• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

kabir mekanı nedir ve nasıl ortaya çıkıyor?


-
23.10.2021

Bir çok konuya uzun zamandır kafa yoruyoruz, örneğin içine yerleştirildiğimiz alem nasıl bir alem, nasıl bir görünüme sahip vs. Rabbime şükür bir çok şeyide çözümlediğimize inanıyoruz. Sizi ilgilendiren konularıda vakit geldikçe ve Allah izin verdikçe sizinle paylaşmayı düşünüyoruz. Kabir azabı ve kabir hayatı çok merak edilen bir konu olduğu ve sizi doğrudan ilgilendirdiği için, kabir azabıyla bir başlangıç yapalım diye düşündük. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı ve dersi alırsınız. Kabir azabı nasıl ortaya çıkıyor ve nasıl olacak bunun gizemini bizler burada açıklamaya çalışacağız. Yazımızı olabildiği kadar kısa ve öz tutacağız, çünkü burada esas olan detaylar değil esas olan düzenin nasıl işlediği hakkında bir fikir sahibi edinmeniz. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar diliyoruz...

Ölüm sonrası ne olacak? Ölüm sonrası kişiyi 3 akıbet bekliyor? 1) Uyku. Kıyamet kopuncaya kadar uykuya dalıyorsunuz. 2) Yaşıyorsunuz. Örneğin; şehitler. Bu yaşam nerede gerçekleşiyor, bunu şimdilik açıklamayacağız. Vakit geldiğinde inşallah. 3) Kabirde azap çekiyorsunuz.

Ölüm sonrası akıbetimizi ne belirliyor? "Herkes, kazandığına karşılık bir rehindir" (Müddessir Süresi; 38).
Olayın sırrı bu Ayette yatıyor. Rehin nedir? Siz birilerine borçlusunuz, o borca karşılıkta bedeniniz rehin olarak tutuluyor. Yani borç içeren bir ameliniz varsa (kul hakkı), o hakka karşılık bedeniniz rehin alınmış olunuyor. Buradaki püf nokta borçlu olmanız. Örneğin; orta şeker bir hayat sürdürüyor, kimsenin işinde ve aşında gözünüz yoksa, o zaman kabir hayatında bedeninizi rehin alma yok, siz uykuya dalıyor ve kıyamet günü uyanıyorsunuz. Şehitlik gibi olağanüstü amellere sahipseniz, bu durumda da rehin alma yok, siz ödüllendiriliyorsunuz. Büyük kötülükler içeren bir hayat sürdürüyorsanız ama, o zaman bedeniniz o amellere karşılık rehin alınıyor. Bu yazımızda da bu konu üzerinde duracağız, bedeniniz nasıl ve nerede rehin alınıyor bunun üzerinde duracağız.

Bedeniniz nasıl rehin alınıyor?
İşlediğiniz her suç sonrası, tövbe etmeniz için 24 saatlık bir süre tanınıyor. Tövbe ederseniz o hesap amel defterinizden siliniyor, tövbe etmezseniz o günah (suç mahali) fizki anlamda bedeninizin içinde yeniden var ediliyor. O günahla ilgili şeytanlarda o suç mahaline yerleşiyor, bedeninizin içinde bir mesken kuruyor. Şeytan bir yere yerleştiği zamanda rahat dururmu; durmaz. Sizi daha çok o günahın içine sürükleyecek vesveseyi vermeye başlar. Yeni vesveselerde sizi yeni günahlara, yeni günahlarda bedeninizde yeni suç mahallelerin oluşumuna, yeni suç mahalleleride yeni şeytanların iskan edilmesine sebep oluyor. Bu bir döngü. Siz günah işledikçe bedeniniz işgale uğruyor. Hangi uzuvla günah işlediyseniz, hangi organınız bundan etkilendiyse o bölgede o suçun mahali ortaya çıkıyor. Sadece sizdemi? Hayır. Kul hakkı içeren günahların suç mahali, çocuk ve torunlarınızda da ortaya çıkıyor. Ölümden sonrada siz o suç mahallelerin içine savruluyorsunuz. Hangi suç mahalinin içine? Kendi işlediğiniz günahların mahaline. Ahiret hayatına kişi sadece kendi amelini götürüyor, atalardan geleni değil. Ölüm sonrası benliğiniz, siz buna ruh diyorsunuz, bu doğru değil, doğru tabir enerji bedeniniz, enerji bedeniniz huzura kavuşmuyor, işlemiş olduğu suçlara karşılık o suç mahallelerinde rehin tutuluyor. Ölüm sonrası bedeniniz yok olup gidiyor, bedeninizin içindeki o suç mahalleleri ama değil, onlar enerjiden oluştuğu için var olmaya devam ediyor. Anlamanız gereken nokta; toprağın içinde yani kabirde birşey yok. Kabirde çekeceğiniz azap sizin içinizde, kendi azabınızı siz kendiniz kabire götürüyorsunuz. Kabirde yaşayacağınız ortamı, kendi içinizde siz var ediyor, bedeninizle birlikte siz kabire götürüyorsunuz. Amelleriniz bedenlerinizin içinde bir yaşam alanı inşa ediyor. İyi bir amelse o iyiliği içeren bir yaşam alanı, amel kötüyse o kötülüğü içeren bir yaşam alanı ortaya çıkıyor. Öldükten sonrada enerji bedeniz o yaşam alanların içinde yaşamaya devam ediyor. Bu yaşam alanları bedeninizin içinde olduğu içinde, ölüm sonrası bedeniniz nereye defnediliyorsa kabir hayatınız orası oluyor. Örneğin; hayatınız kötülük dolu geçti ve bedeninizin içinde onca suç mahali ortaya çıktıysa, ölüm sonrası ruhunuzun gideceği yer o suç mahalleleri oluyor. Örneğin; şu kadar yıl bir suç mahalinin içinde azap çekiyorsunuz, şu kadar başka birinde vs. Bunada kabir azabı deniliyor. Kabir azabı kavramı aslında yanıltıcı, çünkü kabir denildiğinde insanlar toprağın içinde azap çekileceğine inanıyor. Bu doğru değil. Azap topraktan değil kendi içinizden geliyor. Naaşınızın içindeki yaşam alanların içine atılıyor, mahşer gününe kadar o suç mahallelerinde insanlara yaşattığınız travmaları ve acıları tekrar ve tekrar yaşıyorsunuz. Bunada kabir azabı deniliyor. Örneğin; rüyalar. Gördüğünüz rüyalarda içinizde barındırdığınız suç mahallerinden bir kesit.

Hadis. "Fatıma Hatun (peygamberimiz sav'ın süt annesi) Medine’de vefat ettiği zaman Peygamber efendimiz "bugün annem öldü" demiş ve kendi gömleğini sırtından çıkarıp ona kefen olarak sardırmış, bizzat cenaze namazını kıldırmış, defnedileceği sırada da kabrin içine inip bir müddet uzandıktan sonra onu indirtmistir. Kendisine: “Biz senin buna yaptığını başkasına yaptığını görmedik." diyenlere de: “Ebû Talib’den sonra bu kadıncağız kadar bana iyiliği dokunan hiç bir kimse yoktur. Ahirette cennet elbiselerinden elbise giymesi için kefen olarak ona gömleğimi sardırdım. Kabre ısınması, alışması, kabir hayatının ona kolay gelmesi için de oraya kendisiyle birlikte uzandım” demişti." Bu hadisten anlayacağınız gibi, toprakta birşey yok, ödül veya azabı biz kendi içimizde taşıyoruz. Örneğin; peygamberimiz sav'ın fatıma anamızın kabrine uzanması. Pegamberimiz sav kabire üflemiyor veya okumuyor, kabire uzanıyor. Niye uzanıyor? İşlediği güzel amellerden ötürü peygamberimiz sav'ın içi, nice cennet bahçesine benzer mekanlarla dolu. Kabire uzanarakta kendi içindeki o güzel mekanların kabire nüfus etmesini sağladı. Fatıma anamızın naaşı kabre yerleştiğinde de, fatıma anamızın ruhu kendi naaşın içindeki enerji mekanlarına değil, peygamberimizden gelen enerji mekanların içine yerleştirildi. Bir ödül olarak orada huzur içinde uyusun ve yaşasın diye.

Yeryüzü yaşantımız vs kabir hayatı. İnsanın içinde iki tür suç mahali var, birisi ataların (dört nesil kuralı) işlediği günahların suç mahali, diğeri ise kendimizin işlediği suçların mahali. Ataların işlediği suç mahalini kabir hayatına taşımıyorsunuz, onların acısı sizden yeryüzünde çıkartılıyor. Atalardan gelen binlerce, milyonlarca suç mahali var içinizde. Bunların içinede siz kabir hayatında değil yeryüzünde savruluyorsunuz. Ataların günahları çocuklara ve torunlara dağıtılıyor, vakit geldikçede o suç mahalleleri canlanıyor ve bir travma olarak nesillerin karşısına çıkıyor. Bunada İslam dininde kıssas alma diyoruz. “Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür...” (Şura Süresi; 40). İslam dini bir kötülüğün karşılığı ona karşılık bir kötülüktür der. Bir kötülükle siz insanların hayatını zindana çeviriyorsunuz, başkalarına yaşattığınız travmada o kişilerle sınırlı kalmıyor, o travmanın kopyası iç dünyanızda da ortaya çıkıyor (suç mahali). Vakit geldiği zamanda, içinizde barındırdığınız o suç mahallelerini kader alıyor ve günlük hayatınızda size yaşatıyor. Bunada İslamda kıssas deniliyor. İslam formüller üzerine inşa edilmiş. Bu formülleri bilirseniz, çok rahat İslamı anlar ve yaşarsınız. Örneğin; kötülüğün cezası denginde bir kötülük olması. Şu eşittir şu dediğiniz zaman ortaya bir matematik formülü çıkıyor, bu formülü kullanarakta olayları rahat çözümleyebilirsiniz. Şimdi; eğer yapılan kötülüğün cezası, onun denginde bir kötülükse, o zaman yaptığınız kötülüklerin karşılığını alabilmek için
(yeryüzü, kabir veya ahiret), o kötülükler bir yerde kayıt edilmesi gerek. Bu kayıt noktası sadece amel defterinizmi? Hayır! Amelleriniz sadece yazılmakla kalmıyor, aynı zamanda içinizde canlandırılıyor. Bu yazımızda size verdiğimiz ek bilgilerden biriside bu. Siz amellerinizin sadece amel defterinize yazıldığını sanıyordunuz, hayır; o ameller yazılmakla kalmıyor, aynı anda bedeninizin içinde canlanıyor ve bir gün iyilik veya kötülük olarak karşınıza çıkartılıyor. Sizin karşınıza çıkarılmıyorsa, çocuk ve torunlarınızın karşısına çıkartılıyor. Dört nesil tamamlanmadan mutlaka birisinden çıkıyor. Atalarınız kaç yaşında, kaç yaşındaki birine ne iyiliği veya kötülüğü yaptıysa, sizde o yaşa geldiğinizde benzer bir iyilik veya kötülükle karşılaştırılıyorsunuz.

Neden sadece amel deftere yazılmakla kalmıyor, işlenen suçlar neden ayrıca bedenlerimizin içine aktarılıyor? Bunun farklı nedenleri var; amel defteri kişinin kendisiyle ilgili bilgileri taşır. Ahiret hayatına taşıyacağınız bilgileri içerir. Eğer kişinin amelleri sadece amel defterine yazmakla kalınsaydı, işlediği günahlar kendisinde kalır, çocuk ve torunlara aktarılamazdı. Böylesi daha iyi değilmi, neden aktarılsın diyorsanız; o zaman atalarınızın dua ve güzel amelleride size aktarılamazdı. Herşeyin artısı ve eksisi var. Sizin anlamanız gereken, amel defteri ahiret hayat için geçerli, bu dünyada da iyi ve kötülüğün devamı için ayrı bir kayıt alma merkezi oluşturulması gerekiyordu, bunun içinde Allah bedenlerimizin içini en uygun nokta olarak bulmuş. Neden? Bununda farklı nedenleri var; işlediğiniz her suç mahali bedeninizde canlanıyor, sonrada çocuklara ve torunlarınıza (dört nesil boyunca) aktarılıyor. Bu suç mahalleleride şeytanlar eşliğinde geliyor. Allahta iblis tarafından kandırılan cinlerin içimize yerleşip bizden, yaşantımızdan ilham alıp müslüman olmasını istemiş. Kendi dünyalarında hiç duyamayacakları ezanı ve Kur'an-ı Kerimi, hiç göremeyecekleri namazı, orucu ve güzel ahlakı bizden görüp imana gelmelerini istemiş. Soru şu; şeytanlar bize musallat olmak içinmi bedenlerimize yerleşmesine izin verilmiş, yoksa onlara rehberlik etmemiz içinmi? Gördüğünüz gibi, en olumsuz şey dahi, farklı bir bakış açısından en olumlu birşey gibi görünebilir. Herşey hayata bakış açınıza bağlı. Bardak yarı dolumu yarı boşmu misali. Kötü insansanız şeytanların size musallat olacağı açık, iyi bir insansanız ama onlara rehberlik edip imana getirebileceğinizde bir o kadar açık. Kaçımız şeytanları imana getirebilecek bir hayat sürdürüyor, o da tabiiki ayrı bir konu. Biz size düzenden bahsediyoruz, başarılı olup olmamanızdan değil. Gördüğünüz gibi herşeyin altında onca hikmet var.
Bu konuda daha detaylı bilgi için, ataların günahları çocuklara seriyat edermi bölümündeki yazılarımızı okuyunuz.










kelimelerden türemiş hurafeler