insana göre değil, ne bugün ne de yarın!

"Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz" (Rahman Süresi, 33).

Cinler, yeryüzü tabakasının sınırlarını aşıp birinci kat göğe çıkmaya çalışıyor, insanda yaşadığı gezegenin göğünü aşıp yeryüzü tabakasına yani yeryüzü tabakasının içinde olan diğer gezegen ve galaksilere yayılmak istiyor. İnsan ve cinlerin kendileri için var edilen yaşam alana burun kıvırtacağını, başkaların yaşam alanlarına göz dikeceğini Allahu Teala biliyordu ve bu ayeti indirdi. Bu ayet yolunuz açık olsun, ben sizinleyim demiyor, bu ayet yapmayın zorlamayın diyor. Bu ayet bir hediye değil bir uyarı niteliği taşıyor. Allahu Teala insanın nefsini var etmiş, sonrası bu nefsi bir uzay giysisi içine yerleştirmiş. Bu dünyada nefes alabileceği, dünyanın nimetlerinden faydalanabileceği, yaşayan biyolojik bir uzay giysisi içine yerleştirmiş (insan bedeni). Hangi ortamda yaşamamız öngörüldüyse bize o doğrultuda bir beden bahşedilmiş. Bu bedenlerimizle uzayda yaşayabiliyormuyuz; hayır, o zaman uzaydan uzak duracağız. Düşmanınız kadar uzay teknolojinizi geliştirin, dahasın peşinde koşmayın. Uydulardan gelen saldırıları püskürtecek kadar. Yani farklı gezegenlerde bir yaşamın peşinde koşmayın. Bu tür niyetler hayırla sonuçlanmaz. Kaldıki, bedenlerimiz dünyanın fiziki şartlarına göre varedilmiş. Bedenleri bu dünyadan kopardığınızda varlıklarını uzun süre ayakta tutamaz, erir gider. Artı, bu dünyada özgürce güven içinde dolaşmak, yemek ve içmek varken, kim marsta bir kulübenin içinde bir hapishane hayatı sürdürmek ister? Kim öldürücü bir dış dünya tarafından kuşatılmış, bir baraka içinde ömrünü geçirmek ister? Toprağını koklayamadığınız, havasını teneffüs edemediğiniz bir ortama kim ayak basmak ister? Güneşinden toprağından ayından suyundan yer çekiminden bedenlerinizin faydalanamayacağı bir gezegende kim yaşamak ister? Kandırılmış bir kaç geri zekalı dışında kimse! Size bir yanardağın içinde yaşamanızı isteseler, size eksi bin derecelere karşı koruma sağlayan, zehirli gazlara karşı koruma sağlayan bir kulübe inşa etseleler ve size, ömrünüzün sonunu bu kulübenin içinde geçirirmisiniz deseler, ne dersiniz? İşte, uzayda bir yaşam böyle. Artı, yetsin be arkadaşlar bu dünya bize. Bu kadarda nankör olmayalım. Neyimiz eksik bu dünyada. En azından bu konuda şükretmesini bilelim. "Bu dünya sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl yaşama odur" (Ankebut Süresi; 64). Bu dünya sadece bir oyunsa, daha fazla oyuncakların (gezegenlerin) peşinde koşmanın ne anlamı var?

Bu tür paylaşımları yaparken dikkat edelim

Neden? İnsanlar ayetleri bilmiyor, doğruyu yanlıştan ayırtedebilecek bilgiye sahip değil. Siz bu tür bilgileri onlara aktarırsanız, Ayetlerden haberi olmayanları rahat ikna edebilirsiniz. Bir insanı bir sefer birşeye ikna ettikten sonrada onu o inançtan döndürmeniz mümkün değil. O yüzden insanları kandırmayın, insanların inançları ile oynamayın.
Bu teorileriniz ile Müslümanların inancını bozuyorsunuz. Bugün uzaylıya inanan bir Müslüman kardeşimiz, yarında adem bizim neden babamız olsun, belki insan türü ondanda eskidir demeye başlar. Bugün uzaylıya inanan bir Müslüman kardeşimiz, yarın peygamberlerede inanmaz, çünkü inandığı diğer gezegenlerde peygamber veya kutsal kitap diye bir şey yok. Bugün uzaylılara inanan bir Müslüman kardeşimiz yarın kıyametin kopuşunada inanmaz. Bu gezegen yok olursa yaşanılacak başka gezegenler var der. Yok, hocam o kadarda değil derseniz; herkesi kendi bilgi seviyenizde görmeyin, herkes sizin gibi Kur'an-ı Kerimi açıp okumuyor. Şu yeni nesli görmüyormusunuz; zehir gibiler. Siz onları bu bilgilerle beslerseniz, onları tamamen kaybederiz. Lütfen, bir bilgi kesin değilse onun paylaşımını yapmayın, onun peşinde koşmayın. Kesin olup olmadığını nereden anlarız; Kur'an-ı Kerim. Kur'an-ı Kerimi açın ve okuyun. Bilgilerinizi paylaşmadan Kuran-ı Kerime danışın. Mutlak doğruyu bilen bir kitabımız var. Böylesine bir hazine bir mucize duvarda bir süs objesi olarak asılı kalmasın, onu lütfen açalım okuyalım ve hayatımıza rehber edinelim!