• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

uzaylılar varmı?


-2017
Son d
önemlerde kanal 24 de yayınlanan "kayıt dışı" gibi programlar popüler hale geldi. Bu tür pogramlar genelde nerede kafayı yemiş bir araştırmacı varsa onları bulmayı beceriyor sonrada konuk ediyor. Bu tür programlarda neye inandığınız neyi savunduğunuz önemli değil, tam aksi iddialarınız ne kadar uçuk olursa o kadar iyi, o kadar çok kendinize bu tür programlarda yer buluyorsunuz. Birilerinin kıçlarından uydurduğu bu hikayeleride
insanlar maalesef seve seve satın alıyor. Maalesef diyoruz, çünkü İslam dini bizlere kesin bilgi olmayan konulardan uzak durun diyor. Neden bunu diyor? Değerlerinizi kaybetmeme, baatıl inançların içine sürüklenmeme, topluma hurafeler sokmama, zanna girmeme, var olmayan şeyler varmış gibi anlatıp yalancı duruma düşmeme, Allahın yaratmadığı şeyleri yaratmış gibi lanse ederek Allaha iftira atmamanız gibi nedenlerden ötürü uzak durmanızı istiyor. Maalesef ama merak daha ağır basıyor ve insanlar birilerinin uydurduğu şeylerin peşinden koşmayı bırakamıyor. Bu programlarda ele alınan bir çok konu okurlarımız tarafından bizede soruluyor. Bu tür konuları girmemeye ne kadar çok dirensekte, o kadar yanlış bilgi dolaşıyorki, sizlerin yoğun talebi üzerine bu hurafe bilgilere daha fazla kayıtsız kalamadık. Umarız bu yazılarımızdan ihtiyaç duyduğunuz ilhamı alır ve bu konulardan uzak durursunuz. Sizlere hayırlı ve ayınlatıcı okumalar dileriz.

Kesin bilgi yoksa, İslam dini o konudan uzak durun, o konu hakkında münakaşaya girmeyin der!
Bu konuda rehber almanız gereken Ayet Ashab-ı Kehf hakkında indirilen Ayet; Karanlığa taş atar gibi; üçtür, dördüncüsü köpekleridir, diyeceklerdir. Veya beştir, altıncıları köpekleridir, derler. Yahut: Yedidir, sekizincileri köpekleridir, derler. Onların sayısını en iyi bilen Rabbımdır, de. Onları pek az kimseden başkası bilmez. Bu yüzden onlar hakkında bu kısa anlatılanların dışında kimseyle tartışma ve onlar hakkında kimseden bir şey sorma.”. (Kehf Süresi, 22). Kehf Süresi gizemli şeyleri ele alıyor, Kehf Süresinin 22. Ayetide bizlere bilinmeyenlere nasıl yaklaşmamız gerektiğini anlatıyor. Bilinmeyenler hakkında insanların çok şey ortaya atacağı, sizlerin ama kesin bilgi olmadığı müddet bu tür konular hakkında kimseden bilgi almamanız gerektiği ve kimseyle bu konularda tartışmaya girmemiz gerektiğini söylüyor. İslam dini kesin bilgi olarak neyi kastediyor? Kesin bilgi olarak Kur’an-ı Kerim veya kendi gözünüzle gördüğünüz ve gördüğünüze şahitlik edecek dört kişinin olduğu olayları kastediyor. Bakınız bu çok ilginç, İslam dinine göre birşeyin kesin olması için kendi gözünüzle görmeniz kendi kulağınızla duymanız dahi yetmiyor, o olaya şahitlik edecek 3 kişi daha göstermeniz gerekiyor, toplam 4 kişi. Örneğin; ben bir uzay gemisi gördüm demeniz, İslam dini için yeterli bir delil değil. İslamda göz boyması diye bir kavram var, cinler insanlara var olmayan şeyleri gösterebilir, ama cinler göz boyaması ile aynı anda dört kişiyi kandıramaz. O yüzden kendi gözünüzle görmeniz veya kulağınızla işitmeniz dahi İslam dininde kesin bilgi olarak sayılmıyor, dört şahit göstermeniz bekleniyor.

Rehberiniz kim? Varmı bir rehberiniz? Biz Müslümanlar kendimizi ne kadar çok lütufta hissetsek az, bizler herşeyin bilgisini içeren bir rehbere sahibiz; Kur’an-ı Kerim. Bu rehber bizlere helal ve haramın ne olduğu, gerçek ve hurafenin ne olduğunu anlatıyor. Mutlak doğru nedir onun bilgisini içeriyor. Yapmanız gereken tek şey açıp türkçe mealini okumanız. Bu çok büyük bir lütuf, çünkü bizlere bir bilgi geldiğinde bu bilgiyi teyit etme şansına sahibiz. Bir bilgi geldiğinde ilk önce Allah ne diyor buna bakma sonrası kararımızı verme lütfuna sahibiz. Ya böylesine bir rehbere sahip olmayanlar? Onlar işittikleri her olaya neden olmasın gözü ile yaklaşıyor. Yaşadıklarını bir makamla teyit etme şansına sahip olmadıkları için, yaşadıkları veya duydukları her olaya acaba olabilirmi veya neden olmasın bakış açısıyla yaklaşıyor. Bu bir sorunmu; açık görüşlü olmaları bir sorunmu? Hemde çok büyük bir sorun, bilhassa bu uzaylı meselesinde çok büyük bir sorun. Neden? Bakınız, küreselci satanistler dünyaya ve insanlığa sahiplenmiş, bilhassa genç nesillere ve bu genç nesle kendilerinin belirlediği inanç ve yaşam tarzını aşılamak istiyor. Nesillerimizi yöresel kültür ve inançlardan koparıp günümüz nesillerine yeni bir ortaya çıkış hikayesi sunmak istiyor. Örneğin; bunlar düne kadar insanın maymundan türediği inancını yaymak istedi, bugün ise uzaylılar inancını yaymak istiyor. Bu inancın yaygınlaşması içinde her türlü iletişim aracını kullanıyorlar. Bu bilgi kirliliği içinde de kötünün dünyaya hakim olduğu bir çağda da sapık inançlara sürüklenmemek için her zamandan çok daha dikkatli olmalıyız. Yalanların dünyaya hakim olduğu bir dönemde Rabbime şükür, bizler bizi aydınlıkta tutacak yolumuzu hak yolda tutacak, gelen bilgilerin doğruluğunu teyit etmemizi sağlayacak bir rehbere sahibiz; Kuran-ı Kerim. Anlayanlar için bu çok büyük bir lütuf. Örneğin; uzaylılar varmı? Kur'an-ı Kerim bizlere uzaylıların olmadığını söyler. Bu rehbere iman eden uzaylılara inanmaz, çünkü kutsal kitabımız yok böyle birşey der. Kur'an-ı Kerimi rehber olarak görmeyenler ise, uzaylılar var olabilir neden olmasın mantığıyla olaylara yaklaşır. Rehberimize iman edenler baştan kapıyı kapalı tutar, inanmayanlarsa her türlü inanca açık olur. Hayat felsefesi ve yaşam tarzına göre herşeye açık olur. Uzaylılar var diyenleri dinlemekte ne mahsur var diyorsanız; uzaylılara inananları dinlediğiniz kadar uzaylılara inanmayanlarıda dinliyorsanız sorun yok. Uzaylıları araştırdığınız kadar Kur'an-ı Kerimide araştırıyorsanız o zaman sorun yok. Tüm bilgileri toplar sonrası kararınızı verirsiniz. Fakat siz bunu yapmıyorsunuz. Sorunda burada. Siz tek tarafı dinliyorsunuz. Uzaylıların varlığına inananların peşine takılmış gidiyorsunuz. İki; Allah uzaylıların var olmadığını söyledikten sonrası birilerini halen dinlemek ne kazandırır size? Allahın yok dediği birşeyin peşinden koşturmak size ne kazandırır? Allahı yalancımı çıkarmaya çalışacaksınız, yani ne elde edeceksiniz? Örneğin; Allah şeytandan uzak durun dedikten sonra, ya birde şeytanı dinleyelim birde cennetten kovulmanın sebebini ondan dinleyelim demeniz size ne kazandırır? Kafa karışıklığı, sapma ve Allah'a asi gelmek dışında hiç birşey.

Ağzınızdan çıkan her kelimeden hesaba çekileceksiniz. "Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur" (İsra Süresi; 36). Bunda hiçbir şey yokmuş gibi kesin olmayan konuları ağzınızdan düşürmüyorsunuz, bilinki bundan hesaba çekileceksiniz. Anlattıklarınız gerçek değilse, Allaha iftiraya giriyorsa yalana giriyorsa bilinki bunun vebali çok büyük.

Sınırlar neden önemli? İslam inancı yaşantınızın her noktasına el atar. Başka hiçbir inanç böylesine kapsayıcı ve düzenleyici bir içeriğe sahip değil. Örneğin; İslam dini yaratılış hikayesi ile evinizin temelini atıyor, mahşeri sorgu ile çatısını oluşturuyor, haram olan şeyleri anlatarakta evinizin duvarlarını dikiyor. Evimizin temeli nereden geldiğimizi bize anlatır, çatısı nereye gideceğimizi, duvarlarımızda bizlere yerden çatıya doğru yükselirken yani ahiret hayatı yolcuğuna çıkarken hal ve harektlerimizin sınırlarını belirler. Nereden geldiğimiz nereye gideceğimiz yere kadar İslam dini bizlerin en temel suallarımızı cevaplıyor. İnsanoğlu fıtratı gereği hayatın amacını bilmek, nereden geldi nereye gidecek bunu bilmek ister. Bi nevi açıkta yaşamak istemez. İlla üstünde bir çatı altında da bir temel olsun ister. Müslümanların bu fıtri ihtiyaçlarınıda dinleri tarafından karşılanıyor. Ya diğer insanlar? Diğer insanlarda bu tür masallarla ihtiyaçlarını karşılıyor. Herkesin damak tadına göre bir hikaye uyduruyor ve piyasaya salıyorlar. Örneğin; melez ırk teorisi. Bu teoriye göre yarım milyar insan uzaylılar tarafından kaçırıldı, hamile bırakıldı ve yeryüzüne geri gönderildi. Bir çoğunuz şimdi, böyle bir saçmalıkmı olur diyecek. O zaman günaydın diyelim size; eğer uzaylılara inanıyorsanız bu tür iddiaları reddetme şansınız yok. Size birisi uzaylıların insanları hamile bıraktığını söylese sizde saçmalama deseniz, size vereceği yanıt; madem uzaylıların varlığına inanıyorsun, hayatlarımıza müdahale etmeleri edebilmeleri neden saçma olsun? Ne yanıtı vereceksiniz. Uzaylıların varlığına inanıyorsanız geçmiş olsun size, çünkü zaman dilimi içinde uzaylılarla ilgili tüm hikayeleri size yutturacaklar. Sizinde yutma dışında başka bir şansınız yok. İnançlarınızda sınırların olması neden önemli bunu şimdi daha iyi anladınızmı?

İslam dini baştan duvarları dikiyor, çünkü sınırınız olmazsa şeytanın sizi rahat bırakmayacağı, ne varmış bunda ne varmış bunda diye diye sizi o güvenli limanınızdan alıp okyanusun ortasına sürükleyeceğini biliyor. O yüzden hayatımızda sınırların olması çok önemli. Yaşantınızda sınır yoksa, zaman içinde herşey size helal ve mübah görünmeye başlar. Değerleriniz, inançlarınız kültürünüz ne varsa bunların gittiğini, onların yerine saçma sapan bir biri ile bağlantısı olmayan, yama inançlar ile doldurduğunuzu görürsünüz. Örneğin; uzaylılar. Uzaylıların varlığına inandığınızda bu uzaylıların varlığına inanmakla kalmıyor, zaman dilimi içinde onunla ilgili tüm hikayeyi satın alıyorsunuz. Bunu bir yap boz oyunu gibi düşünün. Uzaylılar inancı bir yap boz oyunu gibidir. Diğer yap boz oyunlarından farkı ise, uzaylılar inancın bir şekli şemali bulunmaz. Bu oyunu satın aldığınızda bunun içeriği boş. İçeriğini doldurmak sizin ve başkaların hayal gücüne kalmış. Uzaylılar inancı, bir yüz yıl sonra dünyaya hakim olması öngörülen bir inanç sistemi olarak düşünün. Bu inancın içeriğinide bugünlerimizde siz belirliyorsunuz. Yani siz bugünlerde bir sonraki yüzyılın dinini yazıyorsunuz. Resmen hayal gücünüz ile yazıyorsunuz. Örneğin; uzaylılar marslımı olsun yoksa uzayın uzak köşelerindenmi gelsin, uzaylılar uzay gemileri ile dünyaya insinmi inmesinmi, uzaylılar iyimi olsun kötümü, uzaylılar insanı yeryüzüne yerleştiren varlıklarmı olsun yoksa insanın varlığını tehdit eden varlıklarmı, uzaylılar tohumlarını bize yerleştiren varlıklarmı olsun yoksa insana mesafeli yüksek bilgeliğe sahip varlıklarmı? Uzaylıların bir kısmı iyi bir kısmı kötümü olsun, iyiler ile birlikte insanoğlu ittifak kurup evrenimi kurtarsın vs vs vs? Gördüğünüz gibi, hayal gücünüze göre senaryoları siz yazıyorsunuz. Toplumun geneli hangisini satın alırsa, yeni dinin içeriğide bu olacak. Uzaylılar inancı içi boş bir inanç, içi doldurulmaya muhtaç. Bu oyunu satın aldığınızda zaman dilimi içinde içeriğini belirli hikayeler ile dolduruyorsunuz ve ortaya bir kitap çıkarıyorsunuz. Bu kitap İslamla örtüşüyorsa ne güzel, örtüşmüyorsa o zaman vay halinize. Sıkıntıda burada; nedense uzaylılar üzerinden üretilen hikayeler yaratılış ve varoluş temalı hikayeler. Esas dikkat edilmesi gereken noktada burası, birileri İslamın yaratılış ve varoluş hikayesine alternatif bir hikaye üretme peşinde, sizi uyardığımız neden uzak durmanız gerektiği noktada bu.

İslama alternatif bir var oluş hikayesi. Uzaylılara inananlar melez ırk teorisine inanır. Uzaylıların insanlara kendi tohumlarını yerleştirdiği ve yeni bir ırk oluşturduklarına inanır (melez ırk teorisi). Bu İslam inancına ters bir inanç. Neden? İslam dini insanlığın hz Ademden sonrada hz Nuhtan türediğini söyler. İslam inancına göre insanlığın babası Nuh as. Siz uzaydan brilerini indirir ve insanlara baba kılarsanız, o zaman İslamla ters düşüyorsunuz. "Biz sadece Nuh'un soyunu kalıcı kıldık" (Saffat Süresi; 77). Allah sadece hz Nuh'un soyu yeryüzünde der ve bu Ayet kıyamete kadar geçerliliğini koruyacağına göre ya siz yalan söylüyorsunuz ya haşa Allah. Yani hem Allah hem uzaylılar peşinde koşamazsınız. Hayatınızda bir karar verin. Siz farklı babalardan Kur'an-ı Kerim farklı babalardan bahsediyor. Nasıl olacak bu? İkinizde doğru olamazsınız. Farklı bir türü araya soktuğunuzda hz Nuh insanlığın ortak babası olmaktan çıkıyor. Bununla ilgili Ayetler hükmünü yitirmiş oluyor. Bu da sizce mümkünmü? Değil tabiki. Ayetler kıyamete kadar geçerli ve geçerliliğini koruyacak. Yani Allah bu Ayetlerin geçerliliğini yitirecek eylemlere izin vermeyecek. Anladınız. Batı neden bu konularda israr ediyor? Şeytanları yeryüzünün görünür boyutuna taşımak için. Şeytanlar enerji aleminde hareket ediyor. Şeytanları yeryüzünün fiziki boyutuna taşımak için robotlardan (robotları bir avatar gibi düşünün) CERN'de diğer boyuta geçiş sağlayacak bir portal açmaya kadar herşeyi deniyorlar. O geçişi sağladıkları zamanda şeytanları bize uzaylı olarak yutturacaklar.
Uzaylı inancını şimdiden hayatımızın bir parçası haline getirip uzaylıları (şeytanları) kabullenme dışında bir seçenek bırakmayacaklar. Facebook, instagram, twitter ve youtube, hollwood, netflix gibi her platformda sabah akşam uzaylı ile ilgili hikayeleri size sunacaklar. Ne kadar uçuk olsada size sunacaklar ve zaman dilimi içinde uzaylılar inancı hayatımızın doğal bir parçası haline dönecek. Uzaylılara inanmıyorum diyenlere tuhaf tuhaf bakılmaya başlanacak. O yüzden bugünlerimizde birlik olmalıyız uyanık olmalıyız bu yalana karşı sesimizi yükseltmeliyiz. Bu yalanın toplumumuza yayılmasına engel olmalıyız.

Buraya kadarını özetlersek. Kur'an-ı Kerime inananlar Ayetlerin çizdiği sınırlar içinde hareket eder, kendilerine gelen her bilgiyi ilk önce mutlak doğruyu içeren bu kitabımıza danışır. Bu şekilde kendilerini ve inançlarını korurlar. İnançlarına leke gelmesine, inançların sorguya açılmasına izin vermezler. Kitabı olmayanların ise kendilerine gelen bilgilerin doğruluğunu teyit etme şansı bulunmaz. Bu insanlar hayat felsefelerine göre her bilgiye açık olur. Bir bilgiyi kabullendiğiniz zamanda o bilgiyle ilgili ne kadar şey ortada dolaşıyorsa onlarıda zaman dilimi içinde kabullenirsiniz. Sonuç; kültürünüz ve anadan gelen inancınızın her tanesini teker teker yeni çağ inançları ile değiştirmeye başlarsınız. Sonunda kendi değerlerinden kendi topraklarından kopuk, nereye ait olduğunu bilmeyen bir bireye dönüşürsünüz. Uzaylıların gelip sizi kurtarmasını, farklı bir gezegene taşımasını beklersiniz. Gelelim sorumuza;

Uzaylılar varmı? Yok, çok net ve basit. Evren iki boyutta varedilmiş. Birisi cinlerin ve meleklerin yaşadığı boyut, diğeri ise insanların yaşadığı boyut. Bu iki boyutunda ötesinde daha nice boyutlar olabilir ancak Kur'an-ı Kerim bize sadece iki varlığın mahşer günü sorguya çekileceğinden bahseder bunlarda insan ve cinler. Bu iki varlığın dışında daha nice varlıklar varsada bunlar sorguya çekilmeyeceği için bizi ilgilendirmez. Şimdi, bu evren bir tabaka üzerine yayılmış gezegen ve galaksilerden oluşur. İnsan, yeryüzü tabakasının sadece bir gezegenine yerleştirilmiş, cinler ise yeryüzü tabakasının herhangi bir gezegeninde yaşayabilir ve yaşar. Yeryüzü tabakasında da insan ve cin dışında bir varlık YOK! Olmadığını nereden biliyoruz? Kuran-ı Kerimden! “Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım” ( 51: 56). “Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık....” (6:112). “(Allah) "Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" ..” (6:130). “Allah onlara: "Sizden önce geçmiş cin ve insan topluluklarıyla beraber cehennem ateşine girin!" der... (7:38). “... Ve Rabbinin "Andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım" sözü böylece tamam oldu” (11:119) . “Ey Muhammed! De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir" (17:88). “İşte o gün, ne insana ne de cinne günahından sorulmaz” (55:39). “Gerek cinlerden, gerek insanlardan olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allaha sığınırım” (114:6).

Kur'an-ı Kerim olmadığını söylemiyor ama, neden olmasın diyorsanız? Bazı insanlar kendilerini hayal ürünlerine o kadar kaptırıyorki o hayalini destekleyecek zerre dalcığa ve ihtimale tutunmaya çalışıyor. Bu insanlar için yanıldıklarını itiraf etmek bir ömür bir yalanın peşinde koştukları anlamına geliyor. Yanıldıklarını itiraf etmekte nefislerine o büyük egolarına çok ağır geliyor. Yanılgıyı kabullenmektense yanılgı içinde yaşamayı, tezlerini destekleyecek her türlü olasığa sarılmaya tercih ediyorlar. Bizim onlara tavsiyemiz, bataklığın içindesiniz ve çırpındıkça batıyorsunuz. O sarıldığınız küçük dalcıklarda sizleri o bataklıktan kurtaracak değil. Kendinizi ve başkalarını daha çok hurafelerin içine sürüklemeden vazgeçin bu yoldan. Bakınız, 1+1=2. Bununla ne demek istiyoruz? Kur'an-ı Kerim bir yemek tarifi kitabı gibidir, bazen size malzemeleri verir (1+1) bazende yemeğin kendisini (=2). Yani bazen size verileri verir bazende sonucunu. Evet, Kur'an-ı Kerim uzaylıların olmadığını kelime olarak ifade etmiyor olabilir, bu ama Kur'an-ı Kerimin bu olasığa açık olduğu anlamına gelmez. Eğer Kur'an-ı Kerim bir konu hakkında size sonucu söylemiyorsa o zaman bilinki Kur'an-ı Kerim size o konu hakkında veriler veriyor ve bilinki o verilerden sonuca kendiniz varmanızı istiyor. Uzaylıların olup olmadığını Kur'an-ı Kerim direk söylemiyorsa, bizim bir sonuca varmamız için bize veri veriyormu? Veriyor. Nasılmı, işte burada biraz zekanızı kullanacaksınız. Örneğin; uzaylılardan bahsedenler hür iradesi ile hareket eden varlıklardan bahseder. Hür irade demekte ne demek? Mahşeri sorgu demek. Hür iradeye sahip olan herkes mahşerde yargılanacak. İstisnasız. Kur'an-ı Kerim bize uzaylılardan bahsetmiyor belki ama, mahşeri sorguya çekilecek varlıklar kim bunu isimleri ile ifşa ediyor. Size 1+1 veriyor, buradan sonucu çıkarmayıda size bırakıyor. Bu isimler arasında da uzaylılar geçiyormu? Geçmiyor! Sonuç ne o zaman? Demek uzaylılar yok!

Kur'an-ı Kerim uzaylıların olmadığını anmıyor, kimlerin mahşeri sorguyu çekileceğini ama anıyor, oradanda uzaylılar sorusuna cevap getirebilirsiniz. Kur'an-ı Kerimin dışına çıkmadan Kur'an-ı Kerimin içinden sorumuza cevap bulduk. Örneğin; Allah cinler ve insanları bana ibadet etsin diye yarattım diyor. Kur'an-ı Kerim bize uzaylılardan bahsetmiyor belki ama bizlere kimlerin Allaha ibadet etmesi için var edildiğini anlatıyor. Bu listede de uzaylılar yok. O zaman ya sizin uzaylılar yok, ya da sizin uzaylılar haşa Allahtan bağımsız yaşıyor. Örneğin; Allah insan ve cinler bir araya gelse bu kitabın benzerini yazamaz diyor. Eğer üstün zekaya sahip uzaylılar olsaydı, Allah burada onlarıda anması gerekmezmiydi? Eğer bunlar sizin bahsettiğiniz gibi bin yıllardır dünya ya girip çıkıyorsa ve insanoğluna müdahale ediyorsa, hatta insanoğlunu onlar yeryüzüne yerleştirdiyse insana tohum ekiyorlarsa YANİ; inancınıza göre insanoğluna bu kadar müdahale eden bir varlığı Allah neden Kur'an-ı Kerimde anmıyor? Örneğin cinleri ve şeytanları anıyor. Sizin inancınıza göre uzaylılar bu kadar çok yeryüzüne müdahale ediyorsa o zaman Allah bizi bu varlıklara karşıda uyarması gerekmezmiydi? Şeytanlara ve cinlere karşı bizi uyarıyor onların varlığı hakkında bizi bilgilendiriyor, Allah neden acaba uzaylılar hakkında tek bir kelime etmiyor? Nedenmi; yok böyle birşeyde ondan. Sizin uzaylı diye yaygarasını yaptığınız varlıklar cinlerin ta kendiside ondan. Ha, siz eğer uzaylılar üstün zeka ve teknolojiye sahip Allah onları mahşeri sorguya çekecek haşa güce sahip değil veya Allah onlardan haşa habersiz diyorsanız veya Kur'an-ı Kerim benim rehberim değil diyorsanız o başka. Bu durumda uzaylılarınız ile sizlere hayırlı yolculuklar.

Uzaylılara inanmanın itikadi sakıncaları. "Kainattaki herkes fanidir. Celal ve ikram sahibi Rabbinin zatı (öz varlığı) ise bakidir. Madem böyledir, ey insanlar ve cinler! Rabbinizin hangi yüce nimetini inkâr edeceksiniz?" (Rahman Süresi; 26-28). Allahu Teala kendisi dışında herkesin öleceğini söylüyor, ölecekler arasında neden sizin uzaylılar geçmiyor? Yoksa Allahın haşa onları öldürmeye gücü yetmiyormu? Değerli dostlar, Kur’an-ı Kerimde sadece iki varlıktan bahsedilir, üçüncü bir varlıktan bahsedilmez. Eğer insan ve cin dışında farklı bir varlık daha evrende yaşasaydı, o zaman bunu Allahu Teala anardı ve ona bir isim koyardı. Onca Ayette sadece iki varlıktan bahsedilir, üçüncü bir varlığa inandığınız an Allahu Teala ile ters düşüyorsunuz. Bununda sakıncalarını anlatmama gerek yok herhalde. Eğer Allahu Teala insan ve cin dışında üçüncü veya dördüncü bir varlığı daha yeryüzü tabakasına yaymış olsaydı; “insan ve cin bir araya gelse yine bu Ayetin benzerini meydana getiremez” Ayetinde o üçüncü veya dördüncü varlığıda anardı. Eğer insan ve cin dışında farklı varlıklar yaratmış olsaydı; “o gün geldiğinde insanna ve cinne günahı sorulmaz” Ayetine inandığınız o üçüncü veya dördüncü varlığıda eklerdi. Eğer insan ve cin dışında farklı varlıklar yaratmış olsaydı; “ben insanları ve cinleri yalnızca bana ibadet etsin diye yarattım” Ayetine inandığınız o diğer varlıklarıda eklerdi. Allahu Teala, sadece iki varlığı huzuruna çıkarılacağını söyler, insan ve cin. Yoksa inandığınız o uzaylıların birer yaratıcı olduğunamı inanıyorsunuz? Yoksa Allah; insan ve cinni yarattı ama uzaylıları başka bir tanrı yarattı demeyemi getirmek istiyorsunuz? Yoksa inandığınız uzaylılar mahşeri sorgudan muaf, haşa Allahın gücü onları huzurunda toplamaya ve yargılamaya yetmediğinemi inanıyorsunuz? Ne mahsuru var bir uzaylıya inanmakta dediğiniz an neden olmasın dediğiniz an, nasıl kendinizi itikadi bir çıkmaza soktuğunuzun farkındamısınız?

Ayetler sadece iki varlıktan bahsediyor,
hür iradeye sahip üçüncü bir varlığa inandığınız an inancınız Ayetler ile ters düşüyor. Neden olmasın dediğinizde buna programlarınızda yer verdiğinizde Kur'an-ı Kerimi yalancı çıkarmaya çalıştığınızı lütfen biliniz. Kur'an-ı Kerimin yok dediğini siz var derseniz Allahı yalancı çıkarmaya çalıştığınızı biliniz. Kendisini Müslüman gören bir araştırmacı uzaylıların peşinde koşmaz ve koşanlarıda şiddetli bir dilde uyarır. Siz ama tam tersini yapıyor Kur'an da anlatılan olayları sürekli uzaya bağlamaya çalışıyorsunuz. Örneğin; zülkarneyn, ecüc mecüc, nuh tufanı vs. Gerçekten anlaşılır birşey değil. Kur'an-ı Kerimde olmayan şeyleri insanların beyinlerine yerleştiriyor, insanları Kur'an-ı Kerim ile karşı karşıya getiriyorsunuz. Müslümanları kendi tarihlerini sorgulamaya itiyorsunuz.
Müslümanların beyinlerini allak bullak ediyorsunuz. Sizleri anlamıyoruz. Kur’an-ı Kerim bu konuda çok net. İnsan ve cin dışında üçüncü bir varlık yok. Melekleri saymıyoruz çünkü meleklerde hür irade yok. Onlarca farklı alem daha olabilir, onlarıda saymıyoruz çünkü onlar mahşeri sorguya açık değil. Uzaylılardan bahsedenler hür iradeye sahip varlıklardan bahseder. Hür irade de mahşeri sorgu demek. Kur'an-ı Kerimde insan ve cin dışında, mahşeri sorguya çekilecek bir varlık olmadığını söyler.


Uzayda yaşayan biri var, bu da cinler! Evrende sadece iki varlık var, birisi cinler diğer insanlar. İnsan bizim gezegende yaşamaya mahkum bırakılmış, cinler ise evrenin her yerinde yaşayabilir. Uzaylılar varmı? Bununla insan dışında herhangi bir varlığın bizim evrende yaşayıp yaşamadığını kastediyorlarsa evet var; bu da cinler. Bu soru ile ama, evrenin bizim gözle görünür boyutunda bizim dışında her hangi bir canlının yaşayıp yaşamadığını soruyorlarsa; hayır. Bizim boyutta bizim evrende bizden başka kimse yaşamıyor. Onca gezegen ve galaksiler kim ve ne için var edildi o zaman; cinler için! Bu noktada şu konuya değinmekte de yarar var; bilhassa bilim adamı ve aydın olarak geçinenler cinlere inanmaz. Onlar Allahın var dediği ve Ayetlerinde ismi ile andığı cinlere inanmaz. Allahın anmadığı ve yok dediği uzaylılara ama inanır. Allahın var dediğine yok, yok dediğinede var derler. Onlara göre u
zayda yaşayan varlıklar var ve onlara göre bu varlıklar her türlü şekle ve güce sahip. Onlara sizin uzaylılar hakkında tanımınız tam cinlere uyuyor, bir uzaylıda aradığınız o vasıflara cinler sahip, aradığınız o uzaylı Ayetlerin "cin" ismi ile andığı varlık dediğimizde ise cevapları hayır olur.
İnanç dediğimiz şey değerli dostlar, size ayak uyduran değil sizin ayak uydurmanız gereken şeydir. Kur'an-ı Kerim sizi değil, siz Kur'an-ı Kerimi rehber edineceksiniz!!   

Cinleri uzaylı olarak tanımlasak olurmu? Olmaz, çünkü aynı boyutu paylaşmıyoruz. Uzaylı olmanın tanımı sadece uzayda yaşamaları değil, aynı anda bizler için görülür olmaları. Onların uzay gemileri başka bir gezegenden bizim gezegene inse bile bizlerin bunu görmesi mümkün değil çünkü farklı alemdeler. Bizim aleme geçmeleri mümkün değilmi? Fiziki olarak mümkün değil. Cinlerin kendileri birey olarak bizim aleme geçebiliyor ama kendi fiziki şekillerini kaybetme, enerjiye dönüşme pahasına. Bizim aleme geçtiklerinde fiziki bütünlüklerini kaybedip şekilsiz, görünmez bir enerji halini alıyorlar. Yani ne kendi fiziki yapılarını bizim aleme taşıyabilirler nede uzay gemilerini. Eğer geçmeye çalışırlarsa fiziki bütünlüklerini kaybedip şekilden yoksun bir hal alırlar. O yüzden halk arasında cinler şekilsiz varlıklar olarak tanınır. Şekilsiz olduklarından değil, bizim aleme geçtiklerinde kendi fiziki bütünlüklerini muhafaza edemediklerinden. Onlar kendi boyutunda fiziki varlığını korur, bizde kendi boyutumuzda. Uzaylı olmanın ön koşulu, uzaydan gelip fiziki anlamda bizimle iletişime geçebilmek cinlerde buna muktedir değil. Fiziki anlamda ne kendileri nede uzay gemileri bizim aleme geçebilir. Örneğin; siz bir maddenin içine başka bir madde sokabilirmisiniz? Diğerin fiziki bütünlüğünü bozmadan sokamazsınız. Onlar fiziki anlamda bizim aleme geçebilmiş olsaydı bizim alemin maddesi bütünlüğünü koruyamaz, bildiğiniz düzen kaybolur giderdi. O yüzden ne cinler bizim dünyamıza fiziki anlamda ayak basabilir ne de uzay gemileri. Yani uzaydan bir uzay gemisinin inmesini beklemeyin.

İnsanoğlun bir türü uzayda, farklı bir gezegende yaşıyor olamazmı? Sorular, sorular sorular. Sizi uyarmak istediğimiz nokta burası. Bir gizeme merak sardığınız an olayın içine indikçe daha fazla belirsizlikler doğar daha fazla sorular ile karşılaşırsınız. O sorularda bir müddet sonra bütün inançlarınızı sorgulamaya kadar sizi götürür. O yüzden İslam dini bilinmeyenlerin peşinden koşmayın diye bizi uyarır. Bir bilinmeyenle karşılaştığımız zamanda ilk Kur'an-ı Kerime danışmamızı ister. Bakınız, uzaylılar inancı içi boş bir inanç. Bu tür inançlar içeriği doldurmaya muhtaç inançlar. Bunun içeriğini ya siz dolduracaksınız ya da başkaları. İçeriği belirli hikayelerle doldurdukçada kendi inancınızla ters düşmeye başlarsınız. Örneğin; bizim inancımıza göre insanlığın babası hz Adem ve Adem as bu dünyaya yerleştirilmiş. Farklı gezegenlerde de insan türü canlılar var dediğiniz an Adem as'ı insanlığın babası olmaktan çıkarıyorsunuz. Örneğin; bizim inancımıza göre Nuh as insanlığın ikinci babası ve bu gezegende yaşadı. Farklı bir gezegende de insan türevi canlı var dediğiniz zaman Nuh as insanlığın ikinci babası olmaktan çıkıyor. Örneğin; peygamberimiz tüm aleme rahmet olarak indirildi. Farklı bir gezegende de canlılar var derseniz, peygamberimiz tüm aleme rahmet peygamber olmaktan çıkıyor. Değerli dostlar; insanı bizim gezegen dışında farklı bir gezegen veya nice gezegenlere daha yerleştirdiğiniz an Kur’an-ı Kerimi tamamıyla iptal etmelisiniz. İslam tarihini yeniden yazmalısınız. Örneğin; Ayetler yedi kat gökten bahseder, bir güneşten bir ay'dan bahseder. İddia ettiğiniz uzaylıların yaşadığı gezegenin atmosferi eğer 7 tabakadan oluşmuyorsa, bir ay ve bir güneşe sahip değilse o zaman Kur'an-ı Kerim evrensel bir Kitap olmaktan çıkıyor.

Anlayacağınız insanı bu gezegen dışında farklı bir gezegene daha yerleştirirseniz, kayış kopuyor. İslamın herşeyini sorguya açarsınız. Kur’an-ı Kerim yaratılışta sadece adem ve havadan bahseder, bir yerden kovulmadan bahseder (cennetten), başka bir yeri (bizim gezegen) yurt edinmeden bahseder. Bir erkek (adem as) ve kadının (hava) buraya yerleştirildiği ve insanlığın bu ikisinden çıktığından bahseder. Bunların soyları dönem, dönem azgınlıklar yaptığı ve helak edildiğinden bahseder. İslam dini insanoğlunun hikayesinin cennette başladığı ve yaşadığımız şu dünyada son bulacağını söyler. Siz şimdi kalkar ve farklı bir gezegende de insan vari canlılar yaşıyor derseniz İslam tarihini, Kur’an-ı Kerimin anlattıklarını tamamen silip yeni bir tarih yazmanız gerekecek. Bir gayrimüslim tamda bunu yapmak isteyebilir, insanlığa yeni bir yaratılış hikayesi sunmak isteyebilir siz ama bunu yapamazsınız. Müslümanım diyorsanız yapamazsınız. Siz eğer Kur’an-ı Kerime iman ettiğinizi söylüyorsanız siz uzaylılara inanamazsınız, uzaylılar hakkında teorilere websitelerinizde kitaplarınızda ve programlarınızda yer veremezsiniz. Anladınız!

Uzay insana göre değil, ne bugün ne de yarın! "Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz" (Rahman Süresi, 33). Cinler yeryüzü tabakasının sınırlarını aşıp birinci kat göğe çıkmaya çalışıyor (melekler katı), insanda yaşadığı gezegenin göğünü aşıp yeryüzü tabakasının içinde olan diğer gezegen ve galaksilere yayılmak istiyor. İnsan ve cin, Allahın yeryüzüne yaydığı iki canlı ikiside kendi yaşam alanlarından çıkıp başkaların yaşam alanına girmeye çalışıyor. Alahta bu Ayet ile yapmayın bunu, bu sizin hayrınıza olmaz diyor. Allahu Teala insan nefsini yaratmış, sonrası bunu bir uzay giysisi içine yerleştirmiş (insan bedeni). Yaşayacağı ortama uygun bir uzay giysisi (Avatar). Ürememizi, yeme ve içmemizi sağlayan çevremizdeki eşya ve canlılar ile temasımızı sağlayan bir uzay giysisi. Siz bu uzay giysisi ile uzayda yaşayabilirmisiniz? Uzayda yiyip içebilir, üreyebilir, çevre ile temasa girebilirmisiniz? Hayır. O zaman neden uzaya bu kadar çok merak? Bu dünyada özgürce güven içinde dolaşmak yemek ve içmek varken, kim marsta bir kulübenin içinde ömrünü geçirmek ister? Kim öldürücü bir dış dünya tarafından kuşatılmış, bir baraka içinde ömrünü geçirmek ister? Toprağını koklayamadığınız havasını teneffüs edemediğiniz bir ortama kim ayak basmak ister? Güneşinden toprağından ayından suyundan yer çekiminden bedenlerinizin faydalanamayacağı bir gezegende kim yaşamak ister? Kandırılmış bir kaç geri zekalı dışında kimse! Size eksi bin derecelere karşı koruma sağlayan zehirli gazlara karşı koruma sağlayan bir kulübe inşa etseleler, bunu bir yanardağın içine yerleştirseler ve sizede bunun içinde bir ömür yaşamak istermisiniz diye sorsalar siz bunu kabul edermisiniz? Hayır, istemezsiniz. İşte, uzayda bir yaşam böyle. Artı yetsin be arkadaşlar bu dünya bize. Bu kadarda nankör olmayalım. Neyimiz eksik bu dünyada. En azından bu konuda şükretmesini bilelim. "Bu dünya sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl yaşama odur" (Ankebut Süresi; 64). Bu dünya sadece bir oyunsa, daha fazla oyuncakların (gezegenlerin) peşinde koşmanın ne anlamı var?

Bu tür paylaşımları yaparken dikkat edelim. İnsanlar Allahın Ayetleri bilmiyor doğruyu yanlıştan ayırtedebilecek bilgiye sahip değil. Siz bu tür bilgileri onlara aktarırsanız, Ayetlerden haberi olmayanları rahat ikna edebilirsiniz. Bir insanı bir sefer birşeye ikna ettikten sonrada onu o inançtan döndürmeniz mümkün değil. O yüzden kesin bilgiye sahip olmadığımız konulardan uzak duralım. Kur'an-ı Kerim ile ters düşen konuların yayılımına katkıda bulunmayalım.
Bu saçmalıklarınızla bilhassa genç Müslümanları İslamdan uzaklaştırıyorsunuz. Bugün uzaylıya inanan bir Müslüman kardeşimiz, yarında hz Adem neden bizim babamız olsun der. Belki insan türü ondanda eskidir demeye başlar. Bugün uzaylıya inanan bir Müslüman kardeşimiz, yarın peygamberlerede inanmamaya başlar? İnandığı diğer gezegenlerde peygamber veya kutsal kitap adında bir şey yok çünkü. Bugün uzaylılara inanan bir Müslüman kardeşimiz yarın kıyametin kopuşunada inanmaz. Bu gezegen yok olursa yaşanılacak başka gezegenler var der. Hocam o kadarda değil diyorsanız, bakın arkadaşlar; hayatı kendi konumuzdan okumayın. Herkesi kendi bilgi seviyenizde görmeyin. Herkesi kendi iman seviyenizde görmeyin. Herkesin sizin gibi Kur'an-ı Kerimi açıp okuduğunu sanmayın. Siz ailenizden aldığınız terbiye ve İslami bilgileriniz ile açıldığınız o gizemli denizlerde iman geminizi koruyabilirsiniz. Yeni nesilde ama ne sizdeki aile terbiyesi var ne de sizdeki İslami bilgiler, siz onları o gizemli denizlere çıkardığınızda onları orada kaybersiniz. Kendinizi düşünmüyorsanız onları düşünün. Yaydığınız bu bilgilerden hesaba çekileceksiniz. Etkilediğiniz insanların geleceğinden sorumlu kılınacaksınız. Bu kadar ucuz değil bu işler bizden uyarması. O yüzden bir bilgi kesin değilse onun paylaşımını yapmayın onun peşinde koşmayın. Bir bilginin kesin olup olmadığını nereden anlarız; Kur'an-ı Kerim. Kur'an-ı Kerimi açın ve okuyun. Bilgilerinizi paylaşmadan mutlaka Kuran-ı Kerime danışın. Mutlak doğruyu bilen bir kitabımız var. Böylesine bir hazine bir mucize duvarda bir süs objesi olarak asılı kalmasın. Onu lütfen açalım okuyalım ve hayatımıza rehber edinelim!









kelimelerden türemiş hurafeler