nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
değerli okurlarımız,
özel günlerde yılda bir veya iki defa iletişim bilgilerimi okurlarımla paylaşıyorum. Ramazan-ı şerifin son haftasına girmek üzereyiz, hem bu mübarek günler vesilesine hem 2019 yılın bizim için özel olmasından dolayı ramazan bayramına kadar çok kısa bir süreliğine iletişim bilgilerimi sizinle paylaşacağım. Sorularınız veya önerileriniz olursa bana bu hattan ulaşabilirsiniz. Telefona cevap vermek için müsait olmayabilirim, msj bırakırsanız size geri dönerim. Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun. Önümüzdeki hafta iştirak edeceğimiz kadir gecesinin İslam alemine hayrlar getirmesi 2019 yılın insanlığa huzur ve adalet getirmesi dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız. Bip ve Whattsapp # 0555 180 6728                                                                                    
                                                                                                                                                                    
                                                                                                                                                                                                             
"Kader nedir; Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz.
"




Belkısın tahtını kim getirdi, teknoloji kullanıldımı, ışınlama oldumu?

İlk önce neden bu tür konulara giriyoruz bunu açıklayalım; gizem avcıları bilinmeyenlerin peşinde koşarken maalesef ama maalesef boyunlarını aşan konulara giriyor ve yanlış bilgiler ile beyinlerinizi allak bullak ediyorlar. Ortaya attıkları saçmalıklara bir yere kadar sessiz kalabiliyoruz sonrada patlıyoruz. Yeter yahu, bu kadarda olmaz artık diyoruz. Ortaya atılan iddiaların sınırı yok. Her türlü saçmalığı ortaya atıp bunu savunabiliyorlar. İnsanın fıtratı merak içerdiği içinde, genç nesillerimizi ışınlama ve uzaylılar veya zaman yolculuğu gibi teorilere kaptırıyoruz. Sorun ne burada; bu tür teoriler İslam dinine ters. Uzaylı yok, zaman yolculuğu yok, ışınlanma yok. Sıkıntıda burada başlıyor. Gelecek nesillerimizi İslama ters inançlara kaptırıyoruz. Bu tür saçma teorilere cevap vermesi gereken bir tayfa (ilahiyatçılar, diyanet) memurluk zihniyetine esir düşmüş. Bir diğer tayfa (cemaatler) vatanı ele geçirme ihanetleri ile meşgul. Bir diğeride (tarikatlar) sapkın ritüeller ile müridlerini transa sokmakla meşgul. Sorumlu olanlar sorumluluklarını yerine getirmeyince piyasa şarlatanlara ve İslama ters felsefelere kalıyor. Onlarda her gün gençlerimizi saçma teoriler ile besliyor. Gençliğimizi kaybediyoruz arkadaşlar, özeti bu. 15 yıl öncesi alternatif tıp hakkında sizi bilgilendirme niyetine websayfamızı açmıştık. Bu süre içinde, sorularınızla sizlerinde katkısıyla alanında içeriği en zengin en kapsamlı en bilimsel ve en saygın websitesini oluşturduk. Bu alanın dışına çıkmayada hiç niyetimiz yoktu. Gizemli teorilere mesafeli duran birisi olarak, dini eğitimi olmayan birisi olarak İslami veya metafizik konulara girmeyi aklımın hayalimin ucundan geçirmezdim, ama bak göre hayat bizleri nerelere çekti. Yapacak birşeyde yok. İnsan kendi fıtratı dışına çıkamıyor. Bizde de öyle bir huy varki İslama ve devletimize yapılan saldırılara duyarsız kalamıyoruz. Buna gurbette doğup büyümenin yan etkileride diyebilirsiniz. Mevzu İslam, vatan ve millet olunca rahat duramıyoruz. Sayfamıza ilk defa girenler konuları görünce şaşırıyor olabilir, bunların biyoenerji ile ne alakası var diyebilir, lütfen bunun altında bir art niyet aramayın. Alternatif tıp dışında konulara girmek kesinlikle bizim arzu ettiğimiz birşey değildi. Şartlar bunu gerektirdi. Hakkınızı helal edin.

Değerli dostlar, eğer insanın düşüncelerini ve eylemlerini sınırlayan değerler yoksa insan herşeyi yapar herşeyi kendisine inandırır. Vakti gelir uzaylıların yeryüzünü istila edeceği inancına kendisini kaptırır, vakti gelir zaman yolcuların varlığına inanır, vakti gelir gelecek yüzyıllarda yeryüzü kaynakların insana yetmeyeceği görüşünü benimser. İnançlarınızın sınırları hayallerinizin sınırları kadar olur. Kendinize şu soruyu sorun; hal ve hareketlerinizi veya inancınızı sınırlayan birşey varmı? Eğer yoksa hapı yuttunuz, hollywood önünüze ne sufle ederse siz yutarsınız. Biz Müslümanlar mesela Kur'an-ı Kerimin çizdiği sınırlar içinde düşüncelerimizi ve eylemlerimizi gerçekleştiririz. Birşeye inanmamız istendiğinde bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışır, Kur'an-ı Kerim buna onay verirse ancak o zaman o düşünceyi kabul ederiz. Örneğin; batı dünyasının israrlı bir şekilde bize empoze etmeye çalıştığı, yeryüzünün bu kadar insanı kaldıramayacağı tezi. Eğer insanoğlu bir kaç yüz yıl daha yeryüzünde yaşamak istiyorsa, yeryüzü nüfusun yarısı yok edilmesi gerek diyorlar. Biz Müslümanlar böylesine tezler ile karşılaştığımızda ne yapıyoruz, bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışıyor sonrası kararımızı veriyoruz. Konu rızıksa rızıkla ilgili Ayetleri açıp bakıyoruz. Ne diyor Ayetler; "yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir..." (Hud Süresi; 6). Kutsal kitabımız rızkı Allahın verdiğini, bizleri rızıklandırmayı Rabbimin kendisine bir vazife bildiğini söylüyor. Şimdi; siz yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın verdiği bu sözünü tutmayacağını ima etmiş oluyorsunuz. Yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın bu kadar insanı hesaplayamadığı dünyayı ilk yaratırken yanlış hesap yaptığını, dünyayı ilk yarattığında dünyaya örneğin 10 gram rızık yerleştirmesi gerekirken 5 gram yerleştirdiği, şimdide dünyanın yetersiz kaldığını ima etmiş oluyorsunuz. Doğum ve ölümlerin Allahın iradesi dışında gerçekleştiğini, bu kadar insanı haşa Allahın hesap edemediğini ima etmiş oluyorsunuz. Masumane gibi görünen tezlerin ne tür anlamlar içerdiğini görüyormusunuz? Arkadaşlar, batı dünyası bu tür inançları pompalar çünkü onlarda Allah inancı yok. Onlar dünyanın tesadüfen ortaya çıktığına inanıyor. Sizde ama Allah inancı varsa, kendinizi lütfen bu tür saçma batı kaynaklı felsefelere kaptırmayın. Yeryüzünde açlık var ama hocam diyorsanız; evet, var ama bu dünyanın yetersiz olduğundan değil, yeryüzündeki adaletsizlikten ve sömürü zihniyetinden ötürü. Anladınız.

Kur'an-ı kerim inançlarımızı sınırlayan bir rehber, bunun dışında başka bir rehberimiz varmı; var. Allahu Teala insanı yarattı sonrası iyi ve kötülüğü benliğimize yükledi; "Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülüğü ve iyiliği ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir" Şems süresi, 7-9). İnsanoğlun en temel rehberi içgüdüleridir. Ailenizden hiçbir ahlaki terbiye almasanızda, yaşantınızda hiçbir dini eğitim görmesenizde siz doğuştan itibaren öldürmenin veya hırsızlık yapmanın kötü bir eylem olduğunu biliyorsunuz mesela. Nereden biliyorsunuz; işte bu ilahi yüklemeden. Her insana doğmadan öncesi temel değerler yüklenmiş. En temel rehberimiz içgüdülerimiz, sonrası aileden aldığımız ahlaki dini ve kültürel değerlerimiz, sonrası bunlarıda şemsiyesi altına alan Kur'an-ı Kerim. Bu konulara neden girdik; Süleyman as ve ışınlama, Zülkarneyn as ve uzay yolcuğu, Ehl-i Kehf ve zamanda yolculuk gibi iddialar, yani bilinmeyenler hakkında ortaya atılan iddialar Kur'an-ı Kerime ters. Bu tür inançlara kendinizi kaptırmadan lütfen rehberinize danışın. Kim bizim rehberimiz; Kur'an-ı Kerim. Bizim nacizane tavsiyemiz, bu tür iddiaları ortaya atmadan öncesi lütfen kur'an-ı kerimin mealini açın ve okuyun. Anlayıncaya kadar tekrar ve tekrar okuyun. Okurkende tezinizi destekleyecek niyette değil, ön yargılardan arınmış doğruları öğrenme niyetine okuyun. Okumaya vaktiniz yoksa eğer, o zaman bu tür konular ile karşılaştığınızda Rabbim daha iyisini bilir deyip bu tür sohbetlerden uzak durun; "...delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında kimseyede birşey sorma" (Kehf Süresi; 22). Bu Ayet mağaradaki gençler hakkında bir soru üzerine iner. Allahu Tealada bu Ayeti indirerek, bir konu hakkında net bilgi yoksa o zaman o konu hakkında münakaşaya girmeyi ve soru sormayı yasaklar. Yani delilin olmadığı bir konu hakkında sohbet etmeyi yasaklar. Neden, çünkü bundan hesaba çekileceksiniz; "Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur" (İsra Süresi; 36). Bizden uyarması; uzaylılar hakkında zaman yolcuları hakkında atıp tutuyorsunuz, bu söylediklerinizden hesaba çekileceksiniz ve deliliniz nerede, bu bilgileri nereden aldınız diye size sorulacak. Ne cevabı vereceksiniz? Öyle zannettimmi diyeceksiniz. Varsaylımki dediniz, o zaman size zandan uzak durun demedikmi, zan hakkında Ayetler apaçık değilmi yanıtını alacaksınız. Hollywood ve batı kaynaklı güya uzmanlarımı referans göstereceksiniz? Varsayalımki gösterdiniz, bu sefer bir fasık size bir bilgi getirdiğinde bunun doğruluğunu araştırın Ayetini önünüze koyacaklar. Öyle veya böyle hapı yuttunuz. Youtube'ta bir kaç tık daha alabilmek, popüler olabilmek için kendinizi helaka sürüklüyorsunuz. Kesin delil neden önemli; çünkü yanlış bilgi insanları saptırıyor çünkü yanlış bilginin ucunda birine bir iftira atmak var bir yalan var. Örneğin; uzaylılar. Allahu Teala uzaylılar yaratmadı. Siz var dediğiniz an, Allaha iftira atmış ve milyonlarıda buna ortak etmiş oluyorsunuz. Olay bu kadar basit.
Bu vebalin altından kalkamazsınız. O yüzden Allahu Teala kesin bilgi yoksa o konudan uzak durun diyor.

Gelelim konumuza;

Kur'an-ı Kerim üç bölümden oluşur. Bir bölüm tarih kitabı gibi geçmiş olaylardan bahseder. Bir bölüm günlük gazeteniz gibi günlük yaşantınızla ilgili konulara değinir. Bir bölümde bilim kurgu romanı gibi gelecekten bahseder (kıyamet, cennet, cehennem, mahşer günü). Geçmiş olaylardan bahsederkende Süleyman as ile ilgili bölümde Saba Kraliçesi Belkıs'ın tahtın getirilişini anlatır. Bu hadiseyi bir çok kişi ışınlamaya yorumlar. Hatta ve hatta, o kadar ileriye giderek geçmişte yüksek teknoloji vardı demeye getirir. Bu olayın altında yatan hadise nedir, bunu size genel mantık ve Ayetler doğrultusunda anlatmaya çalışacağız, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz;
"Beyler! Onlar boyun eğerek bana gelmeden önce hanginiz o kraliçenin tahtını bana getirebilirsiniz?" diye sordu. Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter, ben güvenilir biriyim" dedi. Kitaptan bir bilgisi olan ise, "Ben onu sen göz açıp kapayıncaya kadar getiririm" diye cevap verdi. Süleyman, tahtı yanı başına yerleşmiş olarak görünce şöyle dedi: "Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan rabbimin bir lutfudur. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, kerem sahibidir" (Neml Süresi; 38-40). Bu hadisede binlerce km uzakta olan ve bir kaç ton ağırlığında olan bir eşyayı birisi, gözünüzü açıp kapatmadan getiriyor. Bu nasıl mümkün oldu? Cin tayfasından bir ifrit ile insan tayfasından olan bir ilim sahibi arasında, kim belkısın tahtını daha hızlı getirebilir mevzusu geçer, ilim sahibi olanda cin'e üstün gelir ve tahtı getirir. Bunun altında yatan hikmet nedir? Teknolojimi kullanıldı yoksa farklı birşeymi var burada?

Belkısın tahtı teknolojik bir cihazlamı getirildi?

Hayır. "Geçmişte teknoloji varmıydı" yazımızı okursanız teknolojinin hangi şartlar altında indiğini öğrenirsiniz. En basit örneğiyle eğer o tahtı getiren şahıs o tahtı bir teknolojik cihaz ile getirmiş olsaydı o zaman bundan onda bir yeryüzü ilmi olduğu anlamı çıkardı, yeryüzü ilmi ona indiği zamanda bu ilmi yeryüzündeki diğer insanlar ile paylaşma zorunluluğu doğardı. Bilgi demek vebal demektir. Bilgi size inerse, o bilgiyi paylaşmak zorundasınız. İslami açıdan, size eğer bir yeryüzü ilmi inerse bu bilgiyi kendinizde saklı tutamazsınız. Sizler belki elde ettiğiniz bilgileri başkaları ile paylaşmıyor, bencil ve çıkarcı davranıyorsunuz. Allah ehli birisi ama paylaşırdı paylaşma zorunluluğu olduğunu bilirdi. Paylaştığı o ilim ve teknolojide günümüze kadar artarak gelmiş olurdu. O günden bugüne kadar o ilim gelmediyse demek o ilim paylaşılacak bir ilim değildi. Hangi tür ilim paylaşılmaz? Kişinin maneviyatına indirilen ilimler! Örneğin; ledün ilmi. Özetlersek; bu hadisede teknolojinin varlığı söz konusu değil.

Işınlama oldumu?

Yine hayır. Ayetin kendisi zaten ışınlama tezini çürütüyor. Bizim akılsızlar kendilerini ışınlama gibi teorilere o kadar kaptırmışki Ayeti okumayı unutmuşlar. Ön yargı ile olaylara yaklaşırsanız olacağı bu. Ayetin kendisi nasılmı ışınlama tezini çürütüyor, çok basit; iki kişi yarışa girişiyor, birisi cin diğeri insan. Cin ışık hızı ile hareket eder, diğerinin ise ışınlama teknolojisini kullandığını iddia ediyorsunuz. Bu ikisi yarışsa, kim galip çıkar? Eşitlik olur. Şimdi, aha haaa diyorsunuz değilmi!! Işınlama dediğimiz olay, ismi üzerine ışık hızı ile hareket edebilmek. Cinler ışık hızında hareket eder, sizde ışık hızında hareket ederseniz, ortaya eşitlik çıkar. Işınlama ile bir cinden daha hızlı o tahtı getirmeniz mümkün değil. Anladınız. Cinden daha hızlı o tahtı getirebilmeniz için ışık hızından ötesi birşey kullanmanız gerek. Bizim evrende de ışık hızından daha hızlı hareket edebilmek mümkün değil. Bilimsel açıdan mümkün olmayan birşey gerçekleştiği anda buna ne diyoruz? Mucize. Bu olayın neden ışınlama teknolojisi ile gerçekleşemeyeceğini anladınızmı? O ilim sahibi zat, iddia edildiği gibi
 eğer ışınlama teknolojisini kullansaydı bir cinden daha hızlı getirmesi söz konusu olamazdı. Hatta tam aksi olurdu, cin daha hızlı getirirdi çünkü ışık hızında hareket edebilmek için bir aygıta ihtiyaç duymuyor. Işık hızında hareket edebilmek bizlerin koşma kabiliyeti gibi doğasında olan birşey. Siz o ışınlama cihazın ayarlarını yapıncaya kadar cin çoktan getirmiş olurdu. Anladınız. Özetlersek; bu hadisenin ışınlama ile hiçbir ilgisi yok.

Işınlama teorisi ile karşılaştığımız diğer sorunlar

Ortada bir teknoloji var dediğiniz zaman, o teknoloji yeryüzü kurallarına tabi olması gerek. Teknolojinin temeli fizik kurallarına dayanır. İşte burada da aklımıza onca soru geliyor; o tahtın bulunduğu koordinatları nereden aldıda kendisini tam o noktaya ışınlayabildi? Varsayalımki kendisini oraya ışınladı, sarayda tahtı arayacak, oradaki insanlardan gizlenecek derken dakikalar geçerdi. Dakikaları bırakın, bir adım attığında zaten iddiayı kaybederdi. Gözünü açıp kapatmadan getiririm diyor, yani o tahtı getirmek için bir adım atacak zamanı bile kendisine tanımıyor. Kendisine tanıdığı süre içinde o tahtı ışınlama veya her hangi bir dünyevi güç ile getirmesi mümkün değil. Örneğin ifrit. İfrit iki adımlık zaman kendisine tanıyor. Ne diyor; otur diyor bu ilk adım sonra kalk diyor bu da ikinci adım, sonrası tahtı yanında göreceksin diyor. Bir adımda tahta ulaşsam bir diğer adımda da geri dönsem, ancak iki adımda getiririm diyor ve o kadar mühlet istiyor. İlim sahibi zat ise o zamanı bile kendisine tanımıyor. Gözü açıp kapatıncaya kadar getiririm diyor. Gözü açıp kapatmak ne demek saniyenin onda biri demek. Saniyenin onda biri ne anlama geliyor, o dönem için ölçümü mümkün olmayan bir zaman dilimi anlamına geliyor. O yüzden burada kullanılan gözü açıp kapatma ifadesi bir zaman dilimini kastetmekten ziyade, zamanın geçersizliğini ifade etmek için kullanılır. İslam tarihinde de hangi şahıs için zaman geçerli değil? Bu sorunun cevabını biliyorsanız, tahtı getiren zatıda biliyorsunuz. Artı, ışınlama teknolojisi tek yönlü işleyen bir mekanizma değil, hem çıkış noktasında hem varış noktasında portalınız olması gerek. Bir nokta sizi atom parçalarınıza ayırıyor ve ışınlıyorsa diğer uçtada yani belkısın sarayında da sizi bir araya getiren bir alıcı aygıt olması gerek. Belkısın sarayında öyle bir aygıt varmıydı? Yoktu. Bu iddiaların neresinden tutsak elimizde kalıyor. Önünü ve arkasını hesaplamadan birşeyleri ortaya atıyorlar, sonrada ben böyle düşünüyor böyle inanıyorum deyip geçiyorlar. Bilimde böyle işlemiyor işte arkadaşlar, iddialarınızın önünde ve arkasında elle tutulur bir tarafı olması gerek.

Teknoloji yoktu ışınlama yoktu, ne vardı o zaman?

Bunun sırrınıda bize başka bir Ayet açıklıyor. Kur'an-ı Kerim ilim sahibi kişilerden bahsederken
, bunu genelde o kişilerin ismini söyleyerek yapar. Örneğin; biz Musaya ilim verdik der, Yusuf’a ilim verdik der, Lut'a, Davud ve Süleyman'a ilim verdik der vs. İki Ayette ama ilim sahibi bir şahsiyetten bahsederken o şahsiyetin ismini vermez. Birisi bu Ayet diğeri ise Musa as'ın kıssalarında geçen Ayette. Hatırladınızmı? Aynen. Kehf Süresi 60-82. Musa as, kendisinden daha ilimli birisi varmı diye Allaha sorar ve bunu öğrenmek için bir yolculuğa çıkması söylenir. Bu yolculukta onu o ilim sahibi şahısa ulaştırır ve bu ikisi yine bir yolculuğa çıkar ve bir dizi olaylar ile karşılaşır. Şimdi; Kur'an-ı Kerimin iki Ayetinde isimsiz bir ilim sahibinden bahsedilir, birisi Belkısın tahtı ile ilgili Ayette diğeri ise Musa as'ın yolculuğu ile ilgili Ayette. Kim bu şahıs? Belkısın tahtı ile ilgili Ayette Allahu Teala onu deşifre etmiyor, o Ayeti okuduğumuzda onun kim olduğunu çözemiyoruz. Musa as'ın kıssasına geldiğimizde ama, Ayetler bize o şahıs hakkında daha detaylı bilgiler veriyor. Bi nevi kendisini ifşa ediyor. Kim bu şahıs; hz Hızır. O iki Ayette geçen kişinin aynı kişi olduğunu nereden anlıyoruz? Kur'an-ı Kerimin tümünü inceleyerek. Kur'an-ı Kerimde tek bir kişi için zaman geçerli değil, o da Hızır as. Yani, o tahtı bir ifritten daha hızlı getiren kişi sıradan bir insan değildi, maneviyatı yüksek zamanın kendisi için geçerli olmayan bir şahsiyetti. Olayın altında da ışınlama gibi bir yeryüzü ilmi yoktu, bir mucize vardı. Ne tür bir mucize? Bu hadisede zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı. Herkes için zaman durdu, o taht içinde mekan kavramı ortadan kalktı. Gözü açıp kapatmadan binlerce km uzaklıktaki bir taht bir anda Süleyman as yanında oluverdi. O yüzden bu hadisenin altında yeryüzü ilimleri değil, manevi ilimler arayın.

Ortaya attığınız tezin tutulur yanları olsun

Bir hadise Musa as döneminde yaşanıyor diğer ise ondan bin yıl sonrası Süleyman as döneminde. İki Peygamber arasında bir zaman farkı var, bu hadisenin içinde de zamanın hiçe sayılması var, bu da aklımıza ilk Hızır as getiriyor. İslam inancına göre iki kişiye kıyamete kadar yaşama izni verilmiş biri kötülerden (iblis), diğeri iyilerden (hz Hızır). O yüzden biz Müslümanlar Hızır as'ın kıyamete kadar insanlığın arasında dolaşacağına inanırız. Hem Musa as döneminde ortaya çıkması, hem Süleyman as'ın hizmetinde bulunması İslam inancına uygun bir iddia. Yani bir iddia ortaya attığınızda bu İslam ile çatışmasın. Önü ve arkası tutulur olsun, mantık içinde olsun.

Özetlersek

Kur'an-ı Kerimde ilimden bahsedildiğinde, bu maneviyatla ilişkilendirilir. Örneğin;
"Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler" (Sebe Süresi; 6). "Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar" (İsra Süresi; 107). Kur'an-ı Kerimde ilim ve maneviyat özleştirilir. Allah inancı olmayan birisi, Allah nezdinde ilim sahibi olarak görülmez. Kur'an-ı Kerimin koyduğu ölçüye göre ilim sahibi olabilmeniz için Allah inancına ve Allah korkusuna sahip olmanız gerek. Ayetimiz ilim sahibi bir şahsiyetten bahsediyor, biz buradan o kişinin manevi ilimlere sahip olduğunu anlıyoruz. Nereden bunu anlıyoruz? Manevi derinliğe sahip olmayan birini Kur'an-ı Kerim, "ilim sahibi" olarak görmüyorda ondan. Bu noktada aklınıza şu soru gelebilir; hem manevi ilimlere sahip, hem teknoloji gibi yeryüzü ilimlerine sahip olamazmı? Günümüzde elbette olabilir, ama o dönem olamaz. En basiti ilmin zekatı var. O şahıs eğer bu hadiseyi bir yeryüzü ilmi ile gerçekleştirmiş olsaydı, medreselerde ve okullarda o teknolojiyi başkalarına öğretme ve paylaşma vebali omuzuna inerdi. O teknoloji yayılır ve o günden bugüne katlanarak gelirdi. O dönemde ve ondan sonraki dönemlerde siz yeryüzünün her hangi bir noktasında ışınlama teknolojisine rastladınızmı? Hayır. Demek ortalıkta ışınlama teknolojisi yoktu. Bu tür iddialar ortaya attığınız zaman lütfen çok dikkatli olunuz, her yönüyle kendinizi vebal altına sokuyorsunuz. Örneğin; o şahıs ışınlama teknolojisi ile tahtı getirdi dediğiniz an, o şahısa o bilginin zekatını ödemediği, o bilgiyi insanlıktan gizlediği iftirasını atmış oluyorsunuz. Bilgiyi paylaşmamayı ve ilmi gizlemeyi sanki meşru birşeymiş gibi göstermiş oluyorsunuz. Küçük ve önemsiz gibi görünen bir iddianın ne tür yorumlara ve iftiralara yol açabileceğini lütfen görünüz. O hadise ışınlama ile izah edilebilir değil, öyle olsaydı o hızda ifritte o tahtı getirebilirdi. İfritten daha hızlı hareket edebiliyorsa, demek ışık hızından daha hızlı birşey kullanıldı. Fizik yasalarına görede bu evrende ışık hızından daha hızlı hareket edebilen bir şey yok. Fizik yasalarına ters olanın altında da biz ne arıyoruz; mucize! Bu olayda da bir mucize gerçekleşti. Zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı.

Mucize ve teknoloji arasındaki fark?

Gizem avcıları maalesef bilerek veya bilmeyerek peygamberleri sıradanlaştırır, bunuda peygamberlerin mucizelerini günümüzün teknolojik aygıtları ile açıklamaya çalışarak yaparlar. Peygamberlere indirilen mucizeleri günümüzün teknolojisine eş değer tutarlar. Bu yazı vesilesiyle bunada bir açıklama getirme ihtiyacı hissediyoruz, bakınız; dünya bir bilgisayar ve bizde o bilgisayar yazılımın içinde varlığını sürdüren birer kuluz. Mucize ve teknoloji arasındaki fark; teknoloji, o yazılımın inceliklerini öğrenmek ve kullanmaktır. Mucize ise o yazılımın dışına çıkabilmek
(mirac hadisesi) ve gerektiğinde o yazılıma dıştan müdahale edebilmektir. Bilim adamı ile peygamber arasındaki fark; bilim adamları yazılımın dışına çıkamaz, yazılımın kendisine müdahale edemez, yazılımı değiştiremez. Yazılım yani sistem kendilerine ne imkanları sunuyorsa ancak o sınırlar içinde hareket edebilirler. Peygamberler ise diledikleri an yazılımın dışına çıkabilir, diledikleri zaman yazılımın kendisine müdahale edebilir. Belirli bir mekan ile kısıtlı değiller. Sistemin içi veya dışı, sınırsız hareket alanlarına sahipler. O yüzden bir peygamberi asla bir bilim adamı ile, bir mucizeyide asla teknolojik bir aygıt ile eşdeğer tutmayın. Robotun kendisi ile o robotun yazılımını yazan kişi hiç bir olurmu!"






uzaylılar varmı



Son d
önemlerde kanal 24 de yayınlanan “kayıt dışı” gibi programlar popüler hale geldi. Programın ele aldığı konular ezoterik örgütler, gizli yapılanmalar, bilinmeyen tarih, uzaylılar varmı, geçmiş kültürlerde yüksek teknoloji varmıydı vs. Bu tarz konular maalesef toplumda çok büyük ilgi görür. Gizemli olan herşey maalesef ademoğlunu bir mıknatıs gibi kendisine çekiyor. Maalesef diyoruz çünkü İslam dini bizlere kesin bilgi olmayan konulardan uzak durun der. Neden? Değerler ve inançlarınızı kaybetmeme, batıl inançların içine sürüklenmeme, topluma hurafeler sokmama, zanna girmeme, var olmayan şeyler varmış gibi anlatıp yalancı duruma düşmeme, Allahın yaratmadığı şeyleri yaratmış gibi lanse ederek Allaha iftira atmamanız için uzak durmanızı ister. Ama maalesef merak daha ağır basar ve insanlar bu şeylerin peşinden koşmayı bırakamaz. Bu programlarda ele alınan bir çok konuyu, okurlarımız bizede sorar. Bu tür konuları
ele almaya ne kadar çok dirensekte, o kadar yanlış bilgi dolaşıyorki okurlarımızın yoğun talebi sonrası bu hurafe bilgilere daha fazla kayıtsız kalamadık.

Kesin bilgi yoksa, İslam dini o konudan uzak durun, o konu hakkında münakaşaya girmeyin der! 

Ashab- Kehf hakkında indirilen Ayet; Karanlığa taş atar gibi; üçtür, dördüncüsü köpekleridir, diyeceklerdir. Veya beştir, altıncıları köpekleridir, derler. Yahut: Yedidir, sekizincileri köpekleridir, derler. Onların sayısını en iyi bilen Rabbımdır, de. Onları pek az kimseden başkası bilmez. Bu yüzden onlar hakkında bu kısa anlatılanların dışında kimseyle tartışma ve onlar hakkında kimseden bir şey sorma.”. (Kehf Süresi, 22)

Kehf Süresi gizemli şeyleri ele alır, Kehf Süresinin 22. Ayetide bizlere bilinmeyenlere nasıl yaklaşmamız gerektiğini anlatır. Bilinmeyenler hakkında insanların çok şey ortaya atacağı, biz Müslümanlar ama kesin bilgi olmadığı müddet bu tür konular hakkında kimseden bilgi almamanız gerektiği ve kimseyle bu konularda tartışmaya girmemiz gerektiğini söyler. Kesin bilgi nedir? Kesin bilgi Kur’an-ı Kerim veya kendi gözünüzle gördüğünüz ve gördüğünüze şahitlik edecek dört kişinin olduğu olaylardır. Birşeyin kesin olması için kendi gözünüzle görmeniz kendi kulağınızla duymanızda yeterli değil. Örneğin; ben bir uzay gemisi gördüm demeniz, İslam dini için yeterli bir delil değil. İslamda göz boyması diye bir kavram vardır. Cinler insanlara var olmayan şeyleri gösterebilir, ama cinler göz boyaması ile aynı anda dört kişiyi kandıramaz. O yüzden kendi gözünüzle görmeniz veya kulağınızla işitmeniz bile, İslam dininde kesin bilgi olarak sayılmaz. Dört şahit göstermeniz beklenir. Biz bu yazımızda sizlerin bizlerin araştırmaları, gördükleri ve duydukları ile değil, Kur’an-ı Kerim rehberliğinde yola çıkacağız.

Rehberiniz kim? Varmı bir rehberiniz?

Biz Müslümanlar kendimizi ne kadar çok lütufta hissetsek azdır. Biz, herşeyin bilgisini içeren bir rehbere sahibiz; Kur’an-ı Kerim. Bu rehber bizlere helal ve haramın ne olduğu, gerçek ve hurafenin ne olduğunu anlatır. Mutlak doğuru nedir onun bilgisini içerir. Tek yapmanız, açıp türkçe mealini okumanız. Bu çok büyük bir lütuf çünkü, bizlere bir bilgi geldiğinde bu bilgiyi teyit etme şansına sahibiz. Bir bilgi geldiğinde ilk önce Allah ne diyor buna bakar, sonrası kararımızı veririz. Bu rehbere iman etmeyenler, kendilerine gelen bilgileri teyit etme şansı yok. Bunlar, kendilerine gelen her bilgiye acaba ve neden olmasın gözü ile bakar. Değerli okurlarımız, birileri dünyaya ve insanlığa sahiplenmiş ve kendilerin belirlediği inanç ve yaşam tarzı üzerinden insanın geleceğini şekillendirmek istiyor. Örneğin; bunlar düne kadar insanın maymundan türediği inancını yaymak istedi, bugün ise uzaylılar inancını yaymak istiyor. Bu inancın yaygınlaşması içinde her türlü iletişim aracını kullanıyorlar. Bu bilgi kirliliği içinde, kötünün dünyaya hakim olduğu bir çağda, sapık inançlara sürüklenmemek için her zamandan çok daha dikkatli olmalıyız. Yalanların dünyaya hakim olduğu bir dönemde, Rabbime şükür, bizler bizi aydınlıkta tutacak, yolumuzu hak yolda tutacak, gelen bilgilerin doğruluğunu teyit etmemizi sağlayacak bir rehbere sahibiz; Kuran-ı Kerim. Anlayanlar için bu çok büyük bir lütuf. Örneğin; uzaylılar varmı? Kur'an-ı Kerim uzaylıların olmadığını söyler. Bu rehbere iman eden, uzaylılara inanmaz çünkü kitabımız yok der. Kur'an-ı Kerimi rehber olarak görmeyenler ise uzaylılar var olabilir, neden olmasın der. Müslüman baştan kapıyı kapatır, gayrimüslim ise her türlü inanca kapısını açık tutar. Hayat felsefesine yaşam tarzına göre kararlarını verir. Uzaylılar var diyenleri dinlemekte ne mahsur var, diyorsanız; uzaylılara inananları dinlediğiniz kadar uzaylılara inanmayanlarıda dinliyorsanız, sorun yok. Uzaylıları araştırdığınız kadar Kur'an-ı Kerimide araştırıyorsanız, o zaman sorun yok. Tüm bilgileri toplar sonrası kararınızı verirsiniz. İki; Allah, uzaylıların var olmadığını söyledikten sonrası, birilerini halen dinlemek ne kazandırır size? Allahın yok dediği birşeyin peşinden koşturmak, size ne kazandırır? Allahı yalancımı çıkarmaya çalışacaksınız, ne; ne elde edeceksiniz? Örneğin; Allah, şeytandan uzak durun dedikten sonra, ya birde şeytani dinleyelim, birde cennetten kovulmanın sebebini ondan dinleyelim, demeniz size ne kazandırır? Kafa karışıklığı, sapma ve Allah'a asi gelmek dışında hiç birşey.

Ağzınızdan çıkan her kelimeden hesaba çekileceksiniz

"Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur" (İsra Süresi; 36).

Bunda hiçbir şey yokmuş gibi, kesin olmayan konuları ağzınızdan düşürmüyorsunuz, bilinki bundan hesaba çekileceksiniz. Anlattıklarınız gerçek değilse, Allaha iftiraya giriyorsa yalana giriyorsa bilinki bunun vebali çok büyük.


Sınırlar neden önemli?

İslam inancı, yaşantınızın her noktasına el atar. Başka hiçbir inanç böylesine kapsayıcı ve düzenleyici bir içeriğe sahip değil. Örneğin; İslam dini yaratılış hikayesi ile evinizin temelini atar, mahşeri sorgu ile çatısını oluşturur. Haram olan şeyleri anlatarakta evinizin duvarlarını diker. Evinizin temeli, çatısı ve duvarları, bunlar bizlerin sınırları. İnsan, fıtratı gereği açıkta yaşamak istemez, illa üstünde bir çatı altında da bir temel olsun ister. Müslümanların bu fıtri ihtiyaçları dinleri tarafından karşılanır. Ya diğer insanlar? İnsan nereden geldiğini ve nereye gideceğini, nereye ait olduğunu bilmek ister. Yaşantısı içinde bunun arayışında olur. Eğer müslüman değilse, o zaman o kişi bu içgüdüsel ihtiyacı gidermek için kendisine farklı bir yaratılış ve son hikayesi bulur. Örneğin; melez ırk teorisi. Bu teoriye göre, yarım milyar insan uzaylılar tarafından kaçırıldı, hamile bırakıldı ve yeryüzüne geri gönderildi. Bir çoğunuz şimdi, böyle bir saçmalıkmı olur, diyecek. O zaman günaydın diyelim size; eğer uzaylılara inanıyorsanız, bu tür iddiaları reddetme şansınız yok. Size birisi, uzaylıların insanları hamile bıraktığını söylese, sizde saçmalama deseniz, size vereceği yanıt; madem uzaylıların varlığına inanıyorsun, hayatlarımıza müdahale etmeleri edebilmeleri neden saçma olsun? Ne yanıtı vereceksiniz. Uzaylıların varlığına inanıyorsanız, geçmiş olsun size, çünkü zaman dilimi içinde uzaylılarla ilgili tüm hikayeleri size yutturacaklar. Sizinde yutma dışında, başka şansınız yok. İnançlarınızda sınırların olması, neden önemli bunu şimdi daha iyi anladınızmı? İslam dini baştan duvarları diker, çünkü bilirki sınırınız olmazsa genişlersiniz yani herşey size helal ve mübah görünür. Örneğin; uzaylılar. Uzaylıların varlığına inandığınızda, bu uzaylıların varlığına inanmakla kalmıyor, zaman dilimi içinde onunla ilgili tüm hikayeyi satın alıyorsunuz. Bunu bir yap boz oyunu gibi düşünün. Uzaylılar inancı, bir yap boz oyunu gibidir. Diğer yap boz oyunlarından farkı ise, uzaylılar inancın bir şekli şemali bulunmaz. Bu oyunu satın aldığınızda, bunun içeriği boş. İçeriğini doldurmak sizin ve başkaların hayal gücüne kalmış. Uzaylılar inancını, bir yüz yıl sonra dünyaya hakim olması öngörülen bir inanç sistemi olarak düşünün. Bu inancın içeriğinide bugünlerimizde siz belirliyorsunuz. Yani, siz bugünlerde bir sonraki yüzyılın dinini yazıyorsunuz. Resmen, hayal gücünüz ile yazıyorsunuz. Örneğin; uzaylılar marslımı olsun yoksa uzayın uzak köşelerindenmi gelsin, uzaylılar uzay gemileri ile dünyaya insinmi inmesinmi, uzaylılar iyimi olsun kötümü, uzaylılar insanı yeryüzüne yerleştiren varlıklarmı olsun yoksa insanın varlığını tehdit eden varlıklarmı, uzaylılar tohumlarını bize yerleştiren varlıklarmı olsun yoksa çok yüksek bilgeliğe sahip, insanı kendisine eşit görmeyen varlıklarmı? Uzaylıların bir kısmı iyi bir kısmı kötümü olsun, iyiler ile birlikte insanoğlu ittifak kurup evrenimi kurtarsın vs vs vs? Görüyormusunuz, hayal gücünüze göre senaryolar yazıyorsunuz. Toplumun geneli hangisini satın alırsa, yeni dinin içeriğide bu olacak. Uzaylılar inancı içi boş bir inanç, içi doldurulmaya muhtaç. Bu oyunu satın aldığınızda, zaman dilimi içinde içeriğini belirli hikayeler ile dolduruyorsunuz ve ortaya bir kitap çıkarıyorsunuz. Bu kitap İslamla örtüşüyorsa ne güzel, örtüşmüyorsa o zaman vay halinize. Sıkıntıda burada; nedense uzaylılar üzerinden üretilen hikayeler yaratılış ve varoluş temalı hikayeler. Esas dikkat edilmesi gereken noktada burası; birileri İslamın yaratılış ve varoluş hikayesine, alternatif bir hikaye üretme peşinde! 

İslama alternatif bir var oluş hikayesi

Uzaylılara inananlar, melez ırk teorisine inanır. Yani uzaylılar, insanlara kendi tohumlarını yerleştirdi ve yeni bir ırk oluşturmaktalar (melez ırk teorisi). Bir üst akla göre maymundan türeme hikayesi artık satılabilir değil, acilen yeni bir formül gerekli. Bu yeni formülüde uzaylılarda bulmuş gibi görünüyorlar. Onların öngördükleri gelecek, melekler gibi cinsiyetten yoksun insanlık. Allahın gökte kurduğu ortamı yeryüzünde kurmak istiyorlar. Hedefleri insanı cinsiyetsizliğe itmek olduğu için uydurdukları uzaylılarda cinsiyetten yoksun gösteriliyor. Bu cinsiyetsizliğede sizi ya melez ırk teorisi üzerinden ya da farklı bir hikaye üzerinden sürükleyecekler. Bu mümkün değil, demeyin. Bu akıl her zaman, iki yüz üç yüz yıl sonrasına hazırlıklarını yapar. Bunlar bu yüz yılın ilk yarısında yapay plazentalarda doğumları başarmayı hedefliyor, bir yüz yıl sonrada cinsiyetsiz bir yaşamı yaymaya. Örneğin; hollywood yanağı estetiği. Beyinlerinde bir uzaylı profili var, insanıda o görüntüye sokmak için bunu bir trend haline getiriyorlar. Ünlüleri kullanarak uzaylı görüntüsünü arzu edilen, ideal bir beden şekli olarak lanse ediyorlar. Erkek ve kadın cinsiyetini kaldırıp, ortak bir noktada buluşturacaklar.
Örneğin; erkek spor ayakkabıların topuk kısımları artık yüksek tabanla üretiliyor, kadınların topuklu ayakkabıları gibi, bu hiç dikkatinizi çekmedimi? Her yerden bize çakıyor, cinsiyetimizle oynuyorlar, biz bunların farkında bile değiliz. Örneğin; demiyormusunuz, erkek kadın hepimiz eşitiz? Masum bir slogan değilmi, ama bunu yayanların niyeti hiçte masum değil. İşte buna benzer felsefi söylemler ve moda trendleri çoğalacak ve bunun eşliğinde teknoloji gelişecek. Örneğin; yüz yıl öncesi ortalama dört çocuk doğuran bir kadın, bu yüz yılın ilk çeyreğinde iki ortalamasının altına düştü. Bir yüz yıl sonrada, yapay plazentalarda göz rengi ve boyuna kadar siparişe hazır tüp bebekler sizlere sunduklarında, kadın doğum yapmaktan tümüyle vazgeçecek. Günümüzde doğum yapmayı bir yük olarak gören kadın, yüz yıl sonrası bunu seve seve satın alacak. Kadının omuzundan doğum yükü kalktığı zamanda kadın ve erkek arasındaki ayrım kalkar, cinsiyeti sorgulamaya başlarsınız. Teknoloji o boyuta geldiğinde zaten, sizlere cinsiyetsiz ünlüler cinsiyetsiz politikacılar vs sunacaklar. Bir cinsiyete sahip olmak utanılacak birşeymiş gibi gösterilecek. Unutmayınız, hiçbir teknolojik gelişim, bu üst aklın felsefesinden bağımsız gelişmiyor. İnsanlık için nasıl bir gelecek öngörüyorlarsa, o yönde teknoloji ve felsefe geliştiriyor, iletişim araçları üzerinden de bunu size sunuyorlar. Bunlar iİletişim araçlarını çok iyi kullanıyor; bir yalanı ne kadar tekrarlarsan o kadar gerçekmiş gibi algılanır felsefesi doğrultusunda, bunlar size sabah akşam diziler filmler haberler belgeseller, bilim dünyası üzerinden uzayla ilgili sürekli bilgiler sunacaklar. Uzayı hayatımızın bir parçası haline getirip uzaylıları kabullenme dışında bir seçeneğiniz olmayacak. Facebook, instagram, twitter ve youtube, hollwood, netflix gibi her platformda sabah akşam uzaylı ile ilgili hikayeleri size sunacaklar. Ne kadar uçuk olsada size sunacaklar ve zaman dilimi içinde uzaylılar inancı hayatımızın doğal bir parçası haline dönecek. Uzaylılara inanmıyorum diyenlere tuhaf tuhaf bakılmaya başlanacak. O yüzden bugünlerimizde birlik olmalıyız, uyanık olmalıyız, bu yalan karşı sesimizi yükseltmeliyiz. Bu yalanın toplumumuza yayılmasına engel olmalıyız.

Buraya kadarını özetlersek

Kur'an-ı Kerime inananlar, ayetlerin çizdiği sınırlar içinde hareket eder, kendilerine gelen her bilgiyi ilk önce mutlak doğruyu içeren bu kitabımıza danışır. Bu şekilde kendilerini ve inançlarını korurlar. İnançlarına leke gelmesine, inançların sorguya açılmasına izin vermezler. Kitabı olmayanlar ise kendilerine gelen bilgilerin doğruluğunu teyit etme şansı bulunmaz. Bu insanlar hayat felsefelerine göre, her bilgiye açık olur. Bir bilgiyi kabullendiğiniz zamanda, o bilgiyle ilgili ne kadar şey ortada dolaşıyorsa, onlarıda zaman dilimi içinde kabullenirsiniz. Sonuç; kültürünüz ve anadan gelen inancınızın her tanesini teker teker, yeni çağ inançları ile değiştirmeye başlarsınız. Sonunda kendi değerlerinden kendi topraklarından kopuk, nereye ait olduğunu bilmeyen bir bireye dönüşürsünüz. Uzaylıların gelip sizi kurtarmasını, farklı bir gezegene taşımasını beklersiniz. Gelelim sorumuza;

Uzaylılar varmı?

Yok, çok net ve basit. Evren iki boyutta varedilmiş, cinlerin ve meleklerin yaşadığı boyut, diğeri ise insanların yaşadığı boyut. Melekler ve cinler aynı boyutta yaşar, birbilerini görürler. İnsan ise perde arkasına yani diğer boyuta yerleştirilmiş. Bu boyutları biraz açalım; melekler gökte yaşar. Cinler ve insanlar ise yeryüzünde.



Yeryüzü içinde bulunduğumuz evren. Bu evren bir tabaka üzerine yayılmış gezegen ve galaksilerden oluşur. İnsan, yeryüzü tabakasının sadece bir gezegenine yerleştirilmiş, cinler ise yeryüzü tabakasının herhangi bir gezegeninde yaşayabilir ve yaşar. Yeryüzü tabakasında da insan ve cin dışında bir varlık YOK! Olmadığını nereden biliyoruz? Kuran-ı Kerimden!
“Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım” ( 51: 56). “Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık....” (6:112). “(Allah) "Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" ..” (6:130). “Allah onlara: "Sizden önce geçmiş cin ve insan topluluklarıyla beraber cehennem ateşine girin!" der... (7:38). “... Ve Rabbinin "Andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım" sözü böylece tamam oldu” (11:119) . “Ey Muhammed! De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir" (17:88). “İşte o gün, ne insana ne de cinne günahından sorulmaz” (55:39). “Gerek cinlerden, gerek insanlardan olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allaha sığınırım” (114:6).

Uzaylılara inanmanın itikadi sakıncaları

Kur’an-ı Kerimde sadece iki varlıktan bahsedilir, üçüncü bir varlıktan bahsedilmez. Eğer, insan ve cin dışında farklı bir varlık daha evrende yaşasaydı, o zaman bunu Allahu Teala anardı ve ona bir isim koyardı. Onca ayette sadece iki varlıktan bahsedilir, üçüncü bir varlığa inandığınız an Allahu Teala ile ters düşüyorsunuz. Bununda sakıncalarını anlatmama gerek yok, herhalde. Eğer Allahu Teala, insan ve cin dışında, üçüncü veya dördüncü bir varlığı daha yeryüzü tabakasına yaymış olsaydı; “insan ve cin bir araya gelse yine bu Ayetin benzerini meydana getiremez” Ayetinde, o üçüncü veya dördüncü varlığıda anardı. Eğer insan ve cin dışında farklı varlıklar yaratmış olsaydı; “o gün geldiğinde insanna ve cinne günahı sorulmaz” Ayetine, inandığınız o üçüncü veya dördüncü varlığıda eklerdi. Eğer yaratmış olsaydı; “ben insanları ve cinleri yalnızca bana ibadet etsin diye yarattım” Ayetine, inandığınız o diğer varlıklarıda eklerdi. Allahu Teala, sadece iki varlığı huzuruna çıkarılacağını söyler, insan ve cin. Yoksa, inandığınız o uzaylıların birer yaratıcı olduğunamı inanıyorsunuz? Yoksa, Allah; insan ve cinni yarattı ama uzaylıları başka bir tanrı yarattı, demeyemi getirmek istiyorsunuz? Yoksa, inandığınız uzaylılar mahşeri sorgudan muaf, haşa Allahın gücü onları huzurunda toplamaya ve yargılamaya yetmediğinemi inanıyorsunuz? Ne mahsuru var bir uzaylıya inanmakta dediğiniz an, neden olmasın dediğiniz an, nasıl kendinizi itikadi bir çıkmaza soktuğunuzun farkındamısınız? Ayetler sadece iki varlıktan bahseder, hür iradeye sahip üçüncü bir varlığa inandığınız an, inancınız Ayetler ile ters düşüyor. Neden olmasın dediğinizde, buna programlarınızda yer verdiğinizde Kur'an-ı Kerimi yalancı çıkarmaya çalıştığınızı lütfen biliniz. Kur'an-ı Kerimin yok dediğini siz var derseniz, Allahı yalancı çıkarmaya çalıştığınızı biliniz. Bunun size hesabı çok büyük olur. Kendisini Müslüman gören bir araştırmacı uzaylıların peşinde koşmaz ve koşanlarıda şiddetli bir dilde uyarır. Siz ama tam tersini yapıyorsunuz. Kur'an da anlatılan olayları sürekli uzaya bağlamaya çalışıyorsunuz. Örneğin; zülkarneyn, ecüc mecüc, nuh tufanı vs. Gerçekten anlaşılır birşey değil. Kur'an-ı Kerimde olmayan şeyleri insanların beyinlerine yerleştiriyor, insanları Kur'an-ı Kerim ile karşı karşıya getiriyorsunuz. Müslümanları, kendi tarihlerini sorgulamaya itiyorsunuz. Müslümanların beyinlerini allak bullak ediyorsunuz. Sizleri anlamıyoruz. Kur’an-ı Kerim bu konuda çok net. İnsan ve cin dışında üçüncü bir varlık yok. Melekleri saymıyoruz çünkü meleklerde hür irade yok. Uzaylılardan bahsedenler, hür iradeye sahip varlıklardan bahseder. Kur'an-ı Kerimde insan ve cin dışında, hür iradeye sahip başka bir varlık yaratılmadığını söyler.

Uzayda yaşayan biri var, bu da cinler!

Evrende sadece iki varlık var, birisi cinler diğer insanlar. İnsan, bizim gezegende yaşamaya mahkum bırakılmış, cinler ise evrenin her yerinde yaşayabilir. Uzaylılar varmı? Bununla, insan dışında herhangi bir varlığın bizim evrende yaşayıp yaşamadığını kastediyorlarsa, evet var; bu da cinler. Bu soru ile ama, evrenin bizim gözle görünür boyutunda bizim dışında her hangi bir canlının yaşayıp yaşamadığını soruyorlarsa; hayır, bizim boyutta bizim evrende bizden başka kimse yaşamıyor. Onca gezegen ve galaksiler kim ve ne için var edildi o zaman; cinler için! Bu noktada, şu konuya değinmekte de yarar var; bilhassa bilim adamı ve aydın olarak geçinenler cinlere inanmaz. Onlar, Allahın var dediği ve Ayetlerinde ismi ile andığı cinlere inanmaz. Allahın anmadığı ve yok dediği uzaylılara ama inanır. Allahın var dediğine yok, yok dediğinede var derler. Onlara göre u
zayda yaşayan varlıklar var ve onlara göre bu varlıklar her türlü şekle ve güce sahip; onlara, sizin uzaylılar hakkında tanımınız tam cinlere uyuyor, bir uzaylıda aradığınız o vasıflara cinler sahip, aradığınız o uzaylı, ayetlerin "cin" ismi ile andığı varlık dediğimizde, cevapları hayır olur. Örneğin; melez ırk teorisi cinlere uyuyor. Cinler insanlar ile ilişkiye girer ve tohumlarını insana eker. Doğan çocukta enerji boytunda doğar.
Bizim fiziki boyut ile temasa giremez. Sadece anne ve baba tarafından görünür. Yani insan dışında hiçbir varlık, madde boyutunda dünyamıza ayak basamaz. Allahın yarattığım dediği cinler bile, madde boyutunda dünyamıza ayak basamazken, siz var olmayan varlıkların istilasından bahsediyorsunuz. İnanılır gibi değil. İnanç dediğimiz şey değerli dostlar, size ayak uyduran değil, sizin ayak uydurmanız gereken şeydir. Kur'an-ı Kerim sizi değil, siz Kur'an-ı Kerimi rehber edineceksiniz!!   

Cinleri uzaylı olarak tanımlasak olurmu?

Olmaz, çünkü aynı boyutu paylaşmıyoruz. Uzaylı olmanın tanımı sadece uzayda yaşamaları değil, aynı anda bizler için görülür olmaları. Onların uzay gemileri başka bir gezegenden bizim gezegene inse bile bizlerin bunu görmesi mümkün değil, çünkü farklı boyuttalar. Bizim boyuta geçmeleri mümkün değilmi? Fiziki olarak mümkün değil. Cinlerin kendileri, birey olarak bizim boyuta geçebiliyor ama kendi fiziki şekillerini kaybetme, enerjiye dönüşme pahasına. Bizim boyuta geçtiklerinde fiziki bütünlüklerini kaybedip şekilsiz, görünmez bir enerji halini alıyorlar. Yani ne kendi fiziki yapılarını bizim boyuta taşıyabilirler nede uzay gemilerini. Eğer geçmeye çalışırlarsa fiziki bütünlüklerini kaybedip şekilden yoksun bir hal alırlar. O yüzden halk arasında cinler şekilsiz varlıklar olarak tanınır. Şekilsiz olduklarından değil, bizim boyuta geçtiklerinde kendi fiziki bütünlüklerini muhafaza edemediklerinden. Onlar kendi boyutunda fiziki varlığını korur, bizde kendi boyutumuzda. Uzaylı olmanın ön koşulu, uzaydan gelip fiziki anlamda bizimle iletişime geçebilmek, cinlerde buna muktedir değil. Fiziki anlamda ne kendileri nede uzay gemileri bizim boyuta geçebilir. Örneğin; siz bir maddenin içine başka bir madde sokabilirmisiniz? Diğerin fiziki bütünlüğünü bozmadan sokamazsınız. Onlar fiziki anlamda bizim boyuta geçebilmiş olsaydı bizim boyutun maddesi bütünlüğünü koruymaz, bildiğiniz düzen kaybolur giderdi. O yüzde ne cinler bizim dünyamıza fiziki anlamda ayak basabilir ne de uzay gemileri. Yani uzaydan bir uzay gemisinin inmesini beklemeyin.

İnsanoğlun bir türü uzayda, farklı bir gezegende yaşıyor olamazmı?     

Sorular, sorular sorular. İşte, sizi uyarmak istediğimiz nokta burası. Bir gizeme merak sardığınız an, olayın içine indikçe daha fazla belirsizlikler doğar daha fazla sorular ile karşılaşırsınız. O sorularda bir müddet sonra bütün inançlarınızı sorgulamaya kadar sizi götürür. O yüzden İslam dini bilinmeyenlerin peşinden koşmayın diye bizi uyarır. Bir bilinmeyenle karşılaştığımız zamanda ilk Kur'an-ı Kerime danışmamızı ister. Bakınız, uzaylılar inancı içi boş bir inanç. Bu tür inançlar içeriği doldurmaya muhtaç inançlar. Bunun içeriğini ya siz dolduracaksınız ya da başkaları. İçeriği belirli hikayelerle doldurdukçada, kendi inancınızla ters düşmeye başlarsınız. Örneğin; bizim inancımıza göre insanlığın babası adem ve adem as bu dünyaya yerleştirilmiş. Farklı gezegenlerde de insan türü canlılar var dediğiniz an, adem as'ı insanlığın babası olmaktan çıkarıyorsunuz. Örneğin; bizim inancımıza göre nuh as insanlığın ikinci babası ve bu gezegende yaşadı. Farklı bir gezegende de insan türevi canlı var dediğiniz zaman nuh as, insanlığın ikinci babası olmaktan çıkıyor. Örneğin; peygamberimiz tüm aleme rahmet olarak indirildi. Farklı bir gezegende de canlılar var derseniz, peygamberimiz tüm aleme rahmet peygamber olmaktan çıkıyor. Değerli dostlar; insanı bizim gezegen dışında, farklı bir gezegen veya nice gezegenlere daha yerleştirdiğiniz an Kur’an-ı Kerimi tamamıyla iptal etmelisiniz. İslam tarihini yeniden yazmalısınız. Örneğin; insanı farklı bir gezegene yerleştirdiğiniz an adem as’ın hepimizin babası mı değilmi onu sorguya açarsınız. Peygamberler bu gezegene indirildiyse diğer gezegende yaşayanlara kim indirildi. Kur’an-ı Kerimde, “biz sadece Nuhun soyunu baki kıldık” denilir, Nuhun soyu bu gezegende ise, diğer gezegendekiler kimin soyundan? Ayetler, yedi kat gökten bahseder, bir güneşten bir ay'dan bahseder. İddia ettiğiniz uzaylıların yaşadığı gezegenin atmosferi eğer 7 tabakadan oluşmuyorsa, bir ay ve bir güneşe sahip değilse, Kur'an-ı Kerim evrensel bir Kitap olmaktan çıkar. Anlayacağınız; insanı, bu gezegen dışında farklı bir gezegene daha yerleştirirseniz, kayış kopar. İslamın herşeyini sorguya açarsınız. Kur’an-ı Kerim yani İslam dini yaratılıştan bahseder; bu yaratılışta sadece adem ve havadan bahseder, bir yerden kovulmadan bahseder (cennetten), başka bir yeri (bizim gezegen) yurt edinmeden bahseder. Bir erkek (adem as) ve kadının (hava) burada yerleştiği ve insanlığın bu ikisinden çıktığından bahseder. Bunların soyları dönem, dönem azgınlıklar yaptığı ve helak edildiğinden bahseder. İslam dini, insanoğlunun hikayesinin cennette başladığı ve yaşadığımız şu dünyada son bulacağını söyler. Siz şimdi kalkar ve farklı bir gezegende de insan vari canlılar yaşıyor derseniz, İslam tarihini, Kur’an-ı Kerimin anlattıklarını tamamen silip yeni bir tarih yazmanız gerekecek. Bir gayrimüslim tamda bunu yapmak isteyebilir, insanlığa yeni bir yaratılış hikayesi sunmak isteyebilir, siz ama bunu yapamazsınız. Müslümanım diyorsanız yapamazsınız. Siz eğer Kur’an-ı Kerime iman ettiğinizi söylüyorsanız; siz uzaylılara inanamazsınız, uzaylılar hakkında teorilere websitelerinizde, kitaplarınızda ve programlarınızda yer veremezsiniz.

Uzay, insana göre değil, ne bugün ne de yarın!

"Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz" (Rahman Süresi, 33).

Cinler, yeryüzü tabakasının sınırlarını aşıp birinci kat göğe çıkmaya çalışıyor, insanda yaşadığı gezegenin göğünü aşıp yeryüzü tabakasına yani yeryüzü tabakasının içinde olan diğer gezegen ve galaksilere yayılmak istiyor. İnsan ve cinlerin kendileri için var edilen yaşam alana burun kıvırtacağını, başkaların yaşam alanlarına göz dikeceğini Allahu Teala biliyordu ve bu ayeti indirdi. Bu ayet yolunuz açık olsun, ben sizinleyim demiyor, bu ayet yapmayın zorlamayın diyor. Bu ayet bir hediye değil bir uyarı niteliği taşıyor. Allahu Teala insanın nefsini var etmiş, sonrası bu nefsi bir uzay giysisi içine yerleştirmiş. Bu dünyada nefes alabileceği, dünyanın nimetlerinden faydalanabileceği, yaşayan biyolojik bir uzay giysisi içine yerleştirmiş (insan bedeni). Hangi ortamda yaşamamız öngörüldüyse bize o doğrultuda bir beden bahşedilmiş. Bu bedenlerimizle uzayda yaşayabiliyormuyuz; hayır, o zaman uzaydan uzak duracağız. Düşmanınız kadar uzay teknolojinizi geliştirin, dahasın peşinde koşmayın. Uydulardan gelen saldırıları püskürtecek kadar. Yani farklı gezegenlerde bir yaşamın peşinde koşmayın. Bu tür niyetler hayırla sonuçlanmaz. Kaldıki, bedenlerimiz dünyanın fiziki şartlarına göre varedilmiş. Bedenleri bu dünyadan kopardığınızda varlıklarını uzun süre ayakta tutamaz, erir gider. Artı, bu dünyada özgürce güven içinde dolaşmak, yemek ve içmek varken, kim marsta bir kulübenin içinde bir hapishane hayatı sürdürmek ister? Kim öldürücü bir dış dünya tarafından kuşatılmış, bir baraka içinde ömrünü geçirmek ister? Toprağını koklayamadığınız, havasını teneffüs edemediğiniz bir ortama kim ayak basmak ister? Güneşinden toprağından ayından suyundan yer çekiminden bedenlerinizin faydalanamayacağı bir gezegende kim yaşamak ister? Kandırılmış bir kaç geri zekalı dışında kimse! Size bir yanardağın içinde yaşamanızı isteseler, size eksi bin derecelere karşı koruma sağlayan, zehirli gazlara karşı koruma sağlayan bir kulübe inşa etseleler ve size, ömrünüzün sonunu bu kulübenin içinde geçirirmisiniz deseler, ne dersiniz? İşte, uzayda bir yaşam böyle. Artı, yetsin be arkadaşlar bu dünya bize. Bu kadarda nankör olmayalım. Neyimiz eksik bu dünyada. En azından bu konuda şükretmesini bilelim. "Bu dünya sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl yaşama odur" (Ankebut Süresi; 64). Bu dünya sadece bir oyunsa, daha fazla oyuncakların (gezegenlerin) peşinde koşmanın ne anlamı var?

Bu tür paylaşımları yaparken dikkat edelim

Neden? İnsanlar ayetleri bilmiyor, doğruyu yanlıştan ayırtedebilecek bilgiye sahip değil. Siz bu tür bilgileri onlara aktarırsanız, Ayetlerden haberi olmayanları rahat ikna edebilirsiniz. Bir insanı bir sefer birşeye ikna ettikten sonrada onu o inançtan döndürmeniz mümkün değil. O yüzden insanları kandırmayın, insanların inançları ile oynamayın.
Bu teorileriniz ile Müslümanların inancını bozuyorsunuz. Bugün uzaylıya inanan bir Müslüman kardeşimiz, yarında adem bizim neden babamız olsun, belki insan türü ondanda eskidir demeye başlar. Bugün uzaylıya inanan bir Müslüman kardeşimiz, yarın peygamberlerede inanmaz, çünkü inandığı diğer gezegenlerde peygamber veya kutsal kitap diye bir şey yok. Bugün uzaylılara inanan bir Müslüman kardeşimiz yarın kıyametin kopuşunada inanmaz. Bu gezegen yok olursa yaşanılacak başka gezegenler var der. Yok, hocam o kadarda değil derseniz; herkesi kendi bilgi seviyenizde görmeyin, herkes sizin gibi Kur'an-ı Kerimi açıp okumuyor. Şu yeni nesli görmüyormusunuz; zehir gibiler. Siz onları bu bilgilerle beslerseniz, onları tamamen kaybederiz. Lütfen, bir bilgi kesin değilse onun paylaşımını yapmayın, onun peşinde koşmayın. Kesin olup olmadığını nereden anlarız; Kur'an-ı Kerim. Kur'an-ı Kerimi açın ve okuyun. Bilgilerinizi paylaşmadan Kuran-ı Kerime danışın. Mutlak doğruyu bilen bir kitabımız var. Böylesine bir hazine bir mucize duvarda bir süs objesi olarak asılı kalmasın, onu lütfen açalım okuyalım ve hayatımıza rehber edinelim!