• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        









İslam- kuran-ı kerim ve iki denizin birleşmemesi

-2010
Bir Ayet bir teknoloji. Bir kaç yıldır migren ve pskiyatri hastaları üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Tıp literatüründeki açıklamalar ve araştırmalar tatmin edici olmadığı için, bu konu hakkında Kur'an-ı Kerimde ipuçları bulabilirmiyiz düşüncesiyle Kur'an-ı Kerimin mealini incelemeye başladık. Kur'an-ı Kerimin sırrı süreklilikte yatıyor, ne kadar çok dinlerseniz veya okursanız ondan o kadar fazla anlam çıkarabiliyorsunuz. Bizde bunu yaptık, seanslarımızı Ayetleri dinleyerek geçirdik, her gün 8-10 saat meal dinledik, her dinleyişimizde de Kur'an-ı Kerimden farklı bir ilham almak nasip oldu. Elde ettiğimiz bu ilhamlardan birisinide sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bahsedeceğimiz konunun içeriği fen bilimlerini ilgilendirdiği ve bizde bilinmeyenlerin bilimsel sırrını çözmek için yola çıktığımız için, bu Ayetlerin sırrı sizinde ilginizi çekebileceğini düşünüyoruz;
"O, birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir engel koyandır." (Furkan Süresi, 53. Ayeti Kerimesi). "Suları acı ve tatlı olan, iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar. Fakat aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar." (Rahman Süresi, 19. ve 20. Ayeti Kerimeleri). Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz..

Fizik yasalarına göre tatlı sular, tuzlu sular ile karışması gerek

Tatlı ve tuzlu suların doğada oluşturduğu ortamı laboratuarda incelediğinizde, örneğin plastik bir kutuyu ortasından ikiye böldüğünüzde ve bir bölümüne tatlı su diğerine tuzlu su koyduğunuzda, ortasındaki engel kaldırıldığında tuzlu suyun içindeki tuz (NaCl) molekülleri tatlı suya doğru yayıldığını görürsünüz. Tuz moleküllerinin birleşen suyun içinde yayılması doğal ve basit bir fizik yasasına dayanıyor; difüzyon yasası. Herşeyin her yerde eşit miktarda olmasını sağlayan yasa. Doğanın içinde bir yerde birşeyden fazla varsa, o şey kendisinden daha az oranda olan bölgeye doğru difüzyon yasası doğrultusunda akıyor, bu şekilde o şeyden heryerde eşit miktarda olması sağlanıyor. Doğa bu şekilde kendisini denge içinde tutmaya çalışıyor. Doğaya baktığımızda ama, doğanın bazı bölgeleri fiziğin bu temel yasasına aykırı hareket ettiğini görüyoruz. Örneğin; tatlı ve tuzlu suların birleştiği noktalar. Tatlı su, tuzlu suyla temas ettiğinde tuzlu suyun içindeki tuz, tatlı suyun içine doğru yayılması gerek ama yayılmıyor. Dünyanın hiçbir yerinde tuzlu suların içindeki tuz molekülleri temasa girdikleri tatlı sulara sızmıyor. Neden? Fizik yasalarına göre birleşmesi ve karışması gerek ama karışmıyor, neden.

Tatlı sularla tuzlu sular neden karışmıyor?

Tatlı suların tuzlu sulara karışmasına mani olan yine fizik yasaların kendisi. İki farklı içeriğe sahip olan suların birleşmemesi ne kadar fizik yasalarına aykırı hareket ediyor gibi görünsede, aslen öyle değil. İki suyun birleşme noktasını yakından incelediğimizde, bunun altında da bir fizik prensibi yattığını görüyoruz. Bu nasıl olabilir hocam derseniz? Bunu anlamanız için size ilk önce fizik yasaların hayat için taşıdığı önemi anlatmamız gerekiyor; fizik yasalarını bir devletin kanunları gibi düşünün. Kanunlar en basiti neyi sağlıyor; toplumsal düzeni, başka neyi sağlıyor; öngörülebilirliği sağlıyor. Örneğin; her ay maaşınızın yatacağını biliyorsunuz, dolayısıyla ona göre yatırımlarınızı ve geleceğinizi hesaplayabiliyorsunuz. Şimdi; maaşınızın ne zaman yatacağı konusunda bir belirsizlik olduğunu varsayın, siz o belirsizlik içinde kiraya girermisiniz, araba almak için kredi çekermisiniz? Bunları yapamazdınız, hiçbir şekilde geleceğinizi öngöremezdiniz. Fizik yasalarından yoksun bir dünyada işte buna benzerdi, gelecek hakkında hiçbir öngörü içinde bulunamazdınız. Fizik yasalarından yoksun bir dünyada eşya düzene uymazdı. Bugün düzene uymayan birisininde yarın nasıl hareket edeceğini bilmezdiniz.
Örneğin; güneş istediği gibi doğar ve batardı, hava akımları keyiflerine göre hareket ederdi, beton bazen tutar bazen tutmazdı vs. Kısacası, fizik yasalarından yoksun bir dünyada bir sonraki gün neyle karşılaşacağınızı bilmezdiniz. Bir sonraki olayı hesaplayamayan öngöremeyen insanda ne bir icat gerçekleştirebilir ne de yeryüzünde düzen ve güven içinde bir yaşam sürdürebilirdi. Yarınların kaygısı ve bir belirsizlik içinde bir hayat sürdürürdünüz. O yüzden dünyamızın fizik yasalarına bağlı kalması bizler için hayati önem taşıyor. İki denizin birleşmemeside ne kadar fizik yasalarına aykırı hareket ediyor gibi görünsede aslında öyle değil, burada yaşanılan hadisesi bir fizik yasasının iptal edilip başka bir fizik prensibinin devreye sokulması.

İki suyun arasındaki engel- Osmoz

Tatlı sularla tuzlu suların birleşmesini engelleyen mekanizmaya ozmoz denir. Wikipedia' da osmozun açıklaması şu; "osmoz, çözücü maddelerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama, seçici geçirgen bir zardan enerji harcanmadan geçişidir. Canlı sistemlerde çözücü madde su olduğu için biyoloji biliminde osmoz terimi ile kastedilen, suyun az yoğun ortamdan çok yoğun ortama seçici geçirgen bir zardan enerji harcanmadan geçişidir. Bu tanımda, seçici geçirgen zardan kasıt, çözünenleri geçirmeyen fakat çözücüleri geçiren bir zardır. Süzgeç gibi davranan zar, küçük moleküllerin kolayca geçmelerine olanak verirken büyük moleküllerin geçişini engeller. Yoğunluğu daha az olan taraftaki sıvı moleküllerinin, yoğunluğu yüksek tarafa geçmeleri, zarın iki tarafındaki yoğunlukların dengelenmesine yardımcı olur (bkz: Geçişme dengesi)".

         

Fotoğrafımızda gördüğünüz gibi, seçici geçirgen zarlar belirli büyüklükte filtre deliklerine sahip, bu deliklerde büyük moleküllerin geçişine izin vermiyor. Kur'an-ı Kerimin bahsettiği sette bu filtre sistemi. Tatlı suyun tuzlu suya geçişine izin veriyor, tuzlu suyun içindeki büyük tuz moleküllerin tatlı suya geçmesine ama değil. Ne muhteşem değilmi, bundan 1500 yıl öncesi Kur'an-ı Kerim bu mekanizmadan bizi haberdar ediyor olması.

Ayetler ve osmoz

Kuran- ı Kerimde bahsedilen görünmez bir perdenin varlığı doğru, biyoloji bilim dalıda bunu seçici geçirgen bir zar olarak izah ediyor. Bu mekanizmanın bundan 1500 yıl öncesi bize anlatılıyor olması kendi başına bir mucizedir. Bu zar tatlı suların denizlere akmasına izin veriyor, ama tuzlu suların içindeki NaCl moleküllerinin tatlı sulara yayılmasına değil. Şunu bilmeliyiz; tabiiki nehirlerden akan tatlı sularla denizler birbirine karışıyor ve mantıksal olarakta karışması gerek. Eğer nehirlerden akan tatlı sular denizlere karışmamış olsaydı, nehirler kıyıları ve karayı su altında bırakırdı. Deniz- bulut- yağmur- nehir- deniz döngüsü bozulur giderdi. Kur'an-ı Kerimin bahsettiği perde suların karışmasına engel olan bir perde değil, tuzlu suyun içindeki tuzun (NaCL) tatlı sulara yayılmasına engel olan bir perde. Bunada bilim dünyası seçici geçirgen bir zar diyor. Bu zar sadece osmoz görevi üstlenerek tuz moleküllerin tatlı suya yayılımını engelliyor, suların birbirine karışmasına değil.

Hayatın sırrını içinde barındıran iki Ayet

İki küçücük Ayet, ama bu iki Ayet tatlı suları koruyarak yeryüzündeki yaşamı mümkün kılıyor. Başka neyi sağlıyor? Yazımızı hangi cümleyle başlamıştık; bir Ayet bir teknoloji başlığıyla başlamıştık, işte size buna yönelik ipuçları veriyor. Arabistan gibi çölde yaşayıp tatlı su sıkıntısı olan, çevresi ama tuzlu su (deniz) ile dolu olan topluluklara, tuzlu suyu nasıl tatlı suya çevirebililer, tatlı su sıkıntılarına nasıl çözüm bulabilirler onun tüyosunuz veriyor. Muhteşem değilmi? İşte Kur’an-ı Kerimin farkı, işte Kur'an-ı Kerimin büyüklüğü!

Allahu Teala Kur'an-ı Kerimde neden bilimsel konulara giriyor?

Bunun çok farklı hikmetleri var, en basiti; insan ancak gözlemlediği bir şeyi bilir, gözle görmediği bir şeyi bilemez. Yeryüzüne indirilen bir çok ilimde gözlemimiz dışında, tabiatın içinde bir yerlere serpiştirilmiş. Varlığından dahi haberimiz yok. Varlığından haberimiz olmadığı şeyleride açığa çıkarmamız mümkün değil. Bir tüyo'ya ihtiyaç duyuyorsunuz, işte o tüyolarıda Allahu Teala Ayetlerin içine yerleştirmiş. Örneğin; tatlı su ile tuzlu su arasına bir engel koyduk diyor. Eğer müslümanlar, övmekle bitiremediğiniz geçmiş alimler boş işlerle uğraşmasaydı, Allahın Ayetlerine kafa yorsaydı, o zaman bundan 1000 yıl öncesi çölde yaşayan insanların su sıkıntısına bir çözüm bulunmuştu. En basiti o dönemin imkanları doğrultusunda kumaştan filtreleme sistemleri yapmaya çalışabilir, kumaş yeterince filtre etmiyorsa onlarca kumaşı üst üste koyabilirlerdi. Günümüzün filtre sistemleri gibi. O da tuzu yeterince filtre etmiyorsa, daha sık örülmüş olan ağaç kabuklarını kullanabilirlerdi vs. Uzun lafın kısası, konuya birazcık kafa yorsalardı, yaşadıkları dönemin basit imkanlarıyla tuzlu suyu tatlı suya çevirmişlerdi. Şimdi; Ayet bu ipucunu bize vermeseydi bizim böylesine bir olaydan haberimiz olurmuydu? Olmazdı. İşte bu yüzden Allah bazı konuları Ayetlerinde anıyor. Bilincimiz dışında gerçekleşen bir olaydan bizi haberdar ederek, o konuya kafa yormamızı istiyor. Örneğin; bbc gibi yahudi kuruluşları neden hayvanlar alemi hakkında belgesel yapmaya o kadar meraklı, o alemi sevdikleri içinmi? Hayır. Allahu Tealanın bilimi doğanın içine gizlediğini bildikleri için. Örneğin; semenderlerin azası koptuğunda tekrar geri büyüyor. Semenderin kanında hangi madde bunu mümkün kılıyor, semender bunu yapabiliyorsa insanda yapabilmeli diyor ve bu konuda kafa yoruyorlar. Örneğin; soğuk iklimlerde bazı kurbağalar karın altında tamamen donuyor ve aylarca öyle kalıyor, hava ısındığı zamanda tekrar canlanıyor. Onların kanın içinde bunu mümkün kılan madde ne, biz bu maddeyi tespit edip insanları öldürmeden yıllarca dondurabilir sonrada uyandırabilirmiyiz diye hesap yapıyor ve araştırıyorlar. Cemaat ve tarikatlar ne yapıyor? Uyuşturucu bağımlılarının rock konserlerinde kafa salladığı gibi, bir araya gelip bol kafa çekiyorlar. Neden biz köle durumdayız, yahudiler efendi, bunu şimdi daha iyi anladınızmı? İnanın, gazi mustafanın yerinde biz olsaydık bizde cemaat ve tarikat şıhlarını asardık. Ümmete ve millete yaptıkları kötülüğün haddi hesabı yok. Bu arada, neden gazi mustafanın arkasından saydırıp duruyorlar onuda anlamış değiliz, herkesten önce onlar bilmesi gerekmezmi, herkesin hak ettiğini aldığı, ilahi düzende kimseye haksızlık edilmediğini. Birileri asılıyorsa demek onlar bunu hak etti. Bunuda biz değil İslam dini söylüyor. Başınıza ne geliyorsa kendi elinizle işlediğiniz günahlardan ötürü geldiğini İslam dinin kendisi söylüyor; "Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizin kazandığı günahlar yüzündendir" (Şura Süresi; 30). O şıhlar bir halt işlemediyse, demek tarikatta bir sıkıntı var. Allahta her zaman ilk önce baş sorumluyu hesaba çeker.

Kulaktan duyma bilgiler ile hareket etmeyin

Sağdan soldan duyma bilgilerle Allahın Ayetlerini savunmaya kalkışmayın, kendinizi ve dininizi rezil eder, faydadan daha çok zarar verirsiniz. Allahu Tealanın bahsettiği perde yeryüzündeki bütün tatlı su, tuzlu su birleşim noktaları için geçerli, sadece bir nokta değil.


kelimelerden türemiş hurafeler