nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
değerli okurlarımız,
özel günlerde yılda bir veya iki defa iletişim bilgilerimi okurlarımla paylaşıyorum. Ramazan-ı şerifin son haftasına girmek üzereyiz, hem bu mübarek günler vesilesine hem 2019 yılın bizim için özel olmasından dolayı ramazan bayramına kadar çok kısa bir süreliğine iletişim bilgilerimi sizinle paylaşacağım. Sorularınız veya önerileriniz olursa bana bu hattan ulaşabilirsiniz. Telefona cevap vermek için müsait olmayabilirim, msj bırakırsanız size geri dönerim. Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun. Önümüzdeki hafta iştirak edeceğimiz kadir gecesinin İslam alemine hayrlar getirmesi 2019 yılın insanlığa huzur ve adalet getirmesi dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız. Bip ve Whattsapp # 0555 180 6728                                                                                    
                                                                                                                                                                    
                                                                                                                                                                                                             
"Kader nedir; Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz.
"




Belkısın tahtını kim getirdi, teknoloji kullanıldımı, ışınlama oldumu?

İlk önce neden bu tür konulara giriyoruz bunu açıklayalım; gizem avcıları bilinmeyenlerin peşinde koşarken maalesef ama maalesef boyunlarını aşan konulara giriyor ve yanlış bilgiler ile beyinlerinizi allak bullak ediyorlar. Ortaya attıkları saçmalıklara bir yere kadar sessiz kalabiliyoruz sonrada patlıyoruz. Yeter yahu, bu kadarda olmaz artık diyoruz. Ortaya atılan iddiaların sınırı yok. Her türlü saçmalığı ortaya atıp bunu savunabiliyorlar. İnsanın fıtratı merak içerdiği içinde, genç nesillerimizi ışınlama ve uzaylılar veya zaman yolculuğu gibi teorilere kaptırıyoruz. Sorun ne burada; bu tür teoriler İslam dinine ters. Uzaylı yok, zaman yolculuğu yok, ışınlanma yok. Sıkıntıda burada başlıyor. Gelecek nesillerimizi İslama ters inançlara kaptırıyoruz. Bu tür saçma teorilere cevap vermesi gereken bir tayfa (ilahiyatçılar, diyanet) memurluk zihniyetine esir düşmüş. Bir diğer tayfa (cemaatler) vatanı ele geçirme ihanetleri ile meşgul. Bir diğeride (tarikatlar) sapkın ritüeller ile müridlerini transa sokmakla meşgul. Sorumlu olanlar sorumluluklarını yerine getirmeyince piyasa şarlatanlara ve İslama ters felsefelere kalıyor. Onlarda her gün gençlerimizi saçma teoriler ile besliyor. Gençliğimizi kaybediyoruz arkadaşlar, özeti bu. 15 yıl öncesi alternatif tıp hakkında sizi bilgilendirme niyetine websayfamızı açmıştık. Bu süre içinde, sorularınızla sizlerinde katkısıyla alanında içeriği en zengin en kapsamlı en bilimsel ve en saygın websitesini oluşturduk. Bu alanın dışına çıkmayada hiç niyetimiz yoktu. Gizemli teorilere mesafeli duran birisi olarak, dini eğitimi olmayan birisi olarak İslami veya metafizik konulara girmeyi aklımın hayalimin ucundan geçirmezdim, ama bak göre hayat bizleri nerelere çekti. Yapacak birşeyde yok. İnsan kendi fıtratı dışına çıkamıyor. Bizde de öyle bir huy varki İslama ve devletimize yapılan saldırılara duyarsız kalamıyoruz. Buna gurbette doğup büyümenin yan etkileride diyebilirsiniz. Mevzu İslam, vatan ve millet olunca rahat duramıyoruz. Sayfamıza ilk defa girenler konuları görünce şaşırıyor olabilir, bunların biyoenerji ile ne alakası var diyebilir, lütfen bunun altında bir art niyet aramayın. Alternatif tıp dışında konulara girmek kesinlikle bizim arzu ettiğimiz birşey değildi. Şartlar bunu gerektirdi. Hakkınızı helal edin.

Değerli dostlar, eğer insanın düşüncelerini ve eylemlerini sınırlayan değerler yoksa insan herşeyi yapar herşeyi kendisine inandırır. Vakti gelir uzaylıların yeryüzünü istila edeceği inancına kendisini kaptırır, vakti gelir zaman yolcuların varlığına inanır, vakti gelir gelecek yüzyıllarda yeryüzü kaynakların insana yetmeyeceği görüşünü benimser. İnançlarınızın sınırları hayallerinizin sınırları kadar olur. Kendinize şu soruyu sorun; hal ve hareketlerinizi veya inancınızı sınırlayan birşey varmı? Eğer yoksa hapı yuttunuz, hollywood önünüze ne sufle ederse siz yutarsınız. Biz Müslümanlar mesela Kur'an-ı Kerimin çizdiği sınırlar içinde düşüncelerimizi ve eylemlerimizi gerçekleştiririz. Birşeye inanmamız istendiğinde bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışır, Kur'an-ı Kerim buna onay verirse ancak o zaman o düşünceyi kabul ederiz. Örneğin; batı dünyasının israrlı bir şekilde bize empoze etmeye çalıştığı, yeryüzünün bu kadar insanı kaldıramayacağı tezi. Eğer insanoğlu bir kaç yüz yıl daha yeryüzünde yaşamak istiyorsa, yeryüzü nüfusun yarısı yok edilmesi gerek diyorlar. Biz Müslümanlar böylesine tezler ile karşılaştığımızda ne yapıyoruz, bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışıyor sonrası kararımızı veriyoruz. Konu rızıksa rızıkla ilgili Ayetleri açıp bakıyoruz. Ne diyor Ayetler; "yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir..." (Hud Süresi; 6). Kutsal kitabımız rızkı Allahın verdiğini, bizleri rızıklandırmayı Rabbimin kendisine bir vazife bildiğini söylüyor. Şimdi; siz yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın verdiği bu sözünü tutmayacağını ima etmiş oluyorsunuz. Yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın bu kadar insanı hesaplayamadığı dünyayı ilk yaratırken yanlış hesap yaptığını, dünyayı ilk yarattığında dünyaya örneğin 10 gram rızık yerleştirmesi gerekirken 5 gram yerleştirdiği, şimdide dünyanın yetersiz kaldığını ima etmiş oluyorsunuz. Doğum ve ölümlerin Allahın iradesi dışında gerçekleştiğini, bu kadar insanı haşa Allahın hesap edemediğini ima etmiş oluyorsunuz. Masumane gibi görünen tezlerin ne tür anlamlar içerdiğini görüyormusunuz? Arkadaşlar, batı dünyası bu tür inançları pompalar çünkü onlarda Allah inancı yok. Onlar dünyanın tesadüfen ortaya çıktığına inanıyor. Sizde ama Allah inancı varsa, kendinizi lütfen bu tür saçma batı kaynaklı felsefelere kaptırmayın. Yeryüzünde açlık var ama hocam diyorsanız; evet, var ama bu dünyanın yetersiz olduğundan değil, yeryüzündeki adaletsizlikten ve sömürü zihniyetinden ötürü. Anladınız.

Kur'an-ı kerim inançlarımızı sınırlayan bir rehber, bunun dışında başka bir rehberimiz varmı; var. Allahu Teala insanı yarattı sonrası iyi ve kötülüğü benliğimize yükledi; "Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülüğü ve iyiliği ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir" Şems süresi, 7-9). İnsanoğlun en temel rehberi içgüdüleridir. Ailenizden hiçbir ahlaki terbiye almasanızda, yaşantınızda hiçbir dini eğitim görmesenizde siz doğuştan itibaren öldürmenin veya hırsızlık yapmanın kötü bir eylem olduğunu biliyorsunuz mesela. Nereden biliyorsunuz; işte bu ilahi yüklemeden. Her insana doğmadan öncesi temel değerler yüklenmiş. En temel rehberimiz içgüdülerimiz, sonrası aileden aldığımız ahlaki dini ve kültürel değerlerimiz, sonrası bunlarıda şemsiyesi altına alan Kur'an-ı Kerim. Bu konulara neden girdik; Süleyman as ve ışınlama, Zülkarneyn as ve uzay yolcuğu, Ehl-i Kehf ve zamanda yolculuk gibi iddialar, yani bilinmeyenler hakkında ortaya atılan iddialar Kur'an-ı Kerime ters. Bu tür inançlara kendinizi kaptırmadan lütfen rehberinize danışın. Kim bizim rehberimiz; Kur'an-ı Kerim. Bizim nacizane tavsiyemiz, bu tür iddiaları ortaya atmadan öncesi lütfen kur'an-ı kerimin mealini açın ve okuyun. Anlayıncaya kadar tekrar ve tekrar okuyun. Okurkende tezinizi destekleyecek niyette değil, ön yargılardan arınmış doğruları öğrenme niyetine okuyun. Okumaya vaktiniz yoksa eğer, o zaman bu tür konular ile karşılaştığınızda Rabbim daha iyisini bilir deyip bu tür sohbetlerden uzak durun; "...delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında kimseyede birşey sorma" (Kehf Süresi; 22). Bu Ayet mağaradaki gençler hakkında bir soru üzerine iner. Allahu Tealada bu Ayeti indirerek, bir konu hakkında net bilgi yoksa o zaman o konu hakkında münakaşaya girmeyi ve soru sormayı yasaklar. Yani delilin olmadığı bir konu hakkında sohbet etmeyi yasaklar. Neden, çünkü bundan hesaba çekileceksiniz; "Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur" (İsra Süresi; 36). Bizden uyarması; uzaylılar hakkında zaman yolcuları hakkında atıp tutuyorsunuz, bu söylediklerinizden hesaba çekileceksiniz ve deliliniz nerede, bu bilgileri nereden aldınız diye size sorulacak. Ne cevabı vereceksiniz? Öyle zannettimmi diyeceksiniz. Varsaylımki dediniz, o zaman size zandan uzak durun demedikmi, zan hakkında Ayetler apaçık değilmi yanıtını alacaksınız. Hollywood ve batı kaynaklı güya uzmanlarımı referans göstereceksiniz? Varsayalımki gösterdiniz, bu sefer bir fasık size bir bilgi getirdiğinde bunun doğruluğunu araştırın Ayetini önünüze koyacaklar. Öyle veya böyle hapı yuttunuz. Youtube'ta bir kaç tık daha alabilmek, popüler olabilmek için kendinizi helaka sürüklüyorsunuz. Kesin delil neden önemli; çünkü yanlış bilgi insanları saptırıyor çünkü yanlış bilginin ucunda birine bir iftira atmak var bir yalan var. Örneğin; uzaylılar. Allahu Teala uzaylılar yaratmadı. Siz var dediğiniz an, Allaha iftira atmış ve milyonlarıda buna ortak etmiş oluyorsunuz. Olay bu kadar basit.
Bu vebalin altından kalkamazsınız. O yüzden Allahu Teala kesin bilgi yoksa o konudan uzak durun diyor.

Gelelim konumuza;

Kur'an-ı Kerim üç bölümden oluşur. Bir bölüm tarih kitabı gibi geçmiş olaylardan bahseder. Bir bölüm günlük gazeteniz gibi günlük yaşantınızla ilgili konulara değinir. Bir bölümde bilim kurgu romanı gibi gelecekten bahseder (kıyamet, cennet, cehennem, mahşer günü). Geçmiş olaylardan bahsederkende Süleyman as ile ilgili bölümde Saba Kraliçesi Belkıs'ın tahtın getirilişini anlatır. Bu hadiseyi bir çok kişi ışınlamaya yorumlar. Hatta ve hatta, o kadar ileriye giderek geçmişte yüksek teknoloji vardı demeye getirir. Bu olayın altında yatan hadise nedir, bunu size genel mantık ve Ayetler doğrultusunda anlatmaya çalışacağız, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz;
"Beyler! Onlar boyun eğerek bana gelmeden önce hanginiz o kraliçenin tahtını bana getirebilirsiniz?" diye sordu. Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter, ben güvenilir biriyim" dedi. Kitaptan bir bilgisi olan ise, "Ben onu sen göz açıp kapayıncaya kadar getiririm" diye cevap verdi. Süleyman, tahtı yanı başına yerleşmiş olarak görünce şöyle dedi: "Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan rabbimin bir lutfudur. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, kerem sahibidir" (Neml Süresi; 38-40). Bu hadisede binlerce km uzakta olan ve bir kaç ton ağırlığında olan bir eşyayı birisi, gözünüzü açıp kapatmadan getiriyor. Bu nasıl mümkün oldu? Cin tayfasından bir ifrit ile insan tayfasından olan bir ilim sahibi arasında, kim belkısın tahtını daha hızlı getirebilir mevzusu geçer, ilim sahibi olanda cin'e üstün gelir ve tahtı getirir. Bunun altında yatan hikmet nedir? Teknolojimi kullanıldı yoksa farklı birşeymi var burada?

Belkısın tahtı teknolojik bir cihazlamı getirildi?

Hayır. "Geçmişte teknoloji varmıydı" yazımızı okursanız teknolojinin hangi şartlar altında indiğini öğrenirsiniz. En basit örneğiyle eğer o tahtı getiren şahıs o tahtı bir teknolojik cihaz ile getirmiş olsaydı o zaman bundan onda bir yeryüzü ilmi olduğu anlamı çıkardı, yeryüzü ilmi ona indiği zamanda bu ilmi yeryüzündeki diğer insanlar ile paylaşma zorunluluğu doğardı. Bilgi demek vebal demektir. Bilgi size inerse, o bilgiyi paylaşmak zorundasınız. İslami açıdan, size eğer bir yeryüzü ilmi inerse bu bilgiyi kendinizde saklı tutamazsınız. Sizler belki elde ettiğiniz bilgileri başkaları ile paylaşmıyor, bencil ve çıkarcı davranıyorsunuz. Allah ehli birisi ama paylaşırdı paylaşma zorunluluğu olduğunu bilirdi. Paylaştığı o ilim ve teknolojide günümüze kadar artarak gelmiş olurdu. O günden bugüne kadar o ilim gelmediyse demek o ilim paylaşılacak bir ilim değildi. Hangi tür ilim paylaşılmaz? Kişinin maneviyatına indirilen ilimler! Örneğin; ledün ilmi. Özetlersek; bu hadisede teknolojinin varlığı söz konusu değil.

Işınlama oldumu?

Yine hayır. Ayetin kendisi zaten ışınlama tezini çürütüyor. Bizim akılsızlar kendilerini ışınlama gibi teorilere o kadar kaptırmışki Ayeti okumayı unutmuşlar. Ön yargı ile olaylara yaklaşırsanız olacağı bu. Ayetin kendisi nasılmı ışınlama tezini çürütüyor, çok basit; iki kişi yarışa girişiyor, birisi cin diğeri insan. Cin ışık hızı ile hareket eder, diğerinin ise ışınlama teknolojisini kullandığını iddia ediyorsunuz. Bu ikisi yarışsa, kim galip çıkar? Eşitlik olur. Şimdi, aha haaa diyorsunuz değilmi!! Işınlama dediğimiz olay, ismi üzerine ışık hızı ile hareket edebilmek. Cinler ışık hızında hareket eder, sizde ışık hızında hareket ederseniz, ortaya eşitlik çıkar. Işınlama ile bir cinden daha hızlı o tahtı getirmeniz mümkün değil. Anladınız. Cinden daha hızlı o tahtı getirebilmeniz için ışık hızından ötesi birşey kullanmanız gerek. Bizim evrende de ışık hızından daha hızlı hareket edebilmek mümkün değil. Bilimsel açıdan mümkün olmayan birşey gerçekleştiği anda buna ne diyoruz? Mucize. Bu olayın neden ışınlama teknolojisi ile gerçekleşemeyeceğini anladınızmı? O ilim sahibi zat, iddia edildiği gibi
 eğer ışınlama teknolojisini kullansaydı bir cinden daha hızlı getirmesi söz konusu olamazdı. Hatta tam aksi olurdu, cin daha hızlı getirirdi çünkü ışık hızında hareket edebilmek için bir aygıta ihtiyaç duymuyor. Işık hızında hareket edebilmek bizlerin koşma kabiliyeti gibi doğasında olan birşey. Siz o ışınlama cihazın ayarlarını yapıncaya kadar cin çoktan getirmiş olurdu. Anladınız. Özetlersek; bu hadisenin ışınlama ile hiçbir ilgisi yok.

Işınlama teorisi ile karşılaştığımız diğer sorunlar

Ortada bir teknoloji var dediğiniz zaman, o teknoloji yeryüzü kurallarına tabi olması gerek. Teknolojinin temeli fizik kurallarına dayanır. İşte burada da aklımıza onca soru geliyor; o tahtın bulunduğu koordinatları nereden aldıda kendisini tam o noktaya ışınlayabildi? Varsayalımki kendisini oraya ışınladı, sarayda tahtı arayacak, oradaki insanlardan gizlenecek derken dakikalar geçerdi. Dakikaları bırakın, bir adım attığında zaten iddiayı kaybederdi. Gözünü açıp kapatmadan getiririm diyor, yani o tahtı getirmek için bir adım atacak zamanı bile kendisine tanımıyor. Kendisine tanıdığı süre içinde o tahtı ışınlama veya her hangi bir dünyevi güç ile getirmesi mümkün değil. Örneğin ifrit. İfrit iki adımlık zaman kendisine tanıyor. Ne diyor; otur diyor bu ilk adım sonra kalk diyor bu da ikinci adım, sonrası tahtı yanında göreceksin diyor. Bir adımda tahta ulaşsam bir diğer adımda da geri dönsem, ancak iki adımda getiririm diyor ve o kadar mühlet istiyor. İlim sahibi zat ise o zamanı bile kendisine tanımıyor. Gözü açıp kapatıncaya kadar getiririm diyor. Gözü açıp kapatmak ne demek saniyenin onda biri demek. Saniyenin onda biri ne anlama geliyor, o dönem için ölçümü mümkün olmayan bir zaman dilimi anlamına geliyor. O yüzden burada kullanılan gözü açıp kapatma ifadesi bir zaman dilimini kastetmekten ziyade, zamanın geçersizliğini ifade etmek için kullanılır. İslam tarihinde de hangi şahıs için zaman geçerli değil? Bu sorunun cevabını biliyorsanız, tahtı getiren zatıda biliyorsunuz. Artı, ışınlama teknolojisi tek yönlü işleyen bir mekanizma değil, hem çıkış noktasında hem varış noktasında portalınız olması gerek. Bir nokta sizi atom parçalarınıza ayırıyor ve ışınlıyorsa diğer uçtada yani belkısın sarayında da sizi bir araya getiren bir alıcı aygıt olması gerek. Belkısın sarayında öyle bir aygıt varmıydı? Yoktu. Bu iddiaların neresinden tutsak elimizde kalıyor. Önünü ve arkasını hesaplamadan birşeyleri ortaya atıyorlar, sonrada ben böyle düşünüyor böyle inanıyorum deyip geçiyorlar. Bilimde böyle işlemiyor işte arkadaşlar, iddialarınızın önünde ve arkasında elle tutulur bir tarafı olması gerek.

Teknoloji yoktu ışınlama yoktu, ne vardı o zaman?

Bunun sırrınıda bize başka bir Ayet açıklıyor. Kur'an-ı Kerim ilim sahibi kişilerden bahsederken
, bunu genelde o kişilerin ismini söyleyerek yapar. Örneğin; biz Musaya ilim verdik der, Yusuf’a ilim verdik der, Lut'a, Davud ve Süleyman'a ilim verdik der vs. İki Ayette ama ilim sahibi bir şahsiyetten bahsederken o şahsiyetin ismini vermez. Birisi bu Ayet diğeri ise Musa as'ın kıssalarında geçen Ayette. Hatırladınızmı? Aynen. Kehf Süresi 60-82. Musa as, kendisinden daha ilimli birisi varmı diye Allaha sorar ve bunu öğrenmek için bir yolculuğa çıkması söylenir. Bu yolculukta onu o ilim sahibi şahısa ulaştırır ve bu ikisi yine bir yolculuğa çıkar ve bir dizi olaylar ile karşılaşır. Şimdi; Kur'an-ı Kerimin iki Ayetinde isimsiz bir ilim sahibinden bahsedilir, birisi Belkısın tahtı ile ilgili Ayette diğeri ise Musa as'ın yolculuğu ile ilgili Ayette. Kim bu şahıs? Belkısın tahtı ile ilgili Ayette Allahu Teala onu deşifre etmiyor, o Ayeti okuduğumuzda onun kim olduğunu çözemiyoruz. Musa as'ın kıssasına geldiğimizde ama, Ayetler bize o şahıs hakkında daha detaylı bilgiler veriyor. Bi nevi kendisini ifşa ediyor. Kim bu şahıs; hz Hızır. O iki Ayette geçen kişinin aynı kişi olduğunu nereden anlıyoruz? Kur'an-ı Kerimin tümünü inceleyerek. Kur'an-ı Kerimde tek bir kişi için zaman geçerli değil, o da Hızır as. Yani, o tahtı bir ifritten daha hızlı getiren kişi sıradan bir insan değildi, maneviyatı yüksek zamanın kendisi için geçerli olmayan bir şahsiyetti. Olayın altında da ışınlama gibi bir yeryüzü ilmi yoktu, bir mucize vardı. Ne tür bir mucize? Bu hadisede zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı. Herkes için zaman durdu, o taht içinde mekan kavramı ortadan kalktı. Gözü açıp kapatmadan binlerce km uzaklıktaki bir taht bir anda Süleyman as yanında oluverdi. O yüzden bu hadisenin altında yeryüzü ilimleri değil, manevi ilimler arayın.

Ortaya attığınız tezin tutulur yanları olsun

Bir hadise Musa as döneminde yaşanıyor diğer ise ondan bin yıl sonrası Süleyman as döneminde. İki Peygamber arasında bir zaman farkı var, bu hadisenin içinde de zamanın hiçe sayılması var, bu da aklımıza ilk Hızır as getiriyor. İslam inancına göre iki kişiye kıyamete kadar yaşama izni verilmiş biri kötülerden (iblis), diğeri iyilerden (hz Hızır). O yüzden biz Müslümanlar Hızır as'ın kıyamete kadar insanlığın arasında dolaşacağına inanırız. Hem Musa as döneminde ortaya çıkması, hem Süleyman as'ın hizmetinde bulunması İslam inancına uygun bir iddia. Yani bir iddia ortaya attığınızda bu İslam ile çatışmasın. Önü ve arkası tutulur olsun, mantık içinde olsun.

Özetlersek

Kur'an-ı Kerimde ilimden bahsedildiğinde, bu maneviyatla ilişkilendirilir. Örneğin;
"Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler" (Sebe Süresi; 6). "Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar" (İsra Süresi; 107). Kur'an-ı Kerimde ilim ve maneviyat özleştirilir. Allah inancı olmayan birisi, Allah nezdinde ilim sahibi olarak görülmez. Kur'an-ı Kerimin koyduğu ölçüye göre ilim sahibi olabilmeniz için Allah inancına ve Allah korkusuna sahip olmanız gerek. Ayetimiz ilim sahibi bir şahsiyetten bahsediyor, biz buradan o kişinin manevi ilimlere sahip olduğunu anlıyoruz. Nereden bunu anlıyoruz? Manevi derinliğe sahip olmayan birini Kur'an-ı Kerim, "ilim sahibi" olarak görmüyorda ondan. Bu noktada aklınıza şu soru gelebilir; hem manevi ilimlere sahip, hem teknoloji gibi yeryüzü ilimlerine sahip olamazmı? Günümüzde elbette olabilir, ama o dönem olamaz. En basiti ilmin zekatı var. O şahıs eğer bu hadiseyi bir yeryüzü ilmi ile gerçekleştirmiş olsaydı, medreselerde ve okullarda o teknolojiyi başkalarına öğretme ve paylaşma vebali omuzuna inerdi. O teknoloji yayılır ve o günden bugüne katlanarak gelirdi. O dönemde ve ondan sonraki dönemlerde siz yeryüzünün her hangi bir noktasında ışınlama teknolojisine rastladınızmı? Hayır. Demek ortalıkta ışınlama teknolojisi yoktu. Bu tür iddialar ortaya attığınız zaman lütfen çok dikkatli olunuz, her yönüyle kendinizi vebal altına sokuyorsunuz. Örneğin; o şahıs ışınlama teknolojisi ile tahtı getirdi dediğiniz an, o şahısa o bilginin zekatını ödemediği, o bilgiyi insanlıktan gizlediği iftirasını atmış oluyorsunuz. Bilgiyi paylaşmamayı ve ilmi gizlemeyi sanki meşru birşeymiş gibi göstermiş oluyorsunuz. Küçük ve önemsiz gibi görünen bir iddianın ne tür yorumlara ve iftiralara yol açabileceğini lütfen görünüz. O hadise ışınlama ile izah edilebilir değil, öyle olsaydı o hızda ifritte o tahtı getirebilirdi. İfritten daha hızlı hareket edebiliyorsa, demek ışık hızından daha hızlı birşey kullanıldı. Fizik yasalarına görede bu evrende ışık hızından daha hızlı hareket edebilen bir şey yok. Fizik yasalarına ters olanın altında da biz ne arıyoruz; mucize! Bu olayda da bir mucize gerçekleşti. Zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı.

Mucize ve teknoloji arasındaki fark?

Gizem avcıları maalesef bilerek veya bilmeyerek peygamberleri sıradanlaştırır, bunuda peygamberlerin mucizelerini günümüzün teknolojik aygıtları ile açıklamaya çalışarak yaparlar. Peygamberlere indirilen mucizeleri günümüzün teknolojisine eş değer tutarlar. Bu yazı vesilesiyle bunada bir açıklama getirme ihtiyacı hissediyoruz, bakınız; dünya bir bilgisayar ve bizde o bilgisayar yazılımın içinde varlığını sürdüren birer kuluz. Mucize ve teknoloji arasındaki fark; teknoloji, o yazılımın inceliklerini öğrenmek ve kullanmaktır. Mucize ise o yazılımın dışına çıkabilmek
(mirac hadisesi) ve gerektiğinde o yazılıma dıştan müdahale edebilmektir. Bilim adamı ile peygamber arasındaki fark; bilim adamları yazılımın dışına çıkamaz, yazılımın kendisine müdahale edemez, yazılımı değiştiremez. Yazılım yani sistem kendilerine ne imkanları sunuyorsa ancak o sınırlar içinde hareket edebilirler. Peygamberler ise diledikleri an yazılımın dışına çıkabilir, diledikleri zaman yazılımın kendisine müdahale edebilir. Belirli bir mekan ile kısıtlı değiller. Sistemin içi veya dışı, sınırsız hareket alanlarına sahipler. O yüzden bir peygamberi asla bir bilim adamı ile, bir mucizeyide asla teknolojik bir aygıt ile eşdeğer tutmayın. Robotun kendisi ile o robotun yazılımını yazan kişi hiç bir olurmu!"






reenkarnasyon

bu yazımızda sizlere reenkarnasyon inancın hurafe, batıl bir inanç olduğunu söyleyip sizlere bu inançtan uzak durmanızı tavsiye ederdik. Biz bunu yapmayacağız, biz bunun açıklamasını yapmanın ve sizin mantığınıza hitap etmenin daha uygun olacağını düşündük, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar..

- reenkarnasyon nedir?
Öldükten sonra, farklı bir beden ile tekrar dünyaya gelmeye reenkarnasyon denilir. Bu inancın çıkış noktası hindistan yöresi. hinduizm, jainizm, sikhizm, hatta budizmin yeniden doğma inancınıda reenkarnasyon olarak görebiliriz.

- reenkarnasyon inancında yaşanılan klasik olay ne?
Yeni bir beden ile tekrar dirildiğini iddia eden kişi, bir evvelki hayatını hatırladığını iddia eder ve ilginç olanı o hayat hakkında anlattıkları doğru çıkar.

- insanları bu inanca ikna eden unsur ne?
Yeniden doğduğunu iddia eden kişiler bir önceki hayatta kimi yaşadığını iddia ediyorsa o kişinin özel hayatı hakkında detaylı bilgilere sahip. İnsanları ikna eden, neden olmasın olabilirde dedirten nokta bu!

Reenkarnasyon inancının altından yatan oyun ne?

Tekrar hayata geri döndüklerini iddia eden insanlar, bir evvelki bedenin yaşantısından bilgiler aktarır; siz bizim kültürümüzde ve dinimizde geçmiş olaylardan bizleri haberdar edebilen varlıklar tanıyormusunuz? Örneğin: eşyalarınızı kaybettiğiniz an veya geçmiş olaylardan haber almak istediğiniz zaman kime gidersiniz? Tabiiki cinci hoca veya medyumculara. Bizler kendimizi şanslı hissetmeliyiz çünkü bizim dinimiz bizleri cinlerin varlığı ve onların oyunları hakkında haberdar eder. Bizler onların oyunlarına gelmemek için kendimizi bilgilendirebilir, önlemlerimizi alabiliriz, başka kültürler ama böyle bir lütfa sahip değil. Onlar geçmiş olayları anlatabilen birini gördükleri an, bunu gerçek kabul eder. O kişide ya altıncı his, üçüncü göz gibi özel yeteneklerin var olduğuna inanır, ya da o kişinin tekrar dirildiğini düşünür.

   - cinler bu tezgahı nasıl kurar?

Bir insana cinler nasıl bulaşır bu konuyu Kur'an-ı Kerimde araştırabilirsiniz, bizler bu konuda fazla detayına girmeyeceğiz; "şeytanlar kime iner size haber vereyimmi; onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler" (Şuara Süresi; 221-222). Cinler genelde Allahtan uzak bir yaşam sürdüren, iftira ve yalanlara düşkün olan, cinler alemine merak duyan ve cinler ile içli dışlı yaşayanların (uzak doğu halkları) üzerine iner. Cinler geçmişi nasıl görür? Einstein'e göre eğer bir cisim güneş ışınından daha hızlı hareket edebilirse zamanda geriyede gidebilir. Cinler güneş ışınından daha hızlı hareket edebiliyormu, edebiliyor. Geçmişe nasıl gidebiliyorlar? Geçmişe fiziki mekan olarak gitmelere mümkün değil, onlar sadece ilahi bir düzenekten yararlanıyorlar, nedir o düzenek. Yeryüzünde yaşanılanları zaman kayıda alır ve bu kayıdı o noktadan bir uydu yayını gibi göğe ışınlar. Bu yayın akışı güneş hızı ile gerçekleşir. Siz eğer güneş ışınından daha hızlı hareket ederseniz, o gün göğe çıkan yayını yakalar, biraz daha hızlı hareket ettiğiniz içinde bir evvelki gün, hafta veya yıllar önce göğe doğru akan olayları görebilirsiniz. İnsan ile cin arasındaki iletişim nasıl gerçekleşir? Ya cin o kişinin içinde olur ve o kişinin ağzı ile konuşur (reenkarnasyon ve hipnoz), ya da o cin bedenin dışında olur ve o kişiye o bilgileri fısıldar (medyumcular). Bu arada hipnoz esnasında konuşan kişinin kendisi değil, bu büyük bir yalan. Bilinçaltı dil'e gelemez, dil'e gelen o bedende yaşayan cin, bu bilgiyide bilmenizde yarar olduğunu düşünüyoruz! İnsanın kendi irade gücü genelde cinlerin enerjisinden daha büyük bir enerji salgılar yani insan istemediği müddet bir cin o insanın bilincini kontrol altına alamaz. Eğer o cin'le konuşmak istiyorsanız ilk önce kişinin iradesi buna izin vermesi gerekiyor, örneğin hipnoz. Reenkarne edildiğini iddia eden bireylere baktığınızda da bunların genelde ergenlik çağında olan bireyler olduğunu görürsünüz yani bilincin henüz gelişmediği bireyler bu iddiaları ortaya atar.   

Reenkarnasyon bir şov inancı

Bizler kendimizi bol lütüfa mazhar olmuş kullar olarak görmeliyiz, bizler bir mucize kaynağına sahibiz, bize doğruları anlatan ve bize nereden gelip nereye gideceğimizi bildiren bir rehbere sahibiz (Kur'an-ı Kerim). Biz başkalarını İslama davet etmek istediğimiz zaman Kur'an-ı Kerime işaret ediyoruz, Kur'an-ı Kerimde gerisini bizler için hallediyor. Böyle bir nimete sahip olmayanlar, yeryüzüne yayılmak ve yeni kitlelere ulaşabilmek için doğaüstü birşeyler sergileme zorululuğunu kendilerinde hissseder. Uzak doğu inançları böylesine bir çıkmaz içinde, onlar bir zorunluluk bir eziklik psikolojisi içinde mürid kaybına uğramamak ve ilgi odağı olabilmek için birşeyler sergilemek ve göstermek zorunda. Sergiledikleri yeteneklerde mucize içermez, bizim andoluda her cinci hoca veya medyumcunun yapabildikleri şeyler olur; ya birinin geçmişini, özel hayatını size anlatarak sizi ikna etmeye çalışır ya da uzak doğu sokaklarında olduğu gibi sokak gösterileri ile insanları kandırır. Batıl inançların dini liderleri bu gösteriler sayesinde mürid toplar ve makamlarını ayakta tutar. Bu yazı vesilesiyle şunuda bilmenizde yarar olduğunu düşünüyoruz; budizim inancına göre tibetin dini lideri dalai lama öldüğünde onun ruhu bir çocuğun bedeninde, dünyaya geri döner. Hangi çocuğun bedenine indiğini tespit etmek içinde çocuk adayların önüne farklı cisimler koyulur. Hangi çocuk bir evvelki dalai lama'nın seçtiği cisimi bilirse, budizmin kurucusu shakyamunin ruhu ona indiği inanılır ve yeni dalai lama o olur. Olayın perde arkası nedir; ölen dalai lamanın içindeki cin binlerce yıl yaşar, bin yıllardır aynı cisimi seçen kendisi olduğu içinde hangi çocuğun bedenini tercih ediyorsa o çocuğa o cisimi seçtirir. Sergilenen bu tiyatro baştan sonuna kadar kirli bir oyun, maalesef insanlarda bu kirli tezgaha kanıyor.

   - reenkarnasyon yöresel bir inanç

Reenkarnasyon inancına baktığımızda bunun bin yıllarca sadece belirli bir yöreye mahkum kılındığını, o yöreden dışa çıkmayı başaramadığını görüyoruz. Günümüzün iletişim çağı bu inancın yayılımını hızlandırmış olabilir ama bin yıllardır bu hiçte böyle değildi. Geçmiş çağlarda durum nasıldı? Eski çağlarda bu inanç ne zaman bir yöreden dışa çıkmaya çalıştıysa karşısında bir şahsın direnişi ile değil toplumun tamamının direnişi ile karşılaşmış, yani toplumsal baskı o inancın yayılımını sınırlamış. Cinlerin bir kişiyi kandırması büyük bir sorun olmayabilir ama toplumun tamamını kandırmak hiçte kolay değil. Örneğin; bir anadolu insanı yeniden dirildiğini iddia etse, o kişi ya bir hocaya götürülür ya da onunla dalga geçilirdi. Yaşadığı ortam bu iddiayı asla onaylamaz, kabul etmez, o kişi ile dalga geçilirdi ve o kişide bir müddet sonra o iddiasından vazgeçmek zorunda kalırdı. Bunu ortaçağın avrupasında yaşayan birisi iddia etmiş olsaydı o kişiye kilise tarafından şeytan çıkartma ritüeli uygulanır veya yakılarak öldürülürdü. Tarihe baktığımız zaman Kitap Ehli Dinler; İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik bu tür batıl inançların kendi topluluklarında yayılımasına izin vermemiş. Bu oyunu tezgahlayan cinler toplumsal bir direniş ile karşılaştıkları için bu oyunlarını günümüzün iletişim çağına kadar, belirli bir yöreden dışarıya çıkaramamış.  

Kimler kendisini reenkarnasyon inancına kaptırır?

Reenkarnasyon inancına iki tür insan kendisini kaptırır, birinci grubun buna yöresel bir bağı bulunur bu insanların aileleri, akrabaları, komşuları ve yaşadıkları bölge buna inanır. Böyle bir ortamda doğan ve büyüyen birisi bunu sorgulamadan benimser ve buna inanır. Reenkarnasyon inancına kendisini kaptıran ikinci grubun ise buna ne yöresel bir bağı bulunur ne de dini, bunlar günümüzün iletişim çağında ortaya çıkan, içinde doğup büyüdükleri din ve kültüre bir bağ kuramayan, kendilerini ruhsal bir boşluk içinde hissedip bir arayış içine giren kişiler.

   - değerlerinize sahip çıkın, sahip çıkmazsanız yolunuzu şaşarsınız

Hayatınızı hangi kurallar doğrultusunda yaşıyorsunuz, siz daha çok dini emirlerin koyduğu sınırlar doğrultusundamı yaşantınızı sürdürüyorsunuz yoksa yaşadığınız yörenin örf ve adetlerine göremi, yoksa siz hayatınızı her anı doya, doya yaşa (carpe diem) felsefesine göremi yaşıyorsunuz? İnandığınız şeyler sadece sübjektif bakış açılarınızı belirlemekle yetinmez, inançlarınız ayrıca sizlerin hal ve hareketlerine sınır koyar, size hangi davranışların uygun olup olmadığını söyler. Dini emirlere bağlı olan birisi bu kurallara boyun eğer ve bu inancın koyduğu sınırlar içinde hareket etmeye çalışır. Din ve kültürel değerler sizleri terbiye eden sizleri belirli sınırlar içinde tutan unsurden bazılarıdır. Eğer bunlara benzer hayatınızda nefsinize sınır koyabilecek değerler yok ise, o zaman sizin kabulleneceğiniz ve yapabileceğiniz şeylerin sınırı olmaz, vakti gelir nefsiniz kendisine tanrı sıfatını yakıştırır, vakti gelir bir hayvanla ilişkiye girer vakti gelir kendisinin yeniden dirildiğine inanır!

Reenkarnasyon; psikiyatri ilmine, İslam dini ve genel mantığa aykırı

 
  - reenkarnasyon hakkında psikiyatri ilmi ne der?

Psikiyatri bilim dalı farklı kişilikleri barındıran bedenleri bir hastalık olarak görür ve bunlara farklı tıbbi isimler atar (örneğin; multiple personality disorder). Reenkarne edildiğine inananlar, farklı kişiliklere sahip olduklarına inanır, tıp ilmide bunu bir hastalık olarak tanımlar. Hastalık nedir? Düzenden yoksun, kendisine ve çevresine zarar vermek. Örneğin; daha önceki hayatınızda bir kadın olduğunuzu düşünün ve bu sefer bir erkeğin bedeninde tekrar dünyaya gönderildiğinizi düşünün, iki farklı duygu arasında yaşayan bir ruhun ne kadar sıkıntılı bir hayat geçirebileceğini tahmin edebiliyormusunuz? Şimdi yüzlerce veya binlerce farklı insan ve hayvan hayatını yaşayan ve geçmiş yaşantılarını hatırlayan bir ruhu düşünün, böyle bir düzen size mantıklı geliyormu? Eğer dünya böylesine bir düzen üzerine kurulumuş olsaydı, sizce insanoğlu ruhsal boyutu sağlıklı ve dengeli bir yaşantı sürdürebilirmi?

   - reenkarnasyon ve genel mantık

Reenkarnasyon inancı kendi içinde tezatlar ile dolu. Örneğin bu inancın savunucuları tekrar dirilişten bahseder, ancak bunlardan sadece birkaçı daha önceki hayatını hatırlar. Bunların bilginleri ilk önce şu iki soruya bir açıklık getirmeli; 1) reenkarnasyon inancında geçmiş yaşantılar hatırlanırmı hatırlanmazmı? Eğer eski yaşantılar hatırlanıyorsa, neden o zaman kendi toplulukların tamamı bunu hatırlamaz, neden bunu sadece bir kaç kişi hatırlar? Eğer hatırlanmıyorsa o zaman daha önce yaşadıklarını nereden biliyorlar? 2) Tekrar dirilişi kendi topluluklarına has bir olay olarakmı görüyorlar, yoksa bu bütün canlılar içinde geçerlimi? Bu bütün canlılar için geçerli ise, yani evrenin tamamı yeni diriliş üzerine kurulu ise neden ben ve benim gibi 6 milyar daha önceden var edildiğini hatırlamaz? Ama eğer yeniden dirilmeyi kendilerine has bir ayrıcalık olarak görüyorlarsa, o zaman bu ayrıcalığın kaynağı ne, onuda lütfen bizlere bi' açıklasınlar.

   - reenkarnasyon ve İslam inancı

Reenkarnasyon inancına sahip insanlar bu dünyanın ebedi var olacağı inancını taşır, onlar ahiret hayatı veya mahşer gününe inanmaz. Onlar kendi ruhlarının bu dünyada sürekli yeniden dirileceğine, bu dünyada ebedi bir hayat sürdüreceklerine inanır. Bu inanç tabiiki İslam dinine ve kitap ehli olan diğer dinlerin özüne ters düşer. Kur’an-ı Kerimin nice Ayetleri ölümden sonraki hayattan ve sorgulamadan bahseder. Reenkarnasyona inanmakta çok dikkatli olmalısınız çünkü buna inandığınız an Kur’an-ı Kerimin özüne ters düşersiniz, bu da İslam dininden çıkmanıza sebep olabilir. İslami yönden reenkarnasyonu incelediğimizde aklımıza gelen ilk sorular şunlar; farklı bedenler ile dünyaya gelirseniz mahşer gününde bu yaşantılarınızın hangisi ile sorguya çekileceksiniz? İslam dini bu dünyanın acı ve üzüntü içeren bir yer olduğunu söyler, bu dünyayı bir defa yaşamak kendi başına nice sıkıntılar içerir, bir insanı sürekli reenkarne ederek bu dünya sıkıntılarını defalarca yaşatmak sizce ne kadar mantıklı? İslam dinini göre insan kutsal bir varlık. Allahu Teala, kutsal kıldığı bir varlığı neden bir hayvan olarak yeryüzüne geri göndersin. Kuran-ı Kerimde nefislerinizden eşleriniz yaratıldı der. Bir kadın, bir erkekten var edilir. Sürekli reenkarne edilenleri şimdi bir düşünün. Bir yaşamda erkeksin, sonrası kadın, sonrası hayvan. Kim kimden yaratıldı, tam bir kaos. Özet: çok lütuftayız çok. Biz, düzeni anlatan bir Kitaba sahibiz. O Kitap bize, düşüncelerimizin sınırlarını çiziyor. Bu Kitaba sahip olmayanlar kendilerini bir sapkın düşünceden diğerine sürükler. Kendilerine herşey mantıklı, neden olmasınki gelir.

   - Ayetler

Şu Ayetler bize bu dünyada sadece bir şansımızın olduğu, bunu değerlendirdik değerlendirdik, değerlendiremediysek ikinci bir şansa sahip olmadığımızı anlatır; “nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim, der, lütfen beni geri gönder,"- "Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım." Hayır, boş bir söz, onun söylediği söz. Onların önlerinde, diriltilip mezarlarından çıkarılacakları günedek bir berzah (“berzah”, ölüm ile başlayıp, yeniden dirilmeye kadar geçen süreyi ifade eden dini bir terimdir) var” (Mü’minun Süresi; 99-100). “De ki: Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz. Günahkârları bir görseydin! Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Gördük ve işittik, şimdi bizi geri çevir de salih bir amel işleyelim; çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz." Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidayetini verirdik!” (Secde Süresi; 11-13). “Onlar, orada şöyle feryat ederler: "Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yaptıklarımızdan başka, salih bir amel yapalım." Onlara denilir ki: "Size düşünecek olanın düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size uyarıcı da gelmişti. O hâlde tadın bakalım azabı! Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur" (Fatır Süresi; 37).

Kur’an- ı Kerimin bahsettiği iki defa öldürme ve diriltme hadisesi nedir?

Reenkarnasyon inancını savunan kişiler bu inancı destekleyebilecek deliller, argümanlar arar ve bunu Kur’an-ı Kerimin içinde bulduklarını düşünür; “kâfirler diyecekler ki: "Ey Rabbimiz! Sen bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Şimdi günahlarımızı anladık. Fakat çıkmaya bir yol var mı?" (Mü’min Süresi; 11). Kendilerini reenkarnasyon inancına kaptıranların İslamla hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen, sadece görüşlerini tasdiklemek ve İslam kültüründe bu inancı yaymak için Kur’an- ı Kerimi bu oyuna alet eder ve kendi tezlerini desteklemek için bu Ayeti öne atar. Bu Ayetten iki defa yeryüzüne indirildiğimiz anlamını çıkaranları aydınlatalım, çünkü halkımız İslami konularda bilgin değil, rahatlıkla bu şarlatanların sözlerine kanabilir; (1) o Ayette yeryüzü ifadesi geçmez, yani iki defa dirilip öldürülmenin yeryüzünde gerçekleşeceğinden bahsetmez. Reenkarneciler bu iki yaşamın, ikisininde yeryüzünde gerçekleşeceğini bu Ayetin neresinden çıkarır? (2) Bu Ayet sadece iki yaşamdan bahseder, reenkarnasyon inancı ise onlarca defa dirilmekten, yaşamaktan bahseder. Bu Ayet yaşamı ikiyle kısıtlar, reenkarnasyon inancında kısıtlama bulunmaz. Bu Ayetin açıklaması nedir, o zaman? Bu Ayetin bahsettiği iki yaşamdan birisi ruhlar alemidir (kalu bela). Bunu Kur'an-ı Kerim şöyle izah eder; “bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği vakit, "pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz" dediler. (Bunu) kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu." demeyesiniz diye (yapmıştık)” (Araf Süresi; 179). Ruhlar var edildiği yani yaratıldığı an Allah onlardan kesin söz alır, yeryüzüne indirildiklerinde Allaha iman edeceklerine ve onun emirleri doğrultusunda yaşayacaklarına dair bir söz. Ruhlar bu şahadeti getirdikten sonra öldürülür, taaki ana rahminde tekrar canlanıncaya kadar. Bu Ayetin bahsettiği birinci ölüm ruhlar âlemindeki ölümdür, ikinci ölüm ise yeryüzünde vukuu bulacak ölüm. Birinci ölümü hatırlamıyoruz çünkü o an beden yani bilinç, hafıza ortalıkta yoktu, ama bir sonraki ölümümüzü hatırlayacağız!