nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                       

                                                                                                                                                                   

                                               
 



aylar ve rızık arasındaki gizem
ilahi düzende hiçbir şey tesadüf hiçbirşey diğerinden bağımsız değil, en basit örneği doğanın kendisi. Ormanlık bir alanda çok küçük ve önemsiz görünen bir böcek türünü yok ettiğiniz an, dengeyi bozuyor diğer canlı ve bitki türlerin yaşamınıda tehlikeye atıyorsunuz. Herşey birbirine bağlı ve uyum içinde varedilmiş. Size inen rızık ve aylarda böylesine bir uyum ve bağlılık içinde. Hani yeni yıl gecesi o yıl içinde kendimize hedefler koyarız, o yılın bizim için daha hayrlı geçmesini ümit ederiz ya; gerçektende size inen rızıklar sizin yeni yılınıza göre indiriliyor. Bunu açalım;

Rızık nedir?
Rızık ektiğinizi biçmektir. Ne ekiyorsanız hasat olarakta onu alıyorsunuz.

Rızkın ayda karşılığı nedir?
Yeni ay ve dolunay. Rızıkta ne ekiyorsanız onu biçiyorsunuz, yeni ayda da yeryüzü mahsülün ekildiği dolunayda da hasatın biçildiği dönemdir. Astrolojide yeni aylar birşeyin başlangıcını sembolize eder. Eğer yeni bir proje yeni bir yatırıma adım atmak istiyorsanız bunun için en uygun zaman yeni ay. Dolunayda yaptığınız yatırımların hasatını alma vaktidir.

Püf nokta nedir?
Altı ay geçmesi gerek. Neden? Yeni ayın ekim dönemi, dolunayda hasat dönemi olduğunu düşünürsek, ektiğiniz hasatı almak için ektiğiniz dönemdeki yeni ay hangi burç kuşağında gerçekleştiyse hasatı alacağınız dönemde yani dolunayda aynı burç kuşağına denk gelmesi gerek. Denk geliyormu? Geliyor. Her altı ayda bir. Örneğin; bugün oluşan bir yeni ay, altı ay sonra aynı burç kuşağında dolunay olarak karşımıza çıkıyor. Bu neden önemli? Eylemlerimiz burçların konumuna göre kayıt altına alınıyor, geri dönüşümüde o doğrultuda yapılıyor. Örneğin; mesai saati içinde bir rapor hazırlarken nasıl saat, gün ve olay yeri adresini yazıyorsunuz, eylemlerinizde böylesine detaylı bir kayıt sürecinden geçiyor. O eylemin bize geri dönüşümüde eylemin yapıldığı burç kuşağında ve zaman diliminde gerçekleşiyor.
Yani her bir yatırımınızın karşılığı altı ay sonra size veriliyor. Örneğin; buğday ekiliş ve hasatıda altı aylık aralıklar ile yapılır. İlahi ilimdeki derinliği görüyormusunuz. Yoksa siz burçları sadece süs olarak yaratıldığınımı sandınız? "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir" (Lokman Süresi; 27).

Bunun İslamla nasıl bir bağlantısı var?
Bir; İslamın yeni yılı muharrem ayı. Mü'minler teker teker ve kalabalık halde hicret ederken, peygamberimiz sav bekletildi. Ona izin çıkmadı. Ne zamana kadar bekletildi? Muharrem ayın birine kadar. Neden? Muharremin üçünde veya on yedisinde değil, recepte veya şabanda yılın herhangi bir tarihinde değil tam muharremin birinci gecesinde hicret emri geldi. Neden? Bunu hiç merak etmedinizmi? Her hareketi ile Müslümanlara örnek olan peygamberimiz sav bekletildi, çünkü yeni yıl ne zaman başlıyor bu hicret ile
Müslümanlar bunu bilsin istenildi.

İki; ne oldu hicrette? Peygamberimiz sav ve müminler sıkıntılardan kurtulup huzura kavuştu. Sadece peygamberimiz sav'mı? Hayır. Bin yıllar içinde gelen peygamberlerin hepsi kendilerine musallat olan sıkıntılardan muharrem ayında kurtuldu. Neden yılın diğer aylarında değilde muharrem ayında?
Bu sizce bir tesadüfmü? Hayır. Muharrem ayı, hristiyanların yeni yıl dilekleri gibi yeni bir başlangıcı, eski defterlerin kapatılışı ve yeni sayfaların açılışını sembolize ediyor.

Üç; sıkıntılardan kurtulmanız için
ilk önce altı ay öncesinden birşeyler ekmeniz gerekiyor. Muharrem ayın altı ay öncesinede ne denk geliyor? Recep ayı. Üç ayların başlangıcı. Yeni ay ve dolunay arasındaki altı ay zaman farkını, biz recep ve muharrem ayı arasında yine görüyoruz. Recep ayı ile muharrem ayı arasında altı ay fark olması, tam altı ay sonrası hicretin ve tüm peygamberlerin sıkıntılarından kurtulması, bu sürecin yeryüzü hasatı ile örtüşmesi, yeni ayda birşeyin ekilmesi ve dolunayda da o hasatın biçilmesi ve bu ikisi arasında da recep ve muharrem gibi yine altı ay fark olması tesadüf değil değerli dostlar. Rızık ve aylar birbiri ile orantılı akıyor.

Sonuç;
Dönüm noktamız muharrem ayı. Muharrem ayı bir yılın kapanışı, yeni bir sayfanında açılışını sembolize eder. Allahu Teala kaderimizi değiştirmemiz için bizlere her yıl yeni bir fırsat verir. Muharrem ayıda bunun dönüm noktası, eski defterlerin kapatıldığı yeni sayfanın açıldığı ay. Hristiyanlar dört gözle 31 aralığı bekler, biz müslümanlar ise dört gözle zilhicce ayın 30'unu beklememiz gerekiyor. Hristiyanlar ocak 1 ile hayatlarında birşeylerin değişmesini ümit eder, bizler ise muharrem 1 ile ümit etmemiz gerekiyor. Nasılmı? O yıl ektiğinizi siz, bu gerek hayr tohumları gerek şer tohumları olsun, muharrem ayın başlangıcı ile almaya başlıyorsunuz. O tohumları ekmenin en uygun zaman dilimide muharrem ayın 6 ay öncesi (üç aylar). Neden altı ay? Yeni ay ve dolunay arasında nasıl altı aylık bir bağlantı varsa, ektiğiniz ile onun karşılığını almak arasında da altı aylık bir fark var. Bir eyleminizin karşılığını bulmadan önce bu Allah katında bekletiliyor. Levh-i mahfuzda bi' nevi bir olgunluk sürecine sokuluyor. Örneğin; belki tövbe edersiniz. Rızkınız günlük ve yıllık iner. Rızkınızın ince detayları günlük, ölüm, kaza, doğum ve evlilik gibi genel hatları ise yıllık yazılıyor. Kaderinizin ince detaylarını değiştirmek, kaderinizde ufak tefek retuşlar yapmak için günlük ibadetleriniz, genel hatlarını değiştirmek içinde son tarih zilhicce ayın 30. Kaderinizin genel hatlarını değiştirmek sizin elinizde, o yılın son altı ayıda sizin son şansınız. Eğer o son altı ayı kaçırır ve muharrem ayın birinde o yılın rızkı size kesilirse, siz o yıl ne yaparsanız yapın o yılın kaza ve ölümlerine müdahale edemezsiniz. Neden altı ay öncesi? Allahu Teala bizlerin tüm yılı ibadetle geçiremeyeceğini bildiği için, muharremin altı ay öncesine yoğunlaşın demiş. Bu manevi süreç recep ayı ile başlıyor, ramazanla devam ediyor ve kurban, hac ibadeti ile bitiyor. Manevi yolculuğumuz recep ayı ile başlıyor haç ile zirve yapıyor. Bu süre içinde her bir ibadetiniz sizi bir kirden arındırıyor. Ramazan ayı üzerinizdeki istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti kaza ve belalardan, hac ibadeti de günahlarınızdan. Kul hakkından kan borcuna ve günahlarınıza kadar, yılın son altı ayında teferruatlı bir arınma sürecinden geçiriliyorsunuz. Öğretim yılı gibi, bir yıl kapanıyor diğer yılada tertemiz sıfırdan başlama şansı bizlere sunuluyor. Bu büyük bir lütuf çünkü, yıllık arınmadan geçiriliyoruz. İslami ibadetleri yapmayanları bir düşünün, onlar 80 yılın günah birikimi ile Allahın huzuruna çıkacak. Biz ise, her yıl arındığımızı varsayarsak biz Müslümanlar son yılımızın günah yükü ile Allahın huzuruna çıkacağız. Bu çok büyük bir lütuf. Allahu Teala namaz dışında tüm ibadetleri yılın son altı ayına sıkıştırmış. Neden acaba, bunu hiç düşündünüzmü? Müslümansanız düşünmek zorundasınız. Neden, çünkü herşeyin atında bir hikmet var, bizde bu hikmeti araştırmakla mükellefiz. Yılın ilk altı ayında Allahu Teala bir önceki yılın mahsülünü yememize müsade ediyor, bi' nevi gece yarısı gibi manevi istirahata sokuyor. Yılın ikinci yarısında da çalışmamızı (manevi) bir sonraki yılın hasatını ekmemizi bekliyor. Muhteşem değilmi? Gece ve gündüz, dinlenmek ve çalışmak, yeni ay ve dolunay gibi Allahu Teala yıllarıda bizim için ikiye ayırmış. İlk altı ay bir evvelki yıl ektiğinizin tadını çıkarın, dinlenin diyor. Yılın ikinci altı ayında da bol bol hayır işleri yaparak bir sonraki yılın rızkını ekin diyor. Muhteşem. Soruyoruz, başka hangi inançta bu incelikler var?

Ek bilgi
Oruç bizi istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti bize can hakkı kazandırıyor, haç ibadetide günahlardan arınmamızı sağlıyor. Namaz ne için var? Namazda bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyor. O yüzden namaz her gün farz, diğer ibadetler ise yılın belirli döneminde. Namaz bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyorsa, neden bir çok namaz kılan kişi günahlar içinde? Sebebi şu; iki tür vesvese var birisi bedenin içinden gelen diğeri ise dışından gelen. Namaz bizleri bedenlerimizin dışındaki şeytanların vesvesesine karşı koruyor, içimizde olanlara karşı ama değil! Kalenin dışında olana karşı koruyor, kalenin içine sindiyse değil. Neden? Şeytanın bedenin içine sinmesi için bir kul hakkı yenmiş olmalı, namazda kul haklarını örtmüyor. Düşülen hatada burası. Gündüz namaz kılıyorlar, gece namaz kılıyorlar ama o manevi iç huzur bir türlü yakalayamıyor, başları sıkıntılardan bir türlü kurtulmuyor. Neden, çünkü namaz iç huzuru yakalamak için indirilmemiş. İç huzur için indirilen ibadet oruç. Siz bir ibadeti amaç dışı kullanmaya çalıştığınızda da ne olur? Hem işleriniz ters gider hem amaç dışı kullanım aleyhinize kayıt edilir. Değerli dostlar, şeytan bizleri nasıl sünnetle kandırıp farzlardan alıkoyuyorsa veya farzla kandırıp sünnetlerden uzak tutuyorsa, namazlada bizleri maalesef kandırıp bizi bir çok şeyden uzak tutuyor. Namaz maalesef günümüzün tarikatları ve cemaatleri tarafından amaç dışına çıkartıldı, olduğundan çok farklı bir yere saptırıldı. Öyle anlatıyorlarki sanki namaz her derde deva sanki namaz dinin direği, İslamın en önemli parçası. Yok öyle birşey. Siz namaza olduğundan bir gram fazla önem atfederseniz bilinki oruçtan bir gram hak çaldınız, zekatın bir gram hakkını yediniz. O yüzden lütfen bir ibadeti evrensel çözüm noktası olarak görmeyin, merkeze oturtmayın. Her biri eşit değere sahip. Binanın dört kolonu gibi hepsi eşit değere sahip. Eğer namazın önemini anlatacaksanız ne amaç doğrultusunda indirildiyse o doğrultuda anlatın.
İslami ibadetler birer amaç doğrultusunda var edilmiş, o görev ne ise sizde lütfen o doğrultuda anlatın. Bağlamından çıkarıp kendisine ayrı bir önem atfetmeyin. İslamın merkezinde Allah var, her derde deva olan tek şeyde Allah. Namaz içinizdeki huzuru getirmez çünkü içinizdeki huzursuzluğa sebep olan şeytan, şeytanda bir kul hakkı yemeniz sonrası içinize yerleşti, o şeytanı oradan yok etmenin kıssasıda namaz değil oruç. Anladınız. Bakınız, Rabbim bile kendisine bir kıssas koymuş, benim konumuma başka birini oturtursanız (şirk) benden birşey beklemeyin demiş. Allahu Teala bile kıssas kuralına göre hareket ederken, siz nasıl olurda namazı bundan muaf tutar namazı herşeye deva olarak görürsünüz? Herşey kıssasa bağlı. Kul hakkın kıssasıda namaz değil. Kul hakkın kıssası köle azad etmek, fakirleri doyurmak veyahut oruç tutmak. Mağdur edilen kişinin ruhuna gitmesi niyetine. Örneğin; hiç merak etmedinizmi namaz neden vahiyden 12 yıl sonra farz kılındı. Neden peygamberlik iner inmez Müslümanlara farz kılınmadı. Herkes maalesef ezbere bir yol tutmuş ve at bakışla o yolda ilerliyor. Bilmiyorlarki, namaz farz kılınmadan önce müslümanlar bir arınma ve tövbe sürecinden geçirildi, en basiti kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldular ve geçmiş günahlarından arındırıldılar. Bilmiyorlarki namazında bu temiz hali tutmaları için indirildiğini. Günah işlenirse şeytan beden siner. Allahta günah işlememeleri, o bedenleri tekrar şeytanlar ile kirletmemek için namazı indirdi. Namaz, o abdestli haliniz dıştan gelen vesveseye karşı bi nevi bir koruma kalkanı görevi yapıyor. İç ama kirliyse, dışını su ile temizlemişsiniz fayda etmiyor. Anladınız. O dönemin insanı ile bizim aramızdaki fark, biz 99 sülalemizin günah yükünü üzerimizde taşıyor, bedenlerimiz şeytan kaynıyor. Günümüzdeki insanları namaz kötülüklerden alıkoymuyor çünkü bu insanların içi pislik dolu. İçten gelen vesveseyede namaz dur diyemiyor. Günümüzde namaz kılıp günah işleyen kişiler maalesef bir arınma bir tövbe ve hellaleşme sürecinden geçmeden namaza başlamış. Birileri bunlara namaz ile herşeyi kapatabileceklerine inandırtmış. Halbuki kul hakkı ile ilgili ayetler namazdan bahsetmez, fakirleri doyurmak ve oruçtan bahseder. Örneğin; bu insanlar teheccüd namazına kalkar, halbuki Allah onu farz kılmaz kul hakkından arınmayı farz kılar. Şeytan bu insanları gereksiz işler ile meşgul kılarak hem o bedenlerde yaşamayı garantiye alır hem o kişileri o kul hakları ile öbür dünyaya sürükler. Keşke gece vakti kalkıp namaz kılıp zikir çekeceklerine, üzerlerindeki hakların kalkması niyetine gündüz vakti fakir doyursalar oruç tutsalar bu onlar için çok daha hayırlı olurdu. Hem gece namazına kalkıp hem gündüz vakti oruç tutup fakirleri doyırabiliyorlarsa, aynı anda yapabiliyorlarsa, o ayrı. Ne mutlu onlara. Eğer yapamıyorsanız o zaman ilk önce farz olanlara odaklanın.

Not:
teheccüd namazına kalkan kişilere bakıyoruz, bedenleri şeytan kaynıyor. Bir işletme düşünün, girişte hayvanlar giremez yazısı asılı ama içerisi çoktan hayvan barınağına dönüşmüş. Gece ibadeti yapanları biz böylesine bir çelişki, garabet içinde görüyoruz. Peygamberimiz sav'da sahabilerde gece namazına kalkıyordu diyorsanız, arkadaşlar peygamberimiz sav gece ibadetlerine başlamadan henüz sabiyken şeytanlarını öldürdü. Sahabilerde müslümanlığa geçtiği an şeytanlarını öldürdü. Namaz, kalenin şeytanlar tarafından fethedilmesine karşı korur, kale ama çoktan şeytanların işgaline uğradıysa bu durumda çözüm yolu namaz değil başka ibadetler. Kaleniz temizse buyurun kalkın gece ibadetine. Temiz değilse ama o zaman bizim nacizane tavsiyemiz, yeni şeytanların bulaşmasına engel olmak için farz olan beş vakit namaza sadık kalın, içinize bulaşanlara karşıda farklı kürler uygulayın (oruç, fakirleri doyurmak).
Lütfen, teheccüd size farz değil gece namazı size farz değil, içinizdeki şeytanları öldürmek size farz. Bunun yoluda namaz değil. Devam edelim konumuza;

Rızık ve aylar ile ilgili bu zamana kadar inanılan şuydu;
Allahu Tealanın tüm şeyleri berat gecesinde takdir ettiği, kadir gecesinde de bunları sahiplerine teslim ettiği. Bu zamana kadar bizlere anlatılan buydu. Bu söylenenler ama bizim mantığımıza yatmadı çünkü, kurban ve hac ibadetini beklemeden kişiler hakkında hüküm kesilemez. Berat gecesinde eceller ve kazalar takdir edilir diyeceksiniz, sonrada kurban ibadetin kazalardan belalardan koruduğunu iddia edeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem berat gecesinde kazalar belli oluyor, berat kandilinden 3.5 ay sonra kurban kesmeye ne gerek kaldı? Nasıl olsa berat gecesinde kaza ve belalar takdir edildi. Siz herhalde kurban ibadetin öylesine, her hangi bir sebep olmaksızın sadece ibrahim as'ın anısına kesildiğini düşünmüyorsunuzdur. Örneğin; kadir gecesinde o yılın hayır ve bereketin takdir edildiğini söyleyeceksiniz, sonra kalkıp kadir gecesinden üç ay sonra gelen hac ibadetin insanları nasıl temize çıkardığından bahsedeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem hayır ve bereket kadir gecesinde tamamlanıyor, hac ibadetine ne gerek kaldı o zaman? Kısacası, siz recep ayı ile insanları bir arınma sürecine sokacaksınız ama kurban ve hac ibadetin tamamlanmasını beklemeden haklarında hüküm vereceksiniz, bunu bizim mantığımız almadı. İki; eğer iddia edildiği gibi kararlar kişilere kadir gecesinde indirilmiş olsaydı o zaman tüm peygamberler huzura muharrem ayında değil kadir gecesi yani ramazan ayında kavuşurdu. Kadir gecesi ne için var o zaman? Güzel bir soru. Hiçbir fikrimiz yok. Bu konu hakkında kafa yormadık. Kafa yormadığımız konular hakkında da zanla yaklaşmak bize yakışmaz. Değerli okurlarımız biz bir konuyu kaleme aldığımızda bize göre size göreler ile değil, veriler doğrultusunda kaleme alıyoruz. Ay, yörünge, hadis, ayet, tarih vs, bir çok şeyi göz önünde bulunduruyor, konuyla ilgili beynimizdeki tüm soru işaretlerini gideriyor sonra kaleme alıyoruz. Beynimizde birşey netleşmediği müddette konuları websayfamıza eklemiyoruz. Örneğin; size aktarmak istediğimiz o kadar bilgi var, bunlar ama beynimizde netleşmediği için size aktarmıyoruz. Yapboz oyunu gibi, parçacıkların bir çoğu yerine otursada bir nokta eksikse o bilgiyi sizinle paylaşmıyoruz. Yanlış bilgilerin vebalin farkındayız. Berat ve kadir geceleri altında yatan hikmet hakkında da gerçekten hiçbir fikrimiz yok. Biz herşeyi bildiğimizi iddia etmiyoruz. Bilmediğimiz konuları açık açık söylüyoruz. Eğer zamanımız olur ve bu konu hakkında da bir araştırma yapar, bir sonuca ulaşırsak bunuda seve seve sizinle paylaşırız.

Ek bilgi
Kadir gecesi hakkında bir parantez açmadan olmaz, çünkü kadir gecesi diğer mübarek gecelerin aksine Kur'an-ı Kerimde anılan anılmaklada yetinmeyip, kendi ismi ile bir Süre'ye sahip bir gece. Kadir gecesi hakkında bildiklerimiz, ilk vahiyin bu gece gerçekleşmiş olması, bu gecenin bin aydan daha hayırlı olması ve meleklerin bu gece her iş için yeryüzüne inme iznine sahip olmaları. Bu bilgiler bize yeter hocam diyorsanız, kadir gecesi hakkında bu bilgilere sahibiz. Bu bilgiyi ama biz kendimiz için yeterli bulmuyoruz. Bizler perde arkasını merak ediyoruz, örneğin; melekler indiğinde ne yapıyor, neden bin aydan daha hayırlı neden bin rakamı vs. Allahu Teala öylesine rakamlar ortaya atmaz. Bazılarınız çoğunluğu ifade etmek için bin rakamı kullanıldı deyip kendisini tatmin edebilir. Biz değil. Biz biliyoruzki Allahu Teala bir rakam veya bir harf kullandığında altında bir hikmet yatıyor. Bizde bu hikmetin peşindeyiz. Şuana kadarda bu konuların perde arkası hakkında bir fikrimiz yok. Şöyle bir düşünce aklımızdan dolaşmıyor değil; kadir gecesini o gece belirli kararların verildiği gece olarak görme yerine, kadir gecesinde bizler yılın son altı ayın tam ortasındayız, o gece bizler mübarek üç ayları bitirip yılın son üç ayına girmek üzere oluyoruz. Belkide bizler o gece ilk üç aydaki ibadetlerimizin notunu alıyoruz. Bi' nevi üniversitelerdeki arasınav dönemi. Final sınav ve not zilhicca ayın 30'unda veriliyorsa, belkide kadir gecesi arasınav yani vize sonuçların dağıtıldığı gecedir. O ana kadar başarılı olanların ödüllendirildiği bir gecedir. Kadir gecesi ve diğer mübarek geceler hakkında beynimizde dolaşan bu bilgiler bizi tatmin ediyormu, etmiyor. Biz ve okurlarımız bundan ötesi detaylar bizden bekliyor. O yüzden bu konulara şimdilik girmemeyi tercih ediyoruz.

Üzücü olan;
kaderimizin dönüm noktası muharrem ayı, ülkemizde ama kimse muharrem ayın ne zaman olduğunu bilmiyor. Bilenlerde muharrem ayını aşure yemek veya dağıtmaktan ibaret olduğunu sanıyor. Ne kadar üzücü birşey bu. İslam alemin içinde bulunduğu hal gerçekten içler acısı. Bu örnek bizlere toplumu aydınlatması gerekenlerin, "alimler" ve "hocalar" ilahi düzeni anlamaktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Tarikatlar kafa sallamakla meşgul, cemaatler devleti ele geçirmekle meşgul, diyanetçiler memur olmakla meşgul, ilahiyat fakülteleride İslamı özünden koparmakla meşgul.  Böyle bir ortamda cahil kalmanız ve sapıtmanız kaçınılmaz.
Allah sonumuz hayr eylesin.

Değerli dostlar;
Bu zamana kadar hep üç aylardan bahsediliyordu, bu üç ayda yaptığımız hasatın ama muharrem ayında alındığını kimse bize bu zamana kadar anlatmadı. Muharrem ayı ile mübarek üç aylar arasında bir bağ olduğunu kimse bize kurmadı. İki; bizler muharrem ayın yılın başlangıcı olarak biliyorduk ama o yılki rızkında başlangıcı olduğunu bilmiyorduk. O yıl ekilenin yılın sonunda muharrem ayın başlangıcı ile alınmaya başlandığını bilmiyorduk. Biz ektiğimizi hemen alacağımızı düşünüyorduk, böylesine büyük bir hesabın parçasına tabi olduğumuzu bilmiyorduk. Üç; biz muharrem ayında peygamberlerin huzura kavuştuğunu biliyorduk ama bunu istisnai o peygamberlere has bir olay olarak görüyorduk. Bunun altında bir düzen olduğunu bilmiyorduk. Muharrem ayının eski defterlerin kapatıldığı ay yeni bir başlangıca adım atıldğı ay olduğunu bilmiyorduk. Artık biliyorsunuz. Batının yeni yılında değil, İslamın yeni yılında iyi dileklerde bulunun. Rızık çünkü batının yeni yılına göre değil Allahın yeni yılına göre indiriliyor. Allahın yeni yılıda muharrem ayı ile başlıyor. Siz her yıl bir evvelki yılın hasatını yiyorsunuz. Dönüm noktası muharrem ayı. Bu yıl güzel işler yapın, bir sonraki muharrem ayına yani yılına girdiğinizde de bu emeklerinizin karşılığı size insin. Bilhassa altı öncesinden (mübarek üç aylar) ibadetlere yoğunlaşın.

Not:
biz bu yazıları bir hobi olarak yazıyoruz. Kafamıza birşey takıldığında bunu kaleme alıyoruz. Biz bu konuların detaylarını İslam alimi olma yolunda ilerleyen kardeşlerimize bırakıyor onların bu konuların detaylarını araştırmasını bekliyoruz. Bizi bir rehber bir yol gösterici olarak görün. O yolun inceliklerini araştırmak zaman açısından bizi aşar. Örneğin; haram aylar. Haram aylarında bu rızık dağıtımı ile ilgisi var. Bunun detaylarını araştırmayıda siz değerli okurlarımıza bırakıyoruz.







reenkarnasyon

bu yazımızda sizlere reenkarnasyon inancın hurafe, batıl bir inanç olduğunu söyleyip sizlere bu inançtan uzak durmanızı tavsiye ederdik. Biz bunu yapmayacağız, biz bunun açıklamasını yapmanın ve sizin mantığınıza hitap etmenin daha uygun olacağını düşündük, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar..

- reenkarnasyon nedir?
Öldükten sonra, farklı bir beden ile tekrar dünyaya gelmeye reenkarnasyon denilir. Bu inancın çıkış noktası hindistan yöresi. hinduizm, jainizm, sikhizm, hatta budizmin yeniden doğma inancınıda reenkarnasyon olarak görebiliriz.

- reenkarnasyon inancında yaşanılan klasik olay ne?
Yeni bir beden ile tekrar dirildiğini iddia eden kişi, bir evvelki hayatını hatırladığını iddia eder ve ilginç olanı o hayat hakkında anlattıkları doğru çıkar.

- insanları bu inanca ikna eden unsur ne?
Yeniden doğduğunu iddia eden kişiler bir önceki hayatta kimi yaşadığını iddia ediyorsa o kişinin özel hayatı hakkında detaylı bilgilere sahip. İnsanları ikna eden, neden olmasın olabilirde dedirten nokta bu!

Reenkarnasyon inancının altından yatan oyun ne?

Tekrar hayata geri döndüklerini iddia eden insanlar, bir evvelki bedenin yaşantısından bilgiler aktarır; siz bizim kültürümüzde ve dinimizde geçmiş olaylardan bizleri haberdar edebilen varlıklar tanıyormusunuz? Örneğin: eşyalarınızı kaybettiğiniz an veya geçmiş olaylardan haber almak istediğiniz zaman kime gidersiniz? Tabiiki cinci hoca veya medyumculara. Bizler kendimizi şanslı hissetmeliyiz çünkü bizim dinimiz bizleri cinlerin varlığı ve onların oyunları hakkında haberdar eder. Bizler onların oyunlarına gelmemek için kendimizi bilgilendirebilir, önlemlerimizi alabiliriz, başka kültürler ama böyle bir lütfa sahip değil. Onlar geçmiş olayları anlatabilen birini gördükleri an, bunu gerçek kabul eder. O kişide ya altıncı his, üçüncü göz gibi özel yeteneklerin var olduğuna inanır, ya da o kişinin tekrar dirildiğini düşünür.

   - cinler bu tezgahı nasıl kurar?

Bir insana cinler nasıl bulaşır bu konuyu Kur'an-ı Kerimde araştırabilirsiniz, bizler bu konuda fazla detayına girmeyeceğiz; "şeytanlar kime iner size haber vereyimmi; onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler" (Şuara Süresi; 221-222). Cinler genelde Allahtan uzak bir yaşam sürdüren, iftira ve yalanlara düşkün olan, cinler alemine merak duyan ve cinler ile içli dışlı yaşayanların (uzak doğu halkları) üzerine iner. Cinler geçmişi nasıl görür? Einstein'e göre eğer bir cisim güneş ışınından daha hızlı hareket edebilirse zamanda geriyede gidebilir. Cinler güneş ışınından daha hızlı hareket edebiliyormu, edebiliyor. Geçmişe nasıl gidebiliyorlar? Geçmişe fiziki mekan olarak gitmelere mümkün değil, onlar sadece ilahi bir düzenekten yararlanıyorlar, nedir o düzenek. Yeryüzünde yaşanılanları zaman kayıda alır ve bu kayıdı o noktadan bir uydu yayını gibi göğe ışınlar. Bu yayın akışı güneş hızı ile gerçekleşir. Siz eğer güneş ışınından daha hızlı hareket ederseniz, o gün göğe çıkan yayını yakalar, biraz daha hızlı hareket ettiğiniz içinde bir evvelki gün, hafta veya yıllar önce göğe doğru akan olayları görebilirsiniz. İnsan ile cin arasındaki iletişim nasıl gerçekleşir? Ya cin o kişinin içinde olur ve o kişinin ağzı ile konuşur (reenkarnasyon ve hipnoz), ya da o cin bedenin dışında olur ve o kişiye o bilgileri fısıldar (medyumcular). Bu arada hipnoz esnasında konuşan kişinin kendisi değil, bu büyük bir yalan. Bilinçaltı dil'e gelemez, dil'e gelen o bedende yaşayan cin, bu bilgiyide bilmenizde yarar olduğunu düşünüyoruz! İnsanın kendi irade gücü genelde cinlerin enerjisinden daha büyük bir enerji salgılar yani insan istemediği müddet bir cin o insanın bilincini kontrol altına alamaz. Eğer o cin'le konuşmak istiyorsanız ilk önce kişinin iradesi buna izin vermesi gerekiyor, örneğin hipnoz. Reenkarne edildiğini iddia eden bireylere baktığınızda da bunların genelde ergenlik çağında olan bireyler olduğunu görürsünüz yani bilincin henüz gelişmediği bireyler bu iddiaları ortaya atar.   

Reenkarnasyon bir şov inancı

Bizler kendimizi bol lütüfa mazhar olmuş kullar olarak görmeliyiz, bizler bir mucize kaynağına sahibiz, bize doğruları anlatan ve bize nereden gelip nereye gideceğimizi bildiren bir rehbere sahibiz (Kur'an-ı Kerim). Biz başkalarını İslama davet etmek istediğimiz zaman Kur'an-ı Kerime işaret ediyoruz, Kur'an-ı Kerimde gerisini bizler için hallediyor. Böyle bir nimete sahip olmayanlar, yeryüzüne yayılmak ve yeni kitlelere ulaşabilmek için doğaüstü birşeyler sergileme zorululuğunu kendilerinde hissseder. Uzak doğu inançları böylesine bir çıkmaz içinde, onlar bir zorunluluk bir eziklik psikolojisi içinde mürid kaybına uğramamak ve ilgi odağı olabilmek için birşeyler sergilemek ve göstermek zorunda. Sergiledikleri yeteneklerde mucize içermez, bizim andoluda her cinci hoca veya medyumcunun yapabildikleri şeyler olur; ya birinin geçmişini, özel hayatını size anlatarak sizi ikna etmeye çalışır ya da uzak doğu sokaklarında olduğu gibi sokak gösterileri ile insanları kandırır. Batıl inançların dini liderleri bu gösteriler sayesinde mürid toplar ve makamlarını ayakta tutar. Bu yazı vesilesiyle şunuda bilmenizde yarar olduğunu düşünüyoruz; budizim inancına göre tibetin dini lideri dalai lama öldüğünde onun ruhu bir çocuğun bedeninde, dünyaya geri döner. Hangi çocuğun bedenine indiğini tespit etmek içinde çocuk adayların önüne farklı cisimler koyulur. Hangi çocuk bir evvelki dalai lama'nın seçtiği cisimi bilirse, budizmin kurucusu shakyamunin ruhu ona indiği inanılır ve yeni dalai lama o olur. Olayın perde arkası nedir; ölen dalai lamanın içindeki cin binlerce yıl yaşar, bin yıllardır aynı cisimi seçen kendisi olduğu içinde hangi çocuğun bedenini tercih ediyorsa o çocuğa o cisimi seçtirir. Sergilenen bu tiyatro baştan sonuna kadar kirli bir oyun, maalesef insanlarda bu kirli tezgaha kanıyor.

   - reenkarnasyon yöresel bir inanç

Reenkarnasyon inancına baktığımızda bunun bin yıllarca sadece belirli bir yöreye mahkum kılındığını, o yöreden dışa çıkmayı başaramadığını görüyoruz. Günümüzün iletişim çağı bu inancın yayılımını hızlandırmış olabilir ama bin yıllardır bu hiçte böyle değildi. Geçmiş çağlarda durum nasıldı? Eski çağlarda bu inanç ne zaman bir yöreden dışa çıkmaya çalıştıysa karşısında bir şahsın direnişi ile değil toplumun tamamının direnişi ile karşılaşmış, yani toplumsal baskı o inancın yayılımını sınırlamış. Cinlerin bir kişiyi kandırması büyük bir sorun olmayabilir ama toplumun tamamını kandırmak hiçte kolay değil. Örneğin; bir anadolu insanı yeniden dirildiğini iddia etse, o kişi ya bir hocaya götürülür ya da onunla dalga geçilirdi. Yaşadığı ortam bu iddiayı asla onaylamaz, kabul etmez, o kişi ile dalga geçilirdi ve o kişide bir müddet sonra o iddiasından vazgeçmek zorunda kalırdı. Bunu ortaçağın avrupasında yaşayan birisi iddia etmiş olsaydı o kişiye kilise tarafından şeytan çıkartma ritüeli uygulanır veya yakılarak öldürülürdü. Tarihe baktığımız zaman Kitap Ehli Dinler; İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik bu tür batıl inançların kendi topluluklarında yayılımasına izin vermemiş. Bu oyunu tezgahlayan cinler toplumsal bir direniş ile karşılaştıkları için bu oyunlarını günümüzün iletişim çağına kadar, belirli bir yöreden dışarıya çıkaramamış.  

Kimler kendisini reenkarnasyon inancına kaptırır?

Reenkarnasyon inancına iki tür insan kendisini kaptırır, birinci grubun buna yöresel bir bağı bulunur bu insanların aileleri, akrabaları, komşuları ve yaşadıkları bölge buna inanır. Böyle bir ortamda doğan ve büyüyen birisi bunu sorgulamadan benimser ve buna inanır. Reenkarnasyon inancına kendisini kaptıran ikinci grubun ise buna ne yöresel bir bağı bulunur ne de dini, bunlar günümüzün iletişim çağında ortaya çıkan, içinde doğup büyüdükleri din ve kültüre bir bağ kuramayan, kendilerini ruhsal bir boşluk içinde hissedip bir arayış içine giren kişiler.

   - değerlerinize sahip çıkın, sahip çıkmazsanız yolunuzu şaşarsınız

Hayatınızı hangi kurallar doğrultusunda yaşıyorsunuz, siz daha çok dini emirlerin koyduğu sınırlar doğrultusundamı yaşantınızı sürdürüyorsunuz yoksa yaşadığınız yörenin örf ve adetlerine göremi, yoksa siz hayatınızı her anı doya, doya yaşa (carpe diem) felsefesine göremi yaşıyorsunuz? İnandığınız şeyler sadece sübjektif bakış açılarınızı belirlemekle yetinmez, inançlarınız ayrıca sizlerin hal ve hareketlerine sınır koyar, size hangi davranışların uygun olup olmadığını söyler. Dini emirlere bağlı olan birisi bu kurallara boyun eğer ve bu inancın koyduğu sınırlar içinde hareket etmeye çalışır. Din ve kültürel değerler sizleri terbiye eden sizleri belirli sınırlar içinde tutan unsurden bazılarıdır. Eğer bunlara benzer hayatınızda nefsinize sınır koyabilecek değerler yok ise, o zaman sizin kabulleneceğiniz ve yapabileceğiniz şeylerin sınırı olmaz, vakti gelir nefsiniz kendisine tanrı sıfatını yakıştırır, vakti gelir bir hayvanla ilişkiye girer vakti gelir kendisinin yeniden dirildiğine inanır!

Reenkarnasyon; psikiyatri ilmine, İslam dini ve genel mantığa aykırı

 
  - reenkarnasyon hakkında psikiyatri ilmi ne der?

Psikiyatri bilim dalı farklı kişilikleri barındıran bedenleri bir hastalık olarak görür ve bunlara farklı tıbbi isimler atar (örneğin; multiple personality disorder). Reenkarne edildiğine inananlar, farklı kişiliklere sahip olduklarına inanır, tıp ilmide bunu bir hastalık olarak tanımlar. Hastalık nedir? Düzenden yoksun, kendisine ve çevresine zarar vermek. Örneğin; daha önceki hayatınızda bir kadın olduğunuzu düşünün ve bu sefer bir erkeğin bedeninde tekrar dünyaya gönderildiğinizi düşünün, iki farklı duygu arasında yaşayan bir ruhun ne kadar sıkıntılı bir hayat geçirebileceğini tahmin edebiliyormusunuz? Şimdi yüzlerce veya binlerce farklı insan ve hayvan hayatını yaşayan ve geçmiş yaşantılarını hatırlayan bir ruhu düşünün, böyle bir düzen size mantıklı geliyormu? Eğer dünya böylesine bir düzen üzerine kurulumuş olsaydı, sizce insanoğlu ruhsal boyutu sağlıklı ve dengeli bir yaşantı sürdürebilirmi?

   - reenkarnasyon ve genel mantık

Reenkarnasyon inancı kendi içinde tezatlar ile dolu. Örneğin bu inancın savunucuları tekrar dirilişten bahseder, ancak bunlardan sadece birkaçı daha önceki hayatını hatırlar. Bunların bilginleri ilk önce şu iki soruya bir açıklık getirmeli; 1) reenkarnasyon inancında geçmiş yaşantılar hatırlanırmı hatırlanmazmı? Eğer eski yaşantılar hatırlanıyorsa, neden o zaman kendi toplulukların tamamı bunu hatırlamaz, neden bunu sadece bir kaç kişi hatırlar? Eğer hatırlanmıyorsa o zaman daha önce yaşadıklarını nereden biliyorlar? 2) Tekrar dirilişi kendi topluluklarına has bir olay olarakmı görüyorlar, yoksa bu bütün canlılar içinde geçerlimi? Bu bütün canlılar için geçerli ise, yani evrenin tamamı yeni diriliş üzerine kurulu ise neden ben ve benim gibi 6 milyar daha önceden var edildiğini hatırlamaz? Ama eğer yeniden dirilmeyi kendilerine has bir ayrıcalık olarak görüyorlarsa, o zaman bu ayrıcalığın kaynağı ne, onuda lütfen bizlere bi' açıklasınlar.

   - reenkarnasyon ve İslam inancı

Reenkarnasyon inancına sahip insanlar bu dünyanın ebedi var olacağı inancını taşır, onlar ahiret hayatı veya mahşer gününe inanmaz. Onlar kendi ruhlarının bu dünyada sürekli yeniden dirileceğine, bu dünyada ebedi bir hayat sürdüreceklerine inanır. Bu inanç tabiiki İslam dinine ve kitap ehli olan diğer dinlerin özüne ters düşer. Kur’an-ı Kerimin nice Ayetleri ölümden sonraki hayattan ve sorgulamadan bahseder. Reenkarnasyona inanmakta çok dikkatli olmalısınız çünkü buna inandığınız an Kur’an-ı Kerimin özüne ters düşersiniz, bu da İslam dininden çıkmanıza sebep olabilir. İslami yönden reenkarnasyonu incelediğimizde aklımıza gelen ilk sorular şunlar; farklı bedenler ile dünyaya gelirseniz mahşer gününde bu yaşantılarınızın hangisi ile sorguya çekileceksiniz? İslam dini bu dünyanın acı ve üzüntü içeren bir yer olduğunu söyler, bu dünyayı bir defa yaşamak kendi başına nice sıkıntılar içerir, bir insanı sürekli reenkarne ederek bu dünya sıkıntılarını defalarca yaşatmak sizce ne kadar mantıklı? İslam dinini göre insan kutsal bir varlık. Allahu Teala, kutsal kıldığı bir varlığı neden bir hayvan olarak yeryüzüne geri göndersin. Kuran-ı Kerimde nefislerinizden eşleriniz yaratıldı der. Bir kadın, bir erkekten var edilir. Sürekli reenkarne edilenleri şimdi bir düşünün. Bir yaşamda erkeksin, sonrası kadın, sonrası hayvan. Kim kimden yaratıldı, tam bir kaos. Özet: çok lütuftayız çok. Biz, düzeni anlatan bir Kitaba sahibiz. O Kitap bize, düşüncelerimizin sınırlarını çiziyor. Bu Kitaba sahip olmayanlar kendilerini bir sapkın düşünceden diğerine sürükler. Kendilerine herşey mantıklı, neden olmasınki gelir.

   - Ayetler

Şu Ayetler bize bu dünyada sadece bir şansımızın olduğu, bunu değerlendirdik değerlendirdik, değerlendiremediysek ikinci bir şansa sahip olmadığımızı anlatır; “nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim, der, lütfen beni geri gönder,"- "Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım." Hayır, boş bir söz, onun söylediği söz. Onların önlerinde, diriltilip mezarlarından çıkarılacakları günedek bir berzah (“berzah”, ölüm ile başlayıp, yeniden dirilmeye kadar geçen süreyi ifade eden dini bir terimdir) var” (Mü’minun Süresi; 99-100). “De ki: Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz. Günahkârları bir görseydin! Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Gördük ve işittik, şimdi bizi geri çevir de salih bir amel işleyelim; çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz." Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidayetini verirdik!” (Secde Süresi; 11-13). “Onlar, orada şöyle feryat ederler: "Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yaptıklarımızdan başka, salih bir amel yapalım." Onlara denilir ki: "Size düşünecek olanın düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size uyarıcı da gelmişti. O hâlde tadın bakalım azabı! Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur" (Fatır Süresi; 37).

Kur’an- ı Kerimin bahsettiği iki defa öldürme ve diriltme hadisesi nedir?

Reenkarnasyon inancını savunan kişiler bu inancı destekleyebilecek deliller, argümanlar arar ve bunu Kur’an-ı Kerimin içinde bulduklarını düşünür; “kâfirler diyecekler ki: "Ey Rabbimiz! Sen bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Şimdi günahlarımızı anladık. Fakat çıkmaya bir yol var mı?" (Mü’min Süresi; 11). Kendilerini reenkarnasyon inancına kaptıranların İslamla hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen, sadece görüşlerini tasdiklemek ve İslam kültüründe bu inancı yaymak için Kur’an- ı Kerimi bu oyuna alet eder ve kendi tezlerini desteklemek için bu Ayeti öne atar. Bu Ayetten iki defa yeryüzüne indirildiğimiz anlamını çıkaranları aydınlatalım, çünkü halkımız İslami konularda bilgin değil, rahatlıkla bu şarlatanların sözlerine kanabilir; (1) o Ayette yeryüzü ifadesi geçmez, yani iki defa dirilip öldürülmenin yeryüzünde gerçekleşeceğinden bahsetmez. Reenkarneciler bu iki yaşamın, ikisininde yeryüzünde gerçekleşeceğini bu Ayetin neresinden çıkarır? (2) Bu Ayet sadece iki yaşamdan bahseder, reenkarnasyon inancı ise onlarca defa dirilmekten, yaşamaktan bahseder. Bu Ayet yaşamı ikiyle kısıtlar, reenkarnasyon inancında kısıtlama bulunmaz. Bu Ayetin açıklaması nedir, o zaman? Bu Ayetin bahsettiği iki yaşamdan birisi ruhlar alemidir (kalu bela). Bunu Kur'an-ı Kerim şöyle izah eder; “bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği vakit, "pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz" dediler. (Bunu) kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu." demeyesiniz diye (yapmıştık)” (Araf Süresi; 179). Ruhlar var edildiği yani yaratıldığı an Allah onlardan kesin söz alır, yeryüzüne indirildiklerinde Allaha iman edeceklerine ve onun emirleri doğrultusunda yaşayacaklarına dair bir söz. Ruhlar bu şahadeti getirdikten sonra öldürülür, taaki ana rahminde tekrar canlanıncaya kadar. Bu Ayetin bahsettiği birinci ölüm ruhlar âlemindeki ölümdür, ikinci ölüm ise yeryüzünde vukuu bulacak ölüm. Birinci ölümü hatırlamıyoruz çünkü o an beden yani bilinç, hafıza ortalıkta yoktu, ama bir sonraki ölümümüzü hatırlayacağız!