• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

zülkarneyn as uzayda seyehat ettimi?


-2016
Günümüzde müthiş bir uzaylılar propagandası var, birileri uzaylı inancını güncel hayatımıza sokmak için her türlü iletişim aracı üzerinden konuyu işliyor. Uzaylıların varlığı, gözle gördüğümüz dünya eşyası gibi gerçek algılansın istiyorlar. Neden? Bizim tahminimizce enerji boyutunda yaşayan şeytanları yeryüzünün görünür boyutuna taşımaya çok yakınlar. O şeytanlarıda bize uzaylı olarak yutturacaklar. Bizim mahalleden bazı akılsızlarda bu değirmene maalesef su taşıyor. Gerek Kur'an-ı Kerim üzerindeki çalışmalarını gerek gizemli teoriler üzerindeki çalışmalarını sürekli uzaya bağlıyorlar. Sonuç; müslüman kardeşlerimizin beyinlerini allak bullak ediyor, Kur'an-ı Kerimin bize sunduğu İslam tarihini sorguya açıyorlar. Birşey sorgulanması gerekiyorsa merak etmeyin biz herkesten önce bunu sorgularız ancak, Kur'an- Kerim sorguya açık değil. İndiren belli koruyan belli; "Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız" (Hicr Süresi; 9). Kutsal kitabımızda ne Ayetler eksik ne de içeriğinde bir yanlışlık var. Kim bunun garantisini veriyor; Allah. Ayetlerin nasıl bir koruma altında olduğunu bakınız Allahu Teala nasıl bir örnekle bize anlatıyor; "Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık. Sonra da onun şah damarını mutlaka koparırdık. Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı" (Hakka Süresi; 45-47). Sayın okurlarımız, kutsal kitabımızın içeriği sorguya açık değil. Ne bir gram eksik ne bir gram fazla. Bu konuda herhangi bir şüpheye mahal vermemek içinde Allahu Teala, en sevdiği kulunun can damarını koparma tehdidi ile noktayı koyuyor. Allah, benim kitabım ve bizzat benim korumam altında dedikten sonra, akan sular durur. Karşımızda kusursuz, noksansız, mükemmel ötesi mucizevi bir kitap var. Bunun içeriğini sorguya açmakta sadece sizi helaka sürükler, ötesi birşey elde edemezsiniz. 


Olamazmı hocam, zülkarneyn as uzayda seyehat etmiş olamazmı?

Varsayalımki uzayda seyehat etti, orada kime hitap etti? Bizim gözle görülür ve kulakla duyabileceğimiz boyutta uzayda insanın dışında bir varlık yokki birine hitap etsin. Velevki var; o zaman kim yarattı onları? Bu Allah olamaz, çünkü Kur'an-ı Kerim sadece insan ve cinden bahseder. Varsayalımki başka gezegenlerde de insan vari canlılar yaşıyor, kim bunların atası? Hz Adem ve hava anamız olamaz çünkü onlar bu dünya'ya yerleştirildi. Onların atası başka derseniz o zaman hz Adem ve hz Nuh insanlığın ortak babası olmaktan çıkar. Onların bir kutsal kitabı varmı? Varsa,
kutsal kitabımız evrensel bir kitap olmaktan çıkıyor. Eğer kutsal kitabı yoksa o zaman Allahın ben kitap indirmediğim toplulukları helak etmem sözü havada kalıyor. Onların bir peygamberi varmı? Varsa, peygamberimiz sav'ı tüm aleme rahmet peygamber olmaktan çıkıyor. Kısacası, insanı bizim gezegenin dışına çıkardığınızda İslam dinini nasıl sorguya açtığınızı görüyormusunuz? Eğer siz insanı yeryüzü dışında farklı bir gezegene yerleştirirseniz, sümerlilerin anunnaki masallarını alır ve göklerde yaşayanlarıda dünya' ya indirirseniz, bilinki Kur'an-ı Kerimin anlattığı İslam tarihini yeniden yazmanız gerekecek. Yani Kur'an-ı Kerimi yeniden yazmanız gerekecek. Aslında yazıyorsunuzda. Farkında değilsiniz belki ama siz İslama alternatif bir hikaye yazıyorsunuz. Buna Ayetleri alette ediyorsunuz. Kur'an-ı Kerimi nasıl sorguya açtığınızı hesaplayamadan alet ediyorsunuz. Anlattığınız masalların genç nesillerimizin beyinlerinde nasıl bir tahribata yol açtığını göremeden alet ediyorsunuz. Olayların önünü ve arkasını hesaplamadan masallar ortaya atıyor İslam tarihini sorguya açıyorsunuz, bilinki bundan hesaba çekileceksiniz.

Kime bir elçi indirilecekse, o elçi o topluluğun arasından seçilir!

Yeryüzüne indirilen elçilerin uzayın derinliklerinde dolaşmadığını anlamanız için Allahu Teala ne yapmış biliyormusunuz, bir Ayet indirmiş. Bir Ayet ile bu tür spekülasyonların önüne geçmek istemiş, tabi okuyup anlayana; "De ki: 'Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.'"
(İsra Süresi; 95). Olayı anladınızmı? Kime gönderilecekseniz onların arasından seçilirsiniz. Yeryüzünde elçilik yapılacaksa yeryüzünde yaşayanlardan birisi seçilir. Gökte elçilik yapılacaksa gökte yaşayanlar arasından birisi seçilir. Allah gökten yeryüzüne elçi indirmemişki, yerden gökyüzüne bir elçi çıkarsın. Anladınız! Eğer Zülkarneyn as insanlara indirilmiş bir elçi ise göğe gönderilmez. Eğer gökte veya uzayda bir topluluğa gönderildiyse, gökte kalır insanların arasına inmez. Bu bir Ayet, ilahi bir kural. Gök yeryüzünden yönetilmez, yeryüzüde gökten yönetilmez. Kim kimi yönetecekse Allah onların arasından birini seçer ve başlarına yönetici kılar.

Ecüc mecücler

Zülkarnayn as yerüyüzünde yaşadı, dolayısıyla ecüc mecüclerde yeryüzünde! Yerin altındalar ve kazma kürek kazıyorlar. Bu nasıl mümkün? İşte, bizler asıl bu tür soruları sormamız ve bunların cevabı peşinde koşmalıyız. Uzaylılar peşinde koşma yerine, yani kolayın peşinde koşma yerine, yer altında bir yaşam mümkünmü bunun araştırmasını yapmamız gerekir. Örneğin; güneş enerjisine muhtaç duymayan bitki türleri varmı, yer altında su kaynakları veya enerji kaynakları varmı vs. İlk önce uzayın gizemini değil, kendi dünyamızın gizemini çözmeye çalışalım. Zülkarneyn as, ecüc ve mecücleri yer üstünden alıp yer altına hapsetmedi. O topluluk zaten yüz yıllar, belkide bin yıllardır yer altında yaşıyor ve yer altında kendilerine bir yaşam ortamı kurmuştu. Sadece, dönem dönem yer üstüne çıkıp yer üstü halkına zulüm ediyorlardı. Yer altından çıktıkları noktada iki dağın ortasında bir yerdi. Zülkarneyn as'da, o iki dağın tepesini bir hizaya getirdi ve girişi erimiş bakır ile kapattı (Kehf Süresi; 95-97). Ayetlerin bize verdiği malzemeler; insanların fiziki kuvvetinden yararlanmak, demirden çubuklar kullanmak, iki dağın tepesini aynı hizaya getirmek, erimiş bakır dökerekte aşılmaz bir engel oluşturmak. Bu ipuçları size verilse, siz bundan nasıl bir hikaye çıkarırsınız? Siz bundan çin halkı ve çin seddi çıkarırmısınız? Siz bundan bir uzay halkı ve uzayda inşa edilen bir elektromanyetik kalkan çıkarırmısınız? Elbette çıkarmazsınız. Gizemli teorilerin peşinde koşanlar ama çıkarıyor. Kafa gittiği sınır tanımadığı zaman, olacağı bu. Bu bilgilerden biz nasıl bir hikaye çıkarırdık; ilk önce yöre halkını işci olarak kullanırdık. Demir çubukları ellerine verir iki dağın tepesini düzleştirirdik. Düzleşme esnasında elde ettiğimiz taşlarlada onlara, iki tepe arasına, giriş kapısınıda kapatacak şekilde bir duvar inşa ettirirdik. O taş duvarın bir metre önüne, paralel bir duvar daha diktirirdik. Sonrada iki duvarın arasına erimiş bakırı dökerdik. Girişin üzerinide düzleştirir, bu alanıda erimiş bakırla kaplardık. Biz böyle yapardık. Siz nasıl yapardınız? Ayetlerin verdiği bilgilerden yola çıkarak, siz nasıl bir çözüm üretirdiniz? Uzaya gitmeyin, iki dağın arasında yer altına inen bir giriş var ve orasını kapatmanız gerek. Siz buna nasıl bir çözüm üretirdiniz? Olaya bu dünya gözüyle bakarsanız, eminim sizde güzel çözümlerle gelirsiniz. Gördüğünüz gibi olayın hiçbir gizemli yönü yok, dünyamız içinde gerçekleşen sıradan bir hadise. Bir dünyalı gözüyle değilde bir uzaylı gözüyle bakarsanız ama, o zaman insanın hayal gücün sınırı yok, keyfinize göre hikayeler uydurabilirsiniz.

Özetlersek

Siz ne ile imtihan edilecekseniz, Allah herşeyi paketleyip bu dünyanın içine yerleştirmiş. Vakti geldiğinde de her biri paketten çıkacak. İmtihan bu dünya, imtihanımız uzay değil. Eğer imtihanımız uzay olsaydı, bizlere o doğrultuda imkanlar tanınırdı, en basiti uzayda nefes alma niteliği verilirdi. İnsanın yurdu yeryüzü, uzay değil. Dolayısıyla bize indirilen elçilerde yüzleşeceğimiz tehlikelerde yeryüzünün içinde. Neymiş zülkarneyn boynuz anlamına geliyormuş, boynuzlarda parallel boyutlara işaret ediyormuş. Velevki buna işaret ediyor, kafalarının basmadığı nokta; her paralel evren kendi zülkarneyniyle var edilir. Eğer bizim boyutun zülkarneyni diğer boyutlara geçiş yapmış olsaydı, diğer boyutların zülkarneyn işine sürekli burnunu sokmuş olurdu, siz bunda bir mantık görüyormusunuz? Değerli dostlar; uzay, uzayda yaşaya bilen varlıklar (cinler) için bir imtihan sahası, dünyamızda insanın imtihan sahası. "Allah hiç kimseye taşıyabileceğinden daha fazlasını yüklemez"
(Bakara Süresi; 286). Uzaylılardan anlatılırken öyle anlatıyorlarki sanki bunların kendileri yaratıcı (ata-uzaylı inancı), sanki yeryüzü Allahın değil uzaylıların tasarrufu altında, sanki olaylar tesadüfen Allahın bilinci ve kudreti dışında gerçekleşiyor. Bu tür bilgileri paylaştığınızda yazdığınız her satır ile Allaha şirk koşuyorsunuz bunu biliniz. Bu tür hikayeler batı kaynaklı. Allah inancı olmayan kişiler tarafından ortaya atılan inançlar. Onlar buna inanabilir, siz ama niye bunlara inanıyor bunun yaygarasını yapıyorsunuz? Aklınızıda kullanmıyorsunuz, örneğin ufo'lar. Hem uzaylalıların üstün teknolojisinden bahsediyorsunuz hem uzaylılara uçan daireler yakıştırıyorsunuz. Bu ne perhiz bu ne lahana. Aerodinamik, manevra kabiliyeti diye şeyler var, eğer kanatsız bir obje havada üstün uçma kabiliyetine sahip olsaydı tüm savaş ve sivil uçaklar kanatsız olur, uçan tüm kuşları Allah kanatsız yaratırdı. Anladınız. Neden insanlar uçan daire görüyor o zaman? Bir hologram ile gökte çizebileceğiniz en basit obje bir dairede ondan. Küresel akıl size oyun kuruyor. Sizde maşallah bal gibi yutuyorsunuz. Herkes ufo görüyor, kimsede yahu bu ufolar kanatsız nasıl uçuyor nasıl manevra yapıyor sorusunu sormuyor. Birisi birşey ortaya atıyor, önünü arkasını düşünmeden lap diye hikayeyi satın alıyorsunuz. Yapmayın bunu ve rahat olun. Paniğe gerek yok. Uzaydan bize ne bir gök taşı düşecek ne de uzaylılar yeryüzüne inecek. Bu tür hikayeler anlatanlar sizi korkutarak sizi kendilerine bağlamak istiyor. Pavlov'un köpek üzerindeki deneyi gibi, korku ile insanlığı alışılmış davranış şeklin dışına itmeye çalışıyorlar. Uyanık olalım ve küresel çetenin oyunlarına ve tuzaklarına kanmayalım. Onların inancı onlara bizim inancımız bize. Bizim Allahımız var. Bizi yeryüzüne yerleştiren Allah, bizi rızıklandıran Allah, bizi koruyan Allah, herşeyin kaderini belirleyende Allah. Allahta taşıyamayacağımız bir yükle bizleri yüzleştirmeyeceğini söyler. Yani yeryüzünde yüzleşeceğimiz herşey insani güçle karşı koyabileceğimiz şeyler. O yüzden rahat olun. Batının yaymaya çalıştığı panik havasına kanmayın.


kelimelerden türemiş hurafeler