• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

atlantis hikayeleri gerçekmi?


-2016
Günümüzde atlantis olarak anılan, yüksek teknolojiye sahip olduğu iddia edilen bir uygarlık, geçmiş çağlarda yaşadımı? Bunun iki cevabı var, birincisi; h
ayır, yaşamadı. İkinci cevap ise, olabilir. Bunu açalım; eğer yüksek teknolojiye sahip bir uygarlıktan bahsediyorlarsa, o zaman hayır. Öyle bir uygarlık yoktu ve olamazdı da. Eğer ama, yok oluşla yüzleşen bir kavimden bahsediyorlarsa, o zaman evet, mümkün olabilir çünkü İslam tarihi helak edilen kavimler ile dolu. İlk önce neden olamaz, yüksek teknolojiye sahip bir uygarlık geçmiş dönemlerde neden olamazdı bu sorunun cevabını verelim;

1. ilim ve zaman

Geçmiş çağlarda teknoloji olup olmadığını anlamanız için en temele inmemiz lazım. Teknoloji nedir ve sahibi kimdir? Teknoloji ilimdir, bunun sahibide Allahtır. Allah akıl eder, sonrası bunu bu konuda en çok çalışan ve emek sarfedene ilham olarak indirir. Anlamanız gereken ilk şey siz icat etmiyorsunuz, Allah ediyor. Batı dünyası için bu iddiaları ortaya atmak kolay çünkü Allah inancı yok. Onlar gökten uzaylı teknolojiside indirir, ilkel avlanma çağının ortasına üstün bilge insanlarıda. Sonuçta hayal gücün sınırı yok. Bir müslüman ama böyle hareket etmez. Bir müslüman kaidelere inanır. Bir düzene inanır. Yeryüzünün Allahın tasarrufu altında olduğu ve insanlığı bir sonraki çağlara Allahın taşıdığı, bunu yaparkende kullarının hazım kapasitesi doğrultusunda bunu yaptığını bilir. İlim sadece çok çalışmakla inmez aynı zamanda kulların hazmı doğrultusunda iner, yeryüzünün buna hazır olup olmadığına bakılarak iner. Örneğin; bir sonraki yüz yıl Allahu Teala hangi ilimleri yeryüzüne indirmek istiyorsa, o ilimlerin ön ilimlerini bu yüz yıl ve bir evvelki yüz yıllarda indirir. Bir topluluk yoktan bir anda gelişim sağlamaz. Allahu Teala insanlığı hangi ilim seviyesine taşımak istiyorsa, ona göre ilimleri indirir ve bu ilimleri indirirken ilimlerin kurumsallaşmasını bekler.
Üniversiteler, araştırma merkezleri vs. Toplumun bunu hazmetmesini bekler. Bu süreçte yüz yılları hatta bin yılları alabilir. Geçmiş çağlarda teknoloji varmıydı? Yoktu. Bu iddiayı ortaya atanların birinci hatası, hiçbir kural veya düzene tabi olmamaları. Gelişimin zaman aldığı, kurumsallaşma ve kök salması için zaman gerektiğini bilmemeleri. Kendileri bir düzene inanmadığı için yaratıcınında kendileri gibi hareket edeceğine inanıyorlar. İnsan aceledicir, hemen ve bir anda birşey olsun ister, Allah ama değil. Allah sabır der zaman der. İlkel avlanma yöntemlerin dünyaya hakim olduğu bir döneme uzay teknolojisi yerleştiriyorlar. O ilim nasıl o seviyeye geldi, neden dünyanın diğer yöreleri bundan mahrum bırakıldı gibisine yüzlerce soruyu es geçiyorlar? Bunları onlara sorduğunuz zamanda, cevap basit; uzaylılar indirdi. Bu uzaylılar neden bugün veya atlantis sonrası yeryüzüne tekrar inmedi diye sorduğunuz zamanda, cevap yine basit; insanlıktan birşey olmayacağını anladılar. Şimdi bu kafaya ne dersiniz; yolunuz açık olsun dersin. Özetlersek; pozitif bilimlerin yeryüzüne henüz inmediği bir çağa uzay teknolojisi inmez. İlk önce basit semboller iner, sonrası abc. İlk önce basit rakamlar iner sonrası çarpma bölme bilgisi iner. Bir bin yıl sonrasıda kağıt iner vs. Ana okullarda ilk okullarda öğretilen bilgilerin inişi bile bin yılları alırken, siz yokluğun ortasına tüm ilimleri indirirseniz, bu hayal ürünü bir bilim kurgu ürünü olmaktan öteye geçmez.

2. ilim ve mekan

Günümüzde atlantis adı ile anılan bir uygarlık geçmişte var olmuş olsa bile, yüksek teknolojiye sahip olamazdı çünkü; ilahi düzende ilim yeryüzüne eşit dağıtılır. Tüm ilimleri bir noktaya indirir, geri kalan kıtalarda sıfır ilim vardı derseniz, ilahi düzene aykırı birşey söylemiş olursunuz. Örneğin; gerek ilim gerek yeraltı zenginlikleri, Allah bunları yeryüzüne eşit dağıtır. Bir yerde fazla ilim varsa, orada yeraltı kaynakları az olur, yeraltı kaynakları fazla ise ilim az olur. Örneğin; dünyanın bir yerindeki milletin cüssesi büyükse akılda bir adım geri olur, cüsse küçükse akılda bir adım ileride olur. Bu şekilde denge sağlanır. İlahi düzen, ilahi düzen ilahi düzen, ilahi düzeni anlayın. Yani her daim büyük fotoğrafa bakmaya çalışın. Varsayalımki, Allahu Teala tüm ilimleri bir anda yeryüzüne indirdi, insanlığa bir hazım bir olgunluk bir kurumsallaşma zamanı tanımadan tüm ilimleri bir anda indirdi, o zaman bile tüm ilimleri bir uygarlığa indirmez, ilahi adalet doğrultusunda o ilimleri o dönemde yaşayan uygarlıklar arasında eşit şekilde paylaştırırdı. En azından dünyanın iki zıt kıtası arasında paylaştırır, denge olsun isterdi. Örneğin; yüz yıl öncesi abd ve sovyetler birliği gibi veya günümüzde çin ile abd gibi. Tüm ilimleri bir anda bir noktaya indirmek, ilahi adalete aykırı.

3. Teknoloji ve hammadde

Teknoloji iki şeye muhtaç, birisi teori (ilim) diğeri pratik (hammadde). Bu ikisi beden ve ruh gibidir. Teknolojinin ruhunu ilim temsil eder, hammadde de bedenini. İlme sahipsiniz ama hammadde yok, teknoloji üretemezsiniz. Hammadde var ama ilim yok, teknoloji üretemezsiniz. Atlantis adında bir uygarlık var olduğu iddia edilir ve bunların bir ada'da yaşadığı ve yüksek teknolojiye sahip olduklarına inanılır. Bin yıllarca öncesi, bu vasıflara sahip bir uygarlık yaşamış olabilirmi sizce? Bu zamana kadar bizden öğrendiklerinizden yola çıkarak cevabınız ne olurdu? Tabiki; olamaz olurdu. Neden olmazdı, bunun bir nedenide hammadde ihtiyaçlarını nasıl karşıladılar sorusu. Bir saniyeliğine tüm ilimlerin bir adaya indiğini varsayalım, o ilimden teknoloji üretmek için hammaddeye muhtaçsınız, bir ada'da yaşayan toplulukta bu ihtiyacı nereden ve nasıl karşıladı? Bir adaya yüksek teknolojiye sahip bir uygarlığı yerleştiriyorsunuz, tamam bunu anladıkta değirmenin suyu nereden geliyor? Günümüzde yüksek teknolojiye sahip ülkelere baktığımızda, her biri dünyanın farklı bir noktasından hammadde getirdiğini görüyoruz. Bir ada'da yaşıyorsanız, zaten hapı yuttunuz. Sizin yeraltı kaynaklarınız zaten yok derecede az. Atlantis tezi çürük bir tez çünkü her yerden açık veriyor. Bir adaya yüksek teknolojiyi yerleştiriyorsunuz, bu değerimenin suyu nereden geliyor nasıl dönüyor bunu yok sayıyorsunuz. Olmaz. E
ğer bir ada'da teknoloji üretmek istiyorsanız kaynak temini için yeryüzüne yayılmanız bir zorunluluk. Gelelim bir sonraki noktaya;

4. Teknoloji ve yayılımcı politika

Bir yerde teknoloji varsa bilinki o topluluk içine kapanık olamaz. O uygarlık o teknolojiyi ayakta tutabilmek ve geliştirmek için sürekli dünya'yı kaynak peşinde dolaşmak zorunda. Atlantis adında bir uygarlığın varlığı iddiasını çökerten noktalardan biriside tam burası; bu tezi savunan içine kapanık bir medeniyetten bahseder. Hem içine kapanıklar hem yüksek teknolojileri var, bu ikisininde aynı anda olması mümkün değil. Ya içinize kapanmaya karar verip teknolojiden mahrum kalacaksınız (ilkel kabileler) ya da dışa açık olup teknoloji sahibi olacaksınız (küreselci akıl). Hem içine kapanıp hem teknoloji sahibi olmak, bu mümkün değil. Bu tezi savunanlar eğer yüksek teknolojileri vardı ve dünyaya hakimdiler, dünyanın denizlerine hakimdiler demiş olsaydılar o zaman atlantis gibi bir uygarlık mantığa biraz daha yatardı. Böyle olmuş olsaydı ama, o zaman zaten osmanlı, romalı ve persliler gibi tarih kitaplarında yerlerini alırdı. Özetlersek; içine kapanık topluluklar yüksek teknoloji üretemez, mutlaka yayılımcı politika izlerler. Bu teknolojinin getirdiği bir mecburiyet. Atlantis teorisi ilim boyutundan sınıfta kalmıştı, hammadde boyutunda da sınıfta kalıyor. Hem içine kapanık bir topluluk olduğunu iddia edeceksiniz hem yüksek teknoloji, bu ikisi bir arada mümkün değil. Geriye sadece bir tez kaldı, o da bu uygarlığın bir hayal ürünü olduğu tezi. Atlantis hikayeleri bir hayal ürünümü? Evet! Bunun bir hayal ürünü olduğunu nereden anlıyoruz;

5. Teknoloji ve sömürü

O
dönem yeryüzüne yayılan tüm halklar oklarla avlanırken siz uzay gemilerine sahip bir uygarlıktan bahsediyorsunuz ve o uygarlık kalkıp onları esir almaya onları fethetmeye kalkışmıyor; işte hikayenizi ele veren, bunun bir fantezi romanı olduğunu açığa çıkaran nokta burası! Güçlü olup çevresini fethetmeye kalkışmayan bir devletin tarihte bir örneği yok. Eğer bir yerde üstün teknolojiye sahip bir topluluktan bahsediliyorsa, o zaman ilk önce o topluluğun yeryüzüne yayılıp yayılmadığına bakın. İnsan tabiatı yayılımcıdır. Ne kadar güç o kadar çevresini sömürme dürtüsüne sahip olur. Bir hikayede birisi herkesten üstünse, üstün olmasına rağmen lehte (osmanlı) veya aleyhte diğerlerin hayatlarına karışmıyorsa bilinki o hikaye gerçek değil, bir hayal ürünü. Gelelim bu hikayenin dini boyutuna. Şimdi siz soracaksınız; bu hikayenin bir de dini boyutumu var; evet, hemde çok büyük.

6. İslam dini ve atlantis hikayesi

Bize anlatılan hikayede
kültür seviyesi yüksek, kötülük sıfır, teknoloji yüksek, uygarlığın nirvanasına ulaşmış bir topluluktan bahsedilir. Herkese örnek olabilecek bu uygarlığıda Allah yok ediyor. Adayı batıran kim; Allah. Batırılan kim; gelmiş geçmiş en iyi topluluk. Bunu dini açıdan değerlendirdiğinizde bu size mantıklı geliyormu? İyilerdi ama batırılmışlar, bu size mantıklı geliyormu? Gelmiyor değilmi. Neden; çünkü Allah iyileri yok etmez! Doğal afetlerin Allahtan bağımsız hareket edemeyeceğine göre, atlantisi Allah batırdı demeye getiriyorsunuz. Allahta masum bir medeniyeti yok edermi; yok etmez. "Bir şehrin toplumu doğru ve yararlı davranışlarda bulunduğu sürece, senin Rabbin o şehri haksız yere yok edecek değildir" (Hud Süresi; 117). Atlantis hikayesi işte sizi böylesine sinsi bir tuzağa düşürüyor. Bir uygarlık vardı ve çok iyiydi çok medeniydi ama yok edildiler diyor ve Allaha iftara atıyorsunuz. Allahu Teala iyileri batırmaz, kötüleri batırır. İlim, yöre, zaman vs herşeyi geçtik, varsayalımki öyle bir medeniyet vardı ve battı, sadece o battığı bilgisinden bilinki o topluluk uygar ve medeni değildi, tam aksi kötüydü! Size şimdi birde atlantis hikayesinin bir başka versiyonunu anlatalım; sizin atlantis olarak adlandırdığınız bir kavim gerçektende bir ada da yaşıyordu. Ancak anlatılanın aksine iyi ve medeni değildi. Çok kötü çok ilkel ve sapkındılar. Çevre halklara zulüm ediyorlardı. Allahta onlara uyarıcı gönderdi. O bahsettiğiniz uzaylılar birer elçiydi. Dinlemediler. Allahta onları helak etti. Allahla arası iyi olmayan biriside (iblis), bu halk çok iyiydi bizden çok gelişmişti çok öteydi, Allah onların medeniyetini kıskanıyordu diye bir hikaye uydurdu. Bu hikayede yayıldı, dinleyen her kulak bu hikayeye kendi kafasınca eklemeler yaptı ve nesilden nesile anlatıldı. Yani, sizin bugünlerde atlantis diye övdüğünüz uygarlık belkide çok kötü ve sapkındı, helak edilmeyi hak eden bir topluluktu. Ne dersiniz?

kelimelerden türemiş hurafeler