• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

eski çağlarda yüksek teknoloji varmıydı?

-2016
Geçmiş çağlarda teknoloji varmıydı; yoktu. Bunu nereden biliyoruz?


1. Bilim dünyası

Teknolojinin en basit tanımı;
  • Yapımında taş, toprak ve ağaç kullanılmaması.
  • Eserlerin yapımında insan ve hayvanların fiziki gücü kullanılmaması. 
  • Elektronik madde ve bilgi içermesi.
  • Alaşımlar içermesi, yani birden fazla metali eritip yeni bir metalin keşfi içermesi. Örneğin; çelik. Demire carbon eklediğinizde çelik oluyor. Buna birde chromium maddesi eklediğinizde ortaya paslanmaz çelik çıkıyor.
Geçmiş çağlarda neden teknoloji yoktu, bunun en basit nedeni bizler geçmiş çağlarda farklı metallerin eritilip birbiri ile karıştırılıp farklı özelliklerde metaller ortaya çıkarıldığını görmüyoruz. Tarihçiler geçmişi araştırdığında alaşımlar, birden fazla metalin birleştirildiğine yönelik bir iz bulamıyor. Değerli okurlarımız, bilim dünyası insan tarihini araştırır ve madenlerin kullanımını şu şekilde sıralar;
  • 8 bin yıl öncesi altın kullanımı başlamış.
  • 6 bin 200 yıl öncesi bakır,
  • 6 bin yıl öncesi gümüş,
  • 5 bin 500 yıl öncesi kurşun,
  • 4 bin yıl öncesi bronz,
  • 3 bin 700 yıl öncesi kalay,
  • 3 bin 500 yıl önceside demir.
Bu metalleri tarihçiler buluyor, bunların birbirleri ile eritilmiş halini ama değil. Teknolojinin en basit tanımlarından birisi, bir icatın farklı metallerden geliştirilmiş olması, organik veya inorganik. Bizde bunu geçmişte göremiyoruz. Göremediğimiz içinde geçmişte yüksek teknoloji vardı diyemiyoruz. 

2. Arkeoloji bilim dalı

Arkeoloji bilim dalı geçmiş tarihlerin izini araştırmakla uğraşan bir bilim dalı. Geçmişte yüksek teknoloji yoktu çünkü, arkeoloji bilim dalı geçmişi araştırdığından yüksek teknolojiye dair bir iz bulamıyor. Buldukları tek şey, taş toprak ve ağaçtan eserler. Bunlarda değerli dostlar yüksek teknoloji sınıfına girmez. Mağara insanlardan öncesi ve sonrasını incelediğimizde yüksek teknolojiye dair hiçbir iz göremiyoruz. Ortalıkta hiçbir kanıt yok. Olmadığı için geçmişte yüksek teknoloji vardı diyemiyoruz.

3. Kur'an-ı Kerim

"..Davud'a demiri yumuşatmayı öğrettik..." (Sebe Süresi; 10).

Bu Ayet bize demir kullanımın Davud as ile başladığını anlatır. Davud as, İbrahim as'ın torunu yani yakın tarihimiz. Siz eğer geçmişte bir topluluk yaşıyordu ve bunlar yüksek teknolojiye sahipti derseniz, bilinki o topluluğun demirden haberi yoktu. Demirden haberi olmayan, demiri kullanmasını bilmeyen bir toplulukta sizce ne kadar bilge, sizce ne kadar gelişmiş? Davud as öncesi demirin kullanılmadığı kesin bilgimi? Bilim dünyası madenlerin kullanım tarihlerini sıralar, bu sıralamada Ayetimizle örtüşüyor. Bilim dünyası demir kullanımın 3 bin 500 yıl öncesi başladığını söyler, bu da Davud as'ın yaşadığı tarihle örtüşüyor. Davud as öncesi neden olamazdı, olaya bir de şu boyuttan bakınız; demiri kullanma bilgisi Allahu Teala'nın hz Davud'a bir hediyesi. Bir hediyede anlamlı olabilmesi için, ondan önce kimseye verilmemiş olması. Siz eğer bir hediye'yi farklı dönemlerde farklı kişilere veya topluluklara verirseniz, o hediye özel olmaktan çıkar. Hediye'yi veren Allah, hediye'yi alanda bir peygamberse bilinki o hediye ilk defa yeryüzüne indiriliyor, bilinki bundan önce kimse bu ilme sahip değildi. Çelikte demirden yapıldığını düşünerseniz, geçmişte yüksek teknoloji vardı derseniz, demir ve çeliği kullanmayan demir ve çelikten haberi olmayan bir teknolojik dönemden bahsetmiş olursunuz, bu da ne kadar mantıklı buna siz karar verin.

4. İlahi Düzen


Belirli konular hakkında yorum ve iddialar ortaya atmadan önce yaratılışı, ilahi düzeni anlamanız gerek. Anatomi bilmeyen bir hekim, insan bedeni hakkında ne kadar sağlıklı yorum getirebilir? Getiremez. Her müdahalesi karanlıkta bir taş atmaya benzer, bazen hedefini tutar çoğu zamanda şaşar. İlahi düzeni anlamadan ilahi düzen hakkında yorum
getirenlerin durumu bundan ibaret. Düzeni anlamadan düzen hakkında iddialar ortaya atmayınız. Düzen nedir?

   a. ilimi Allah indirir

İnsanlar maalesef, ilim ve icatların kendi çabalarına bağlı olduğunu sanır. Yanlış. İnsanda birşeyi icat etme kudreti bulunmaz. İnsanlar icatların yeryüzüne ait birşey olduğunu sanır. Yanlış. İcatlar Allah katına ait. Allah icat eder, sonrası bunu vakti saati geldiğinde bir düşünce bir ilham olarak insana indirir. İnsan bu düşünce bu ilhamı aldığı zamanda "eureka" der ve yeryüzünde bir icat doğmuş olur. İlahi düzen hakkında anlamanız gereken ilk şey, icat ve ilim Allah katına ait, insana ait değil. İnsanın kendi çaba ve gayreti ile ortaya çıkarabileceği birşey değil. 20 veya 50 bin yıl önce şurada bir medeniyet yaşıyordu, kendilerinde yüksek teknoloji vardı dediğiniz an teknolojinin Allahtan bağımsız geliştiğini ima etmiş olursunuz. Yahut uzaylılar geldi ve yeryüzüne şöyle bir teknoloji transferi yaptı dediğiniz an insanlık üzerinde herkesin bir hesabı bir planı olduğunu, ama Allahın olmadığını iddia etmiş olursunuz. İddialarınızın Allah hakkında nasıl bir suizana sebep olduğunu görüyormusunuz? Bu tür teorileri Allah inancı olmayan, tanrı olmak isteyen küresel bir aklın ürünüdür. Lütfen bu oyuna gelmeyin. İnsanlık üzerine yegane tasarruf sahibi Allah. Allahta bir hesaplamaya bir kaideye göre hareket eder. Nedir bu kaide; birincisi zaman. Herşeyin bir vakti saati var ve herkes saatini bekleyecek.


   b. ilim sıralamaya göre iner

İlim yeryüzüne inmeye başladığında bir sıralamaya göre iner. Her ilmin bir vakti saati var, o saat gelmeden de kimsenin aklına o ilmin düşünceleri inmez. İlim inmeye başladığında da bir sıralamaya göre iner. Örneğin; 1.2.3. ve 4. sanayi devrimleri. Bir ilim inmeden, o ilmin ön ilimleri inmesi gerek. İnsanlığın ilimler üzerindeki hakimiyeti arttıkçada bir sonraki ilim indirilir. Geçmiş çağlara teknoloji indirenler böylesine bir düzene tabi değiller. Onlar bir anda bir çağa yoktan uzay teknolojisi indiriyor, bir anda da bunu yok ediyor. Bu da size ne kadar mantıklı geliyor. Hiçte değil. Tarihe baktığımızda savaş teknolojisinden meslek hayatına, giyimden gıdaya kadar her birinin ilmi yüz yıllar içinde geliştiğini görüyoruz. Siz ama ne yapıyorsunuz, sıfır ilme sahip mağara insanlarını bir anda uzaya gönderiyor sonrada onların elinden bir anda o teknolojiyi alıp mağara yaşantısına devam diyorsunuz. İnsanlık sizin tasarrufunuzda olsaydı, öyle görüniyorki siz insanlık ile top gibi oynardınız. Filmi bir ileri bir geri sardırır dururdunuz. Birinci itirazımız, ilmin Allahtan gelmediği Allahtan bağımsız ve tesadüfen olayların vuku bulduğu inancınıza. İkinci itirazımız, iddialarınızın toplumsal gelişimi hiç dikkate almaması. A
teş yakmasını bilmeyen bir topluluğun önüne siz bir uzay gemisi indiriyor, o çağın altyapısı ve insanı buna hazırmı, bunu ve dahasını sorgulamadan araştırmadan bu iddiaları ortaya atıyorsunuz. Özetlersek; her ilim zamanını bekler. İnsan gelişimini bekler, doğal kaynakların olgunlaşmasını bekler vs. Dünya bir bütün olarak hazırsa ilim indirilir. Bir yörede uzay çağı, başka bir yörede mağara çağı, yok böyle birşey.

   c. ilimde kopma olmaz

İlim yeryüzüne inmeye başladığında aralıksız iner. İlim inmeye başladığında bir inip bir inmemezlik yapmaz. Mesela bir bin yıl inip bir bin yıl inmemezlik yapmaz. İnmeye başladığında aralıksız devam eder. İlim Allah katından indiği için, eğer ilim bir bin yıl inse bir bin yıl inmese, o zaman bundan haşa şöyle yorumlar çıkardı; Allahın ne yapmak istediğini bilmediği,
yanlış kararlar verdiği, kararlarında tutarsız olduğu, düşünmeden hareket ettiği, insanı hangi ilim ve kültür seviyesine taşımak istediği konusunda kararsız kaldığı gibi yanlış anlamlar çıkardı. O yüzden ilim, bir inme bir inmemezlik yapmaz. İlim, gökten yeryüzüne akmaya başladığında Allahın belirlediği bir hesap doğrultusunda aralıksız akmaya devam eder. Örneğin; Allahu Teala geçmişte yeryüzüne teknoloji indirmiş olsaydı, bunu artırarak günümüze kadar indirir ve bizler bugün cinler aleminde olduğu gibi gezegenler arası seyehat etme konumuna erişirdik. Nasıl yüz yıl önceki teknoloji, 1. 2. 3. ve 4. sanayi devrimi adı altında sürekli gelişerek günümüze kadar geldiyse, eğer geçmiş dönemlerde teknoloji olsaydı onlarda gelişerek günümüze kadar gelir, kaybolma ve gizlenme şansı olmazdı.

   d. insan ilimle olgunlaştırılır

Bir ilmi sadece ilim olarak görmeyin, ilim aynı zamanda insanlığın olgunlaşması ve gelişmesini sağlayan bir araç. O yüzden ilimler dozaj dozaj yeryüzüne indirilir. İnsana o ilmi hazmetmesi için bolluktan şımarmaması için zaman tanınır. İlmin bir üst seviyeside, o hazım süresi tamamlandıktan sonra indirilir. Bir ilim hazmedilemeden bir sonraki ilim seviyesi indirilmez. İnsanlık ilimle olgunlaştırılır. Siz bir anda tüm ilimleri indirirseniz o zaman i
nsanı bir ilmin inceliklerini anlamadan bir başka ilme geçmek zorunda bırakırsınız. Bir ilmi anlamaya, çözmeye, inceliklerini öğrenmeye çalışan insanın omuzuna, aynı anda yüzlerce farklı ilmi yüklemiş olursunuz. Bu da ilahi düzene ters. İlim aynı zamanda bir nimettir. Siz bir topluluğa aynı anda tüm ilimlerin bilgisini indirirseniz, insan şükretmeyi unutur, azar ve sapıtır. Siz eğer geçmişte yüksek teknoloji vardı derseniz, o dönemin insanına tüm ilimlerin bir anda indiğini iddia etmiş oluyorsunuz, bu da ilahi düzene ters arkadaşlar. Teknoloji onlarca farklı bilim dalını içinde barındırır. Aynı anda tüm ilimlerin inmesi, yüzlerce yıl bir olgunluk safhasından geçmeden bir topluluğa inmesi mümkün değil. İlim, damla damla toplumu olgunlaştıra olgunlaştıra yeryüzüne iner, bir anda toplu halde inmez. İnsan bile ana rahmine düştüğü an doğmaz, rahimde 9 ay bekletilir. Yürümesi için bekletilir, konuşması için bekletilir. Siz bir anda bütün ilmi aynı anda insanın omuzuna yükleyemezsiniz, yüklerseniz insan o yükün altında çöker. Yani, aynı anda bütün ilimlerin bir çağa inmesi ilahi düzene ters. İlahi düzene ters olan mantığada insan gelişimi ve insan sosyolojisinede ters olur
.



kelimelerden türemiş hurafeler