• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

İslam- Allahu Teala geleceği nasıl bilir


Günümüzde her hangi birine Allahu Tealanın geleceği nasıl bildiği sorulsa; sizin ne yapacağınızı Allahu Teala önden bildiği için sizin geleceğinizide bilmiş olur, cevabını alırsınız. Bu cevap yanlış mı? Tabii ki değil ancak böyle cevaplar vermekten lütfen kaçının, bununla Allahu Tealayı yüceltmezsiniz tam aksine bununla Allahu Tealanın düzenden ve kurgudan yoksun hareket ettiği izlenimini verirsiniz. Allahu Teala sözleri (Kur’an-ı Kerim) ve kurduğu düzenle bizlere idol olmaya çalışır, örnek hayat ve yaşantı nasıl olması gerek bunu bize göstermeye çalışır. Bunuda basit bir yolla yapar, evreni ve beyini ilim üzerine var ederek. Birisi veri üzerine çalışır (beyin) diğeride o verileri sunar (evren). Bu şekilde sonucu cehennem veya cennet olacak şu imtihan dünyasını anlamamız sağlanır. Gümbürtüye gitmesin, bunun sonunda ebedi yanmak var, mahşer günü insan zerre bahane bulmasın diye evren bizim anlayacağımız boyutta var edilmiş. Örneğin; Allahu Teala tüm evreni bir saniye içinde de var edebilirdi, bunu yapmadı ama, oluşması için 5 milyar yıllık bir zaman tanıdı? Neden? Hayatı anlamamız için aklımızın ihtiyaç duyduğu veriler oluşsun diye. Aksi takdirde arkeoloji, antropoloji, jeoloji gibi ilimler nasıl oluşabilirdi. Eğer evren bir anda oluşsaydı bizlerin ne araştıracağı bir tarih olurdu ne evreni anlamamızı sağlayacak bir veri havuzu ne de bunu idrak edecek bir aklımız. Müslümanların birinci yanılgısı Allahın bir ego ile hareket ettiği, ben yaparım siz anlamazsınız egosu ile hareket ettiği, bu yanlış bir düşünce. Bu yanılgıya düşmeyin. Allahu Teala böylesine bir ego üzerine düzeni kursaydı, bizede o ego ile hareket etme hakkı doğardı ve ikincisi; herşey bir anda ortaya çıktığı için ortada bir veri havuzu olmaz, bizde yaşadığımız dünyayı anlamakta zorlanırdık. O yüzden Allah bilir, siz anlamazsınız mantığı ile hareket etmeyin, yeryüzünde bir ilim var, nedir bu ilim nedir bu düzen bunu araştırmanın yollarına koyulun. O ilmin sadece bir tabakasını çözseniz bu bile bir artı, bu bile Müslümanların İslamı bir tabaka daha bilinçli yaşamasını sağlar. Gelecek nesillerde sizin bıraktığınız yerden alır ve bir sonraki tabaka yani derinliği çözmeye çalışır. 7 kat gök gibi, ilimler tabaka tabakadır. Siz bir yerden başlayın, devamını başkaları getirir. Günümüzün cemaatlerine ama bakıyoruz, 1000 yıl önceki seviyeden zerre ilerleme yok. 1000 yıl öncesi yazılan kitapları okutuyor ve korkunç olanı o eserleri ilmin zirvesi olarak görüyorlar. Değerli dostlar; tamamlanmış tek bir eser var o da Kur'an-ı Kerim, diğer tüm eserler eksik ve tamamlanmaya muhtaçdır.


İlahi düzeni araştırmakla mükellefiz

Allahtan anca ilim sahipleri korkar” (Fatır Süresi, 28). Bu Ayet bizlere neden Allahın ilmini bilmemiz gerektiğini anlatır. Allahın ilmini bilirsek Allaha daha büyük saygı besler, onun emirlerine uymada daha bilinçli hareket ederiz. Biz eğer Allah her şeyi bilir yoksa Allah çarpar yaklaşımı ile hareket edersek İslamı yobazlaştırır, toplumun bilgiye aç beyinlerinin uzak doğu felsefeleri, hollywood filmleri ve batı kaynaklı hayat görüşleri tarafından doldurulmasına mani olamaz, batıl inançların doğuşuna sebep olur, gençliğimizi ateizim inancına kaybeder, ilahi düzene saygısızlık ve hakaret etmiş oluruz. Bizler Allahın ilmini araştırmakla mükellefiz; Allah her şeyi bilir, sizin aklınız buna ermez yaklaşımı ile bir yüzyıl daha toplumumuzu cehalet içinde bırakamayız. Biz bu yazılarımızla bu sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışıyoruz, biz bu yazılarımızla Allahın sonsuz ilmini gün yüzüne çıkararak Allahın büyüklüğünü size göstermeye, Allahu Teala’ya olan saygınızın artmasını sağlamaya çalışıyoruz. Gelecekte Allahu Tealanın sonsuz ilmin bir parçasıdır, bu ilmin hem bizim idrakımız içinde olan boyutu var hem akıl ve mantığımızın dışında kalan boyutu. Yani geleceğin tasarımı hakkında Allahu Teala bizleri karanlıkta bırakmaz, bizim aklımızın ereceği boyuttan bizlere ipuçları verir, nedir bu ipuçları?


Allahu Teala geleceği nasıll bilir?

Bunun bizim anlayacağımız boyutu var, birde anlayamayacağımız, mantığımızı aşan boyutu. Anlamayacağımız boyutlar bizi ilgilendirmez, biz burada anlayacağımız boyuttan size iki örnek vereceğiz, bunlardan birincisi geleceğimizin önden belirlenmiş olması. Bu boyuta biz senarist-aktör modeli diyoruz. Allahu Teala geleceğimizi biliyor çünkü geleceğimiz bir senaryo olarak bir kitapta yazılı. "Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır" (Hadid Süresi; 22). Hocam hür irade nerede o zaman diyenlere, haklısınız, geleceğimizin birde kendimizin belirlediği boyutu var. Bu boyutta ama Allaha gizemli değil, Allahu Teala'nın geleceğimizi bilmesinin bir diğer yoluda bu boyut. Bu boyuta, kaderimizin kendi elimizde olan boyutuna biz klavye-bilgisayar modeli diyoruz. Her niyet, düşünce ve eyleminiz birer klavye tuşu, ana bilgisayarda levh-i mahfuz. Siz yeryüzünde bir tuşa basarsınız yani bir niyet, söz ve eylem içine girersiniz, bu eylemlerinizde ana bilgisayarda neye programlandıysa, o program bir sonraki gün, ay veya yıllar sonrası o geçmiş eylemlerinizi kader olarak karşınıza getirir. Bugünlerinizde niyetleriniz, söz ve eylemleriniz ile birşey ekiyorsunuz, hayatınızın başka bir döneminde de bunlar hasat olarak size geri dönüyor. Eylem ile sonuç arası bu bağı kuran, her bir eylemin ne tür sonuçları olması gerek bunun bağını kuran, bunun yazılımını yazanda kişilerin bugünki eylemlerinden yarınlarında başlarına neler geleceğini bilir.

1- Gelecek ana hatları ile önden belirlenmiş; senarist-aktör modeli

Evren henüz yaratılmadan her şeyin varlığı ve geleceği levh-i mahfuz denilen bir Kitaba yazılmış. Bu Kitap Allah katında. İyi karakter, kötü karakter, icat edilecek makinalardan giyilecek elbiselere kadar, doğum tarihlerinizden cinsiyetinize, aile üyelerinizden kavminize kadar evrenin ilk varoluş anından kıyametin kopuş anına kadar her şey bu Kitaba dökülmüş. Bu kitapta her sayfa bir günü temsil eder. Her sayfa o gün yaşanılacak olayları ve canlıların o gün elde edecek rızkı içerir. O gün geldiğinde o günün sayfası açılır, Allahu Teala “var ol “ der ve sayfada yazılı olanlar enerji şeklini alır ve sabah namazı vaktinde, güneş doğmadan yeryüzüne iner ve DNA’larınıza, bir uydu alıcısının kendisini güncellemesi gibi hücrelerinize bir yükleme yapılır. O güncelleme yapıldığı anda siz hipnoz altında olurcasına o gün nereye gitmeniz gerekiyorsa, ne giymeniz gerekiyorsa, ne konuşmanız gerekiyorsa, nerede sizin için bir rızık varsa oraya gider yaşamanız gerekeni yaşarsınız. Çoğu zamanda hipnoz altında bir yaşam sürdürdüğünüzü bilirsiniz, bazen kendinize benim ne işim vardı burada, ben neden buraya geldim der ve yaşadıklarınızı hayretle izlersiniz. Sabah namazın şahitli olmasının sebebide bu, sabah namazını kılıp kılmadığınız için değil, o melek o yüklemenin size yapılıp yapılmadığını not etmek için orada bulunur. Özetleyelim; Allahu Teala geleceği bilir çünkü gelecek önden belirlenmiş ve bir kitaba dökülmüş bir senaryo. Buna biz senarist- aktör modeli diyoruz. Senarist Allah, bizlerde aktörüz. Allahu Tealanın bizim anlayacağımız boyutta geleceği bilmesinin bir nedeni bu; senaryoyu yazan senaryonun içeriğini yani kitabın başında ortasında sonunda neler yaşanacağını bilir.


2- Bizler bir işletim sistemi içine yerleştirilmişiz; klavye-bilgisayar modeli

Allahu Teala bizim anlayacağımız iki boyut üzerinden geleceğimizi bilir, birisi kaderimizin önceden belirlenmiş bir senaryo olması ve ikincisi, bizlerin bir işletim sistemin içinde yaşıyor olmamız. Evreni bildiğiniz eşyayı Allahu Teala var etmiş sonrası o eşyaya (hardware) bir yazılım yüklemiş. Bu işletim sistemi üç şey amaçlar, bir; evreni canlandırmak ve harekete geçirmek. iki; yeryüzü ve evrenin farklı parçacıkları arasında bir eylem-sonuç ilişkisi kurmak, örneğin; arılar ile bitki örtüsü arasındaki bağ veya küresel ısınma ile hortumlar arasındaki ilişki. Üç; insanların söz ve eylemleri üzerinden geleceklerini belirlemek. Örneğin; siz yeryüzünde bir eyleme girişirsiniz, o eylem ana bilgisayarda (levh-i mahfuz) neye programlandıysa, levh-i mahfuz bunu bir gün kader olarak karşınıza çıkarır. Eylemleriniz klavyenin tuşlarını simgeler, sonucu ise ana bilgisayar (levh-i mahfuz) belirler. Tatlı dil ve güler yüz, sadaka, cimrilik ve kıskançlık, hastayı ziyaret etmek ve haram yemek gibi her hayır ve şer klavyenin "abcdefgh" tuşları gibi bir tuşu sembolize eder. Siz günlük yaşantınızda hangi tuşa basarsanız, o tuş o işletim sisteminde neye programlandıysa size bir gün, bir hafta veya bir yıl sonra onu yaşatır. O programı yazanda Allah olduğu için, Allahu Teala bugün bastığınız tuşların, yarınlarda başınıza neler getireceğini bilir!

- Hayat bir klavye tuşudur

Hayat bir klavye tuşu, bilgisayar ise levh-i mahfuztur. Siz yeryüzünde klavyenin hangi tuşuna basarsanız o levh-i mahfuzda işleme alınır ve o kitapta sizin bir sonra yaşamanız gereken olaylar lehinize veya aleyhinize değiştirilir. Kaderiniz önden belirlenmiş, ama siz yeryüzündeki yaşantınız ile kaderinizi değiştirebilir, lehinize çevirebilirsiniz. Ergenlik yaşanıza kadar anne ve babanızın yaşantısı sizin geleceğinizi belirler, sonrada klavyenin tuşları, yani kendi kaderiniz bizzat kendi elinize verilir. Not: sizin geleceğinizin klavye tuşları anne ve babanızın elinde olduğu müddet, buna haram ile kirletmemelerine dikkat etmelliler. Haram bir virüs programı gibi sizin klavye-bilgisayar arasındaki bağlantıyı bozar, hayatınızda hep hak etmediğiniz şeyler ile karşılaşırsınız. Kaderinizi kendiniz belirleme olgunluğuna ulaştığınız zamanda, kendiniz buna dikkat etmelisiniz. Özetleyelim; Allahu Teala sizi her saniye içinde bir senaryonun içine atar ve siz orada belirli düşünceler ve eylemler içinde bulunursunuz. Bu düşünce ve eylemlerde evrenin işletim sisteminde bir klavye tuşunu simgeler. Bir bilgisayar programcısı basacağınız her tuşun o bilgisayar programı içinde neleri harekete geçireceğini nasıl önden bilebiliyorsa, Allahu Teala’da bastığınız her tuşun sizin başınıza ne bela veya hayırları getireceğini önden bilir.

- Allahu Teala insana zulmetmez, başımıza ne felaket geliyorsa yanlış klavye tuşlarına basmamızdan gelir

Sayın okurlarımız her saniye içinde bir karar veriyorsunuz ve bu karar doğrultusunda bir tavır takınır, bir eylemde bulunur, aklınızdan bir düşünce geçirirsiniz; bu eylemlerinizin evrende bir şeyleri lehinize veya aleyhinize harekete geçirdiğini lütfen aklınızdan çıkarmayın. Allahu Teala bir Ayetinde; “Allah insanlara zerre kadar zulmetmez, ama insanlar kendi nefislerine zulmediyorlar”, der (Yunus Süresi, 44) veya başka bir Ayetinde; “işte bu, sizin kendi ellerinizle meydana getirdiğiniz bir sonuçtur. Hiç şüphesiz Allah, kullarına hiçbir şekilde zalim biri değildir”, der (Enfal Süresi, 51) veya “başınıza her ne kötülük geldiyse, bu kendi ellerinizin kazandıklarından dolayıdır”, der (Şura Süresi, 30). Bu Ayetler başımıza gelen sıkıntıların kendi kararlarımızdan geldiğini, hayatta yanlış tercihler yani yanlış klavye tuşlarına bastığımızdan dolayı geldiğini anlatır. Başımıza bir kötülük bir bela geliyorsa, herkesi ve her şeyi suçlamanın yerine ilk önce aynaya bakıp kendimizi sorguya alalım.

- Bir işletim programının içinde yaşıyoruz; herşeyi ilmimle kuşattım Ayetlerin anlamı bu!

Allahu Tealanın büyüklüğünü anlamanız için size bir örnek verelim; çin resmi daireleri windows işletim sistemini kullanmaz çünkü windows yazılımı içinde ispiyon yazılım olabileceği, on milyonlarca yazılım parçacıkları arasında ispiyon yazılımları tespit etmenin mümkün olmadığı, dolayısıyla kullanmamanın ulusal güvenlik açısından daha doğru olduğunu savunur. Eğer basit bir bilgisayar işletim sistemi on milyonlarca yazılım parçacığından oluşuyorsa, o zaman her ahlaki veya fıtratsal değeri veya sünnet ve farzı birer klavye tuşu tarafından simgelendiğini ve bunun bir yazılım programı ile denetlendiğini düşünün ve bunu insanlar, cinler, hayvanlar, tabiatı, bütün âlemleri kapsadığını düşünün. Allah’ın büyüklüğünü şimdi daha iyi anlayabiliyormusunuz? Muhteşem değilmi, akıl ve mantık üstü bir olay, işte; “ilmimle her şeyi kuşattım” Ayetlerin anlamı bu. (Mu’min Süresi, 7), (Talak Süresi, 12), (En’Am Süresi, 80).

- Neden peygamberler indi?

Düzen o kadar mükemmelki, herşey birbiri ile bağlantılı var edilmiş. Allah eylem-sonuç ilişkisini kurmuş, hangi tuşun evrende neyi harekete geçirdiğini belirlemiş, tek kalan şey kulları uyarmak olmuş. Uyarı olmazsa, insanlar hangi tuşun neyi harekete geçirdiğini bilmezse, kulları eylemlerinden sorumlu tutmakta olmazdı çünkü. Şu tuşa basarsanız karşınıza şu çıkar gibisine, şöyle bir bedel ödersiniz gibi, bir cihazın kullanım kılavuzu gibi, peygamberler ve kutsal sahifeler birer teknik servis elemanı gibi yeryüzüne indirilmiş. Uyarı yapılmış, artık sorumluluk sizde denilmiş ve kişi eylemleri hakkında sorumlu tutulamay başlanmış

Yazımız alternatif bir görüş değildir

Her olayın bir bilimsel bir de felsefi boyutu olur, bilimsel boyutunda alternatifi olmaz. Felsefi boyutun onlarca farklı alternatif görüşü olur ama bilimsel boyutun değil. Felsefi boyutlar hakkında ciltlerce kitap yazabilirsiniz ama bilimsel boyutun bir doğrusu vardır, ikincisi olmaz. Biz yazılarımızda size felsefe çekmiyoruz, bilimsel boyuta giriyor evrenin bir işletim sistemi ile çalıştığını söylüyoruz. Dolayısıyla ben böyle düşünmüyorum deme şansınız yok. Düzenin çalışması ile ilgili ne zaman sizde farklı bir model ortaya sunarsınız, Ayetlere dayalı bir modelleme ve ne zaman o modelleme gerçeğe bir adım daha yakın olur, o zaman bizim modelleme geçerliliğini kaybeder sizinki yön gösterici olur. O an gelinceye kadar ama, ister beğenin ister beğenmeyin olayın bilimsel boyutu bu. Bunun detaylarını bilmiyor olmamız, tam çözümleyememiş olmamızda bu gerçeği değiştirmez. Örneğin; bilgisayar yazılımlarını çoğumuz anlamayız ama bilgisayarlar bir yazılım programı ile çalışıyor dediğiniz an, bu felsefi değil bu bilimsel bir açıklama olur, o yazılımın içeriği, şekli ve şemalini bilmesenizde. Biz sizlere evrenin bir işletim sistemi ile çalıştığını ve geleceğin bu yazılım programı doğrultusunda belirlendiğini anlatıyoruz, bizler bu işletim sistemin, bu programların içeriği, şekli ve şemalini bilmesekte bu bilimsel bir açıklamadır. Allahu Teala tabii ki bizim akıl ve mantığımızın idrak edemeyecek boyutlarda da geleceği bilir, bunlar ama bizim aklımızın yapısal sınırlarını aşar. Bizi aşan boyutlar hakkında bizim bir yükümlülüğümüz yok. Bizler anca aklımızın kaldırabileceği boyutu idrak eder, anca onun etüdünü yapabilir, anca ondan sorumlu tutuluruz. Bu yazı işte bunu yapar, bu yazı Allahu Tealanın sınırsız kudreti içinden bizlerin anlayabileceği boyutu çıkarır ve sizlerin bilincine sunar. Yazımız alternatif bir görüş sunmaz, yazımız bilimsel bir gerçeği yüzeye çıkarır. Bu yazılar bizim bir hobimiz, bu konuların derinliğine girmek bizi mesleki hedeflerimizden saptırır, biz sadece yön göstericiyiz. Bu konuların ayrıntılarını İslam alimi olan veya olmaya çalışan kardeşlerimizin çözmesini bekliyor, bu işlerin detaylarına onların kafa yormasını daha sağlıklı buluyoruz.