"Şimdilik bırak onları kendi hallerine, yiyip içsinler, avunsunlar, ümitlere kapılsınlar.
Yakında
gerçeği öğrenecekler" ( Hicr Süresi; 3) -19.09.2021





aşı, hatırlatma dozları hakkındaki gerçek


-
09.09.2021

Bir kaç gündür sağlık bakanı bas bas bağırıyor, hatırlatma dozlarınızı yapın diyor. Panik halindeler, çünkü 2 doz aşı olanlar tel tel dökülmeye başladı. Yoğun bakımları dolduranların çoğunluğu aşısızlar değil, 2 doz ve üstü aşı olanlar. Şimdi de işi kurtarma adına artık doz sayısını telafi etmiyorlar, hatırlatma dozunuzu olun diyorlar. Rakamlar artık anlamsızlaştı. 2 doz aşınızı olun deseler, yoğun bakımda genelde 2 doz aşı olanlar yatıyor. 3 doz aşınızı olun deseler keza yine aynı. 4 doz aşınızı olun deseler, bu sefer insanlar yuh size diyecek. O yüzden ne diyorlar, hatırlatma dozu diyor ve o şekilde sizi o aşılama çarkın içinde tutmaya çalışıyorlar. Aslında, bu aşılanmanın iyi bir fikir olmadığını kendileride anlamaya başladı, ama bu saatten sonra sizi bu aşı çarkın içinde tutma dışında yapacak birşeyleri kalmadı. 100 milyon aşı vurduktan sonra, kimse kalkıpta pardon, hata yapmışız diyemez. Yinede ama, biz ortaya çıkmalarını ve yanlış yaptık demelerini bekliyoruz, çünkü olayları gizledikçe daha büyük çöküş yaşayacaklar. Pandemi servislerinde çalışan hemşire ve doktorlarada ricamız, verileri gizlemesinler ifşa etsinler. Milletimiz gözümüzün içine baka baka öldürülüyor, masanın altına saklanmasınlar, bu katliama seyirci kalmasınlar açığa çıksınlar ve bildiklerini söylesinler. Yoksa onlarda bu katliamdan ortak sorumlu olurlar. Zaten 100 milyon aşı vurulmuş, iş işten geçmiş, bu saatten sonra ölümlere engel olamayız, ama PCR testi gibi yapılan zorbalıklara dur diyebilir, aşıya karşı toplumsal bir direniş başlatabiliriz. Örneğin; bir kaç gün önce kocaeli halk gazetesi gebze devlet hastanesinde pandemi servisinde yatan hasta listesini yayınladı. 66 hastadan sadece 23 aşısız geri kalan 43 hem sinovac hem bioNTech aşısını olmuş. Linki ekliyoruz; https://www.kocaelihalkgazetesi.com/haber/7755410/iste-belge-yogun-bakim-asili-hasta-dolu

Aşılar neden işe yaramıyor, neden hatırlatma dozu diyorlar?


Aşıların içeriğini diğer yazılarda yeterince ele aldık, burada aktarmak istediğimiz konu, aşı olmanıza rağmen bağışıklık sisteminiz virüsü neden tanımlayamıyor neden ikide bir hatırlatma dozuna ihtiyaç duyuyor bu yazımızda kısaca buna değinmek istiyoruz. Olayın özü aslında çok basit; kolaya kaçmanın bedelini ödüyorsunuz. Bu virüse doğal yoldan yakalansaydınız ve iki hafta virüsle boğuşsaydınız, terleme, ateş, öksürük, ağrılar, ne gerekiyorsa hepsini yaşasaydınız, adam gibi bu virüsle yüzleşseydiniz, her kış sezonunda grip virüsleri ile yüzleştiğiniz gibi, şimdiden çoktan bağışıklık elde etmiş ve bu kaygılarının hiçbirini yaşamıyor olacaktınız. 2 hafta gibi kısa bir sürede 2 yıldır boğuştuğumuz salgını atlatacaktınız. Varmı, bundan daha güzel birşey? Artı, salgını kendi bağışıklığınızla atlattığınız için, özgüven içinde geleceğin salgınlarına bakacaktınız. Bu panik ve korku havasını yaşamayacak, eve hapsedilmeyecek, özgür ve özgüven içinde hayatınızı sürdürecektiniz. Varmı, bundan daha güzel birşey? Virüsle yüzleşip iki haftada bu salgından kurtulmak varken, neden acaba başınızdaki bilim çetesi sizi olabildiği kadar virüsten uzak tuttu? Aşı olmanız için! Virüsten uzak durun, bu işin altından kendi başınıza kalkamaz ölürsünüz, sizin için aşı geliştiriyoruz, az kaldı dediler, sizde bu söylemleri seve seve satın aldınız. Neden? Rahatınıza düşkünsünüz çünkü. Çalışmadan yorulmadan birşeyi elde edeceğinizi duyduğunuzda balıklama atladınız. Yürütülen bu aşı kampanyasıyla sağlık bakanlığıda kendi ayağına kurşun sıktı. Öyle bir algı oluşturduki aşının ölümleri önlediği, aşı olursanız ölmeyeceğiniz inancı toplumda oluştu. Hergün ölüm rakamlarını verdiler, sonrada bu ölümlerin önüne aşı ile geçileceğini söylediler. Şimdi de herkes aşıyla ölümünün önüne geçeceğine inanıyor. Bundan sonra solunum yolu enfeksiyonundan ölen, doğal yoldan ölen dahil suçu sağlık bakanlığında bulacak, bizi kandırdı diyecek.

Önlem almayalımmı hocam? Kolaya kaçarakmı?
İnsan bir işe girişmeden önce bunun bana getirisi ne, götürüsü ne diye bir hesaplama yapar, bunun alternatifi varmı diye düşünür. Allah kendiniz üretin, belki biraz zorlanacaksınız ama bu sizin için daha karlı daha kalıcı daha hayrlı diyor, küresel çete ve onların içimizdeki müritleri (bilim çetesi) ise hayır kendiniz üretmeyin, niye kendinizi zora sokuyorsunuz, bunu yapamazsınız siz bunun altından kalkamazsınız diyor. İçimizdeki bir kitle sürekli ve israrla siz yapamazsınız, dıştan yardım alın dediği gibi. Sizde dün olduğu gibi bugünde bu söylemleri seve seve satın alıyorsunuz. Çalışmak ağır geliyor size çünkü. Sonuç; hakkında hiçbirşey bilmediğiniz, hakkında onca kötü iddia dolaşan bir sıvıyı ikide bir kendinize enjekte etmeye mecbur hale geldiniz. Bedeniniz virüsü bir türlü tanımlayamıyor, ikide bir hatırlatma dozu istiyor. Hadi geçmiş olsun. Aşı olmanıza rağmen neden bağışıklık sisteminiz sizi korumuyor, gelelim yazımızın konusuna, aşıyı üretenlerin size anlatmadığı, aşıyı size vuranlarında bilmediği noktayı size anlatalım; bağışıklık sisteminiz bir paket halinde çalışır, bağışıklık sisteminiz birşeye karşı kalıcı bağışıklık elde edebilmesi için kendisi birşeyleri görmesi ve yaşaması gerek. Görmek istediğide aşının içindeki dikensi protein değil, görmek istediği ateş, öksürük, terleme, eklemlerinizin ve başınızın ağrıması, bedenin halsiz düşmesi, yutkunlukta zorluk çekmek, burnun tıkanması, iştahın kesilmesi vs. Bağışıklık sisteminizi birşeye karşı harekete geçiren, bu şey tehdittir bunu hafızana kayıt et dedirten unsurlar bunlar. Aşı vurulduğunuz zamanda bunların hiçbirini yaşamıyorsunuz. Örneğin; tehdit olarak görmediğiniz birine karşı, siz önlem alırmısınız? Aşılar sizde herhangi bir semtoma sebep olmuyor. Herhangi bir semtoma sebep olmayan birşeyide bağışıklık sisteminiz kalıcı hafızasına yerleştirmiyor. İkide bir hatırlatma dozuna ihtiyaç duyuyor. Hatırlatma dozları ilede biz aşıdan bahsediyoruz. Aynı aşıyı size tekrar ve tekrar vuruyorlar. Aşıyı ilk vurduklarında buna 1. doz diyorlar. Aynı aşıyı ikinci defa vurduklarında 2. doz, 3 defa vurduklarında 3. doz vs. Einstein'ın da bu konuda güzel bir sözü var; delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp, farklı sonuçlar beklemektir. Sizin açınızdan kötü tarafı, her aşıda bedeninize milyonlarca virüsü enjekte ediyor olmaları. Bedeniniz içinde de bunlar birike birike bir gün içten sizi iflasa sürükleyecek (organ iflas). Yok öyle birşey deme şanslarıda yok, çünkü bu aşılar ilk sizde deneniyor. Bedeninizde ne yapıp yapmayacağı konusunda geçmişe yönelik referansları yok.

1. Bağışıklık sisteminiz bir virüsü hafızasına kayıt edebilmesi için o şeyle kora kor mücadele etmesi gerekiyor. Aşıyı yediğinizde bedeniniz böylesine bir mücadele içine girdimi? Girmedi. Eee, o zaman bağışıklık sisteminizin virüsü hatırlamamasına şaşmamanız, ikide bir hatırlatma dozu yemenize şaşırmamanız gerek. Kabaca, siz ne kadar hatırlatma dozu yesenizde, 2 hafta virüsle kora kor mücadele eden bir bedenin elde ettiği korumayı,
asla ama asla elde edemiyorsunuz, elde edemeyeceksiniz! Hocam, aşı yiyip hastalanmayanlar var, demek bağışıklık elde ediliyormuş diyorsanız, bakınız; toplumun %99 virüsten neredeyse hiç etkilenmemiş, siz virüsten etkilenmeyen kişileri aşılarsanız, tabiki o kişilerde hastalık görmeyeceksiniz. Bunun sebebi ama aşı değil, bu kişilerin bağışıklık sistemi. Aşı koruması gerekenleri korumuyor, üzerinde durmanız gereken noktada bu. Bize %99 'luk kesimden örnekler vererek aşı propagandası yapmayın, onlar zaten baştan itibaren aşıya muhtaç değildi. Korunmaya muhtaç %0.88 'lik bir nüfusumuz var, aşı bunları ne hali soktu, siz bize bundan anlatın. Dağıttığınız aşılar hem ihtiyaç duyanlara fayda etmiyor, hem aşıya ihtiyaç duymayanları aşılayarak o kişileri kalp ve organ sorunlarına açık hale getirdiniz. Bu salgının özeti bu; toplumun %.88 'lik kesimi etkileniyor diye %99 'lık kesim eve hapsedildi, maddi ve manevi kayıba uğratıldı, sonrada içeriği meçhul sıvıyı kendisine enjekte etmeye zorunlu bırakıldı. Gerçektende yaptığınız bu kötülüğün haddi hesabı yok. Hem bağışıklığı zayıf olanları batırdınız hem güçlü olanları. Bir taşla iki kuş. Bunun hesabıda sizden bir gün sorulur.

2. Bağışıklık sisteminiz birşeyi hafızanıza geçirebilmesi için ateşe yakalanmanız gerekiyor. Bağışıklık sisteminiz üstün zekayı sahip bir yaşam formu, sizler gibi keriz değil. Aşının içindeki dikensi proteinle aldatılacak kadar ilkel ve mal değil. Birşeyi kalıcı hafızasına yerleştirmesi için birşeyleri görmesi gerekiyor, bunlardan biriside ateş. Ortalıkta ateş yoksa bedeniniz o şeyi tehdit olarak algılamıyor. Tehdit olarak algılamadığınıda kalıcı hafızasına kayıt etmiyor. Aşı vurulduğunuzda ateşiniz çıktımı? Hayır. O zaman, bedeniniz aşı üzerinden yediğiniz virüsleri yeterince tehdit olarak algılamamış. Sinovac gibi inaktif aşılarda virüsün ölü halini ve parçacıklarını bedene enjekte ediyorsunuz. Bunlar bağışıklık kazanmanız için yeterli değilse, demek bedeniniz bunları yeterince tehdit olarak algılamıyor. Örneğin; algılasaydı ateşiniz çıkardı. Ateş kötü birşey değilmi? Dozajına bağlı. Herşeyin aşırısı zarar değilmi zaten, burada önemli olan sınırınızı bilmek.
Ateşin sınırı ne? 40 derece. 40 dereceye kadar panik etmeyin. Bazı insanlar 38 ve 39 derecelerde şuuru kaybetmeye başlıyor, bu ama genel bir durum değil, onlarla ilgili. Küçük yaştan itibaren ateş düşürücü kullananlarda ateş çıktığında hücreler şuuru kaybeder, çünkü ateş altında çalışmayı bilmiyor. Hücreler baskı altında direnç kazanır, bunlara küçük yaştan itibaren yüksek ateş altında çalışmayı öğretmezseniz ateşe karşı dirençsiz olurlar. Ateş olmayıncada ne oluyor dedik? Tam bağışıklık kazanamıyorsunuz dedik. O yüzden sürekli ateş düşürücü kullananlar sürekli hastalanıyor. Ateş yoksa, bedeniniz yaşadığı o olayı basit bir tatbikat olarak görüyor, ciddiye almıyor, almadığı içinde o olayı kalıcı hafızasına kayıt etmiyor. İkide bir hastalanıp duruyorsunuz. Eğer bağışıklık sisteminizin bir virüse karşı kalıcı bağışıklık elde etmesini istiyorsanız, ateş düşürücüleri kullanmayın, bırakın bağışıklığınız o savaşı versin. Ateş düşürücülerle büyüdüyseniz, 40 dereceye bedeniniz alışık olmayabilir, siz 38 veya 39 derecelerde ateşinize müdahale edin. Buz koyun. Çocuklarda ama lütfen müdahale etmeyin, bırakın beden hücreleri 40 dereceye kadar ısınsın ve buna alışsın. Arabanın moturunu yüksek devirlere alıştırmak gibi. Onların beden hücreleri çok esnek, siz onların ağlamasına sızlamasına bakmayın, bırakın genç yaşta yüksek ateşle yüzleşsinler ve virüsleri kalıcı hafızalarına kayıt etsinler. Bağışıklık sistemleri körpe ve enerji doluyken bedenleri farklı virüslerle yüzleşmesini, yüksek tempoda (ısı) çalışmasını öğrensin. Siz ama ne yapıyorsunuz, kendiniz uykusuz bir kaç gece geçirmemek için basıyorsunuz çocuğunuza ateş düşürücüleri ve antibiyotikleri. Geldikmi yine, rahata düşkün hayat tarzınıza. Kendi rahatınız için çocuğunuzun geleceğinin içine ediyorsunuz. Vicdan azaba çekmemek içinde, çocuğumun yatakta hasta olmasına kıyamıyorum, sıkıntı çekmemesi için ilaç veriyorum diyorsunuz. Nacizane tavsiyemiz, el bebek gül bebek büyütülmeyi bu hayat kaldırmıyor bilginize. Zora gelmeyi küçük yaşta öğrensin, büyüdüğünde iş işten geçmiş oluyor. Şimdi; siz ön kapıdan değilde arka kapıdan dolanmaya çalışırsanız, virüsle doğal yoldan (solunum yolu) değilde aşı üzerinden temasa geçerseniz, bu işte bir aksaklık çıkacağı dünden belliydi. Ateş ve öksürük gibi bir enfeksiyonda yaşanması gereken tüm savunma hatlarını bypass ediyorsunuz, sonrada enjekte ettiğim aşıyı beden neden akaya almıyor diye dert yanıyorsunuz, siz şakamısınız? Ucuz etin yahnisi olmazmış. Doğal haline bırakmak varken aşıyla bedeni dolandırmaya çalışırsanız, olacağı buydu.

3. Öksürmek. Size aşı vurduklarında siz bir kaç hafta boyunca öksürdünüzmü? Hayır. Öksürmemek, bir iki hafta yatağa mahkum olmamak için zaten aşı olduk ya hocam diyorsunuz değilmi; ya öksürük olmadan bağışıklık sisteminiz birşeyi hafızasına kayıt etmiyorsa ne diyeceksiniz? Hapı yuttuk kandırıldık diyeceksiniz. Görüyormusunuz, kolaya kaçmanın bedeli size nelere mal olduğunu? Kolaya kaçmayın, bunun bir gün size ağır bir bedeli olur öğütlerini, atalarınızdan büyüklerinizden hiç duymadınızmı?
Kimse size, sağlam temel üzerine hayatınızı inşa edin, sağlam temel fırtınalarda yıkılmaz demedimi? Tüm varlıklarını dijital paraya yatırıp emek vermeden zengin olmak isteyen kerizler var ya, onlar gibi hiçbir zorluk çekmeden rahata kavuşmak istiyorsunuz, varmı böyle bir dünya? İki hafta öksürmemek için aşınızı oldunuz, ya şimdi; 2 yetmez 3 olun, 3 yetmez 4 olun diyorlar. İçeriği meçhul bir sıvıyı kendinize enjekte etmenizi istiyorlar. Bunuda bir defa değil iki, iki değil üç, üç değil dört diye tekrar ve tekrar sizden istiyorlar. Kimsede ne oluyor demiyor. Alan memnun satan memnun. Hepsi ne uğruna; 2 haftalık bir giribi yatakta geçirmemek için. Değdimi? 2 hafta sabretseydiniz, virüse karşı kalıcı dirence çoktan sahip olacaktınız. Sabredemediniz ama, çünkü rahatınıza düşkünsünüz. Kimse zora gelmek istemiyor artık. Şimdi de derin derin düşünüyorsunuz, 2 doz aşımı oldum, üçüncüyü olayımmı olmayayımmı, olursam dahamı iyi olacak yoksa dahamı kötü, bu kaygı ve düşünceler içinde gününüzü geçiriyorsunuz. Hepside 2 hafta yatakta geçirmemek için. Özetlersek; öksürme bağışıklık sisteminizin savaş unsurlarından birisi, ne kadar şiddetli öksürme olursa, bedeniniz o virüsü o kadar ölümcül görüyor, dolayısıyla o kadar ciddiye alıyor o kadar onu hafızasına kazıyor. Öksürme yoksa, bilinki bağışıklık sisteminiz o virüsü ciddiye almıyor. Öksürmeden bağışıklık kazananlara ne demek gerek? Onların bağışıklık sistemi güçlü. Bu kişiler aşıyada ihtiyaç duymuyor zaten. O yüzden herkesi aşılamaya çalışmanın saçmalık ve bilim dışı olduğunu söylüyoruz. Öksürme ve ateş gibi unsurlar bağışıklık sisteminiz yetersiz kaldığı anlarda devreye girer. Eğer bağışıklığınız yetersizse bilinki ateş ve öksürük gibi semtomlara sahip olmadan bağışıklığınız o şeyi kalıcı hafızasına kayıt etmiyor. Bunu beyin hafızası gibi, beyinin uzun ve kısa vadeli hafıza merkezleri gibi düşünün. Bağışıklık sisteminiz birşeyi uzun vadeli hafıza merkezine kayıt edebilmesi için bir hastalık süreci, belirli anılar (ateş, öksürük, terleme vs) yaşaması gerekiyor. Öksürme ve ateş gibi unsurlarda bağışıklık sisteminize o anıları veriyor. Aşı size bu anıları veriyormu? Hayır. O yüzden de aşı ile kolay kolay kalıcı hafıza elde edemiyor, sürekli hatırlatma dozları yemek zorunda kalıyorsunuz!

Olayı anladınız

Hatırlatma dozları ile size bir bedel ödetiliyor. İki hafta bu virüsle mücadele etmekten korktunuz, şimdi 2 doz yeterli değil 3 olun, 3 doz yeterli değil 4 doz olun paniğini yaşıyorsunuz. Halbuki bu virüsle bir iki hafta adam gibi yüzleşseydiniz, bağışıklık sisteminiz bunu
çoktan hafızasına yerleştirmişti, iki yıldır korku içinde eve hapsedilmiş halde yaşamaya gerek duymazdınız. Size ikide bir hatırlatma dozları diyenler, neden acaba doğal yoldan bu virüsle temasa geçtiğinizde kalıcı hatırlatma aldığınızı söylemiyorlar, çünkü onların amacı virüse karşı bağışıklık elde etmeniz değil, amaç virüsü bahane ederek başka şeyleri size enjekte etmek. Uzun lafın kısası; bağışıklık sisteminiz bir dikensi proteinle aldatılacak kadar salak değil. Karşınızda yüksek zekaya sahip bir antivirüs programı var. Bedeninizide bilgisayar gibi düşünün. Bilgisayarınızın yazılımı, donanımı ve antivirüs programı güncel olduğu müddet sıkıntı yaşamaz, her virüse karşı kendisini korur. Güncel olmadığı zaman ama, o zaman antivirüs programınız yeni nesil virüslerin üstesinden gelemez. Bazı insanlar ateş ve öksürük gibi semtomlar yaşamadan virüslerin üstesinden rahat gelebiliyor, çünkü antivirüs programları güncel, çünkü donanım (beden) ve yazılım (beden enerjisi) güçlü. Siz ama, ateş ve öksürük yaşamadan bir virüsün üstesinden gelemiyorsanız demek donanım ve yazılımınızda sorunlar var. Bu sorunlarıda antivirüs programını güncelleyerek yani aşı vurarak öylesine halledemiyorsunuz, o bedene artı şeyler sunmanız gerekiyor. Örneğin; yeni bir fan, yeni bir işlemci yeni bir hafıza kartı vs. Ateş, ağrı, öksürük gibi şeylerde bağışıklık sisteminize bunları sunuyor, bağışıklık sistemini bir bütün olarak ele almanız gerektiğini bize gösteriyor. Dikensi proteini bedene enjekte ettim, virüsün parçalarını bedene enjekte ettim gerisini bağışıklığınız halleder saçmalığı var ya, yok öyle yağma. Bağışıklık sisteminizi basit bir protein basit bir yemle kandırabileceğinizi sanmak bağışıklık sisteminize bir hakaret. Üstün zekaya sahip bir yaşam formunu fare yerine koyuyor, sonrada peynirle kapana düşürmeye çalışıyorsunuz, inanılır gibi değil. Bilim müritleri bakteriden insan oluştuğuna inandığı için, bunlar basit proteinlerle herşeyin mümkün olacağın inanıyor. Adamlar ona göre format yemişler. Şeytanın insana kurduğu tuzakta burada, şeytan insanı detaya, görünmeyene odaklar, Allah ise insanı büyük fotoğrafa, gözle görülen boyuta odaklamak ister. Hakikat gözle görülen boyutta, kandırma ise detayda. O yüzden şeytan insanı olabildiği kadar detayda tutmak ister, kişi detayda kaldığı müddet hakikatı göremediği için. Atamaymun kafacıklar basit proteinlerle herşeyin mümkün olacağına inanıyor, bağışıklık sistemimizde bunlara hayatlarının dersini veriyor. Bu işin sonunda öyle bir ders alacaklarki saklanacak yer bulamayacaklar. Tabi, bu ders milyarların ölümüne sebep olacak, o da işin üzücü yanı. Olayı anladınız. Siz belki salak ve kerizsiniz ama bağışıklık sisteminiz değil. Bağışıklık sisteminizinde sizin gibi mal olmasını beklemeyin. Beklerseniz daha çok beklersiniz. Siz bu aşı tuzağını yutmuş olabilirsiniz, ama bağışıklık sisteminizin yutmadığı aşikar. Nacizane tavsiyemiz, aklınızı kullanın ve kolaya kaçmayın. Hiçbir şeyde kolaya kaçmayın. Kalıcı nimetler çalışarak, alın teriyle elde edilen nimetlerdir. Yan gelerek yatarak bağışıklığınızı aldatabileceğinize inanıyorsanız, daha çok hatırlatma dozlarını yersiniz bizden hatırlatması. Kolay yoldan elde ettiğiniz bir nimet, kalıcı olmaz sizi yarıda bırakır. Kalıcı nimetler zor ve meşakketli yoldan elde edilir!!

İşin trajekomik yanı

Bu saatten sonra aşıdan geri dönüşte yapamazlar, boş verin aşıları, kendi bağışıklık sisteminizde bu işin üstesinden geliyor diyemezler. 100 milyon aşı vurduktan sonra insanlar sorar, dalgamı geçiyorsunuz der. Madem bağışıklığımız kendi başına bu işin üstesinden geliyordu neden 2 yıl insanları eve hapsettiniz, panik ve temizlik hastası yaptınız, 84 milyon insanı maddi ve manevi iflasa sürüklediniz diye sorar. Şimdiden sizi bilgilendirelim, bunada cevapları hazır; dünyada genel uygulama bu diyecekler. İnanın bunların kendilerine has hiçbir fikir yok, neden çünkü baştan itibaren kimse sorumluluk almak istemedi. Herkes diğerine işaret edecek. Bu salgın başladığında iktidar partisi sorumluluk almak istemedi, bir bilim kurulu kurdu, sorumluluğu bilim kuruluna attı. Bilim kuruluda sorumluluk almak istemedi onlarda dünya sağlık örgütüne sorumluluğu attı. Bu salgının yönetim özeti bu, baştan itibaren, bu iş benim başıma patlar diye kimse sorumluluk almadı. Tuhaf tarafı, salgın sürecinde yaptıklarından öyle emin konuştularki, dünya sağlık örgütünün tavsiyelerine gönülden sahiplendiler ve zorla bunu milletimize uygulattılar. O yüzden, bunlardan hesap sorma vakti geldiğinde dünya sağlık örgütüne göre hareket ettik bahanesine sığınmalarına izin verilmemeli. Bu işin sonu bu hale geleceği, büyük bir felaketle sonuçlanacağı baştan belliydi. Verilen rakamlar aşı olup tekrar virüse yakalananlarla ilgili, birde aşı olup kalp krizinden bir organ iflasından ölenler var. Onlar salgının bir parçası olmadığı, pandemi servisine düşmediği için gözden kaçıyor. Aşının sebep olduğu ölümler size aktarılandan daha yüksek ve bu daha başlangıcı. Bu işin sonunda sadece ülkemizde 20-30 milyon insan ölecek, hemde arka arkaya. İçine düştüğümüz felaketin boyutunu, bizim israrla
bu konu üzerinde durmamızı buradan anlayınız.