• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

lucifer

-02.02.2022
Bir kelime yanlış yorumlandığında bunun nasıl baatıl inançlara sebep olabileceğinin en güzel örneklerinden birisi "lucifer" kelimesi. Biz Müslümanlar kendimizi gerçekten çok lütufta görmeliyiz, çünkü bizim elimizde kutsal kitabımızın orijinal metini var. Bu ayrıcalığıda biz sizlere sürekli hatırlatıyoruz çünkü bozulan kitapların ne tür baatıl inançlara sebep olduğunu görüyoruz. Bozulmamış bir kitaba (Kur'an-ı Kerim)
sahibiz, bunun içinde ne kadar şükretsek az. Örneğin; aradan 1500 yıl geçti ve kutsal kitabımız halen kusursuz ve orijinal hali ile evlerimizde karşımızda duruyor. Varmı dünyada bunun başka bir örneği; yok. Birisi bize kutsal kitabımızın bir mealı veya çevirisiyle geldiğinde biz orjininal metine bakıp, bize gelen bilginin doğruluğunu teyit etme nimetine sahibiz. Şimdi birde böylesine bir imkandan yoksun olduğunuzu düşünün, üstüne kutsal saydığınız metinin çevirinin çevirisinin çevirisi olduğunu düşünün. Örneğin; ibraniceden ilk önce yunancaya çevrilmiş, yunancadan latinceye, latinceden de kendi dilinize (ingilizce, almanca vs). Orijinal metin (ibranice) ile aranızda üç kişinin olduğunu varsayın. Her birinin hayat görüşü diğerinden farklı olduğu ve her birinin o Ayeti kendi inanç dünyası doğrultusunda çevirdiğini varsayın. Buradan düzgün birşeyin çıkması mümkünmü? Değil. Hristiyan aleminin içinde bulunduğu durum maalesef bu. Birisinin birinin kulağına birşey fısıldaması, beş kulak sonrasıda ortaya orjinal metinden çok farklı birşeyin çıkması gibi. Örneğin; lucifer kelimesi. Birisi orijinal metini alıyor ve orijinal metinde olmayan bir kelime kullanıyor, bir sonraki çevirmende o kelimeyi alıyor ve bunu kendi diline çeviriyor. Ortaya orjinal metinde olmayan, orijinal metinin çevirisinde dahi olmayan bir kelime ortaya çıkıyor; lucifer. Bunları açalım..

Eski ahit (Tevrat) latinceye çevriliyor
382 yılında Papa Damascus, akademisyen Jerome'a bir görev veriyor, bethleheme gidip ibranice yazılı olan Tevratı, latinceye çevirme görevi. O dönemde Tevratın çok farklı latince versiyonları ortalıkta dolaşıyor, bunlar doğrumu değilmi, bunları tescil etmek için orijinal metinden (ibranice) latinceye yeni bir çeviri yapılsın istiyor. Gazi Mustafa'nın Elmalı Hamdi Yazır'a Kur'an-ı Kerimin türkçe çevirisini yaptırması gibi. Bunun üzerine bilge Jerome Bethlehem'e gidiyor ve çeviriye başlıyor. Fakat Jerome bir hile yapıyor, orijinal ibranice metini kaynak olarak almıyor, kendisinden 140 yıl öncesi ibraniceden yunancaya çevrilmiş, septuagint (LXX) adında eski ahitin yunancasını kaynak olarak kullanıyor. Bu arada, İncil'e yeni ahit denilir, Tevrat'ada eski ahit. Bilge Jerome kendisinden 140 yıl öncesi yunancaya çevirilmiş eski ahiti alıyor ve bunu latinceye çeviriyor. Bu çevirinin çevirisinde de yanlışlar ortaya çıkıyor; örneğin lucifer ismi.

Nerede hata yapılıyor?
Bilge Jerome eski ahiti yunancadan latinceye çevirisini yaparken İsasiah 14:12 bölümüne geliyor, Ayetin içinde "phosphoros" kelimesinin kullanıldığını görüyor, bunuda latinceye "lucifer" olarak çeviriyor. Phosphoros yunanca ışık saçan anlamına geliyor, bunun latince karşılığıda lucifer. Lucifer kelimesinin çıkış özeti bu, bir çeviride kullanılan kelimenin, bir başka dile çevrilirken ortaya çıkması. Masumane bir hatamı? Hayır. İbraniceden yunancaya çeviriyi yapan kişide ne halt işlediğini biliyor, yunancadan latinceye çeviren Jerome'da. İsaiah 14:12 Ayetinde; "ey ağlayıp sızlayan kibir sahibi, anlat bakalım nasıl gökten düştün" diyor. Burada şeytandan yani pozitif bir karakterden bahsedilmediği çok açık, böyle bir karakter içinde ışık saçan kelimesi kullanılması, hemde iki çeviride hemde güya iki din uzmanı tarafından kullanılması sadece art niyetle açıklanabilinir. 

Art niyet içinde olduklarını nereden anlıyoruz?
Birincisi cümle hangi bağlamda kullanılmış, örneğin burada kovulmuş birisinden bahsediliyor, bağlama bakmadan
kişiye pozitif anlam içeren bir kelime atfediyorlar. Ayet negatif anlamda birisinden bahsediyor, onlarsa bağlama bakmadan, cümleye zıt bir yorum getiriyorlar. İkincisi; ilk çeviriyi yapan (ibraniceden yunancaya) başka kelimelerin çevirisinde de phosphoros kelimesini kullanmış. Jerome bunların bazılarını düzeltiyor, yani ibranice orijinal metnin önünde olduğu anlaşılıyor. Bazılarında ise bırakıyor, ibranice orijinal metine aykırı olsada phosphoros kelimesini lucifer veya luciferum olarak çeviriyor. Örneğin; Job 11: 17 bölümünde ibranice metinde boqer kelimesi geçiyor, yunanca çeviriyi yapan bunu phosphoros olarak çeviriyor, Jerome latinceye çevirirken o da phosphoros kelimesi doğrultusunda hareket edip lucifere çeviriyor. Halbuki boqer kelimesi "yeni gün" anlamına geliyor, lucifer kelimesi ama değil. Hristiyan inancının sırtını dayadığı iki kitap var birisi incilin "LXX" (yunanca versiyonu) diğeri ise Jerome'un yazdığı "The Latin Vulgate". Çevirideki ortak hatalardanda Jerome'un yunanca metine göre latinceyi yazdığını, kopya çektiği, belirli yerlerde gördüğü yanlışlarıda düzelttiği ama şeytanla ilgili yerlerde düzeltme yapmadığı, yunanca metinde şeytanı öven ifadeleri olduğu gibi latinceye çevirdiğini görüyoruz. Bazı bölümleri düzeltmiş şeytanı yücelten bölümleri ise öyle bırakmış, buradan da bilinçli bir şekilde incili tahrif etme amacı güttüğünü, bu işin altında bir art niyet olduğunu anlıyoruz.

Orijinal metinde hangi kelime kullanılmış?
İsaiah 14:12; "ey heylel, anlat bakalım nasıl gökten düştün" diyor. Yani orijinal metinde "heylel" kelimesi kullanılıyor. Heylel kelimeside ibranicede ağlayıp sızlayan ve kibirli olan anlamına geliyor. Şimdi; heylel kelimesi nasıl olduda ışık saçana dönüştü? İlk haltı orjinal metini yunancaya çeviren işliyor, heylel kelimesini alıyor ve bunu phosphoros kelimesine çeviriyor. Phosphoros'da ışık saçan anlamına gelir. İlk yanlış burada yapılıyor. Ayetin negatif bir karakterden bahsettiği çok açık olmasına rağmen, ilk çeviriyi yapan iblis'i koruma adına, heylel kelimesi yunanca ne ise onu kullanma yerine, phosphoros kelimesini kullanarak iblis'i yüceltme yoluna gidiyor. Orijinal metin; "ey ağlayıp sızlayan kibilir olan, anlat bakalım gökten nasıl düştün" diyorken, çeviri sonrası; ey ışık saçan (taşıyan) anlat bakalım gökten nasıl düştün" oluveriyor. Hristiyanların önünde ibranice metin olmadığı, ibranice okuyamadıkları içinde bin yıllar içinde hristiyanların hafızasına kazılan bu oluyor, Allahın lanetlediği şeytan ışık saçan ışık taşıyıcı vasıflara sahip bir varlık olarak görülüyor.

Bu hatayı bilge Jerome görmedimi?
Gördü. Eski ahiti yunancadan latinceye çevirirken bu yanlışı gördü, fakat düzeltme yerine phosphoros kelimesinin latince karşılığı ne ise, o da aynı kelimeyi kullanıp iblis'i yüceltme yoluna gitti. Lux- ışık, ferous- taşımak veya saçmak kelimesini kullandı. İki çevirmende burada iblisin kastedildiğini biliyordu, çünkü incil ve tevrat gökten kovulmayı geniş çaplı işliyor, yani burada kimden bahsedildiğini çok iyi biliyorlardı.


Art niyetini başka nereden anlıyoruz?
Eski ahit ibraniceden yunancaya çeviren kişi, birisi için daha phosphoros kelimesini kullanıyor, o da İsa as. 2 Peter 1:19'da. Bilge Jerome bu çelişkiyi fark ediyor, hem İsa as için phosphoros kelimesinin kullanıldığını hem iblis için. Latince çeviride de aynı çelişki görünmesin diye kendince şöyle bir çözüm buluyor, İsa as'la igili bölümde phosphoros kelimesini gün yıldızı olarak tercüme ediyor, iblis'in geçtiği bölümde ise ışık saçan (lucifer) olarak. 405 yılında da çevirisini tamamlıyor ve bu çeviri bin yıllar içinde okutulan ve kabul edilen ana incil olduğu içinde, tarih içinde şeytanın adı ışık saçan, İsa' as ın adıda gün yıldızı olarak hafızalara kazınıyor. Batıda kimse ibranice bilmediği, orijinal metini açıp okumadığı içinde bu yanlış hiç düzeltilmiyor. Popüler kültürün ortaya çıkması, küresel satanistlerin yeryüzüne hakim olmasıyla birlikte bu çeviri hatası fırsat bilinip iblis, lucifer olarak tanıtılıyor. Lucifer konulu filmler diziler ve kitaplar basılıp iblis adındaki figür unutturuluyor, yeni bir imajla, lucifer olarak kahramanlaştırılıyor ve günümüz popüler kültürünün bir parçası haline getiriliyor. Bir çeviri hatasının nelere sebep olduğunu görüyormusunuz? Burada anlamanız gereken birinci şey, lucifer isminin orjinal metinlerin hiçbirinde geçmemesi. Çevirinin çevirisinde geçmesi. Anlamanız gereken ikinci şey, çevirinin çevirisinde geçerkende isim olarak geçmemesi. Bir vasıf olarak anlatılmaya çalışılması (ışık saçan). 

Özetlersek
Lucifer adında kimse yok. İlk hata yunanca çeviride yapılıyor. İsaiah iblisle konuşurken iblis için "heylel" kelimesini kullanıyor; "ey ağlayıp sızlayan kibir abidesi, anlat bakalım nasıl gökten kovuldun" diyor. Bu cümle yunancaya çevirilirkende heylel kelimesi, phosphoros kelimesi olarak tercüme ediliyor. Phosphoros kelimesinin anlamıda ışık saçan. Biz Müslümanlar İncil ve Tevrat'ın bozulmasından bahsediyoruz ya, işte bu şekilde bozmuşlar, sürekli kelimelerin anlamı ile oynamışlar. Papa damascus, bilge Jerome'u bethleheme gönderiyor ve eski ahitin latince çevirisini yapmasını istiyor, o da gidiyor ve ibranice orijinal metini önüne alacağına, hali hazır yunancaya çevirilmiş metini alıyor ve ondan çeviriye başlıyor. Bir kaç Ayettede phosphoros (ışık saçan) kelimesi ile karşılaşıyor, bir çoğunda o kelime ne bağlamda kullanıldıysa o doğrultuda çeviri yapıyor, şeytanla ilgili Ayete gelince ama bağlama bakmıyor, phosphoros kelimesini olduğu gibi latinceye
(lucifer) çeviriyor. Buradan da bu işte bir art niyet olduğunu anlıyoruz. Hatta yunanca metinde İsa as içinde phosphorus kelimesinin kullanıldığını görüyor. Kendisinden önceki çevirmen hem İsa as hemde şeytan için phosphoros (ışık saçan) kavramını kullandığını görüyor. Kendisininde bu çelişkiye düşmemesi için İsa'la ilgili bölümde geçen phosphoros kavramını gün yıldızı, şeytanla ilgili bölümde geçen phosphoros kavramını ise ışık saçan (lucifer) olarak çeviri yapıyor. Halbuki phosphoros kelimesinin gün veya yıldızla hiçbir ilgilisi yok. Uzun kafın kısası, batı alemin okuduğu ve kutsadığı maalesef bu, çeviri üzerine çeviri yapılarak bağlamından koparılmış, anlamı bozulmuş metinler. Kelimelerin anlamıyla oynadığınızda, orijinal metin önünüzde olmadığında bunun nasıl sapkın inançlara sebep olduğunu umarız şimdi daha iyi anlamışsınızdır. O yüzden lütfen Kur'an-ı Kerimin orijinal metinine sahip çıkalım, ona sarılalım ve ne kadar büyük bir nimete sahip olduğumuzu aklımızdan hiç çıkarmayalım, dinimizle gurur duyalım ve sabah akşam şükredelim. Birisi size bir bilgi getirdiği zamanda, bunu orijinal metinle teyit etmeyi lütfen unutmayalım.










kelimelerden türemiş hurafeler