"Şimdilik bırak onları kendi hallerine, yiyip içsinler, avunsunlar, ümitlere kapılsınlar.
Yakında
gerçeği öğrenecekler" ( Hicr Süresi; 3) -19.09.2021





aşı, artık yapacak birşey kalmadı


-02.09.2021
Aylarca sizi uyardık, ama artık herşey için çok geç. Bu aşamadan sonra yapabileceğiniz tek şey kendiniz, ülkeniz ve sevdikleriniz için Allahtan bol merhamet dilemek ve tabiki olabildiği kadar aşı zorunluluğuna direnmek. Bu da sizin imtihanınız olsun. PCR testine gelirsek, bu musibeti kendiniz üzerinize çektiniz. Memur olmak için neler yaptınız neler, memurluğu korumak içinde neler yaptınız neler. Başka ülkelerde meslek edinmek için okunur, ülkemizde ise memur olmak için okunuyor. Başka ülkelerde çalışma hayatı mesleğe atılınca başlar, ülkemizde ise mesleğe başlayınca bitiyor. Meslek edinceye kadar çok çalış, sonrası rahat et. Gençliğimizin mottosu bu. O yüzden işlevsiz, yobaz kurumlara sahibiz. Memur olamayanlarda memur olamadıkları için üzülmesin, tam aksi bol bol şükretsin. Doğru zamanda doğru yerde olmak veya şer gibi görünen aslen sizin için hayrlı olabilir söylemleri var ya, günümüzde memur olmayanların durumu tamda bu. Neden? Aşı musibeti size isabet etmeyecek. Haftada 2 defa PCR testi vermek zorunda değilsiniz. Günümüzün memurları memur olmak ve memurluğu korumak için hep masanın altına saklandı, yapılan haksızlıklar yapılan yanlışlar karşısında hep sustu benim sorunum değil dedi, her yere maydonoz olmayayım dünyayı benmi kurtaracağım dedi ve çalıştıkları kurumda hakkı haykırmaktan hep uzak durdu. Bunada Allah hiç kayıtsız kalırmı? Elbette kalmaz. Siz sürekli hakkı haykırmaktan kaçarsanız, gün gelir hak sizi yakalar ve en korktuğunuz şeyle sizi yüzleştirir; bu sefer sizi masaya yatırır. Hayatınız boyunca hep ben dediniz, hep memurluk dediniz, bu sefer kader sizi, kendiniz ile memurluk arasında bir seçim yapmaya zorluyor; memurlukmu sizmi, hangisi? Memurluk hayatınız boyunca hep ben dediniz bu seferde ben diyecekmisiniz yoksa, memurluk hayatınız boyunca herkesi sattığınız gibi kendinizide satacakmısınız? Aşı olursanız büyük ihtimal bir sonraki 2 yıl içinde öleceksiniz. Aşı olmazsanız memurluktan olabilirsiniz. Seçiminizi yapınız, kendinizmi memurlukmu, hangisini seçiyorsunuz?

AK Partinin sonu

Hiçbir siyasi akıl haftada 2 PCR testini milletine şart koşmaz, birisi bunu yapıyorsa demek kafa gitti demek kendilerinin sonuda geldi.
Nasıl bir öngörüsüzlük bu, inanılır gibi değil. Kaderi anlamak çok basit, yanlışlar yapmaya başlıyorsanız bilinki o işte sonunuz geldi. Olacaklar belli; bu işin psikolojik boyutu var. Hastanelere hasta dışında hasta olmayanlarıda yönlendirirseniz, hastaneleri yoğunluğa boğar hem hastane çalışanların hem o strese maruz kalan vatandaşımızı çileden çıkarır, herkesin motivasyonunu sıfırlarsınız. İki; hastaneler birer mikrop ve virüs yuvası. Hastaneye hasta olanlar gider, hasta olmayanlarıda hastaneye yönlendirirseniz salgını durdurma yerine tam aksine sebep olursunuz, yayarsınız. Üç; PCR testinin yanılma payı yüksek. Ne kadar çok PCR testi yaparsanız, vakalarda o kadar artış göreceksiniz. Kötü tarafı, bir çoğu hatalı sonuç olacak. Onbinler covid olmamalarına rağmen gereksiz yere karantinaya ve ilaçlara maruz kalacak, üstüne 1-2 hafta işinden olacak. Dört; salgını durdurmak için aşısızlara odaklanıyor, aşı olanlara serbestlik veriyorsunuz, bu da sizi tuzağa düşürecek. Aşısızları haftalık kontrol ederken, aşılılar virüsü yaymaya devam edecek. Unutmayınız, vakaların çoğunluğu aşılılar. Bir alttaki tabloda bunu sizde göreceksiniz. Sunduğunuz bu serbestliğide aşılılar fırsat bilip daha rahat ve gevşek hareket edecek, kendi aralarında virüsün yayılımı artacak, bunlara PCR testi zorunluluğu olmadığı içinde siz bu yayılımı kaçıracak daha çok ölümlere sebep olacaksınız. Beş; PCR testi arttıkça vakalar artacak, vakalar attıkçada karantinaya giren ve yoğun bakıma yatan kişi sayısı artacak, kendi elinizle devleti ve milleti yine bir kilitlenme noktasına getireceksiniz. Altı; bunun birde manevi boyutu var. Haftada iki defa PCR testi yaptırmanın meşakketi, yapan ve yaptıranlara getireceği zorluk ortada ve bu insanlar bunu mecbur kılanların arkasından hergün bol lanet ve beddua okuyacak. Allah zorbaları sevmez, burada yapılanda zorbalık yani o beddualar size tutacak. Yedi; bunun birde kutuplaşma boyutu var. Testler arttıkça vakalar artacak, bu da covid'den bıkmış milletimizin aşısızlara yönelik tavrını sertleştirecek, bir cadı avı başlıyacak. Sağ-sol, sunni-alevi, muhafazakar-laik, türk-kürt gibisine yeterince fay hattımız yokmuş gibi, birde aşılı-aşısız çatışması ortaya çıkacak.

FETÖ'ye AK Partiyi batırmak için birşey düşün deseniz, onlar bile bu kadar sinsi bir şeyi akıl edemezdi. Faşistlik, diktatörük, insanların özgür haklarını elinden almak, zorbalık herşeyi bir uygulamanın içine sıkıştırdılar. Bunun kaosa, kargaşaya sebep olacağı çok açık.
Haftalar ilerledikçede koas artacak. Bir siyasi partide nasıl böylesine bir risk alabilir, işte inanması zor olan bu. CHP ve İP dört gözle okulların açılması ve kaosun başlamasını bekliyor. Bilhassa seneye seçim hazırlıkları başlayacak, siz CHP'ye istanbul ve ankarayı kaybetmişsiniz, oylar kafa kafaya gelmiş, aşı haritasına baktığınız zamanda en çok CHP illeri aşılanmış yani PCR testi zorunluluğu en çok AK Parti tabanını vuracak, insanda kendi tabanını nasıl böyle kendisine düşmanlaştırır, inanılır gibi değil. Şunuda anlamış değiliz, bu ülkede milli ve yerli hiçbir örgütlenme hiçbir sivil toplum örgütü yokmu? Bu milletin menfaatini düşünmek furkan vakfı gibi fetöcülere, provakötörleremi kaldı. Bir iki ağaç için ülkeyi yakanlar, neredesiniz şimdi? CHP, AK Partinin her icraatına karşı gelir, her ıvır zıvırı anayasa mahkemesine taşır, şimdi neredesiniz? Dokunmayın yaşantıma diyen solcular, seyehat hakkımız elimizden alınırken siz neredesiniz? Dağda ovada nerede bir şantiye varsa, oradasınız ve itiraz ediyorsunuz, şimdi neden ortalıkta yoksunuz? Benim bedenim, sana ne; diyen mor çatı nerede, bedenimiz üzerindeki haklar elimizden alınırken? Demek özgürlük, insan hakları hepsi hikaye. AK Partinin bir icraatınada bu kitleler tepki göstermiyorsa, onlarla aynı noktada buluşmasından ötürü aslında AK Parti bin düşünmesi gerek. Ne kadar üzücü, bu millet haftada 2 defa PCR testine tabi tutuluyor, eğitim ve seyehat gibi tüm özgürlüklerimiz elimizden alınıyor, ne sokak yürüyüşleri var ne de anayasa mahkemesine veya danıştaya yürütmeyi durdurma başvurusu var, hiçbirşey yok. Bu kadarmı sahipsiz bu millet. Nerede terör ve ahlaksızlıklık varsa, İslam, osmanlı ve anadolu düşmanlığı varsa herkes o alanlarda örgütlenmiş. Bu aziz millete gelince, maalesef bu millet lehine örgütlenen kimse yok. Ne bir örgütlenme ne de bir mücadele.

Oyun bitti



   
Şu tabloda birşey dikkatinizi çektimi?

02.09.2021 tarihinde yayınlanan şu tabloda, aşısızları 2 doz aşı olanlarla bir tutmuşlar. Tabloya çok iyi bakınız, tekrar ve tekrardan bakınız; aşı olmayanlar neden 1 ve 2 doz aşı olanlarla aynı anılıyor? Neden vakalarımızın şu kadarı 1 doz, şu kadarı 2 doz ve şu kadarı aşısız demiyorlarda, bu üçünü bir arada veriyorlar? Örneğin; vaka sayıların çoğunluğunu aşısızlar oluştursasaydı, aşısızları yinede 1 ve 2 doz aşı olanlarla bir anarlarmıydı? Sanmıyoruz, o verileri ayrı bir sütundan kocaman verirlerdi. Vermiyorlarsa, 1 ve 2 doz aşı olanlarla birlikte anıyorlarsa demek vakaların çoğunluğunu aşı olanlar oluşturuyor. Normal bir istatistik çalışmasında 1 doz aşılı şu kadar vakamız var, 2 doz aşılı şu kadar ve aşısız şu kadar denilir, burada ise üçü bir arada anılmış. Bunuda kim yapar; 1 doz ve 2 doz aşı olanların vaka sayısını gizlemek isteyen yapar. Sizi aşıya sürükleyen, aşı ile salgının sona ereceğini, aşıların hayat kurtaracağını söyleyen kişi gizler.

Şimdi birde şu tweete bakın;

  

Düne kadar 2 doz aşı olun deniliyordu, şimdi ise 2 doz aşı olanları aşısızlarla bir tutmaya başladılar. Tweet 8 ağustos 2021 de atılmış, üstteki tabloda 2 eylül 2021 ait. Şu ikisini kıyaslarmısınız lütfen, birisinde 2 doz aşınızı olun deniliyor, diğerinde ise 2 doz aşı olanlar aşısızlarla birlikte anılıyor. Nasıl oluyor bu? Siz söylemlerde bir tezatlık, bu işte bir tuhfalık görmüyormusunuz? Uzak bir dönem öncesi değil, daha bir ay öncesine kadar 2 doz aşı tam doz aşı olarak sayılırken, aradan bir ay geçmeden 2 doz aşı alanlar aşısızlarla bir tutulmaya başlandı. Bunada halk tabiriyle ne denir biliyormusunuz; kazık denir.
Hadi geçmiş olsun. Kazık yemek nasıl bir duygu? Aşılanma süreci başladığında size iki doz aşınızı olun dediler, ortalıkta 3. doz veya 4. doz aşı yoktu, aradan 6 ay geçti, şimdi ise 2 doz değil 3 doz tam doz aşı olarak sayılır diyorlar. Acaba yıl sonuna doğruda 3 yetmez 4 doz derlermi? Sizin gibi kerizler varken, derler. Soru şu; sağlık bakanlığın yayınladığı ama sizlere direk söylemekten korktuğu, dolaylı yoldan size aktardığı en güncel bilgilere göre bu salgında 2 doz aşı yeterli değil, şimdi; siz tıpış tıpış gidip 3. doz aşınızı olacakmısınız, yoksa durun bakalım, öyle gözükiyorki siz ne yaptığınızı bilmiyorsunuz, biz sağlığımızı sokakta bulmadık, salgında tecrübe kazanmanız için kendimizi deney tahtası yaptırmayızmı diyeceksiniz? Şu tabloya tekrar ve tekrar bakınız, aşılanmanın bir tuzak olduğunu şimdi daha iyi anladınızmı? Bu daha başlangıcı, durun daha, siz daha yeni 40 derece sıcaklıklara varan bir yaz sezonundan, güneşin virüsleri öldürdüğü bir yaz sezonundan çıktınız, daha kış sezonuna yani grip sezonuna girmediniz. Artı, daha yeni aşı oldunuz, şöyle bir 6 ay geçsin, bedeniniz olup bitenlere karşı henüz uyanmadı. Ülkemizde ilk aşılar ocak şubat aylarında vurulduğuna göre ama, birileri için o 6 aylık süreç doldu, onların bedenleri yeni yeni uyanmaya başladı. Bu saatten sonra felaketi durduramazsınız, maalesef çok geç kalındı, bu saatten sonra ölümler artarak katlanarak gelecek. Bu arada; hep onlar aşıya davet edecek değil ya, birde siz onları aşıya davet edin, sağlık bakanını ve tüm yetkilileri 3. doz aşıya davet edin. Madem 2 doz aşı yeterli değilmiş, 3. doz aşıya onlar önderlik etsin.

Kötü tarafı şu

95 milyon insan aşılandı ve bu insanların aşı olmasının nedeni, kendilerine bir garanti verilmesi, aşının hayatlarını kurtaracağı garantisi. Evet, yanlış duymadınız, öyle bir aşı propagandası yaptılarki aşının ölümleri önlediği algısını yaydılar. İnsanlarda ölmemek için başlarındaki insanlara güvendi ve aşılarını oldu. Şimdi ise bu insanlar teker teker ölüyor. Sadece covid-19 vakaları değil, bu saatten sonra tüm ölümler şaibeli. Son dönemlerde ünlüler, kanaat önderleri teker teker başımızdan ayrılıyor, bu hiç dikkatinizi çekmedimi? Bu saatten sonra bu ölümlerin her biri araştırılmalı. Kanser gibi hastalıkları olsa dahi, kalpleri ve organları aşıların tahribatına uğramışmı bu araştırılmalı. Bakınız; bağışıklık sisteminiz covid-19 ve varyantlarını ağız, boğaz ve akçiğerde görmeye alışık (solunum yolu). Normal şartlar altında bu virüsün bedenimizde ilerleyebileceği en ucra nokta akçiğerlerimizin içindeki hava kesecikleri. Bağışıklık sisteminiz daha ileriye gitmesine izin vermiyor. Gerektiğinde h
ava kesecik ve akçiğerin diğer dokularını geçilmesi zor bir duvara dönüştürüyor (fibröz). Bedeni kurtarma adına akçiğerlerin bir kısmından feragat ediyor. Burada verilen mücadele sizin son savaşınız, küçük kıyametiniz. Bağışıklık sisteminiz akçiğerinizi neden son kale olarak görüyor? Hava keseciklerden bir sonraki adım kan damarları olduğu için. Virüs kan damarlarına ulaşırsa bedene yayılır ve kontrolü kaybederim diye, bağışıklık sisteminiz hava keseciklerini son direniş hattı olarak tanımlamış. Aşı ile ama siz ne yapıyorsunuz; bağışıklık sistemin kurduğu savunma hattını bypass ederek virüsü direk kana enjekte ediyorsunuz. Solunum yollarında görülmesi gereken bir virüs bir anda beyin ve kalp gibi görülmemesi gereken yerlerde görünmeye başlanıyor. Bunada bağışıklık sisteminizin nasıl bir tepki vereceğini bilmek için bir uzay mühendisi veya müneccim olmanız gerekmiyor, akçiğerde bu virüse nasıl tepki verdiyse diğer organlarda da o sertlikte bir tepki verecek. Virüsü kalpte görüyorsa kalbe saldıracak (miyokardit) beyinse beyine. Hocam, aşılar genelde kana enjekte edilir, bu zamana kadar sorun olmadıysa şimdi niye sorun olsun diyorsanız, sebebi basit; bu zamana kadar üretilen aşılar, bedeniniz ters tepki vermeyinceye kadar on yıllarca laboratuvarda bir araştırma safhasından geçti, sonrası piyasaya sürüldü. Burada ise böyle bir çalışma yok. Bir yıl içinde üretildi ve piyasaya sürüldü. O yüzden biz bu aşıya karşıyız. Biz aşı karşıtı değiliz, bu aşıya karşıyız çünkü burada hakkında hiçbir şey bilinmeyen bir virüs alındı, herhangi bir teste tabi tutulmadan insanlara enjekte edilmeye başlandı. Virüs nereden geldi, üzerinde ne oynamalar yapıldı, doğal veya değil üzerindeki hangi parça hangi organı nasıl etkileyecek, solunum yolu üzerinden virüsün farklı bir varyantını kaparsanız bağışıklık sisteminiz nasıl tepki verecek, akçiğerde vereceği tepkiyi aşı üzerinden diğer organlarınıza sinen virüs parçacıklarına karşıda o sertlikte cevap verecekmi, bu ve daha nice soru bilinmiyor. Aslında facebook, google ve youtube çetesi bu aşıların nelere sebep olacağını gayet iyi biliyor, o yüzden aşıda acele ettiriyor. Ölümler başlamadan siz olayı farketmeden, olabildiği kadar çok kişi aşılansın istiyor. Neden bunu yapsınlar? Bu çete on yıllardır yeryüzü nüfusu çok fazla, bunu indirmemiz gerek diye bas bas bağırıyor, bu söylemleri hiç dikkatinizi çekmedimi? Demek ciddiye almamış, komplo deyip geçiştirmişsiniz. O zaman acı yoldan gerçekleri öğrenmek size müstehak.

Bu aşıların ölümcül olduğunu biz nereden biliyoruz; eski çalışmalardan.
Örneğin; MERS ve SARS virüsleri 20 yıldır biliniyor ve bunlara karşı aşı geliştirmek için çok uğraştılar ama başaramadılar, deneyler hep öldü. Moderna ve BioNTech aşısı zaten sakat çünkü orada mRNA söz konusu yani virüsün proteinlerini insanla birleştiriyorsunuz, önümüzdeki yıllarda da bunun bedeninizde nelere sebep olacağı konusunda hiçbir fikriniz yok ve ikincisi o aşıların içinde grafen oksit maddesi var. Bu iki aşıyı yiyenlerin zaten kurtulma şansı yok. Biz bunları biliyorsak, devlete akıl verenler niye bunları bilmiyor; bu, kimi kendinize rehber almanızla ilgili. Onlar batıyı kendilerine rehber edinmiş, batıyı mutlak doğrunun kaynağı olarak görüyor, dolayısıyla batı ne diyorsa buna inanıyor, altında bir artniyet aramıyor, araştırma gereğide duymuyor. Dünya sağlık örgütü ne derse, sorgusuz sualsiz bunu ülkede uyguluyor. Bunun en güzel örneğinide bakan koca kendisi verdi, antikoru yüksek olanlar aşı olmalı gerekmi diye kendisine sorulduğunda, ne cevabı verdi; evet, dünyada genel uygulama bu dedi. Bizim araştırma ve çalışmalarımıza göre demedi, dünyaya göre dedi. Dünya derkende dünya ile kimi kastediyor, herhalde üçüncü dünya ülkelerini veya gelişmekte olan ülkeleri değil, burada batıyı kastediyor. Kendi ağızlarıyla kendilerini ifşa ediyorlar, aradan iki yıl geçmesine rağmen devletimizin covid-19 ve aşı ile ilgili hiçbir bilgisi veya çalışması yok, batı ne yapıyorsa ne diyorsa onu yapıyorlar. Biz ise İslamı kendimize rehber kıldık, İslamda bize gayrimüslimler sizin düşmanınız der. Biz onların her tavsiye ve sözünü bin araştırıyoruz. O yüzden tuzakları biz görüyoruz onlar görmüyor. Tabi birde olayın araştırmacı boyutu var; bilim kurulu altında toplanan kişiler bilim adamı değil, onlar birer esnaf. Bedenleriniz üzerinden ticaret yapan birer tüccar. Her biri sağlığınız üzerinden aylık yüzbinler kazanıyor, her biri milyoner. Bunlar makale okumak, araştırma yapmak için tıbba atılmadı, bu meslekte çok para olduğu için atıldı. Ekran ekran dolaştırdığınız yerlere göklere sığdıramadığınız o "bilim" adamları var ya, bacılarımızı onların elinden kurtarmak için devlet yasa çıkarmak zorunda kaldı (sezeryan). Poliklinikte yüzünüze bakmaları ve sizinle ilgilenmeleri için devlet yasalar çıkarmak zorunda kaldı (özel muayenehaneler). Sizinle ilgilenmeleri, size gereksiz ameliyat yapmamaları, sizden bıçak parası almamaları için devleti yasalar çıkarmaya zorunlu bırakan bir camiadan bahsediyoruz. Ülkede bıçak atmadıkları bir kişi, protez takmadıkları bir yaşlı kalmadı. Sizde şimdi kalkıyor bu insanları bilge kişi olarak baş tacı ediyor, sağlığınızı ülkenizin geleceğini bunlara teslim ediyorsunuz. Bu iş baştan sakat. Şöyle düşünüyoruzda, böylesine bir felaket tamda bu camianın başına patlaması gerekiyordu ve nitekimde patlayacak. Her gün terör seviciliği, İslam ve millet düşmanlığı yapan meslek odası bir camiadan bahsediyoruz burada. 

Daha çok yeni, japonya 1.63 milyon moderna aşısını toplattı, içinde metal parçacıkları tespit edildiği için. Aşının içeriği kirletilmiş diye toplatıldı. Bir iki ay önceside ispanyada bu tespit yapıldı. Küresel çetenin bu tuzağını çökertmek aslında çok basit, aşılar elektronmikroskopu altında incelense aşıların metal parçacıkları ile dolu olduğu (grafen oksit) görünecek ve aşı tuzağı ifşa olacak. Çok basit bir eylemle milyarlarca insanı kurtarma şansınız var. Japonya neden o zaman bu tuzağı dünyaya ifşa etmiyor? Edemez, çünkü japonya küreselciler tarafından yönetiliyor. AK Parti ama bu ifşayı yapabilir. AK Parti kendisini milli ve yerli olarak görmüyormu? Dünya beşten büyüktür demiyormu? Mazlumların, ezilmişlerin hamisiyim demiyormu? Alın size fırsat, dünyayı kurtarma fırsatı. Bunun için savaşmanızda gerekmiyor, yapmanız gereken tek şey, aşıların içini inceleyip dünya ile paylaşmak. Siz değilmisiniz dünyaya önder olmak, sesini duyuramayanların sesi olmak
isteyen, alın size fırsat, hemde ne fırsat; günün kahramanı siz olabilirsiniz, tüm dünyayı insanlığı kurtaran siz olabilirsiniz. İspanya, japonya her bir yerden mRNA aşıların içinde birşey tespit ediliyor, ülkemizde insanlar mRNA (bioNTech) aşısının mıknatıs tuttuğunu söylüyor. Alın size fırsat, inceleyin ve sessiz çoğunlukların kahramanı olun. Hayır ama, kimse oralı değil. Neden, çünkü batıya teslimiyat var çünkü bizi yönetenlerin kılavuzu batı. Eee, Allahın uzak durun dediği kişileri siz kendinize kılavuz kılarsanız, o batı başınıza bir felaket ördüğünde de ağlamayacaksınız, kandırılmışız, hakkınızı helal edin demeyeceksiniz. Şapkanızı alıp gideceksiniz ve bedeli ne ise ödeyeceksiniz. Olayı anladınız. Uzatmaya gerek yok. Uzun lafın kısası, hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınız bir virüsü aşı adı altında bedene enjekte ediyorsunuz, üstüne laboratuvarda test etmemiş ve araştırmamışsınız. Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur misali, bu işin hayrla sonuçlanmayacağı çok açık.

Şimdi, kim bu insanlara hesap verecek? Kimse. Rakamları olabildiği kadar sizden gizleyecekler. Aşı olanlar teker teker öldükçe rakamları daha çok sizden gizleyecekler, çünkü hiçbir kişi, erdoğan dahil, bu yanlışı topluma anlatamaz, kandırıldık demekle, özür dilemekle kellesini kurtaramaz. Bunlar rakamları örtmeye devam edecek. Ne zamana kadar; topluca ölümler gelmeye başlayana kadar. Kötü tarafı;
halen aşıya inanıyor olmaları. Bu rakamlar bugünün rakamları, tesadüf rastlantı, sadece bu illere has, yarın veya haftaya aşısızlar yine çoğunlukta olur diyor ve halen aşıya inanıyorlar. Bu aşıda bir tuhaflık olduğu konusunda henüz huylanmadılar. Kendilerini aşıya o kadar şartlandırmışlarki, aşı olup ölseniz dahi ölümünüzü aşıya değil yetersiz aşılanmaya bağlıyorlar. Örneğin; bir ilacın iyi geleceğine o kadar inanırsınızki o ilacı verdiğinizde kişi ölse dahi siz ölümü o ilaca bağlamazsınız, yetersiz dozda verildiğine inanırsınız. Bir değil iki vermem gerekiyormuş dersiniz. İki değil demek üç olması gerekiyor dersiniz ve sorunu ilaçta olduğunu bilmek istemezsiniz. Burada yaşadığımız olayda bu, sizi yöneten insanlar aşıların iyi olduğuna o kadar inanmışki ölümleri aşıdan bilmiyor, yetersiz dozdan biliyor. 2 doz aşı olup öldüyseniz demek 3 doz olmanız gerekiyormuş diyor. Vefat edenlerin %10 3 doz olmuş, onlar içinde demek 3 doz yeterli değilmiş diyor. Yahut 3 doz aşılanma olmasaydı vefatlar çok çok daha fazla olurdu diyor. Herhalukarda adamlar aşıları temize çıkarıyor. Örneğin; geçen yıl aşı yoktu ve vefat sayıları çok azdı. Normal şartlar altında bu verileri gören birisi, biz salgının ikinci yılındayız, birinci yılını aşısız ikinci yılını aşılı geçirdik, biz aşılı geçirdiğimiz dönemde daha çok can kayıbı veriyoruz der ve aşıyı masaya yatırırdı. Bizde ama bu yapılmıyor, çünkü aşının iyi olduğu kabullenilmiş. Bu aşıyla ilgili ortalıkta bir veri bir araştırma olmamasına rağmen adamlar bunun doğruluğuna iman etmiş ve şartlar ne olursa olsun bu inançtan vazgeçmiyorlar. Hata hep bizde sizde olacak; yeterince maske takmıyor olacağız, sosyal mesafeye uymuyor olacağız, yeterince temizlik yapmıyor olacağız, hep biz suçlu olacağız, aşılar ama asla değil. Ölenlerin müsebbibi hep biz siz olacağız, aşılar ama asla değil. Ne zamana kadar aşı olanlar topluca hastaneye akın etmeye başladığında. O zamanda ama iş işten geçmiş olacak. Bildiğiniz düzenin sonunun başlangıcı olacak.

Halen fırsat var

Aldığınız bu veriler size bir uyarı, bu uyarılara lütfen kulak asın ve vazgeçin bu zorbalıktan.
Bugünler geleceğe ışık tutuyor. Bugünlerde aldığınız sonuçlar hayra alamet değil. Bu sonuçları gören bu işte bir tuhaflık var der ve acilen aşılanmayı durdurur. İnanç dünyanızı kenara koyun ve bilimsel aklınızı devreye sokun. Aşı mutlak doğrudur inancından vazgeçin. Bilim adamı kendisini bir sonuca şartlandırmaz, her daim tüm ihtimalleri gözönünde bulundurur. Aşı olanlar tel tel dökülmeye başladı, el freni çekmeniz ve dur demeniz için daha neyi bekliyorsunuz. Farklı illerde aşı olanların vaka sayısı yüksek, bu o illere mahsus değil, bu ilahi bir uyarı, lütfen bu uyarıya kulak asın. 2 doz aşı olanların yoğun bakıma düşmesinin sebebi, aşının 3 ay sonra koruyuculuğunu kaybettiği için değil, o kişileri aşıladığınız için yoğun bakıma düştü. Aşı olmasaydı bu insanlar bugün yoğun bakımda olmayacaktı. Bu insanlar salgının birinci yılında dökülmedi, aşı olduktan sonra dökülmeye başladı. Olup bitenleri çok yanlış yorumluyorsunuz, çünkü aşıya kendinize şartlandırmışsınız. Vazgeçin bu aşı inadından. Bunun bedeli size zaten çok ağır olacak, ama en azından öğrenir öğrenmez, şüphelenir şüphelenmez durdurdum der ve vicdanen, ahlaken temize çıkarsınız. Koruması gereken aşılar korumuyor, tam aksi öldürüyor. Bunu sizde görüyorsunuz. O yüzden tam aşılanmayı 2 dozdan 3 doza çıkardınız. Ya sorun virüste değil aşıdaysa ve 3 doz aşı ile daha çok ölümlere sebep olacaksanız? Obsesif takıntılı, büyülenmiş halde hareket ediyorsunuz, vazgeçin bu inattan uyanın bu gafletten. Zararın neresinden dönülse kardır. Aşı olanlar yoğun bakımları doldurmaya başladı ve bu daha başlangıcı, çok daha kötü olacak. Belki bu sizin siyasi hayatınızı sona erdirecek, belki bir ömür hapiste geçirmenize sebep olacak, bedel ne olursa olsun bu yanlıştan dönün, bu yanlışta inat etmeyin. Bilmiyordum Rabbim, öğrenir öğrenmez durdum demek sizi Allah nezdinde ayrı bir konuma sokar, yanlışta bile bile israr etmek ayrı.

Kendilerini aşıya şartlandırmışlar

Normal şartlar altında bir aşının ne kadar yeterli olduğu bilinir, çünkü 10 yıllık bir laboratuvar çalışması sürecinden geçer. Burada ise 1 yıllık aşıları piyasaya sürdüler. Ne bilim kurulu heyeti ne de sağlık bakanı, kimse birşey bilmiyor. Bu aşılar hiçbir salgında denenmedi, kaç doz yeterli, yan etkileri varmı, aşı olanlar tekrar virüsle temasa geçtiğinde aşı nasıl tepki verecek, bağışıklığımız bu virüsü farklı organlarda yakaladığında nasıl tepki verecek bu ve daha nice soru bilinmiyor. Size vurdukça siz öldükçe bu aşılar hakkında tecrübe kazanıyorlar. Tecrübeye açık olsalar bu yaptıklarınıda bir yere kadar anlayacağız, fakat bunlar tecrübeye açıkta değiller. Kendilerini birşeye şartlandırmışlar ve o şeyde haklı çıkıncaya kadar o şeyde israr edecekler. Bilimin temel kuralları var, bunlardan biriside objektif olmak, kendini bir sonuca şartlandırmamak. Bilimsel çalışmalar yapan birisi çalışmasına başlamadan her türlü olanağa açık olur, her ihtimali gözönünde bulundurur,
veriler akmaya başladıktan sonrada gerektiğinde el frenini çekmesini bilir. Burada ise bu yapılmıyor. Bunlar aşıların doğruluğuna o kadar kendilerini kaptırmışki aşı olup ölüyorsanız, sorunu aşıda değil yetersiz aşılanmada buluyor. Örneğin; 2 doz aşı olanlar ölüyorsa, sorunu aşıda değil yetersiz dozda buluyor, o kişiler 3 doz olması gerekliydi diyor. Yarında 3 doz aşı olanlar ölmeye başladığında, 3 doz aşı yeterli değil 4 doz aşı şart demeye başlayacaklar. Hiçbiride oturup bu aşıda bir sorun olabilirmi sorusunu aklına getirmeyecek. Geçen yılı biz aşısız geçirdik, geçen yıl bu dönemde ağustos ayında günlük vefat sayımız 20 'lerdeydi bugünlerde ise 300 'lerde, acaba gerçektende aşılar bağışıklık sisteminde bir hiperreaksiyona sebep oluyormu sorusunu kimse kendisine sormayacak. Neden? Birincisi bu aşının doğruluğuna kendilerini yüzde yüz şartlandırmışlar. İkincisi kibir. Bilim müritleri kendilerini tanrı gibi hisseder, bunların egosu bir hatayı bir yanlışı kabul etmez. Üçüncüsü bedel ödemekten korkuyorlar. Bu yanlışın siyasi ve adli bedeli olacak, bunuda göze almıyorlar. O yüzden bunlar aşı başarılı oluncaya kadar aşıda israr edecek. Kayan kum gibi ama, çırpındıkça batacaklar. Bugünlerimizde vakaların çoğunluğunu aşı olanlar oluşturuyorsa, paniğe gerek yok, biz doğru yoldayız bu sadece günlük, dönemsel, yarından itibaren aşısızlar yine vakaların çoğunluğunu oluşturmaya başlar deyip hep bir sonraki günü bekleyecekler. Bekledikçe, gerçekler ile yüzleşmeyi erteledikçe ama daha çok batacaklar. Google, facebook ve youtube çetesi bunlara salgının sadece aşıyla son bulacağına inandırtmış. Bunlarda küresel çetenin bu yalanını satın almış, küresel çeteye inanıp ülkemizde neredeyse 100 milyon tane aşı vurmuş. Herhalde bu saatten sonra oooops üzgünüz yanlış yapmışız diyecek halleri yok. Olabildiği kadar bu aşıda israr edecekler. Bu aşıda her israr ama onları daha büyük gırdabın, çıkılmaz bir durumun içine sürükleyecek.

Tavsiyemiz;

çok büyük halt ve suç işlediniz. Aşılanmayı acilen durdurun. Bedel ödemesi gerekenler bedeli ödesin. Sonrası sakin kafayla verileri inceleyin ve önümüzdeki 1 yıl boyuncada aşılananları takip edin. Artık sizin ana sorununuz covid-19 veya şu bu varyantı değil, hastanelerinizi yoğun bakımlarınızı meşgul kılacak olanlar aşı yaptığınız kişiler olacak. Milletimizede tavsiyemiz; aşı karşıtlarına gösterdiğiniz kuşkulu tavrı aşıyı size empoze edenlere karşıda gösterin. Sağlığınızı sokakta bulmadınız, sapa sağlamsınız ve birileri alın şu iğneyi, kendinize vurun diyor, herhalde biraz araştırma yapmadan o iğneyi kendinize ve sevdiklerinize vurmazsınız. Bilhassa tüm veriler açıktaysa, gizli değilse lütfen verilere bir göz atın. Unutmayınız, veriler veya ürünler onları açığa çıkaran kişiler kadar temizdir. Ürünü değil onu size dağıtan kişiye ilk önce bakın, kişiye güveniyorsanız ürününü alın. Hadis alimleride bu şekilde hareket etti, hadise değil ilk önce hadisi aktaran kişinin hayatına baktı. Bu aşının arkasındaki kişilere güvendiğiniz kadar aşıya güvenin. Bu işin arkasında google ve tayfası var. Bu satanistlere ne kadar güveniyorsanız, aşıyada o kadar güvenin. Biz hiç güvenmiyoruz dolayısıyla başından itibaren araştırıyoruz. Araştırmalarımızda bize bu işin bir tuzak olduğunu gösteriyor. Örneğin; biz salgının bir yılını (2020) aşısız geçirdik, bu da bizim için aslında çok büyük bir veli nimet oldu, bizim için bir kıyas noktası oluşturdu. Bizlere aşısız dönemle aşılı dönemi karşılaştırma şansı sundu. Örneğin; geçen yıl ağustos ayında vefat edenler ne kadardı, bu yıl ne kadar. Birileri size aşı hayat kurtaracak aşı olun diyor, ama sahaya baktığımızda aşılı dönemde daha fazla insan ölmüş. Bu insanlar size 2 doz aşınızı olun dedi, aradan 6 ay geçmeden ama, 2 doz aşı olanları aşısızlarla bir tutmaya başladı. Kendilerine soru sorulduğu zamanda batıdaki uygulamaları örnek gösteriyorlar. Yani, bizi yönetenlerin konuyla ilgili hiçbir bilgisi hiçbir fikri yok. Bunu anlamanız içinde daha ne yaşamanız gerekiyor? Bu insanlara daha ne kadar teslimiyat gösterecek, sorgusuz sualsiz biat edeceksiniz. Siz değilmisiniz müslümanları sorgusuz sualsiz biatla suçlayan, siz neden biat içindesiniz siz neden kendi aklınızı kullanmıyorsunuz? Ha bilim adamı ha tarikat şıhı, ne fark eder arkadaşlar, o veya bu farketmez kimseye sorgusuz sualsiz biat etmeyin!!

Haftalık iki PCR testine itiraz edin!

Gerekçeniz şu olsun; PCR testi aşı olmayanlara zorunlu, 2 doz aşı olanlara ama değil, bu da sağlık bakanlığın koyduğu yeni kriterlere aykırı. Sağlık bakanlığının en güncel aşı protokolüne göre 2 doz aşı olanlarla aşısızlar aynı kategoride yer alıyor!!

Aşıyı temiz gösteren araştırmalara gelirsek;

Bu araştırmalar bilimsel değil, bu araştırmalar sizi yanıltmaya yönelik kurgulanmış birer çalışma. Bunlar birer çalışma, araştırma değil. Araştırma ile çalışma arasındaki fark; çalışmalar veri toplamak için yapılır, araştırmalar ise nihai sonucu belirlemek için yapılır. Birisi bir kaç gün veya bir kaç aylık süre içinde tamamlanır, diğeri ise yılları alır. Örneğin; aşıları zararsız gösteren araştırmalar iki üç aylık süre ile sınırlandırılmış ve yeni aşı olmuş kişiler üzerinde yapılmış. Burada amaç veri toplamak olduğu, aşı ile ilgili nihai bir karara varmak olmadığı çok aşikar. Sokak anket çalışması gibi, bir gurup insan alınmış, kendilerine sıkıntınız varmı diye sorulmuş, onlarda yok demiş, sonrada bu çalışmalar dünyaya, görüyormusunuz demek aşılarda sıkıntı yok diye servis edilmiş.
Bilimsel araştırmalarda bu şekilde işlemez. Eğer iki haftalık anket çalışmasıyla aşıların zararlı olup olmadığı belirlenmiş olsaydı, aşı üretimi için 10-15 yıllık şart koşulmazdı. Size sunulan araştırmaları dikkate almayın, bunlar 2-3 ayda tamamlanmış çalışmalar. Bunların istatiksel bir değeri olabilir ama bilimsel bir değeri yok. Size herhangi birisi bakın şu araştırmada aşılar temiz çıkmış derse, araştırılan kişiler kaç ay önce aşı olmuş ve araştırma ne kadar uzun sürmüş bunu sorun. Sonrada, o araştırmayı aynı kişiler üzerinde bir yıl sonra tekrar yapmalarını, deneyler halen hayatta olursa aynı araştırmayı 2 yıl sonra tekrar yapmalarını, sonrası size gelmelerini söyleyin.